Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden


22.6.2018 - Bu Yazı 375 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 24 Haziran seçimlerine az bir zaman kala partilerin ve adayların propaganda sürecinde sadece onların değil siyaset dışı aktörlerin de performanslarını yakından gözlemledik. Yarışa katılan adayların ve siyasi partilerin motivasyonları belli. Ne var ki varoluşuna ilişkin siyaset dışı gerekçeleri olan kimi kuruluşların hangi adayı ve partiyi destekleyeceklerini gazetelere ilan vererek kamuoyuna duyurmaları, 24 Haziran seçimlerinin bize yaşattığı ilklerden birisi kuşkusuz. Bugüne kadar herkes filanca cemaatin, derneğin, sendikanın hangi siyasi eğilime yakın olduğunu bilirdi. Ama hiçbirimiz bugüne kadar ilanlarla, duyurularla aday ve parti tercihini haykıran siyaset dışı aktörlerin varlığına şahit olmamıştık. Ziya Paşa’nın dediği gibi; “Evvel yok idi işbu rivayet yeni çıktı.”

18-06/22/screenshot_3.jpg

Burada mesele kimin kimi desteklediği meselesi değil! Mesele bu tür bir ilişki biçimine rıza gösterip göstermemek. Bunu bir tercih olarak değerlendirenler çıkabilir. Ne var ki bu tercihin hem tercihte bulunanlar hem de toplum için bir maliyetinin olacağı da bilinmelidir o zaman. Varoluş gerekçesi eğitim, dini hayatın canlanması, mimarlık ya da çevre olsun… Bir sivil kuruluş kendi sahasında bir şey üretmek yerine açıktan siyasal alana angaje oluyor ve bunu da destek olmak adına yaptığını söylüyorsa bu iddianın ciddi sorunlar içerdiği görülmeli. Kendi hükmü şahsiyetini iptal etmek bir yana böyle bir desteğin desteklenen kişiye ya da partiye de bir hayrı olmayacaktır. Çünkü kamusal şovlar değil kamusal sorumluluklar en büyük destektir.

Toplumsal sermaye

Şükrü Hanioğlu, “Toplumsal sermayeyi tüketmeyelim” başlıklı yazısında esasında yukarıda tasvir etmeye çalıştığım duruma işaret ediyordu. Robert Putnam’ın çalışmalarına atıfla, sivil toplumu ‘toplumsal sermaye’ olarak tanımlayan Hanioğlu dünyada ve Türkiye’de sivil toplumun etkileri ve gelişimi üzerine görüşlerini paylaşmış.

Şükrü Hanioğlu yazısında, Türkiye’de erken Cumhuriyet dönemi uygulamalarından günümüze kadar devlet-toplum ilişkisinin mahiyeti dikkate alındığında kamusal alanın tek belirleyicisi olan devletin sivil toplumun gelişimine olumsuz etkisinden söz etmiş. Öte yandan sivil toplum kuruluşu maskesi kullanan bir yapının eliyle yakın zamanda gerçekleşen darbe girişiminin sivil toplumun zaten cılız seyreden gelişimini hepten kötüleştirdiğini, geldiğimiz noktada ise vatandaşın mesafeli yaklaşımı ile kendiliğinden gelişen kuruluşların iyice güçsüz kalışı neticesinde sivil toplumun radikalleşen yapılar ile güdümlü yapılar arasında kaldığını belirtmiş. Ülkenin demokratik gelişimine de katkı yapmayan bu unsurların varlığına işaret eden Hanioğlu, bu durumun bizi “toplumsal sermayeyi tüketmek” noktasına götürebileceği hususunda uyarmış.

Söz konusu yapının sivil toplumu kullanması ve devletin kurumlarını ele geçirme girişiminin yanında; devletin Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren sivil toplum alanında beliren kuruluşlarla ilişkisini olması gerekenin dışında kurgulamış olduğunu da kayıtlara geçirmemiz gerekiyor. Hanioğlu bu noktada Osmanlı’daki kadın örgütlerinin Cumhuriyet döneminde nasıl “devletleştirilerek” rejimin kadın ile ilgili ideolojik propagandasının aparatları haline getirildiğini hatırlatıyor. Ne var ki bu ilişki / ilişme biçimi bir erken Cumhuriyet dönemi pratiği olarak kalmadı. Yapılacak üstünkörü bir gözlem bile bunu doğrulayacaktır.

Devlet ve STK’lar arası ilişkinin mahiyeti ortaya çıkan durumun başlıca müsebbibi. Dolayısıyla her ikisinin de olması gerekenin dışında davranması, sonunda ikisinin de ifsadına yol açıyor. Daha kötüsü ise toplumsal sermayenin tükenmesine varacak tutum, davranış ve uygulamalara gerekçe teşkil ederek asıl kaybedenin toplum olacağı bir manzarayı önümüze çıkarıyor. Oysaki toplumsal sermayeyi tüketmek en büyük kaybı bizatihi toplumun kendisine yaşatacaktır.

Toplumsal sermaye esasında toplumun heybesidir. O heybe dolu olduğu müddetçe siyaset, ekonomi, kültür sahası verimli hale gelir. Bu nedenle Türkiye’de nitelik tek bir merci, kurum ya da kişiye havale edilemez. Bir toplumda var olan nitelik o toplumun toplumsal sermayesinin hasılasıdır. Bir ülkenin meselelerine ilişkin toplumda beliren tartışma, , gündeme taşınan konu başlıkları, sorun alanlarına ilişkin tespitler, çözüm yöntemlerine dair teklifler bize niteliğin mahiyetini verir.

Yakın geçmişte sivil toplumdaki hareketliliğin Türkiye’deki yasakçı zihniyetin geriletilmesinde oynadığı rolü akıldan çıkarmayalım. Kılık-kıyafet zorbalığının son bulması neticede yasal düzenleme ile siyasetin soruna bir çözüm getirmesi ile oldu ne var ki iş o noktaya gelene kadar sivil toplum kuruluşlarının yıllara yayılan mücadeleleri vardı. 

Seçimlere az bir zaman kala sivil toplum sahasından çıkan ses sadece aleyhte pür radikal tutum yahut sürekli lehte tam destek arasında salınıyorsa seçimler için değil ama toplumsal sermaye için endişelenebiliriz.

Ördek tüyü

Şair Enis Batur katıldığı bir televizyon programında şöyle bir şey anlatmıştı:

Televizyonda Nobel ödülü almış bir fizikçiyi dinliyordum bir söyleşi programında. Söyleşiyi yöneten hanım ona sordu: Ne üzerinde çalışıyorsunuz bu sıralar? Nobel ödüllü fizikçi; “Biz iki yıldır büyük bir ekip, ördek tüyleri üzerinde çalışıyoruz. Nasıl oluyor da su tüyün üstünde kalıyor, içeri geçmiyor.”

Hanım haklı olarak sordu: Bu ne için, ne sağlayacak bu bize?

“Valla”, dedi adam, “Biz bunu düşünmeden işimizi yaparız. Sonra sağlayacağını biliriz, bilmez değiliz. Örneğin araba lastiklerinin frene basıldığında yağmurlu havada çok rahat durdurulabilmelerini sağlayan malzeme bizim bu çalışmalarımızdan sonra ortaya çıkmıştır. Bu uçak tekerlekleri için de geçerlidir ve buna benzer pek çok alanda… “

Bunu anlattıktan sonra Enis Batur şöyle dedi: “Aslında ördek tüyü üstünde çalışmak önemli, birilerinin ördek tüyü üzerinde çalışması lazım. Onun neden su geçirmediğini çıkarması lazım. Eğer bir toplumun bütün ögeleri, bütün bireyleri son hücrelerine kadar aktüalitenin gündemin siyasetin içinde kalırlarsa o toplum güdük kalır.”

STK’lar ne söylüyor?

Önemli bir seçimin arifesindeyiz kuşkusuz. Hem Cumhurbaşkanı hem de meclis aynı anda seçilecek. Peki, bu kadar önemli bir seçime giderken STK’lar ne söylüyor? Gündemleri ne? Talepleri var mı?  Şu sıralar sivil toplumdan yükselen hangi talepleri, önerileri işitiyoruz? Alanını, konusunu eğitim, bilim, kültür ya da çalışan insanları temsil olarak ilan eden kuruluşlar topluma ne söylüyorlar? Yahut tarikat ve cemaatlerden ne işitiyoruz? Din-devlet ilişkisine dair talepleri ve görüşleri nelerdir mesela? Din eğitiminin formülasyonuna dair beklentileri, teklifleri var mı? Varsa neler?

Örneğin; Cumhurbaşkanı adaylarının hepsi kamuda çalışanlar için 3600 ek gösterge vaadinde bulunuyorlar. Çalışanları temsil eden yüzbinlerce üyeye sahip sendikalardan “Bir de şu vardı” diye söze başlayıp bu vaadin yanına bir tek talep iliştiren yok! Ben bildim bileli eğitim-kültür bahsinde söz alan kuruluşlar vardı bu ülkede. Bir tanesi de çıkıp eğitimde şunu yapalım, kültürde bunu yapalım, demiyor!

Bu sessizlik sadece toplumu gündemsiz kılmıyor siyaseti de konusuz bırakıyor.  Siyasette yaşanan ufuk kapanmasının bir sebebi de bu kuşkusuz. Bu şartlar altında 24 Haziran’da sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın esas kaybedenin kim olduğu belli değil mi?

.

Facebook Yorumları

Kod8
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8