Ali AYDIN

Milat GAZETESİ



Bookmark and Share

Kürşat Bumin’in ardından


17.11.2018 - Bu Yazı 992 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sanırım Ahmet Hakan söylemişti bir keresinde: 28 Şubat’ta Kanal 7 ‘ye çıkaracak konuk bulmakta zorlanıyorduk, diye.

O günler darbe ikliminin Türkiye’nin havasını iyice ağırlaştırdığı günlerdi. Ceberut darbecilerin hışmına uğrayan Refah Partisi’ne ve temsil ettiği kesime yakın olduğu düşünülen ya da en hafif biçimde o gün yapılmakta olanların demokrasiye aykırı olduğunu söylemeye çalışan bir yayın organına tahammül sıfırdı. Dolayısıyla öyle bir yayın organında görünmeye cüret eden kim olursa - ister sosyalist ister liberal olsun fark etmez- aslında büyük bir risk alıyordu. Bu riski almaya cesaret eden bir avuç insan vardı. Bu insanlar içinde özellikle birkaçı hem müktesebatları hem derinlikli kavrayışları ile fark yaratıyorlardı. Dünya görüşleri ve yaşam biçimleri itibariyle dindar ya da muhafazakâr da değillerdi. Hatta farklı ideolojilerden gelen seküler kişilerdi. Ne var ki en ayırt edici vasıfları demokratlıklarıydı. En önemli vasıfları fikirlerinin namusunu muhafaza etme noktasında darbe koşullarında bile ortaya koymaktan imtina etmedikleri yüreklilikleriydi. Müstakil insanlardı vesselam...

Salı günü vefat haberini aldığımız Kürşat Bumin işte o birkaç kişiden birisiydi. Türkiye’nin girdiği o bunaltıcı darbe atmosferinde onurlu bir duruş ortaya koydu. Darbecilerin amentüsü olan resmi ideolojiyi gerek ekranlarda gerek yazılarında yapıbozumuna uğrattı. Bunu yaparken kendinden eminliği, kavrayışının derinliği ve sahip olduğu müktesebatı ile o günün mağdurlarının ahlakî ve psikolojik üstünlüğü ele geçirmelerine ya da zaten ellerinde olanı fark etmelerine yardımcı oldu.

Düşünün, o günlerde tankıyla topuyla yasa ve yönetmelikleriyle resmi ideolojinin çelikten kudreti karşısında bir adam, bilgece sözler söylüyor, bilgeliğine entelektüel derinliği ile münasip çok ince bir ironi ve mizah da katarak çelikten olduğu düşünülen o resmi ideolojiyi adeta bir kâğıdı yırtar gibi hiçbir zorluk çekmeden tarumar ediyordu. İşte ekranda gördükleri bu kendinden eminlik ve resmi ideolojinin kapıkullarının Kürşat Bumin ve arkadaşları karşısında yaşadıkları acziyet ve entelektüel sefalet o gün mağduriyete uğramış geniş bir kesimin yüreğine su serpiyordu.

Kuşkusuz onların bu acziyeti ve sefaleti Kürşat Bumin gibi ustaların derinliği ile ortaya çıkan bir şeydi. Eğer sizde bir derinlik yoksa muhatabınızın ne denli sığ ve yüzeysel olduğunu görünür kılmanın da imkânı yoktur. Aynı sığlıkta debelenip duran iki taraf gibi görünürsünüz. Burası önemli çünkü kimin haklı olup olmadığı meselesi değildir bu. Mesele haklılığını herkesin vicdanında kabul görecek bir mertebede sunabilmektir. Bu basit bir şey değildir. Bunun için bir formasyonunuzun, müktesebatınızın ve derinliğinizin olması icap eder. Eğer yetersiz ve kifayetsiz iseniz en haklı davayı bile berbat edebilirsiniz.

Bugün yeniden palazlanan resmi ideolojinin cilalanma sürecinde karşı karşıya olduğumuz durum biraz böyledir. Dün, Kürşat Buminlerin karşısında kekemeleşen Kemalistler bugün ekranlarda yeniden bülbül gibi şakıyorlarsa bu onların sahip olduğu bir keramet dolayısı ile değildir.

Dönüp muhasebe yapmak durumunda olan biziz! Onlar yine aynı! 100 yıldır ne diyorlarsa bugün de aynısını söylüyorlar! Onların söyledikleri şeylerde bir farklılık yok!

Ama nasıl oluyor da ahlakî ve psikolojik üstünlüğe sahip bir kesimin karşısına çıkıp yüzlü yüzlü konuşabiliyorlar? Sorgulamamız gereken nokta burasıdır ve hesaptaki açık buradadır!

Kürşat Bumin’in tam da bugünlerde gelen vefat haberi bu nedenle bizde ayrıca bir burukluk yarattı. Mesela Kürşat Bumin’in ‘Okulumuz, resmi ideolojimiz ve politikaya övgü’ isimli bir kitabı var. O kitabı temin ederseniz bir bakın. Bahsi geçen şartlarda bugün nur yağdırılmak istenen resmi ideolojinin pazarı ve bu toplumun aldığı bunca mesafeye rağmen reenkarnasyon ile yeniden diriltilmek istenen anakronik bir anlayış Kürşat Bumin’in kaleminin ucunda ne hale gelmiş.

Ben iddia ediyorum Kürşat Bumin’in o günkü analiz düzeyinin kavrayışının muadili bugün yok.

Peki, şu acı soruyu da soralım: Kürşat Bumin hangi gazetede yazıyordu?

Kürşat Bumin yazı yazacak bir gazeteden mahrumdu.

Ne acıdır ki onu konuşturmayı, ondan istifade etmeyi sürdürmeyi bırakın;  ömrünün son deminde onu görünmez kılmayı başardık. Nasıl başardıysak başardık!

Bunca yaşanandan sonra bu da bizim başarımız herhalde.

Ne kadar gurur duysak azdır!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
26.07.2019
Prekaryalaşan öğretmenler ve özel okul gerçeği
1.06.2019
Kapılar ardında değil, kamusal alanda!
22.05.2019
Yeni ortaöğretim modeli hakkında ilk izlenimler
19.05.2019
Bir savaş terimi olarak eğitim
14.05.2019
Belgeselde izleseniz ağlardınız, ne bu gaddarlığınız?
26.4.2019
Özgür eğitim sohbetleri
11.4.2019
Eğitim hepsine papatya çizdirmek için var zaten!
31.3.2019
Eğitimde sorunu bilmeden çözümü bulmak!
22.3.2019
arrant ile vurdular! biz Egg Boy ile dayanışacağız!
14.3.2019
Eğitimi kavrayışımız yüz yıl öncesinin gerisinde!
7.3.2019
8 Mart Dünya Kadınlar Günü
21.2.2019
Çünkü herkes kendinden firardadır
18.2.2019
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın STK raporu
26.1.2019
’12 yıl zorunlu eğitim çok fazla’ ya da bir manşetin analizi
23.1.2019
Ziya Selçuk ve Süpermen’in pelerini
31.12.2018
Öztürk, Bauman, Rorty: Özgürlüğü korumak
25.12.2018
Katı olan her şey buharlaşıyor
16.12.2018
Milli Eğitim Bakanı popstar değil ki!
9.12.2018
Toplumun ekosistemini korumak
6.12.2018
Sahteliğin gerçekliğe dönüşmesi
17.11.2018
Kürşat Bumin’in ardından
2.11.2018
Teoman Duralı ve İlber Ortaylı ne dediler?
30.10.2018
Öğrenci andı ya da hani bilimsellik, nerede pedagoji?
11.10.2018
Yüzüklerin Efendisi sendromu ve Türkiye’de eğitim
5.10.2018
Godo’yu beklemek ya da 15 Ekim’i beklemek
3.10.2018
MEB’in ve YÖK’ün öğretmen yetiştirme sevdasına bir derkenar
20.9.2018
Ne o Maduro’yu da mı ayıplayamıyoruz!
20.9.2018
Eğitime yaklaşımımız: “Muz yiyim ama çilek tadı gelsin!”
12.9.2018
O zaman kopsun kıyamet!
11.9.2018
MEB’in en zor günü: 18 Ocak Cuma
29.8.2018
İnsanlar çocuklarına nasıl ihanet ederler?
22.8.2018
Mel Gibson, Malik Bin Nebi ve bayramlık sorular
15.8.2018
Kriz sıra dışı değil, sıra dışı olan…
8.8.2018
MEB’in eylem planı
1.8.2018
Ya inşa ederiz ya da sürükleniriz!
25.7.2018
Eğitimde çözüm mesele edildiği kadardır
18.7.2018
Yeni papaz eski rahipmiş
11.7.2018
Ziya Selçuk dikensiz gül bahçesine girmiyor!
4.7.2018
Olay gerçekleştikten sonra bilgeleşmek!
27.6.2018
24 Haziran sonrasını düşünmek
22.6.2018
Büyük çoraklık, seçimler ve esas kaybeden
20.6.2018
Bu çoraklığa siyaset ne yapsın seçim ne yapsın!
13.6.2018
Sivil toplum, seçimler ve ördek tüyü
6.6.2018
Dünya Kupası, istavroz ve yeni tip sekülerleşme
16.5.2018
Kudüs elbette Selahaddin’ine kavuşacak!
9.5.2018
Endüstri 4.0 peki teknomania kaç sıfır?
2.5.2018
Gökyüzüne bakamayan çocuklarımız var
25.4.2018
996 bin başvuru bize ne söylüyor?
18.4.2018
Beyaz Türk olsam MEB’e teşekkür ederdim!
11.4.2018
Öğretmenin performansı değil prekarizasyonu
5.4.2018
'Ev zencisi', 'tarla zencisi' ve öğretmenler
28.3.2018
O bıçak aslında bana saplanmıştır!
21.3.2018
Finlandiya’yı yedirtmeyiz!
14.3.2018
Modern hurafeler: Finlandiya eğitim sistemi filan!
8.3.2018
MEB’in “marka değeri”
28.2.2018
Cemaatle kitap okumanın hükmü nedir?
21.2.2018
Okulda katliam var!
7.2.2018
Cemaatleri kapatalım mı ya da köyün delisine sormayalım mı?
31.1.2018
Savaş karşıtı değilsiniz!
24.1.2018
Savaşa hayır mı? Hayırdır inşallah!
10.1.2018
Zorunlu eğitimin alternatifi ne?
3.1.2018
%3, zorunlu eğitim ve kutsanan 'süreç'
27.12.2017
Nereye gitti bu muhafazakâr anne babalar?
20.12.2017
Zorunlu eğitime hayır çünkü o bizi öldürüyor!
13.12.2017
Kudüs, Yılmaz Özdil ve Westminister Katedrali'nin çanları
6.12.2017
Tandoğan’dan farklı olmak da mümkün
29.11.2017
Nevzat Tandoğan ölmedi muhtelif illerimizde yaşıyor!
26.11.2017
Robot yapan Ali kodlama yapan Ayşe yerine Âşık direnişçi
22.11.2017
Etkinlik ile reform arasındaki 6 fark
15.11.2017
Geç dönem eleştirelliğin hazin hali
8.11.2017
Mahalli Yerleştirme Sistemi ve kışkırttığı sorular
1.11.2017
Amerika’nın maarif davası
18.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (II)
11.10.2017
Eğitimin krizi, din eğitimi ve İmam Hatipler (I)
4.10.2017
Beyazperde Karatahta
27.9.2017
Bürokratı, yazarı, yorumcusu tekmili birden!
21.9.2017
TEOG sonrası senaryolar
13.9.2017
Yeni müfredat demeyin 'yeni' sanacaklar
6.9.2017
Bir haberin anatomisi: Tıp fakültesini kazanan meslek liseli
30.8.2017
Bir arzu nesnesine dönüşen eğitimi sorgulamak
23.8.2017
Süpermen’i beklerken
16.8.2017
Milletin irfanı tükenmez bir doğal kaynak mıdır?
10.8.2017
Toplu sözleşme görüşmeleri ve konfederasyonlara çağrı
2.8.2017
Gözyaşı vadisinden çıkmak
26.7.2017
Eğitim meselesi, yanlış sorular ve uzaklaşan cevaplar
19.7.2017
Birisi ÖSYM’ye 15 Temmuz’u anlatsın
12.7.2017
15 Temmuz’u unutmamanın tek bir yolu var
5.7.2017
Pedagojik Cinayeti Ben Anlatayım Size!
29.6.2017
Milyonlarca öğrenci hiçbir şey öğrenemiyor!
21.6.2017
UNICEF’in eğitim raporuna farklı bakmak
14.6.2017
Böyle Öğretmen Strateji Belgesi olmaz!
7.6.2017
Zorunlu eğitim 13 yıla çıkarken
31.5.2017
Din, ekran ve tele-ramazan
24.5.2017
Bilim ve Sanat Merkezleri Festivali
17.5.2017
Nasıl bir gençlik ya da dala bakan oğlak
10.5.2017
“Evraka!” demedim bir sor niye demedim?
3.5.2017
Öğretmenler de mutsuz!
26.4.2017
Öğrenciler mazoşist mi niye memnun olsunlar?
19.4.2017
Referandum sonucunu nasıl okumalı?
12.4.2017
Yaşam boyu öğrenme ama nasıl?
5.4.2017
Bitişik eğik - dik temel ya da zokayı yutmak!
29.3.2017
Yeni ruhbanlar: kişisel gelişimciler
22.3.2017
Avrupa’nın akıbetinden iyilik umabilir miyiz?
15.3.2017
Sevgili ÖSYM
8.3.2017
Milli Kültür Şûrası ve düşündürdükleri
19.8.2015
Toplu sözleşmenin tek ilacı Özgür Eğitim-Sen’in çağrısı
12.8.2015
Kürt siyasetinin patolojisi: arkaik, anakronik, nostaljik
5.8.2015
İş işten geçmeden
29.7.2015
Tarihi fırsat kaçtı
22.7.2015
Toplum olma irademiz saldırı altında
24.6.2015
MHP’ye niye kızıyorlar?
17.6.2015
Eşik bu, aşacak mıyız?
10.6.2015
Hesabı sadece Ak parti mi verecek?
3.6.2015
Demirtaş’ın yolu: Post-siyasal patinaj
27.5.2015
“Konuşma lan! ”
20.5.2015
Yoldaki işaretler silinmez zulüm devam etmez
13.5.2015
Kenan Evren’in kızı ve canımı yakan düşünceler
6.5.2015
Yeni bir dünya talebi
30.4.2015
Tribüne koşanlar ve oyun kuranlar
22.4.2015
Yeni bir din doğuyor
15.4.2015
Mevcut ile ufuk arasında siyaset ve AK Parti
8.4.2015
#Yalovavalisigörevdenalınsın
01.04.2015
Vali’den yeni türkiye’ye sabotaj
25.03.2015
Kırılma mı tıkanma mı? : Kulis dedikodusundan fazlasına muhtacız
18.03.2015
Öğretmenin itibarını retorik kurtarır mı?
11.03.2015
Siyaset, ahir zaman ve biz
04.03.2015
Gerçekçi ol, barışı iste!
25.02.2015
Şah Fırat bahane ufka vurmak şahane
18.02.2015
Kadın yakan tecavüzcü için fetva bekleyen yazar
11.02.2015
Yeni anayasaya yeni bir eğitim ufku ile bakmak
04.02.2015
Tsipras’a kimler beddua ediyor?
28.01.2015
Değerler eğitiminin şansı var mı?
21.01.2015
Hrant İçin Kendimiz İçin 19 Ocak 2007…
14.01.2015
Sartre olsa yüzlerine tükürürdü!
07.01.2015
Niçin Eğitim?
31.12.2014
“Nasıl”dan Önce “Niçin” Sorusu
24.12.2014
14 Aralık, kervan ve hafıza
17.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (2)
10.12.2014
Şûranın ardından tespit, tenkit, teklif (1)
04.12.2014
Cumhuriyet 91 Eğitim Kongresi 1 yaşında
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive