Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?


26.4.2017 - Bu Yazı 1286 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Fransa’da sağ parti, kaybetmesi normal koşullarda pek mümkün olmayan bir başkanlık seçimini birinci turda kaybetti. Fransız sağının geleneksel partisi, Sarkozy’nin verdiği yeni adla Cumhuriyetçiler, 2016 sonbaharında düzenledikleri ön seçimin bir bakıma kurbanı oldu. Dört milyon kişinin katıldığı ve ilk kez düzenledikleri bu ön seçimde François Fillon aday olarak seçilmişti. Halbuki bu ön seçimi, aşırı sağın adayı Marine Le Pen tehdidi karşısında sağ ve merkez seçmenlerin oylarını toplama potansiyeli taşıyan Alain Juppé’nin kazanması bekleniyordu. Çok daha sağ bir çizgiyi öne çıkaran, muhafazakâr Katoliklerin desteğini alan Fillon’un sağın adayı olması, birkaç yıl önce siyaset sahnesine gökten zembille inen Emmanuel Macron’un adaylığına beklenmedik bir ivme kazandırdı.

Macron’un 23 Nisan’da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunda, oyların %24’ünü alarak birinci gelmesinin arkasında, bunun gibi birkaç beklenmedik gelişme daha yatıyor. Bunların içinde en önemlisi, sağın adayı olması tescillendikten sonra, Fillon hakkında ortaya atılan ve hakkında soruşturma açılmasıyla biten, eşini ve çocuklarını hiçbir somut iş karşılığı olmadan yıllarca parlamento asistanı olarak gösterip, bir milyon euro civarında olduğu tahmin edilen kamu kaynağını iç etmesi suçlaması oldu. Katı bir sağcı ve muhafazakâr politika hattına yerleşen Fillon, hakkında soruşturma açıldıktan sonra partisinden gelen bütün baskılara rağmen adaylıktan çekilmeyince, hem kendisini hem de partisini göz göre göre hezimete sürükledi. “Hem sağdayım hem soldayım” diyen Emmanuel Macron’a, Marine Le Pen’in seçilmesini engelleyecek en etkili aday bayrağını teslim etti.   

Macron’un üçüncü şansı, Sosyalist Parti’nin düzenlediği ön seçimde, cumhurbaşkanı adayı olmak için başbakanlıktan istifa eden Manuel Walls’ın yerine partinin sol kanadının adayı Benoit Hamon’un birinci gelmesi oldu. Sosyalist Parti’nin solunda yer alan, sol popülizmin adayı, Baş Eğmeyen Fransa hareketinin lideri Jean-Luc Mélenchon’la Hamon’un ittifak yapamaması, solu iyice böldü. Bu durumda sol seçmenin önemli bir kısmı, 2002’de olduğu gibi, ikinci turda sağ ve aşırı sağ arasında bir daha seçim yapmak zorunda kalmamak için oyunu “faydalı” kullanmayı tercih edip, Macron’a vereceğini ilan etti. Bu da, Macron’a Sosyalist Parti’nin içini boşaltma fırsatı yarattı. 

Sol seçmenin diğer bölümü ise Mélenchon’a yöneldi. Mélenchon oyların %19,6’sını alarak sağın adayı ile neredeyse başabaş gelirken, Marine Le Pen’e yönelmeye eğilimli tepki oylarının bir kısmını kendine çekip, birinci gelmesini muhtemelen önledi. Buna karşılık iki zıt yönde seçmenleri hortumlanan iktidardaki Sosyalist Parti’nin adayı ise, bu partinin 1965’ten beri aldığı en kötü oy oranıyla, %6,3’le yarışı beşinci sırada bitirdi. Sosyalist Partisi zaten bir tür kendi intiharını organize ederek, bakan ve milletvekillerinin önemli bir kısmı kendi adayları yerine Macron’u destekleyeceklerini ilan ederken, partinin sol eğilimli seçmenlerinin de yüzlerini Mélenchon’a dönmesine yol açmıştı. 

