• 29.09.2012 00:00
  • (3297)

 “Herkes esnesin” dedi.

Herkes esnemek yerine ona baktı.

Devam etti bunun üzerine, “Önce iyice bir esneyin de tıkalı kulaklarınız açılsın. Yoksa doğru dürüst duymuyorsunuz dinlediğinizi. Ertesi gün gazetelere bakıyorum sersem sepelek şeyleri yazmışsınız, en mühim laflar yok.”

Fırçayı kayan bir arkadaşın eski Demokrat Partili büyük babası.

Biz ise Başbakan’ı canlı yayında NTV’de dinlemek için ekran başına toplaşmış birkaç meslektaş,

Zinhar başka çaremiz yoktu, esneyecektik. Ancak huysuz ve tatlı ihtiyar ona bile şerh düştü: “Bana bakın! Öyle esnerken uçakta sevgilinizle Paris’e giderken kulağınızın tıkandığını düşünmek yok. Deniz kenarına tatile giden virajlı yolu tırmanırken kulak açma hayali kurmak da... Aklınız oralara uçar o zaman da!”

Gayet ciddi bir edayla, büyükbabanın gözünün içine baka baka esnedik. Böylece absürt bir sebeple kulağımızın pasını sildik.

Ve kime sorsan “bitsin artık” denen ama bir türlü bitmeyen memleketteki absürt savaş hususunda Başbakan’ı dinlemeye başladık.

Malum, herkesin en çok merak ettiği mevzu pazar günü Başbakan’ın AKP kongresinde “kaç balkon konuşması gücünde” konuşacağı.

Bilhassa da Kürt meselesiyle ilgili.

Büyükbabanın nasihati sanırım bana faydalı oldu.

Ertesi gün basında öne çıktığını göremedim ama Başbakan “Oslo görüşmelerini sızdıran örgüt değil de görüşmelerin yapıldığı ülke olabilir mi” sorusuna “Araştırmamızdan o değil de tam tersi çıktı. Zaten bu ev sahipliğini yapanlar tarafından sızdırıldığını tesbit ettiğimiz anda onlarla ilgili tavrımız çok farklı olur, oralarda bir daha bu tip toplantıları yapmak mümkün olmaz” karşılığını verdi.

Hükümet bu sızdırma vakasından daha önce de PKK’yı sorumlu tutmuştu ama daha dolaylı bir dille ve ev sahibi ülke ihtimalini de muallâkta bırakarak.

Yanılmıyorsam Başbakan ilk kez “Araştırdık, sızdıran Norveç değil, PKK” dedi açık olarak (bugün Bülent Arınç da konuşmasında “Başbakanımız dün akşam PKK’nın sızdırdığını söyledi” diye bunu vurguladı).

Başbakan o sorudan hemen önce de Oslo sürecinin kesilmesinin sebebini “iletişimde samimiyetsizlik” olarak vurgulayıp buradaki rahatsızlığını şöyle anlatmıştı: “Oslo ile ilgili süreçte burada yapılan görüşmelerin daha sonra belli medya

gruplarına servis edildiğini gördük. Bunu da birileri almış hemen değerlendirme sürecine girmiştir. Yargı medyadan alarak bunu değerlendirme sürecine girmiştir. Biz burada bu samimiyetsizliği, bu servisin yapılmasını doğru bulmadığımız için bu adımı bu şekilde attık.”

Arkasından da “MİT Müsteşarımı gönderen benim, öyleyse beni hesaba çekin” sözlerini yineledi.

Şimdi, MİT Müsteşarı’nı ifadeye çağıran yargı iradesiyle ilgili o günlerde yapılan yorumları, yani açık söylersek o iradenin arkasında “Cemaat” olduğu yorumlarını hatırlayarak madalyonun öbür yüzünde bu hususta ne dendiğine bakalım.

Çok değil birkaç gün önce, Oslo’da yapılan görüşmelere katılan KCK yöneticilerinden Zübeyir Aydar BBC’ye şöyle diyordu: “Sızdıranlar Kürt sorununun diyalog yoluyla çözümünden yana olmayan kişilerdir (...) Cemaat birçok kurumu ele geçirdi ama MİT’i ele geçiremedi. MİT’i kendine göre dizayn edebilmesi için bazılarının suçlu gösterilmesi gerekirdi ve Özel Yetkili Savcılar aracılığıyla onları içeri almak istedi. Eğer hükümet tarafından müdahale edilmemiş olsaydı ifadeye çağırılanlar şimdi içerideydi.”

Evet, yaklaşık bir senedir süren “artık sadece silahlar konuşacak” karanlığından, görüşmelerin yeniden başlamasının gerekliliğini vurgulayan noktaya geldik.

Ölümlerin durması için umut ışığının yandığı bu noktada “samimiyet testi” özel önem taşıyor.

Çünkü Başbakan, sızdırmayı kast ederek örgütte “samimiyet eksikliği” gördükleri için Oslo sürecini bitirdiklerini söylüyor.

Örgüte göre ise sızdırmanın sebebi AKP – Cemaat çatışması kaynaklı.

Bu “samimiyet testi” mutlaka aşılmalı.

Çünkü İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre sadece 2012’nin ilk sekiz ayında asker, korucu, polis, PKK’lı, sivil toplam ölü sayısı bini geçmiş durumda.

Görüşmelerin yeniden başlayamaması, her ay bu tabloya yeni ölüler eklenmesi demek.

Ve daha Başbakan’ın ağzından “görüşme” kelimesi çıktığı anda hemen herkesin heyecanlandığı bir memlekette yaşıyoruz.

Hapisteki mahkûmların eşleriyle 24 saat birarada geçirmesiyle ilgili düzenlemeye bile “Herhalde Apo’yu evlendirecekler” diye bakan MHP’li Oktay Vural misali tipler haricindeki hemen herkesin.

Bu nedenle büyükbabanın bize dediği gibi gençlere “savaş” emri veren herkes şöyle bir “esnesin” önce. Ama esnerken silah ve bomba gürültüsünden tıkanan kulakları açma hayali kurmak yok.

Kulaklar açılsın ki “barış” diye bağıran kahir ekseriyet duyulabilsin.

[email protected]