• 8.02.2017 00:00
  • (1804)

 Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan başlattığı yürüyüş bitti bitecek. Yürüyüş kolu artık İstanbul’da ve yarın geniş kalabalıkların katılması beklenen mitingle 25 günlük eylem yarın sona erecek.

Hepimiz.. yalnız CHP’liler ve yürüyüşe destek verenler değil.. eylemden mutluluk duymayanlar da.. onun kazasız-belâsız nihayete ermesinden mutluluk duyacağız.

Barışçı bir eylem, savaşa sebep olmadan son bulmuş.. sevinilmez mi?

İktidarın dönüştürücü gücü

Eylemin devam ettiği günler boyunca AK Parti sözcülerinden gelen itirazlar yüzünden iktidarın yürüyüşten hoşlanmadığını biliyoruz.

İktidarlar kendilerine yönelik eleştirilerden, hele bir de eyleme dönüşmüşse o itirazlar, evvel eski hoşlanmazlar. İtirazlar haklı, eylemler hukuka uygun bile olsa…

Osmanlı’dan bu yana siyasi tarihimizde değişmeyen görüntü budur zaten: Aslında bizzat kendilerinin sebep olduğu rahatsızlıklar toplum içerisinde huzursuzluklara yol açıp huzursuzluklar sonunda gösterilere dönüştüğünde, devleti yönetenler, her zaman aynı tepkiyi verirler.

Muhalifler iktidar olduğunda, onlar da, vaktiyle karşılarına çıktıkları iktidarlar gibi davranmaktan geri durmazlar.

Cumhuriyet döneminin siyasal tarihine bir de bu gözle bakın; bu tespitimin gerçeği yansıttığını göreceksiniz.

Genelde sürekli muhalefette bulunduğu için iktidarlara tepki verme alışkanlığına sahip bir çizgiyi temsil ediyor AK Parti; o da bugün kurala uyuyor ve muhalif eylemlere sert tavır koyuyor.

AK Parti’nin tavırını anlamakta bu sebepten hiç zorlanmıyorum.

Adalet yürüyüşünden bir kesit..

Zorlandığım, partili olmayan AK Parti destekçilerinin yürüyüşe verdikleri olağanüstü aşırı tepki: CHP’nin geçmişte yaptıklarından hareketle bugünkü eyleme yaklaşmaları.. yürüyüş kolunda yer alan genişçe ittifakın unsurlarına bakıp yol arkadaşları üzerinden eylemi mahkum etmeleri.. elde taşınan üzerinde ‘adalet’ sözcüğü yazılı pankartla belli edilen yürüyüş amacını çok daha başka noktalara çekmeleri.. Kilometrelerce uzanan Türk bayrağına rağmen yürüyüşü ‘milli’ olmamakla suçlayabilmeleri..

Bunu anlamakta zorlanıyorum işte.

Zorlanmamın sebebi, AK Parti’yi doğuran şartların kökenine her inme teşebbüsümde, yollarda birlikte yol alırken benimsenmiş muhalif sesi kulaklarımda her an hissetmemdi.

Yalnızca iktidara ve onu oluşturan partilere değil, onların sahiplendiği sisteme de muhalifti, sonunda AK Parti saflarında buluşan siyasi kadro.

Ona destek verenler de muhalif tavırlarıyla tanınan kalemler ve yorumculardı.

AK Parti, iktidar olduktan hayli zaman sonrasına kadar, o ‘muhalif’ karakterini korumaktaydı.

Tarihin bir noktasında şimdi tanığı olunan değiş-tokuş yaşanmış olmalı.

Şaşırtıyor mu bu durum beni?

Hayır. İktidarın böyle dönüştürücü bir gücü olduğunu biliyorum.

Osmanlı’da.. tek partili dönemde.. sonrasında da..

Demokrat Parti’ye (DP) muhalefetteyken destek vermiş, hatta bir bölümü onun listelerinden milletvekili seçilmeyi kabul etmiş kalemler vardı. Tek parti döneminin muhalifleri…

Bazısının kalemleri o dönemde iktidar sahipleri tarafından kırılmıştı da.

Sonrasını biliyoruz: İktidar DP’yi dönüştürmeye başladığında önce hayal kırıklığı yaşamaya, daha sonra da destek verdikleri çizgiye ters düşmeye başladı o kalemler; bir süre sonra parti çizgisinden kopup eski muhalif tavırlarına taşındılar.

Tevfik Fikret ve çevresinin.. Rıza Tevfik ve arkadaşlarının.. Mehmet Akif ve İslâmcı kalemlerin.. Sultan Abdülhamid dönemindeki sert çıkışlarını hatırlayın.. bir de aynı kişilerin muhalefetteki İttihad ve Terakki’nin ‘iktidar’ olması sonrasında yaşadıkları hayal kırıklıklarını…

Aynısı DP döneminde de yaşanmıştı… Adalet Partisi ve Anavatan Partisi dönemlerinde de…

Tarih bizde sürekli tekerrür eder; günümüz de bu kuralı çiğnemiyor işte.

İktidardaki parti değişsin, yerini şimdinin muhalifleri alsın; o zaman da aynı kısır döngünün kendini hissettireceğine kalıbımı basarım.

Cumhuriyeti kuran kadronun partisi CHP, sonraki iktidar yıllarında, başlangıçta kendisine ölümüne destek çıkmış siyasiler ve siyasetten uzak durmayan kalemlerle hesaplaşmaya başlamış, huzursuzluklarını muhalifliğe kadar vardırmış olanları İstiklal Mahkemeleri’ne havale etmişti.

Değişmez bir kural mı bu? Değiştirilemez mi?

Ne yalan söyleyeyim: Kılıçdaroğlu’nun partili kimliğini geri plana iterek başlattığı ‘adalet’vurgusu hakim yürüyüşünün böyle bir işlevi olabileceğini.. iktidar partisinin kendi muhalif tarihi kökenini hatırlayıp daha sessiz kalacağını.. eylemin muhafazakar kesimden daha geniş bir destekçi bulacağını.. ummuş ve beklemiştim…

Kuralın bu yolla değişeceğini de…

Vuslat bir başka bahara kaldı.

Hele yarınki miting de hayırlısıyla kaşlar gözler yarılmadan bitsin de…