Fransa’da cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesine başlandığı 1965’ten beri ilk kez, seçimin ikinci turuna ne sağ ne de sol partiden bir aday kalmış durumda. Bu da Fransa’da egemen siyasal yapının çökmesi demek. 2014’te maliye bakanı olarak atanınca ilk kez siyaset sahnesinde görünen, 1977 doğumlu ve bugüne kadar hiçbir seçime girmemiş, parti üyesi olmadan bakan olmuş Emmanuel Macron’un büyük ihtimalle 7 Mayıs’ta cumhurbaşkanı seçilecek olması, Fransa siyasal alanının içine girdiği büyük türbülansın somut bir göstergesi.

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalan iki adayın programları taban tabana zıt olmakla birlikte, aralarında ortak bir yön var. İki aday da kendilerini ne sağda ne solda tanımlıyorlar. Aşırı sağın geleneksel tavrı olan, bütün “düzen partilerine” karşı olma pozisyonunu sürdüren Marine Le Pen kendi çizgisini, “ne sağda ne solda, halkın yanında yurtsever” olarak tanımlıyor. Önce en elit kamu memuriyetlerinden biri olan maliye müfettişliğiyle başlayıp, sonra finans dünyasında parlayıp (Rothschild Bankası), ardından maliye bakanlığı koltuğunda oturarak, egemen düzenin merkezinden gelen Macron da, siyasi çizgisini “hem sağda hem solda olan bir demokrat” olarak tarif ediyor.  

İlginç olan, 2017 cumhurbaşkanlığı ön seçimlerinde ve seçimin birinci turunda yıllardır siyasetin içinde olan bütün eski sol ve sağ başbakanlar tasfiye olurken, egemen düzenin mükemmel bir prototipi olan Macron’un aradan sıyrılıp, öne çıkmış olması. Bunda, yukarıda sayılan birden çok şans faktörünün yanında, Macron’un son derece iyi hesaplanmış bir adaylık stratejisini 2015 ortasından itibaren adım adım kurup, yürütmüş olmasının da elbette payı var. Bu strateji, üyesi olduğu hükümetten seçimlere sekiz ay kala ayrılıp, hem Hollande’ın en yakınında bulunmuş olup, hem de beş yıllık Hollande politikasına karşı oluşmuş büyük memnuniyetsizliğin hedefi olmaktan kurtulma becerisine dayanıyor. İnteraktif elektronik iletişimi son derece iyi kullanarak, yenilik, hareket ve değişim sözcüklerini sürekli tekrarlamanın da bu başarıda payı var. Kurduğu harekete seçtiği isim de, adı ve soyadının ilk harflerine vurgu yapmanın yanında (“En Marche!”), hareket halinde olmayı simgeliyor. İleriye mi geriye mi, sağa mı sola mı gidileceği belirtilmeden, yürümeye başlamak, hareket etmek! Macron’un önerdiği siyasal geleceği gerçekten iyi tarif ediyor.

Adaylar arasında AB’nin bugünkü durumuna, neoliberal küreselleşmenin yarattığı sosyal baskı ve gerilemeleri düzen içinde çözülebilecek sorunlar olarak ele alan, ekolojik sorunları çok fazla dert etmeyen, buna karşılık kültür ve kimlikler alanında ilerici politikaları savunan bu siyasal çizgiyi, neoliberal ilericilik olarak tanımlayabiliriz. Nancy Fraser’in Clinton çifti için kullandığı bu terim, Macron’un siyasal profilini çok iyi tarif ediyor. Daha da ilginci, Fraser’in Donald Trump için kullandığı reaksiyoner popülizm tanımı da Marine Le Pen’in üzerine ısmarlama elbise gibi tam oturuyor. ABD seçimlerinden birkaç ay sonra Fransa’da da benzer bir kutuplaşmanın ortaya çıkması düşündürücü. Sonucunun ABD’deki gibi olmama ihtimali yüksek ama unutmayalım ki ABD’de seçim Fransa’daki gibi genel oya doğrudan dayalı olsaydı, seçimi Clinton iki buçuk milyon oy farkıyla kazanmış olacaktı. 

İkinci turda sağ ve solun önemli kısmının desteğini arkasına alıyor olsa da, Macron’un %80-%20 gibi ezici bir farkla değil, %60-65 arasında bir oy oranıyla seçilecek olması kuvvetli bir ihtimal. Hatta seçilmesi nasıl olsa kesin deyip, birbirine zıt nedenlerle eli Macron’a oy vermeye gitmeyen sağ ve sol seçmen oranının yüksek olması ve bu durumda Marine Le Pen’in %50’ye yaklaşacak olmasından korkmak da mümkün. Fransa’da küçük bir ihtimalle de olsa 7 Mayıs’ta Trump türü bir sürprizle karşılaşılabileceğini dile getirenler de var.

Macron, hem sağda hem solda olduğunu iddia ettiği, merkez siyaseti önerisinin içini uzun zaman boş tutmaya özen gösterdi. Programını seçime bir buçuk ay kala açıkladı. Ortaya çıkan, Blair’in veya Schröder’in sosyal-liberal politikalarının, 2008 krizi sonrası güncellenmiş bir versiyonuydu. Ama Macron, Blair gibi, bunu bir siyasal tartışma konusu yapmak yerine, sorunları siyasetsizleştirerek teknik sorunlara dönüştürmek taktiğini izledi. Bu da en çok Avrupa Birliği teknokratlarının ve piyasa aktörlerinin hoşuna gidiyor. İdeolojilerin son bulduğunu iddia eden idelojinin yeni sürümü bir bakıma Macron ve kurduğu siyasal hareket. Avrupa konvansiyonel ilericiliğinin, merkez sağ ve merkez solun üzerinde birleştiği, burjuva devrimleri kazanımlarının sınırını çizdiği egemen konsensüsü temsil ediyor.

Emmanuel Macron, zaman zaman, kolonyalizmin insanlığa karşı suç olduğu, Fransız kültürü diye özgül bir kültür olmadığı veya eşcinsel evliliğin yasallaşmasıyla buna karşı çıkanların aşağılandığı gibi beklenmedik ve destekçilerini kontrpiyede bırakan çıkışlarla duruşunu özgünleştirmeye ve biraz renk katmaya çalışsa da, sağın ve solun ağır toplarının desteklerini aldıkça, polemik yaratacak her türlü öneriyi rafa kaldırmakta gecikmedi. 23 Nisan gecesi, iki hafta sonra cumhurbaşkanı seçilme ihtimali artık çok yüksek olan bir aday olarak yaptığı konuşmada, dişe dokunur hiçbir şey söylememeye, somut hiçbir öneri getirmemeye özen gösterirken, temsil ettiği siyasetin görünüşte pragmatik niteliği kadar, siyaseti siyasetsizleştirerek yönetme arzusunu simgeliyordu.

7 Mayıs’ta Fransa’da sandıktan hiçbir yere yönelmeden yürümeyi vaat eden, ilerici neoliberalizmin yeni temsilcisinin çıkma ihtimali yüksek. Bu başarıyı ne aşırı sağın iktidara gelmesi korkusu içinde sağın ve solun ehveni şerde birleşmesiyle ne de Macron’un cüreti, pragmatizmi ve şansıyla açıklamak yeterli olacaktır. Bu başarı, aynı zamanda, hızla serpilip gelişen yeni makbul yönetici kuşağının kendi siyasal kodları, örgütlenmesi ve ideolojisi içine avdetidir. Elitler ve kenarda kalmış halk kutuplaşmasının yumuşamasının değil, derinleşmesinin habercisidir.

BİRİKİM

.

Facebook Yorumları

Emlak8
1.04.2020
Coronavirüs Bazı Ezberleri Bozarken...
4.02.2020
Komplo Anlatısının Dayanılmaz Hafifliği
12.12.2019
Yerli ve Milli Nomenklatura
28.11.2019
Bolivya’da Özeleştiri Zamanı: “Evo Olmazsa Her Şeyin Çökeceğine İnanıyorduk!”
1.11.2019
“Yeter Artık!” İsyanları
27.09.2019
Kadınkırım
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
11.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
29.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive