• 12.10.2012 00:00
  • (3011)

 Güneydoğu’da bazı il ve ilçelerde okullara yapılan saldırılar, terör örgütünün son dönemde uyguladığı stratejinin nasıl

bir gözüdönmüşlüğe dayandığını gösteriyor. Küçücük çocukların bulunduğu bir okulu ateşe vermeye çalışmak, hem
de bunu yine çocuk yaşta sayılabilecek eylemcilere yaptırmak iki katlı canavarlıktır.
Örgütün ileri gelenleri Ağustos ayından itibaren verdikleri mesajlarda ‘okul boykotu’na özel vurgu yapıyorlar. Murat
Karayılan, güya anadilde eğitim hakkını savunmak için okulların boykot edilmesi çağrısı yapıyor: “Kürt halkı bu istemini
toplumsal düzeyde ifade etmeli. İfade etmenin bir aracı olarak da okulları boykot etmelidir. Yani çocuklarını
göndermemeli, gençler de okula gitmemelidir. Buna üniversite de dahildir. Varsın bir süre okula gidilmesin”... < span
class="text13">Karayılan’ın ‘ulusal ve toplumsal yaklaşım’ olarak belirttiği bu eylem türü, insanlıktan nasibini almayan
bir zihin dünyasını ortaya koyuyor. Duran Kalkan, tüm Kürtleri askere gitmemeye, memuriyeti bırakmaya ve çocuklarını
okula göndermemeye çağırıyor, “Kürt gençleri, çocukları asimilasyon kurumlarında, Türk okullarında okuyarak kendini
geliştireceği, kurtaracağı hayalinden kendisini kurtarmalı” diyor.
Çocukların hayallerine, arzularına ket vuran, en temel ihtiyaçlarını bile gerçekleştirmesini istemeyen bu karanlık
zihniyet, yaşam değil ölüm üzerine bir kabus senaryosu ortaya koyuyor. Makul ve insani olmayan bu çağrıların
karşılık bulmaması üzerine ise ‘zorlama’ devreye giriyor, terör eylemleriyle halk hizaya getirilmeye çalışılıyor.
 
En trajikomik olanı da, bu boykotun ‘sivil itaatsizlik’ kavramıyla dile getirilmesi... Böyle bir sivil itaatsizlik olur mu? Siz
insanların iradelerine ipotek koyacaksınız, onları tehditle okula göndermeyeceksiniz, içinde çocuklar olan okulları
yakacaksınız, sonra buna da ‘sivil itaatsizlik’ adını vereceksiniz...
 
Karayılan bir de utanmadan, arlanmadan çıkıyor, “Kürtçe dilini Kürdistan’da seçmeli dil yapma tutumu, Kürtçe diline ve
Kürt halkına karşı bir hakarettir. Bizim Kürt olarak bu hakareti kabul etmemiz şerefsizliği kabul etme anlamına
gelecektir” diyerek ön kesiyor, atılan bir adımı boşa çıkarmaya çalışıyor, hatta hızını alamayıp bu hakkı kullanan
insanlara hakaret ediyor.
***
 
Peki seçmeli ders için başvuru yapan onbinlerce Kürt çocuğu, şerefsiz ve haysiyetsiz midir? Yüzbinlerce öğrenciyi
okula gönderen ailelerin Kürtlüğünü sorgulamak, onları aşağılamak sizin haddinize midir? Bir Kürt’ün doğuştan
sahip olduğu bir hakkı kullanmasını engelleyen bu anlayış faşist değil de nedir?
 
atılan demokratik adımlara engel olup onları boşa çıkarmaya çalışacak ve de Kürtlere yapmadık zulüm
bırakmayacaksınız? Bunun adı açıkça sahtekarlıktır...
 
 
Demokratik özerklik için antrenman niteliği taşıyan bu boykot zorlamaları, toplumda bir ayrışma meydana getirmeyi,
bölge insanını bunalım ve kaosa sürüklemeyi amaçlıyor.
PKK hem Kürtler arasında mahalle baskısı ve ikilik oluşturmaya çalışıyor, hem de devlet-millet arasındaki duygusal
bağı kesmeye uğraşıyor. Temel kamu hizmetlerini ve bölge yatırımlarını engelleyerek halkı umutsuzluğa mahkum
etmek ve günlük yaşamı felç etmek, örgütün Kürtlerin hayatını çekilmez kılması için yaptığı hamleler.
 
Bu tür vicdansız eylemlerde bulunan PKK, halkın iradesini yönlendirme kabiliyetini tamamen kaybediyor ve günlük
yaşam normalleştikçe daha fazla hırçınlaşıyor.
 
 
Terör örgütü, kendi ideolojik hakimiyetini tesis etmek için Kürtlere hayatı cehennem etmeyi taktik olarak seçmiştir ve bu
ölüm şebekesinin, Kürt çocuğuna molotof atmaktan çekinmemesi nasıl bir gözüdönmüşlük içine girdiğini göstermesi
açısından ibret vericidir. İnsani yokoluş üzerinden örgütsel varoluşu sağlamaya çalışmak mümkün değildir ve bu tür
vicdansızlıklara sebep olur.