• 9.07.2012 00:00
  • (4090)

 Bosna-Hersek, Afganistan, Libya, Suriye...

Eskiden sosyal demokratından komünistine, doğrudan doğruya ve yalnızca sol siyasi partilerin sahip çıktığı bir değer kabul edilen enternasyonalizm, Soğuk Savaş bitti biteli herkesin diline dolandı.

Mesela birçok Müslüman 1990’lı yıllarda “Bosna’ya müdahale” isteyip durdu.

Bunlar müdahale edilmesini istedikleri ülkenin adını da özellikle yanlış kullandı.

Bosna-Hersek değil, Bosna dediler.

Yani müdahale edilsin ama sadece Müslümanlara yardım için...

Hersek lafı, Katolik Hırvatların o ülkede en az Müslümanlar kadar varolma hakkı olduğunu gösterdiğinden, bizim basınımızda kendine pek yer bulamadı, hâlâ da bulamıyor nedense.

Sonra Afganistan geldi.

Bu defa anti-komünist, anti-solcu olduğu su götürmez George Bush, Afgan halkının yardımına koştu.

Hoş daha sonra aynı şahıs Irak halkına da yardım etti ya...

O zamanlarda da Batı dünyasında bir enternasyonalizm furyası yaygındı.

Herkes, Afgan halkını, Afgan kadınlarını Taliban zulmünden kurtarmak için yanıp tutuşuyor, ordular yola çıksın istiyordu.

Ben, verilen gazı ciğerlerinin son deliğine kadar doldurmuş, sadece Afganistan’la yetinmeyip, “bütün kadınları Müslüman erkeklerin zulmünden kurtarmak lâzım” diyen Danimarkalı bir erkeğe bile rastladım o yıllarda.

Geçen yıl da enternasyonalist Sarkozy Libya halkının yardımına koştu –ve kurtardı.

Artık Libya’da mükemmel bir demokrasi var herhalde ki, hiç adından bahsetmiyoruz.

Bugün Türkiye’deki Suriye tartışmalarında da ileri demokrasi ateşiyle yanıp tutuşanlar var.

Onlara göre, korkunç bir diktatörlüğün elinde harap olan Suriye halkının yardımına koşmak için Türk ordusunu Şam’a yollamak enternasyonalizm.

Oysa değil...

Enternasyonalizmin sola özgü bir şey olduğunu ve ancak onların enternasyonalist olabileceğini iddia edecek değilim.

Mesela Mavi Marmara gemisine binen Müslümanlar ve Marksistlerin hepsi enternasyonalist bir güdüyle hareket ediyordu.

Enternasyonalizm, kendi inandığı bir doğruya başka uluslar içinde de inananlar ile dayanışmaktır.

Bu dayanışma, o insanların başarı ya da sorunlarını kendi halkına anlatmaktan, onlarla birlikte savaşmaya kadar uzanabilir.

Vurguluyorum:


Onlarla birlikte savaşmaya kadar
.

Bir de savaş adını verdiğimiz bir şey var.

O daha çok devletlerin, zaman zaman kendi halklarının çıkarlarına uygun, zaman zaman da uygun olmayacak şekilde ordularını bir başka ülkeye göndermesiyle yaşanıyor.

Tamamen bir çıkar meselesi.

Enternasyonalizmin en romantik ve bence acı, fakat güzel örneği İspanya İç Savaşı’dır.

Demokrasi ve halk iktidarını savunan bir cepheyi faşist ve gerici askerî bir cephenin saldırısına karşı korumak için sosyalist, sosyal demokrat, komünist ve anarşistler ellerine birer silah alıp İspanya’ya gitmiş, büyükçe bir kısmı orada canını bu uğurda feda etmiştir.

Aynı görüş ve inançları paylaşan yazarlar, politikacılar, gazeteciler, mühendisler ve işçiler İspanya güneşi altında yekvücut olmuştur.

Uğruna savaşılmış düşünceyi doğru bulun ya da bulmayın, insanların bu büyük özverisi karşısında ancak şapka çıkartılır.

Fakat o tarihte Stalin’in bile aklına Kızıl Ordu’yu açıkça oraya gönderip savaşa sokmak gelmemiştir.

Sovyet vatandaşları İspanya’da can vermiştir ama uluslararası tugayların saflarında...

Bugünkü tartışmalara, yani Suriye meselesine dönecek olursak, Türkiye’nin savaşa girmesini arzu edenlerin, Suriye’de İran’ın ve daha da önemlisi Rusya’nın rolünün ne olduğuna, bölgede ve dünyadaki dengelere de değinerek, Türkiye’nin bunda ne gibi bir çıkarı olduğunu izah etmesi zorunludur.

Ordu göndermek isteyenlerin herkesi, Türkiye’nin çıkarlarının bunu zorunlu kıldığına ikna etme zorunluluğu vardır.

Yok, amaç enternasyonalist bir dayanışmaysa, kimse kimsenin elini kolunu tutmuyor, alın silahınızı gidin savaşın.

Ama komşunun çocuğunu kendi adınıza ölüme göndermeye çalışmayın.

tara[email protected]