Ahmet İnsel



Bookmark and Share

Yerli ve Milli Nomenklatura


12.12.2019 - Bu Yazı 330 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İktidarın ayrıcalıklı bir sınıf veya zümreye dayanması veya iktidarın kendine dayanak sağlayacak bir ayrıcalıklı sınıf veya zümre yaratması modern dünyaya özgü değil. Modern öncesi toplumlarda sınıf farkına dayalı ayrıcalıkların bir kesime (aristokrasi, hanedan, ruhban sınıfı, vs…) tanınması açık kuraldı. Modern zamanların bir ürünü olan eşitlik ilkesinin siyasal alanda güçlü biçimde boy göstermesiyle, sınıf veya zümre ayrıcalıkları ortadan kalkmadı ama açık biçimde var olan, doğal meşru addedilen ayrıcalıklar olmaktan çıktılar. Zümre ayrıcalıklarının siyasal güç tarafından yerleştirilmesinin ve kalıcılaştırılmasının mümkün olmaması, içinde bulunduğumuz çağda demokrasinin en çok dile getirilen, sahiplenilen ilkelerinden biri oldu. Oldu ama bu ilkeyi savunanların bir kısmı iktidarda bulundukları sürede bunun tam tersine yönde bir ayrıcalıklı zümre yaratmaktan geri kalmadılar.

Varlık nedenini sadece iktidarı açık biçimde elinde tutmaktan alan ayrıcalıklı zümre yaratma konusunda 20. yüzyılda Sovyetler Birliği deneyimi en ileri aşamayı temsil etti. Nomenklatura olarak tanımlanan bu ayrıcalıklı zümrenin kuruluşu, Bolşevik devriminin ilk yıllarına gider. Çin’de de komünist parti iktidarında oluşan ayrıcalıklı zümre için kullanılan tabir, kızıl prenslerdir. Batı toplumlarında da elbette ayrıcalıklı bir zümre vardır. Çoğunlukla “establishment” olarak betimlenen bu zümre, yönetici sınıfa yön veren elitleri kapsar ve bunların bir kısmı ayrıcalıklı konumlarını mülkiyetine sahip oldukları iktisadi güçten, diğer kısmı ise elit okullarında eğitim almış olmaktan alırlar. “Establishment”ten farklı olarak, Sovyetler Birliği’nde nomenklatura, parti devleti elitini ifade eder ve bu nomenklaturanın elinde partinin sahip olduğu güç dışında başka hiçbir güç yoktur. 

Bugün Türkiye’de Batılı anlamda “establishment”dan ziyade, Sovyetler Birliği’ndekine daha çok benzeyen ama oradaki gibi resmi bir konuma sahip olmayan yerli ve milli bir nomenklatura var. AKP parti-devleti ve Erdoğanizm’in hükmü altında yerleşen bu yerli ve milli nomenklaturanın somut tezahürlerini ele almadan önce, nomenklatura kavramı üzerinde biraz durmakta yarar var. 

Latince’de nomencalotura isim listesi demektir. İlk kullanıldığında askerlerin yoklamada ismen çağrılmasını tarif edermiş. Mihail Bulgakov N.E.P döneminin sonunu tasvir ettiği Usta ile Margarita’da hak eden/layık yoldaşlar listesinden bahseder ki, işte bu nomenklaturadır. Nomenklatura Sovyetler Birliği’nde N.E.P.’ten önce, 1918’de ortaya çıktı. Bolşevik devrimi sonrasında, yurttaşların sosyal kökenlerine ve Sovyet iktidarına karşı takındıkları tavra göre puanlanması nomenklaturanın temellerini attı. Sosyal kökenlerine göre insanları “sağlıklı, şüpheli, kulak, burjuva, büyük burjuva, sömürücü ve parazit” olarak tanımlamakla işe başlandı. Bu konuma göre herkese puan verilirken, diğer taraftan iktidardaki Bolşevik Partisi’ne bağlılık için de ayrıca puan verilmeye başlandı. Bu puanların toplamı bir barem oluşturuyordu. Baremde yükseldikçe sahip olunan haklar artıyordu.

1905’te Bolşevik Partisi’ne katılmış “eski Bolşevikler”den, Kasım 1918’de Kızıl Ordu Doğu Cephesi Çeka’sının (Bolşeviklerin ilk istihbarat teşkilatı) başında olan Martin İvanoviç Latsis (asıl adı Janis Sudraks) o tarihte Kızıl Terör’ü şöyle tarif ediyordu: 

“Olağanüstü komisyon, araştırma komisyonu veya mahkeme değildir. İç savaşın iç cephesinde yer alan bir mücadele aygıtıdır. Düşmanı yargılamaz, vurur. Biz kişilere yönelik bir savaş yürütmüyoruz. Burjuvaziyi sınıf olarak yok ediyoruz. Araştırmanızda sanığın Sovyet iktidarına karşı sözde ve eylemde yaptıklarının kanıtlarını, evrakını aramayın. Ona sormanız gereken ilk soru, hangi sınıfa ait olduğu, kökeni, eğitim durumu ve mesleğidir. Bu sorular onun kaderini belirleyecektir. Kızıl terörün özü ve anlamı işte budur.”

Sosyal sermaye açısından yoksul olan işçi sınıfını güçlendirmek amacı taşıyan bir eşitlikçilikten ilham alan bu barem sistemi, eleştirel komünist Milovan Cilas’ın Yugoslavya’da hapisteyken ABD’de 1957’de yayımlanan kitabında tespit ettiği gibi bir “yeni sınıf” üretmişti. O zamana kadar sosyal sınıf ve zümreler siyasal partileri üretirlerken, bu kez siyasal parti bir yönetici/egemen sınıf yaratmıştı. 

Kendisi de bir nomenklatura üyesi olan Sovyet diplomatı Mikhail Voslenski’nin Almanya’ya iltica etmeden birkaç yıl önce, 1970’de samizdat olarak yayımladığı Nomenklatura: SSCB’nin Ayrıcalıkları adlı kitabının daha sonra Batı’da yayımlanmasıyla bu kelimenin kullanımı yaygınlaştı. Başlangıçta nomenklatura, atama yetkisi komünist partisi merkez komitesinde olan mevkileri ifade ederken, daha sonra bu mevkilere atanmışları ve bu konumları nedeniyle rejimin öngördüğü ayrıcalıklılardan yararlanan komünist partisi üyesi zümreyi ifade etmeye başladı. SSCB’de nüfusun yüzde bir buçuğuna, belki daha azına tekabül eden bu yeni sınıfın ayrıcalıkları göreli yüksek ücret, özel lokanta, kaliteli konut, kendilerine tahsis edilmiş otomobil, ayrıcalıklı sağlık hizmeti, seyahat kolaylığı, vs… idi.

Bütün bu ayrıcalıklar 1970’lerde Batı toplumlarındaki orta-üst sınıfın refah seviyesinden daha yüksek bir refah sağlamıyordu ama SSCB’de ortalama halkın yaşam seviyesiyle aradaki fark çok büyüktü. Aynı durum komünist parti diktatörlüğünün yürürlükte olduğu diğer ülkelerde de aşağı yukarı benzer biçimde geçerliydi.

Bu nomenklatura düzeni ömür boyu devam edecek bir ayrıcalık anlamına gelmezdi. Partiye bağlılığın azaldığının ortaya çıkması veya bundan şüphelenilmesi durumunda sahip olunan ayrıcalıklar hemen elden alınırdı. Kızıl Terör’ü Kasım 1918’de tarif eden Latsis, 1937’de “Letonya operasyonu” çerçevesinde NKVD (Çeka’nın halefi) tarafından tutuklandı ve kurşuna dizildi. Artık nomenklaturanın zirvesi Latsis’in sadakatinden şüphe eder olmuştu. Bolşevik devrimi öncesinde partiye girmiş eski tüfek komünist binlerce nomenklatura üyesinin başına Stalin döneminde aynı şey geldi. Stalin sonrasında ise gözden düşen nomenklatura üyesinin öldürülmesine son verildi ama bir sosyal lanetli olarak yaşamaya mahkûm oldular.   

Nomenklaturanın üyeleri,1990’larda komünist rejimlerin çöktüğü ülkelerin çoğunda hızla kendilerini yeni duruma uydurup, özelleştirmeleri yağmalayıp, piyasa ekonomisi toplumunun yeni zengin sınıfına dönüştü. Bugün Rusya’da, eski SSCB’nin diğer ülkelerinde ve Doğu blokunda yer almış ülkelerde “oligark” olarak tanımlanan kişilerin büyük çoğunluğu eski nomenklaturanın özelleştirme yağmasında yükünü tutmuş üyeleridir. Bunların bir kısmı, 2000’lerde Rusya’da Putin’in iktidarına ayak bağı veya rakip olmaya kalkınca kendilerini ya hapiste buldu ya da yurtdışına kaçtılar. Makbul oligarklar ise Putin’in dikey iktidarının sacayaklarından birini oluşturmaya devam ediyor.

Türkiye’de de ayrıcalıklı zümre Cumhuriyet dönemi boyunca var oldu. İktidardaki güç eliyle burjuva yetiştirme girişiminin aferistlerinin, gayrımüslimlerin mallarının başına çöreklenerek zengin olanların yanında, bir devlet erkânı zümresi de vardı. İktidarların yandaş işadamları hep oldu. Ana akım medya olarak tanımlanan basın-yayın kuruluşları iktidarın dümen suyundan gitmeye dikkat ettiler. Ama 2010’lara gelene kadar, kısa süren askeri dikta dönemleri haricinde, tek parti dönemi sonrasında ayrıcalıklı zümre üzerinde iktidar tekeli kurulmadı. İktidar seçimler, parlamentodaki ittifak değişmeleri gibi nedenlerle göreli sık el değiştirdiği için, her iktidar odağının bir anlamda kendi ayrıcalıklı zümresi vardı. Bu ayrıcalıklı zümreler arasındaki rekabet aynı zamanda ayrıcalıkların tamamen denetim dışı kalmasını, alıp başını gitmesini bir nebze engelliyordu. Yassıada davalarında sanıklara yöneltilen yolsuzluk suçlamalarının cılızlığını ve bazılarının komikliğini (örneğin Celal Bayar’a açılan Köpek davası), Demirel’in başını ağrıtan yeğeni Yahya Demirel’e açılan hayali ihracat davalarının boyutunu, Özal’ın prenslerinden İsmail Özdağlar’ın rüşvet alma suçundan bakanlıktan cezaevine gitmesini hatırlayınca, o dönemde ayrıcalıklı zümreyi bir nomenklatura olarak tanımlamak pek mümkün olmuyor.  

Bugün Erdoğanizm olarak tanımlanan yönetim biçiminde, ayrıcalıklı zümrenin konumu daha çok gayrı resmi bir nomenklaturaya benziyor. Sarayın belirlediği makbul iş insanları, sanatçı, öğretim üyesi, gazeteci, vs… listesine girmenin yolu Erdoğanizm’e tam bağlılık. Sınıf, aile kökeni gibi özelliklerin değil, biraz eğitimin (İmam-Hatip ve İlahiyat kökenli olmak bir üstünlük) ve hepsinden çok Erdoğanizm’e sadakatin ve onun uygun gördüklerine itirazsız itaatin derecelendirildiği bir fiili barem söz konusu. 

Çiğdem Toker’in Kamu İhalelerinde Olağan İşler kitabı (Tekin Yayınları) bu yerli ve milli nomenklaturanın iş dünyası cephesini gözler önüne seriyor. 2013-2019 arasında doğrudan pazarlık yöntemiyle 21/b’ye göre ihalesi yapılmış kamu işlerini alan 19 işletmenin dökümü bu yerli ve milli oligarkların iş dünyasındaki listesi bir bakıma. Son yedi yılda 50 milyar TL’ye yakın bir yekûn oluşturan, pazarlık usulüyle doğrudan yapılmış 361 ihalede aslan payı on milyar lira ile Kolin’in. Onu sırasıyla REC, Kalyon, Cengiz, Makyol izliyor.

Erdoğanizm’in nomenklatura listesi SSCB’de olduğu gibi tek boyutlu değil. Farklı konumlarda farklı ayrıcalıklı hak sahipleri listeleri var. Örneğin cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanlar, milletvekilleri, bütün yüksek yargı üyelerine ve bunların yakın akrabalarına ömür boyu “ayrıcalıklı sağlık hizmeti” verilmesini öngören kanun tipik bir nomenklatura örneği. Bu ayrıcalıklı zümrenin, milletvekillerinin arabalarına acil geçiş üstünlüğü tanınması girişimi de, SSCB’de nomenklaturanın perdeleri indirilmiş Gaz Volga ve hiyerarşinin en üstünün kullandığı ZIL marka siyah otomobiller gibi ayrıcalığa sahip olma arzularının yerli bir tezahürü. Kâğıt üzerinde çok partili rejim yürürlükte olduğu için, sadece iktidar partisi milletvekillerinin arabalarına geçiş üstünlüğü verilsin demeye daha dilleri varmıyor. 

Pelikan grubu olarak adlandırılan çevre Erdoğanizm’in bugünkü nomenklaturasında üst sıralarda yer alıyor. Gözden düşen Gülen cemaati üyeleri bir numaralı iç düşman olurken, onun yerine başka makbul cemaatler geçiyor. Erdoğanizm’in nomenklaturasının zirvesinde artık “Saray” var. Doğrudan saraydan yönetilen özel ve kamu medya kuruluşlarının sahipleri, yöneticileri de bu nomenklaturanın önemli bir parçası. Toplumda gerçekle ilişkisi pek zayıf olan bir baskın algı oluşturulması politikasının vurucu güçleri…

Nomenklatura üyesinin elde ettiği ayrıcalıklar, o kişi gözden düştüğünde birdenbire onun suç hanesinde yer almaya başlar. Tayyip Erdoğan’ın, kendisinin onayıyla tahsis edilen ve muhtemelen bilgisi dâhilinde mülkiyet devri de yapılan “kupon arazi” niteliğindeki kamu malını, şimdi gözden düşenlerin elinden geri alırken, Şehir Üniversitesi konusunda olduğu gibi, dolandırıcılık yaptıkları suçlamasını dile getirmesi, Putin’in gözden düşen oligarklara gösterdiği tavra benziyor. 

Bu yerli ve milli nomenklatura da, SSCB’de olduğu gibi, gücünün gerçek sahibi değildir. SSCB’de bunun sahibi Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi’nin Orgburo’su (politbüronun sürekli sekretaryası) idi. Erdoğanizm’in farkı, bu yetkinin kişilerden bağımsız bir güce sahip bir teşkilatta değil, bir kişide toplanmış olmasıdır. Günümüz Türkiyesi’nde yürürlükte olan rejim bir otokrasidir ve bu nedenle yerli ve milli nomenklaturanın bir partiye veya bir kuruma değil, esas olarak bir kişiye sadakati aranıyor. Kurumları dağıtarak, içlerini boşaltarak kendinde güç temerküzü sağlayan Erdoğanizm’in aynı zamanda en zayıf yönü bu değil midir?

birikim

.

Facebook Yorumları

Emlak8
12.12.2019
Yerli ve Milli Nomenklatura
28.11.2019
Bolivya’da Özeleştiri Zamanı: “Evo Olmazsa Her Şeyin Çökeceğine İnanıyorduk!”
1.11.2019
“Yeter Artık!” İsyanları
27.09.2019
Kadınkırım
16.07.2019
Çin Devletinin
4.07.2019
Tökezledi Ama Halen Ayakta…
11.06.2019
Diktatörlerin Servetleri
29.05.2019
Atın Üsküdar’ı Geçmemesi İçin
11.4.2019
Erdoğanizm Rubicon’u Geçiyor mu?
30.3.2019
31 Mart’ta Oy Vermemenin Anlamı
6.2.2019
“Saldırgan Kimlikler” ve Çoğunlukçu Müslüman-Türklük
13.12.2018
Seçimli Otokrasilerde Seçimler Tuzak mıdır?
6.12.2018
Sarı Yelekle İfade Edilen Hınç ve Öfke
22.11.2018
Milliyetçilik Yurtseverliğe İhanet midir?
7.11.2018
Popülizm Demek Yeterli mi?
30.10.2018
Büyük Gözaltında İlerlerken
24.10.2018
Doğru ve Yanlışın Önemsizleşmesi
13.10.2018
İsrail’de ulus-devlet temel yasası
10.9.2018
Cumhuriyet Gazetesinden Ayrılmama İlişkin Kısa Bilgi
5.9.2018
Hınç politikaları ve nihilizm
2.9.2018
Bir otokrat prototipi
30.8.2018
Trump'tan Önce Berlusconi Vardı
26.8.2018
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
22.8.2018
Trump ve yeni otoriterizm
15.8.2018
Büyük kriz gözüktü
12.8.2018
İş Allah’a kalınca....
8.8.2018
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
5.8.2018
Yeni-patrimonyalizm üzerine
15.7.2018
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
11.7.2018
Erdoğanizm Türkiyesi
8.7.2018
Post-komünist otoriter kapitalizm
4.7.2018
Otoriter kapitalizmin geleceği
1.7.2018
Erdoğanizm ve İki Türkiye
30.6.2018
Kindar nesil böyle yetiştirilir
27.6.2018
Durum budur…
24.6.2018
Yarın ve ötesi
22.6.2018
Bu Badireden Sükûnetle, Demokratik Yollarla Kurtulmak…
20.6.2018
Paçalardan akan ne?
17.6.2018
Kibrin otokrat hali
13.6.2018
Siyasette yalan ve yanlış
6.6.2018
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
3.6.2018
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
30.5.2018
Dindaş/ırktaş demokrasisi
27.5.2018
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
23.5.2018
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
20.5.2018
HDP’nin alacağı oyun önemi
16.5.2018
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
13.5.2018
Enkaza işaret etmek yeterli değil
9.5.2018
Diktatörler seçimle gider mi?
6.5.2018
HDP kilit parti olabilir
1.5.2018
Seçim öncesi 1 Mayıs
25.4.2018
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
22.4.2018
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
18.4.2018
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
16.4.2018
Trump’ın kuyruğundaki Macron
14.4.2018
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
11.4.2018
Satranççıya karşı tavlacı
8.4.2018
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
4.4.2018
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
1.4.2018
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
28.3.2018
Irkçılığı besleyen yalan haberler
25.3.2018
Kürt halkının başına gelenler
24.3.2018
Rusya'da Boykot da Kaybetti
22.3.2018
Putin kazandı boykot kaybetti
19.3.2018
Düşük katılım oranı iktidarları yıpratmaz
13.3.2018
Yerli ve milli haset patlaması
11.3.2018
Muktedirler iktidarı kaybetmekten çok korkunca
7.3.2018
Faili meçhul suç şüphelisi!
25.2.2018
Seçim güvenliğini yitirmek
23.2.2018
“Devlet Benim”den “Ben Devletim”e!
21.2.2018
Hasetten beslenen kin
18.2.2018
Mısır’da El Sisi, Türkiye’de Erdoğan
13.2.2018
Eşitsizlikler dünyası
11.2.2018
‘Türk halkında savaşa karşı bir hissiyat vardır’!
4.2.2018
Seçimli otokrasiler
31.1.2018
İsrail gibi olmak?
28.1.2018
Savaş ve medeniyet kaybı
21.1.2018
Üç seçim türü karmaşası
17.1.2018
Tiranlık üzerine
14.1.2018
AYM kararı ve istibdat idaresi
11.1.2018
“Ah, Sersemler! Bir Bilseler…”
10.1.2018
Anlamak İstenmeyen durum berrak
7.1.2018
Diktatörlük el kitabı
24.12.2017
Demirtaş kararı ve düşman ceza hukuku
20.12.2017
Milliyetçi, muhafazakâr ve neoliberal Avrupa
18.12.2017
İstibdat rejimi manzarası
13.12.2017
Suriye’de kirli çamaşırlar ortaya çıkıyor
10.12.2017
AB Parlamentosu’nda Türkiye
5.12.2017
‘Tak şak’ davalarında yeni perde açıldı
3.12.2017
İktidar blokunun çimentosu ‘FETÖ’ silahı mı?
28.11.2017
İktidarın şüphelileri
26.11.2017
Çatışmaların Önlenmesi Ödülü Hrant Dink Vakfı’na
21.11.2017
2019’da nereden tam kopuş?
18.11.2017
Diktatörlük, demokrasi, gazetecilik
15.11.2017
Joseph Goebbels’in tavsiyeleri
12.11.2017
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu
8.11.2017
Diktatör kime denir?
6.11.2017
Devlet terörü ve adli cinayet
31.10.2017
FETÖ suçlaması
29.10.2017
İktidarın ‘beka sorunu’
24.10.2017
Kürt’e ‘ağır yaptırım’ makbul mü?
21.10.2017
Bir demokrasi kültürü ‘kolaylaştırıcısı’
17.10.2017
Zengin dostu elit tahakkümü
15.10.2017
İşkenceye geniş tolerans zamanı
11.10.2017
‘Kokteyl terör’ terörü işbaşında
8.10.2017
Dinci milliyetçilik
4.10.2017
Yalanın egemenliği
1.10.2017
Türkiye’de ‘laiklik’ laik midir?
27.9.2017
Kürd referandumu, bir turnusol kâğıdı
19.9.2017
İki turlu seçime hazırlanmak
17.9.2017
Yerli ve milli kindarlık, faşizm
13.9.2017
Bütünüyle çökmüş bir dava
9.9.2017
Devlet terörü
6.9.2017
Portekiz’de sol ittifakın başarısı
3.9.2017
Reaksiyoner hınç
1.9.2017
Mevcut Rejim, İktidar veya Devlet Faşist midir?
30.8.2017
Otokrasi: Seçimli mi seçimsiz mi?
27.8.2017
Türkiye cumhurreisliği polis devleti
23.8.2017
İnsan hakları savunucuları hâlâ tutuklu
29.7.2017
Otokratlar bağımsız medya olabileceğine inanmazlar
26.7.2017
Rehin alınan Cumhuriyet çalışanları
22.7.2017
İktidarın rehin alma politikası
18.7.2017
Fransa’da OHAL’den ‘yumuşak despotizme’ geçiş mi?
15.7.2017
Endişeli bir AKP’li portresi
12.7.2017
Bu şiddet rejimi sürekli el yükseltmek zorundadır
8.7.2017
Şimdi yakın tehlike hak savunucuları mı?
4.7.2017
Adalet için açlık grevi
1.7.2017
Barışçı, etkili ve medeni bir yürüyüş
30.6.2017
Uzak Bir Diyardan Terör Gerekçeli İstibdat Manzarası
27.6.2017
Laik zımmi statüsü
24.6.2017
Sadece darbe yaparak anayasa ihlal edilmez
20.6.2017
En büyük parti sandığa gitmeyenler olunca?
17.6.2017
İstibdat idaresi ve Adalet Yürüyüşü
13.6.2017
Aşırı merkezin siyasette vakum etkisi
11.6.2017
Theresa May’in ters tepen hesabı
7.6.2017
Suriye’de bitmeyen kimyasal silah kullanımı
3.6.2017
Tayyip Erdoğan’ın kültür savaşı
31.5.2017
Hem suçlu hem güçlü
27.5.2017
Donald Trump azledilecek mi?
23.5.2017
Parti-devlet başkanını eleştirmek?
21.5.2017
Sivil itaatsizlik hem hak hem görevdir
17.5.2017
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
13.5.2017
Çoğunlukçu tahakküm üzerine
10.5.2017
Fransa’da aşırı merkez zamanı
7.5.2017
‘Ben devletim!’: Bürlesk ve despotik otoriterizm
3.5.2017
Milli Reis dönemi başlarken
26.4.2017
Fransa’da Neoliberal İlericilik Kazanacak mı?
25.4.2017
Sağın ve solun kaybettiği bir seçim
22.4.2017
16 Nisan çöküşün miladı mı?
19.4.2017
Atı alan Üsküdar’dan öteye geçebilecek mi?
16.4.2017
Dayatılan badireye hayır!
13.4.2017
Köprü Çağdaşlığı ve Tarafsızlığın Daniskası
11.4.2017
Tek Adam ve Tek Parti güzellemesinde saflar değişti
9.4.2017
‘Hayır’ herkesin geleceğinin güvencesidir
5.4.2017
Gerçeklik çatışması
1.4.2017
Hayır diyenler terörist değilse, zimmî!
28.3.2017
Günümüzde otokrasi üzerine
27.3.2017
Hapse atmasa da toplumdan tecrit ediyor!
22.3.2017
Demokrasi sonrası mahşerin üç atlısı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive