Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane


25.02.2015 - Bu Yazı 1262 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Süleyman Şah türbesinin Şah Fırat operasyonu ile yerinin değiştirilmesi, Türk basınında bildik ezberlerin terennüm edilmesine fırsat verdi. Esasında Şah Fırat operasyonuyla gerçekleştirilen ile Türk basınında operasyon konu edilerek yazılıp çizilenler arasında bir kopukluk var.  Kopukluğa, operasyon vesile edilerek hükümetin dış politikadaki tercih ve önceliklerini toptan mahkûm etmek ile ilgili doymak bilmeyen iştah neden oluyor.

Yazılanları üstün körü okuduğunuzda ‘Tamam başlık Şah Fırat da yazar hükümetin bugüne kadar dış politikada attığı her adıma acayip öfkeli’ , diyorsunuz.

Hafızamı yokluyorum.

Bu koca koca adamların dış politikada öfkesini hak edecek ne tür işler yapmış hükümet, diye kendime soruyorum. Türkiye’nin dış politikasını yerden yere vuranların Soğuk Savaş’ın sona erdiği bilgisinden hala mahrummuş gibi kalem oynattığını görmek hazin. Öte yandan onları neyin tam olarak öfkelendirdiğini anlamaya çalışıyorum.  

Çünkü bu yazarlar dış politika konusunda, buldukları her fırsatta şunu haykırıyorlar:

-Sen misin hayal kuran!

-Sen misin her söze başladığında Bosna’dan Kahire’ye, Gazze’den Üsküp’e, Bağdat’tan Halep’e selam gönderen!

-Sen misin benim tarihim, kültürüm var; bu topraklar coğrafyam; uzak kaldığım kardeşlerim var diyen!

-Sen misin yıllardır Türkiye’nin konumlandırıldığı hayalsiz, ufuksuz, ruhsuz, sabit, statik rolüne itiraz eden!

-Sen misin fabrika ayarlarına isyan eden!

-Sen misin bizim yıllardır unuttuğumuz, görmek ve duymak istemediğimiz, ‘lanetli coğrafya’ olarak kabul ettiğimiz bölgeyle temas kurmaya teşebbüs eden?

-Sen misin Batı’nın senin için uygun gördüğü ev ödevini uslu uslu yapmak dururken silkinip bir özne gibi hareket etmeye yeltenen!

Hükümeti, özelde ise başından beri Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu dış politika tercihleri ve öncelikleri sebebiyle kıyasıya eleştirenlerin ısrarla söyledikleri işte bu.

Sonra da en küçük sıkıntı ihtimalinin belirişinde - ya da belirmeyişinde, zira onlar için fark etmiyor- 8 yaşındaki hırslı bir çocuk gibi ‘Oh olsun!’ demenin fırsatını kolluyorlar. Fırsatı kollama işini abarttıkları için çoğu zaman bağlamdan kopuyorlar ve tam anlamıyla dam üstünde saksağan kabilinden absürt durumlara düşmekten kendilerini kurtaramıyorlar.

Daha önce yazdığım bir yazıda  “Şunu insafın bir gereği olarak belirtmemiz gerekiyor: Ak Parti kekeme bile olamayan bir dış politikayı devraldı. Onu konuşan bir politika haline getirdi. Desteklenebilir, eleştirilebilir; lakin bu gerçek yadsınamaz.”  demiştim. Hâlâ aynı fikirdeyim.

Bugün dünya ekonomi politiği,  ‘Vay cennetten bir köşe !’ dedirtecek bir fotoğrafı önümüze koymuyor. Adaletsizlik, sömürü, zulüm ve işgaller kol geziyor. Gözyaşı dinmiyor. Statik durum, dinamik bir sürece evrilmiş vaziyette ve sizin belirleyici olmadığınız koşular altındasınız.

Şimdi bu yalın gerçek, bu büyük çaplı değişim-dönüşüm, bu alt-üst oluş, kaynayan coğrafyalar, ayaklanmış tarih, bastırılmış, ötekileştirilmiş, yok edilmiş, kapatılmış, itibarsızlaştırılmış, gayrı meşru görülmüş insanların ayağa kalktığı, hak ve özgürlük talebinde bulunduğu, sömürüyü, baskıyı ve kapatılmayı vareden koşulları sorguladığı, buna itiraz ettiği ve tarihiyle, kültürüyle, müktesebatıyla uyumlu yeni bir formülasyonu talep ettiği bir eşikte, dünün her tarafı çözülen, dökülen statükosunun ne bulunmaz kerametler barındırdığını el altından ileri sürmek ne kadar hazin bir durum.

Hükümetin iç ve dış politik açılımları ebetteki eleştirilebilir, eleştirilmelidir. Ancak bu eleştiri zamanımızın ruhunu yakalayacak bir iklimden beslenmelidir. Bu eleştiri sırtını dünün köhnemiş statükosuna değil toplumun tüm kesimlerinin talep ve beklentilerine, tarih ve coğrafyanın gerçekliğine yaslarsa ancak anlamlı olabilir. Dünün kayırmacı, imtiyazı bir hak olarak tesis eden köhnemiş düzenine sırtını yaslayarak yapılacak eleştiri hem haklı ve makul olmaz hem de insaf ve vicdanla bağdaşmaz.

Yaşanmışlığı, acı bir tecrübeyi, ağızlarda bırakın “kekremsi”yi, zehir zemberek bir tat bırakan pratiği sorgulamayı aklından geçirmeyen, yarattığı tahribatı, yabancılaşmayı, insandışılığı gündemine almayan, kendisine, yapıp-ettiklerine, vaat ettiklerine, ilişki biçimine, tahakküm arayışına, imtiyaz talebine bakmayan sözüm ona gözü açıklıkla koşulların dayattığı, zorunlu kıldığı bir arayış sürecini itibarsızlaştırarak korunaklı bir pozisyon elde edeceğini düşünen zavallılıkla karşı karşıyayız.

Baş edemediği güçlü bir aktör karşısında dengesini yitirmiş, şirazesinden çıkmış, karşı tarafın canını acıtmak, onu hırpalamak, ele güne karşı itibarsızlaştırmak için dile gelen ve yarının büyük, adil ve özgür Türkiye’si için anlamlı, işlevsel politik söyleme tekabül etmeyen bir savunma mekanizması ile karşı karşıyayız.

Durum psikolojik aslında.

Gerçekliğe tekabül etmeyen, gerçeklikten beslenmeyen fantastik bir kurgu ve Türkiye’nin bana kalırsa en temel problemi olmaya aday bir sorunla karşı karşıyayız.

aliaydin505@gmail.com

@_aydinali

.

Facebook Yorumları

Kod8
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8