• 21.12.2014 00:00
  • (2226)

 Epeydir Türkiye’de hak ve özgürlüklerin nasıl engellediğinin, hukukun nasıl ayaklar altına alındığının, özellikle ifade özgürlüğünün nasıl kesintiye uğratıldığının şahidiyiz. Türkiye’de basın özgürlüğü hızla irtifa kaybediyor. Zaman veSamanyolu TV yöneticilerine yönelik en son yapılan gözaltı ve tutuklamalar zincirin –şimdilik– son halkası.

Hatırlanacak olursa, Freedom House’un “Dünyada Basın Özgürlüğü” raporunda Türkiye’nin “kısmen özgür” statüsünden “özgür olmayan” statüsüne düşürülmesi ortalığı karıştırmıştı. Raporda, Gezi direnişinin ardından medya üzerindeki siyasi baskının arttığı, pek çok işten çıkarmanın yaşandığı, özellikle 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarının ardından bu konuda haber yapan gazetecilerin işlerine son verilmesi için baskı uygulandığı vurgulanmıştı.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması’nda Türkiye’yi, 180 ülke içinde 154. sırada göstermesi tesadüf olmasa gerek. Türkiye, hâlâ cezaevindeki tutuklu gazeteci sayısıyla önemli bir rekoru da elinde tutuyor.

Elbette bu gelişmeler sadece günlük siyasetin konusu olmakla sınırlı kalmıyor. Uluslararası Şeffaflık Derneği ve İsveç Konsolosluğu’nun katkılarıyla düzenlenen “Hukuk ve İktisat İlişkisi: Özgürlüğün Toplumsal Refah Boyutu” konferansında toplumların sahip olduğu özgürlüklerle ekonomik büyüme ve refah arasındaki ilişki ele alındı.

Dünyanın 10 ekonomisti arasında gösterilen Massachusetts Institute of Technology (MITİktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Daron Acemoğlu meseleyi iktisatçı gözüyle, Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Gönenç Gürkaynak ise hukukçu gözüyle ortaya koydu. Acemoğlu, hukukun üstünlüğü ve demokrasiden zenginleşmeye bir bağ olduğunu savunurken, Gürkaynak ise hak ve özgürlükler alanının bilinçli bir hukuk politikası ile genişletilmesinin ekonomik büyümeyi ve toplumsal refahı artıracağını, bunun ilk adımının da ifade özgürlüğünün geliştirilmesi olduğunu belirtiyor.

Acemoğlu’nun tespiti şöyle: “Türkiye hep padişahlar devletiydi. Osmanlı da, CHP dönemi de böyleydi, bugün de öyle. Türkiye, padişahlık devletinden ileri gidemedi… Bu sistemle Türkiye gerçek ve sürdürülebilir büyümeyi yakalayamaz.

Acemoğlu, şöyle devam ediyor: “Kapsayıcı kurumların varlığı eşit pazar şartlarının oluşması ve bu şekilde de ekonomi ve teknolojide inovasyonun gerçekleşmesi için ön şarttır. Türkiye’de kapsayıcı ve dışlayıcı kurumların bir karışımı var. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi kurumları hep padişah devletiydi. Bunun kırılmasının tek yolu insan hakları, özgürlük ve şeffaflığın artması ile toplumun daha fazla politikaya katılmasıdır.

Padişahlara değil topluma bakmak gerektiğini konuşmasında pek çok kez vurgulayan Acemoğlu, özgürlüğün yukarıdan değil, aşağıdan gelen bir kavram olduğunu belirtiyor, Thomas Jefferson’ın bu konuda, “Özgürlüğün bedeli sürekli tetikte olmaktır” sözünü hatırlatarak, sürekli tetikte olması gerekenin halk olduğunu kaydediyor.

Gürkaynak da, ekonomik büyümeyle gelir dağılımındaki adalet dengesinin korunmasında bilinçli ve bireysel özgürlük merkezli hukuk politikalarının önemine dikkat çekti. Gürkaynak’ın şu tespitlerini önemsedim: “Özgürlük için özgürlük istemeyeceksen, bari ekmek için özgürlük iste! Türkiye’deki durum şu: Cebime dokunan bir şeyler olmadığı sürece sesimi çıkarmayacağım. Bütün hakların temelinde ifade özgürlüğü var. Talep edilerek sahip çıkılamayan hak aslında mevcut değildir.

Özgürlük talebinin halktan gelmesi elbette önemli. Türkiye gibi otoriterizmin yükseldiği, farklı söz söyleyenin baskılandığı, medyaya tehditlerin giderek arttığı, sokağa çıkma hakkının bastırıldığı bir ortamda bunlar bir hayli zor. Ancak, demokrasiden ve özgürlüklerden uzaklaştıkça büyüme, demokrasi, hukuk, temel hak ve özgürlüklerle ilgili yeni fikirlere ihtiyacımız olduğu çok açık.

[email protected]