• 28.04.2012 00:00
  • (3642)

 Bugün Türkiye’de “sol siyaset” denince akla gelenler büyük ölçüde “marjinal küçük guruplar”. İnsanlık için “sosyalizm”in tek çıkar yol olduğundan emin olan bu guruplar yer yer otorite karşıtı eylemleriyle akla geliyorlar. Tabii ki aralarında her birinin sosyalizmin yorumuyla ilgili olduğu kadar bu amacın nasıl gerçekleşeceğiyle ilgili olarak da büyük farklar var. Nitekim Türkiye İşçi Partisi’nin 60’lı yıllardaki başarılı çıkışları dışında seçimlere girip de kendini deneyen sol siyasi partilerin aldıkları oyların binli oranlarda kalmış olması da “sol siyaset”in toplum katında bir karşılığı olmadığı düşüncesini yaygınlaştırmıştı.

Tabii bir de toplumda CHP ile özdeşleşmiş bir sol siyaset algısı da var kuşkusuz. Kimileri açısından “sol” deyince akla gelen CHP. Oysa gerçekte CHP’nin “sol” sayılmasının siyasi literatürde hiçbir karşılığı yok.Otoriter bir “laiklik” anlayışını benimseyen, sık sık “çağdaş” ekiyle birlikte kullansa da “milliyetçi” olan, askerin geleneksel vesayetçi yaklaşımını benimseyen, devletçi bir partinin bugün hiçbir siyasi literatürde “sol” sayılması mümkün değil.


Buna rağmen CHP’nin “sol” olarak kabul edilmesi bence CHP’nin kendisi öyle olduğundan dolayı değil Türkiye’deki “muhafazakâr sağ siyaset”in onu öyle görüyor olmasından dolayıdır.
 Cumhuriyet’i kurmuş olan CHP’nin “devlet eliyle” topluma empoze etmek istediği Batılı hayat tarzıyla Müslümanların kendi yaşam tercihleri arasında uyumsuzluk başından beri toplumun çoğunluğu nezdinde CHP’yi matah olmayan bir parti haline getirmişti.

Toplumun muhafazakâr Müslüman çoğunluğu yanı başında CHP’ye benzer biçimde “devlet eliyle”toplumu yukarıdan biçimlemeye çalışan ve üstelik de dine karşı olduğunu bildiği “Sovyetler Birliği”nin yönetim anlayışı ile CHP’ninki arasında paralellikler bulunca CHP’nin “sol” bir parti olarak nitelenmesini de bu kesimler açısından “normal” bir durum haline getirdi.

Oysa Türkiye’nin ne uzak tarihi ve ne de yakın tarihi sosyolojik olarak Batılı anlamda bir “sol” anlayışın gelişmesine izin vermemiştir. Bu ülkede devlete karşı ne büyük köylü isyanları yaşanmış ve ne de kapitalizm kendi mezar kazıcısı olacak proleterlerin ortaya çıkmasına imkân verecek kadar gelişmiş bir kapitalizm olmuştur. Yaşanan isyanların hemen hemen tümü ya din nedeniyle (Aleviler) ya da etnik köken farklılığı nedeniyle (Kürtler), yani “kimlikler” üzerinden olmuştur.

Eğer “sol siyaseti” “bilimsel sosyalizm” gibi bir ideolojik çerçeve içinden değil de mevcut düzene“hayır” diyen ve büyük ölçüde ahlaki bir duruşun siyaseti olarak nitelersek, bu türden hareketlerin bir tek istisnası sanırım “gençlik” hareketleridir. Cumhuriyet’ten önce başlamış ve bütün Cumhuriyet tarihi boyunca devam etmiş “muhalif” hareketlerin hemen hepsi “gençlik” temelli “aydın”hareketleridir.

Bu nedenle de rahmetli Dr. Hikmet Kıvılcımlı“Bu ülkenin dünya siyasi literatürüne armağan ettiği tek kavramı ‘Jön Türklük’tür” diyerek bu duruma işaret etmişti. Dünyanın her yerinde kendini toplumun mağdur kesimleri yerine koyup da mevcut sistemle mücadele edenlere “Jön Türk” dendiğini hatırlatarak bu toplumda başkaldıran bir gençlik geleneğinin varlığına dikkat çekmişti.

Uzatmayayım. Türkiye’de “sol siyaset” hâlâ gençlik hareketleri üzerinden gidiyor. Bugün partileşmiş olsa da varolan “sol siyasetlerin” hemen tümü özünde “gençlik” hareketleridir, içlerindeki kimilerinin yaşlarının hayli ilerlemiş olması ise bu durumu değiştirmez.

Dolayısıyla demem o ki gerçek bir sol siyaset, “mezar kazıcı proleterlerin” oluşmasını sağlayacak bir kapitalizmin gelişmesini beklemektense sisteme hayır diyen bir gençlik ruhuyla diğer bütün mağdurların demokrasi ve özgürlük mücadelelerini üstlenmeye hazır radikal demokrat bir siyaset üretmekten geçiyor.


O nedenle de CHP’yi ya da “gençlik hareketlerini” “sol” diyerek konuşmak bize gerçek bir sol siyasetin henüz bu ülkede olmadığını ve olması gerektiğini unutturmamalı.


[email protected]