A.Esra YALAZAN



Bookmark and Share

Bütün insanlar yalancıdır


09.12.2012 - Bu Yazı 6013 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Onu size “çıplak” hâliyle gösterebilmenin imkânsızlığıyla kıvranırken, bunu kimseninkine benzemeyen kendi “çaresizliğimle” yapabilme ihtimalinin bile başımı döndürdüğünü, en çok bu mucize için yazıya tutunduğumu söylesem inanır mısınız? Bunu isterdim gerçekten. Hikâyeleri kalp bilgisiyle idrak edebilenler, gerçeğin anlatıldığı anda bozulan, parçalanan hücrelerine rağmen yazı sanatının ışıltılı galerisinde dolaşmayı severler...

Sır, gösterişli cümlelerde, her okunuşta başka bir renge bürünen menevişli tasvirlerde, yazarın göstermekten hoşlandığı ustalığında, bilgiçliğinde değil, insanın mesafelerle, zamanla, mekânla, koşullarla, manayla değişen yolculuğunda gizlidir. Siz de pekâlâ biliyorsunuz. Başkalarına büsbütün trajik görünen bir hayat, onu içeriden kemirerek yaşayan biri için benzersiz bir serüven olabilir. Tersi de geçerlidir elbet. Size sıradan hayat hikâyesini anlatan birini, her gün farklı parçalarla büyük bir yapbozu tamamlayan çocuk hayretiyle dinleyebilirsiniz. Çocuk bakışı hayal gücünün sınırsızlığıyla kuşatılmış masal kahramanlarınınki kadar sonsuzdur. Nereye dönse yüzünü, orayı henüz çürümemiş bir merak dürtüsüyle genişletir. Parmakları vahşi orman kokar, teni eflatun olur, gürültüyle çarpan nabzı tenha bir meyve bahçesi kadar sessizleşir kimi zaman. Acılardan, nedensiz sevinçlerden mavi kuşlar yapıp meleklerine gönderir. Kendi masum dalgınlığında kaybolur. İlk hayranlığın tedirginliğinde henüz keşfetmediği “aşkıyla” kuralsız, kusursuz, ölçüsüz bir ilişki kurar.

Sonra bütün hayaller, çiçek dürbününün ardından görünen alacalı, karmaşık desenli resimler gibi birbirinin içinde erir. Çocuk uydurduğu masalda hakikatini görür. Orada yarattıklarıyla yeniden doğar. Kendi varoluşuna inanmak başkalarına da bunu inandırabilmek için kimsesiz kedilerin, kör bir denizcinin, altın tozlu buğday başaklarının “kahraman” olduğu acayip hikâyeler anlatır.

Dünyayı o çocuk bakışıyla seyreden kocaman adamların, kadınların öncelikli derdi “yazar” olmak değildir. Ömrü boyunca sarp uçurumlardan aşağıya sarkıp kayalara yontulmuş “insan izlerini” görmek, daha doğarken kopan o eksik parçayı bulmak için avuçlarında sıkıca tutarlar kalemlerini. Var olanı anlatmak için değil ifade edilemeyenlerin üstündeki buz çiçeklerini kırıp altındaki renkleri göstermek için yazar onlar.


Gerçek nerede bulunabilir?

Daha önce edebiyat ve okuma üzerine deneme kitaplarıyla okuma hazzının ne olduğunu hatırlatanAlberto Manguel, Türkçede okuduğum ilk romanıyla da beni çarptı. O da uydururken “o çocuklardan” biri oluveriyor. Bütün İnsanlar Yalancıdır esas itibarıyla gerçekle kurgunun sürekli yer değiştirdiği anlatı evreninde, yıllardır benim de üzerine düşündüğüm, bazen yazdığım bir meselenin etrafında dolaşıyor. Yazar bu kitaba dair; “Eğer bir şeyi kurgu dışı olarak anlatmak istersek, yapabileceğimiz tek şey onu yeniden, dakikası dakikasına, saniyesi saniyesine tekrar yaşamaktır” diyor. Yani aslında “Bu mümkün değildir, siz daha onu hikâye etmeye başladığınız anda o çoktan kendi hakikatine kavuşur” demek istiyor.

Manguel, bu kısa romanda farklı anlatıcılar kullanıyor. Evet, sık denenen ama benim sevdiğim bir yöntem. Üstelik o bunu “oyuncu” yazar edasıyla yapmıyor. Muradı, farklı bakışlarla sürekli değişen bir “baş kahramanın” anlaşılması mümkün olmayan gerçeğini yazının imkânlarıyla gösterebilmek. Bir de söylediği gibi “son” sözü yazdıktan sonra eserini kaçınılmaz olarak teslim ettiği okurun, her yeni bakışla onu tekrar yarattığını hatırlatmak.

Romanda gazeteci Terradillos, otuz yıl önce Madrid’de intihar eden gizemli yazar Alejandro Bevilacqua’nın hayatını araştırırken onunla yakın ilişki kurmuş dört kişiyi seçer ve anlatmalarını ister. İlki alter egosu Alberto Manguel’dir. Diğerleri de sevgilisi Andrea, hapishane arkadaşı Domuz ve yayımcısı Gorostiza’dır. Yazarın anlatımındaki ayrıntı zenginliği, basit görünen derinlikli yapısını zekâsıyla gizleyen tavrı ve edebiyat tarihine, gazeteciliğin “kaygan gerçekliğine” dair kışkırtıcı göndermeleri onun bir romancı olarak da kalıcı olacağını söylüyor. İlk bölümde, kitabın kahramanı Manguel, başlangıçta bahsettiğim türden anlatının imkânsızlığından bahsediyordu: “Bevilacqua bana hepsini anlatmıştı, hepsini ki böyle durumlarda çok değildir bu. Kelimelere dökebildiğimiz o yüzeyin altında anlatılmaz olan o derin mi derin ve karanlık bir kütle yatar; akla hayale gelmeyen kör yaratıkların yüzdüğü ışıksız bir okyanus.” Tam da yazının merak ettiğim o gölgeli alanını tarif ediyordu.

Kitabın İngilizce baskısının arkasında “Tamamen yalanlarla yönetilen bir dünyada gerçek nerede bulunabilir” sorusu varmış. Kitap Zamanı için Başak Bingöl’e verdiği röportajda bunun cevabı yoktu ama kitaptan alıntılanan “Beni ilgilendiren yegâne temanın sevda olduğunu hiçbir okurun anlamamış olması tuhaf” cümlesinin fark edilmesine sevinmiş. Diyor ki, “Evet o cümle kitabın çekirdeği. (...) Günahlarımız bile aşktan kaynaklanır, çok az ya da fazla aşktan. Ama yine de, aşk dilin yetişemeyeceği bir yerdedir, tek var olma biçimimizdir.”

İçinde kadın yaşatabilen erkek yazarlar bilir; kadın ruhunun değişkenliğiyle acıtan vahşi sesi tasarlanamaz, taklit edilemez belki sadece “O kadın” olmayı isteyerek ondan yansıyan farklı suretlerine bakabilir yazar. Kitapta intihar eden yazarın sevgilisi Andrea, ölümünün ardından gazeteciye “hayalî hislerin” bile ölüme rağmen diri tutabilen acı tortusunu anlatıyordu: “Kesinkes biliyorum ki, aşk denen şey, fantezimizin inandırıcı bir hayalet yaratırken ya da daha doğrusu karşımızda duran etten kemikten insana nüfuz eden, onun içine yerleşen, gözlerinin arkasında bize baktıran, bizim istediğimiz biçimde onun ellerini hareket ettiren bir hayalet yaratırken kullandığı budalaca bir emin olma hâli. Ve bu emin olma hâline o varlığın neticede aziz biri olduğuna dair kesin kanaate bir başka şey daha eşlik eder... Bir hayal ürünü olsa da onu asla unutamayacağımız, ona asla vefasızlık etmeyeceğimiz ve onun hayatımızın, bizi biz yapan ne varsa hepsinin daima merkezinde olacağından emin olmak...”

Aşkı küçümsemeden edebiyatın, hayatın “merkezine” böyle incelikle, cesaretle yerleştirdiği ve açık yüreklilikle “yazarın yapabileceği tek şey hatalarını affetmektir” diyebildiği için seviyorum ben Alberto Manguel’i. O da biliyor; inançla sarıldığımız hikâyelerimiz inatçı, küstah, kibirli, kırılgan ve tam da böyle oldukları için doğuştan kusurludurlar çünkü.

***


(Bütün İnsanlar Yalancıdır, Alberto Manguel, Yapı Kredi Yayınları, Çev. Saliha Nilüfer)


aesrayalazan@gmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
7.10.2019
'Ötekilerin yolculuğu' ve Ulrich Alexander Boschwitz
9.09.2019
'Son tetikçi' Hitler'in düşündüren portresi ve Haffner
25.08.2019
Diyarbakır Hikâyeleri, kelimeler ve Murat Özyaşar
14.08.2019
‘Ötekilerin Kökeni’, ırkçılık ve Toni Morrison
7.07.2019
İtiraz günlüğü 'Jakop Von Gunten' ve Robert Walser
19.06.2019
Aşkın doğası, Marie Curie, Blanche ve Enquist
10.06.2019
'Çernobil Duası' ve kurgusal gerçekliğin öteki yüzü
4.06.2019
Marcel Proust’un 'gizli' yaşamı ve Edmund White
27.05.2019
'Karanlıktaki Umut' ve Rebecca Solnit
20.05.2019
Cezayir’de bir kitapçının-yayıncının hikayesi: 'Zenginliklerimiz'
13.05.2019
John Berger ile 'Manzaralar'a bakmak
22.4.2019
Zabel Yesayan’la ‘Yıkıntılar Arasında’ dolaşmak
15.4.2019
Devran: İnatçı bir umut ve Selahattin Demirtaş
8.4.2019
Savaş çocuklarının öyküleri: 'Son Tanıklar'
31.3.2019
'Kendiyle Dost Olmak' ve Hikayenin aslı
24.2.2019
Ret yazarlarının hikâyeleri ve Enrique Vila-Matas
11.2.2019
Yazarların takıntıları ve tuhaf alışkanlıkları
21.1.2019
Hermann Hesse'nin 'Ağaçlar'ı ve hafıza
24.12.2018
Steinbeck ve ‘Mektuplarda Bir Yaşam’
17.12.2018
Bir özgürleşme ihtimali olarak aşk ve Zabel Yesayan
26.11.2018
Yazarlarla 'Okuma Üzerine Yakın Okumalar'
12.11.2018
John Berger ve Jean Mohr’la göçmen işçilere bakmak
28.10.2018
Ishiguro'nun 'küçük ve mahrem' keşifleriyle Nobel yolculuğu
22.10.2018
Robert Musil’le ‘Aptallık Üzerine’ düşünmek
16.10.2018
'Şehirde Yürüyen Kadınlar' ve yazının flanözleri
8.10.2018
Patti Smith ‘Adanmışlık’la soruyor: Neden yazarız?
17.9.2018
George Orwell’le ‘Edebiyat Üzerine’
26.8.2018
Gorki’nin Tolstoy anıları ve hafıza
22.8.2018
Herman Hesse’nin ‘Görkemli Dünya’sı ve Yazı
6.8.2018
'Edebiyatın Kısa Tarihi’nde eğlenceli bir yolculuk
30.7.2018
'Denize Gömülenler' ve Umut
23.7.2018
‘Duygular Sözlüğü’nün efsunlu geçitlerinde dolaşmak
16.7.2018
‘Bildiğimiz Dünyanın Sonu’nda kimlikler ve sınırlar
1.7.2018
Patikalar ve Hikayeler üzerine bir keşif
24.6.2018
Skarmeta, Neruda ve Galeano’yla 'Biz Hayır diyoruz'
3.6.2018
Zweig’la Faşizm rüzgarının değiştirdiği Avrupa yolculukları
29.4.2018
Yusuf Atılgan'ın yaktığı romanları
21.6.2015
Ramazan vakit ve sükûnet
7.6.2015
‘Söz’ yasakları Sokrat’ın savunması ve medya
24.5.2015
Ortadoğu’da medeniyet yangınları
3.5.2015
Göçmenlerin bitmeyen trajik yolculuğu
19.4.2015
Sinan Çağı’nın mimarî adabı nasıl değişti?
12.4.2015
Sevdiğimiz romanları ‘sırlarıyla’ anlatan bir kılavuz ve Selim İleri
06.04.2015
Yüzleşmenin ınsanı katmanları
05.04.2015
Refik Halit Karay’ın ‘Memleket Yazıları’yla iyileşmek
23.03.2015
Bahar bayramları ve barışın dili
22.03.2015
‘Kalp Zamanı’nın mektupları: Bachmann-Celan
15.03.2015
Duyguların anatomisi, eksik hayatlar ve Ahmet Altan
08.03.2015
Kadın tabiatının özü ve dilinin tılsımlı sesi
02.03.2015
Medeniyet yangınları ve ‘Körleşme’
22.02.2015
Yürüyüşün mucizevî gücü ve Selma
15.02.2015
Suç, bağışlama ve yüzleşme
08.02.2015
Şehir ve yaşam kültürü kaybolurken
01.02.2015
Yaşlanmak mı sükunet mi?
25.01.2015
Skarmetá’nın kelimeleriyle diktatörlüğe ‘HAYIR’ !
04.01.2015
Stephen Hawking'le zamanda 'sonsuzluğa' yolculuk
28.12.2014
Roboski ve 'İstenmeyen Çocuklar'
21.12.2014
Net ve dikenli bir yazarla uzun bir söyleşi: Marguerite Duras
14.12.2014
Sempozyumda 'Mavi bir kelebek': Didem Madak
07.12.2014
Aşk, tarihi ve sırlarıyla neden hâlâ yasak bölge?
25.11.2014
Ulusal kimlikler nasıl oluşturuldu?
16.11.2014
Yazı yalnızlığı ve Hasan Ali Toptaş
02.11.2014
'Ağaç Diken Adam' ve umut
26.10.2014
Efes ve zamanın tozları
19.10.2014
Nabokov ve yazarların gizli tarihi
05.10.2014
Kelime avcıları ve defterler
28.09.2014
Yersiz yurtsuz Edward Said, Sürgünler, Mülteciler
21.09.2014
Kendini arayan insan ve 3. Mardin Bienali
07.09.2014
Platonov'un muhteşem dünyası
31.08.2014
Bir roman kahramanı olarak Colette
24.08.2014
Yazının acı iklimi
17.08.2014
İnsanı iyileştiren edebiyat
10.08.2014
Zeytin bütün ağaçların ilkidir, ilk aşk, ilk acı gibi
13.04.2014
Sahte ‘Gündüz Güzelleri’ ve Joseph Kessel
26.01.2014
Kötülüğün edebiyattaki zaferi; Doktor Faustus ve Thomas Mann
15.01.2014
Zamanın tozlarına karışan bir yönetmen: Theo Angelopoulos
23.12.2013
Bu roman Gide’in hikayesidir
14.08.2013
Dünyası kayboldu ama şiiri hala yaşıyor
03.08.2013
Aşklarını ‘Tanrılaştıran’ Bir Büyücü: Alma Mahler
18.07.2013
Aşk Coğrafya Tanımaz
02.07.2013
Savaşın Uğultusunda ‘Bölük Pörçük Yaşamlar’
15.06.2013
Karanlıkta ışıldayan bir söz kuyumcusu
08.05.2013
Ahlar Ağacı’nın Dili
25.04.2013
Tam o an, ‘Saatler’ ve ‘Mrs. Dalloway’…
09.12.2012
Bütün insanlar yalancıdır
25.11.2012
‘Yara İzleri’nin gizli hikâyeleri
18.11.2012
Bangır bangır ‘yazı’ çalıyor evde!
11.11.2012
Eskiz defterleri ve John Berger
04.11.2012
‘Ah’lar Ağacı’nın dili
28.10.2012
İskenderiye rüyası
21.10.2012
Sait Faik’le hep yeniden...
15.10.2012
Genç Pessoa’yı gördüm
15.10.2012
Savaşın kıyısında bekleyenler
1 0
anonim 09.12.2012 - 18:16:56
Esra hanım, biz sizin görüşlerinizi mi, başkayazarların görüşlerini mi okuyacağız?
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,54
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive