Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Alper GÖRMÜŞ



Bookmark and Share

Bir imam-cemaat öyküsü: İktidar medyasının Osman Kavala marifetleri


9.9.2018 - Bu Yazı 675 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sabah gazetesinin işadamı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala’nın soruşturma dosyasından sızdırılan bazı bilgiler üzerinden kotardığı manipülatif haberi ele aldığım 3 Eylül tarihli yazımın sonunda belirttiğim gibi, konuya devam ediyorum...

Bugünkü yazıda Sabah dahil, iktidar medyasının Kavala ile ilgili öbür manipülatif haberlerini ele alacağım.

Sabah gazetesinin, Türkiye Açık Toplum Vakfı’nın yönetim kurulu üyesi olan Osman Kavala’nın, vakfın merkeziyle ve başka ülkelerdeki şubeleriyle ‘ilişkisini’ nasıl ‘itiraf ettiğini’ anlatan haberi hakikaten evlere şenlik bir haberdi. O kadar ki, Sabah’çılar bir adım daha atsalar, “Açık Toplum Vakfı’nın yönetim kurulu üyesi Osman Kavala Açık Toplum Vakfı’yla ilişkisini itiraf etti” gibi tümden absürd bir habere imza atmaları işten bile değilmiş (abarttığımı düşünenler, 3 Eylül tarihli yazımı gözden geçirebilirler.)

Fırat Erez’in eleştirisi

Dediğim gibi, bu yazının konusu, iktidar medyasının ‘amiral gemisi’ Sabah’ın ve öbürlerinin Osman Kavala’nın gözaltına alınmasından sonraki marifetleri... Fakat ondan önce eski Serbestiyet yazarı Fırat Erez’in 3 Eylül tarihli yazıma Twitter’da getirdiği bir eleştiriye cevap vermem gerekiyor.

Hatırlayacaksınız, 3 Eylül tarihli yazımın başlığı şöyleydi: “Sabah ‘Büyükada işi’nde temiz kalmıştı, açığını Kavala’yla kapatıyor...”

Bundan maksadım, geçtiğimiz yaz ve sonbahar boyunca biribirini izleyen ve bir arada ele alındığında ‘gazetecilerden sonra sıra sivil toplum örgütlerinde mi’ sorusunu akla getiren iki soruşturmada Sabah gazetesinin iki farklı tutum aldığına işaret etmekti.

Bu iki soruşturmadan birincisi, Büyükada’da bir otelde iki günlük bir seminer düzenleyen sivil toplum örgütü temsilcilerinin tutuklanmasıyla sonuçlanan soruşturma, ikincisi ise onu izleyen, yine tutuklanmayla sonuçlanan Osman Kavala soruşturmasıydı.

Sabah’ın, bu iki olayda iki farklı tutum aldığına dair değerlendirmemi,  ‘Büyükada ajanları’nın (iktidar basınının ortak adlandırması) gözaltı ve ardından gelen tutukluluk dönemleri boyunca, yani 2017 temmuzunda iktidar yanlısı gazetelerin birinci sayfalarını temel alan kazı çalışmama dayandırıyordum.

SabahTakvimAkşamStarTürkiye ve Güneş gezeteleri üzerinden yürüttüğüm çalışmada beni çok şaşırtan bir sonuç çıkmış, öbürleri ‘Büyükada ajanları’ haberciliğini çoğu kez manşetten olmak üzere izlerken, Sabah’ın birinci sayfalarında bu yönde hemen hemen hiçbir habere rastlamamıştım.

Fırat Erez, yazımı okuduktan sonra Twitter’da “Alper Görmüş’ün görmediği: Sabah da o koroya katılmıştı” demiş, ekinde, Sabah’ın internet sitesinden bir linki izleyicileriyle paylaşmıştı.

Fakat paylaştığı link 2017 Temmuz’undaki insan hakları aktivistlerinin tutuklandığı toplantıya değil, 2016 Temmuz’undaki, 15 Temmuz darbesiyle ilişkilendirilen, yine Büyükada’da yapılan başka bir toplantıya aitti. Erez’in bir takipçisi kendisini uyarınca da, “Bahsedilen farklı toplantılar deniyor. Aslında aynı taktiğin, kampanyanın, yalan yazımının örnekleri. O zaman bunu verelim” diyerek, Sabah’ın internet sitesinden bu defa doğru olarak 2017 yazındaki insan hakları aktivistlerinin tutuklanmasını manipülatif bir dille aktaran bir haberin linkini paylaşmış.

Dediğim gibi, benim kazı çalışmam altı gazetenin birinci sayfalarının taranmasına dayanıyordu ve o ölçüyle Sabah hakikaten ‘temiz’ görünüyordu. Osman Kavala haberlerinde Sabah’ın bu türden haberlerde neler yapabileceğini gördük; dolayısıyla ‘Büyükada ajanları’ gazeteciliğinde Sabah’ın ‘temiz’ kaldığı yönündeki iddiamda ısrarlıyım.

Yine de temkinli davranıp ‘nispeten temiz kaldığı’ deseymişim daha doğru olacakmış.

Neyse... Sıra geldi Sabah ve öteki iktidar yanlısı gazetelerin 17 Ekim 2017’deki gözaltı kararından bu yana Osman Kavala ile ilgili olarak sergiledikleri gazetecilik performanslarını topluca ele almaya...

Her ‘terörist faaliyet’in altından o çıkıyor!

Soruşturma dosyasından iktidar yanlısı basına sızdırılan haberlere bakarsak, Osman Kavala’ya isnat edilen suçlar başlıca üç başlık altında toplanıyor:

Birincisi: Osman Kavala’nın Gezi olaylarının organizatörlerinden biri olduğu öne sürülüyor, bu varsayım üzerinden de “Fethullahçı Terör Örgütü – FETÖ” ile bağlantı içinde olmakla suçlanıyor.

İkincisi: Osman Kavala, 15 Temmuz 2016’da, yani darbe girişiminin olduğu gün Büyükada Splendid Otel’de düzenlenen toplantıya katılan Henri Barkey ile tanışıklığı ve teması üzerinden 15 Temmuz darbesiyle ilişkilendiriliyor.

Üçüncüsü: Toplumca bilinen ve Kavala dışında yüzlerce başka kişiyle konuştuğu açık olan kişilerle görüştüğü gerekçe gösterilerek PKK ile bağlantılı olmakla suçlanıyor.

Şimdi bunlara sırasıyla bakalım...

Kavala, Gezi, FETÖ

2013’teki Gezi olayları, soruşturma dosyasında ‘darbe girişimi’ olarak değerlendiriliyor, Kavala da bu olayların organizatörlerinden biri olarak ‘darbe girişimi’ne katılmakla suçlanıyor.

Kavala’nın ‘organizatörlüğü’ne dair yegâne somut ‘delil’, iki Gezi eylemcisinin aralarında geçen bir telefon görüşmesinin kayıtları... Bu iki kişi, boya vs. almak için ihtiyaç duydukları parayı Kavala’dan isteyip istememe üzerine konuşuyorlar. Hepsi bu kadar. Kavala’nın bu kişilerle temasını gösteren herhangi bir veri yok.

Önemli bir nokta da şu: Kavala’nın organizatörlerinden biri olmakla suçlandığı Gezi olaylarının ‘darbe suçu’yla bağlantısını kuran herhangi bir soruşturma yok ortada.

Dahası da var: Gezi’yi organize ettiklerini, gizlemek bir yana her fırsatta kabul eden Taksim Platformu’nun yöneticileri ve bu arada onların arasında bulunan oda temsilcileri hakkında açılan dava 24 Nisan 2015’te bütün sanıkların beraatiyle sonuçlandı.

Bu durumda, şayet iddianamede bu suçlama dile getirilirse, olaylardan beş yıl sonra Gezi eylemleri bir kez daha ‘darbe girişimi’ olarak adlandırılacak ve Osman Kavala bu darbe girişiminin yegâne organizatörü olarak suçlanacak demektir.

Bu noktada, Kavala’nın ‘FETÖ ile bağlantısı’ da kuruluyor: Gezi olaylarına ‘FETÖ’nün geniş bir biçimde katıldığı hükmüne varan bazı yargı kararlarına dayanarak, Kavala-FETÖ bağlantısına varılıyor.

Bu çerçevede öne çıkan bir gariplik de şu: Kavala ile Gezi olaylarındaki ‘bağlantıyı’ kurmada kullanılan delilleri toplayan polis ve savcılar daha sonra yürütülen ‘FETÖ’ soruşturmalarının zanlısı ya da sanığı oldular. Yani bu durumda Osman Kavala, kendisini suçlayan delilleri toplayan polis ve savcılarla birlikte Gezi kalkışmasını örgütlemiş oluyor ki, burada büyük bir mantıksızlığın olduğu muhakkak.

Kavala ve 15 Temmuz darbesi

Osman Kavala’ya yönelik ikinci suçlama, onun 15 Temmuz 2016’daki darbede de parmağının olduğu yönünde...

Bu suçlama, Büyükada’daki Splendid Otel’de o gün başlayıp ertesi gün de devam etmesi planlanan İran konulu bir toplantının katılımcılarından biri olan Henri Barkey’in Kavala ile tanışıklığı ve darbeden sonra ‘teması’ üzerinden kuruluyor. Henri Barkey ABD’deki Wilson Center adlı düşünce kuruluşunun o tarihteki yöneticilerinden biri...

Polis, o toplantı ve Henri Barkey ile 15 Temmuz darbe girişimi arasında doğrudan bir bağ kuruyor ve oradan kalkarak da Kavala’nın Barkey ile darbe sonrasındaki ‘temas’ların ‘suç delili’ olduğunu öne sürüyor; 15 Temmuz darbesine katılma suçunun delili...

Dikkatinizden kaçmamıştır, ‘temas’ sözcüğünü, geçtiği her yerde tırnak içinde kullandım. Böyle kullandım, çünkü polisin Kavala ile Barkey arasındaki ‘temas’ın delili olarak gösterdiği şeyler inandırıcı olmaktan çok uzak.

Başlıca iki delil öne sürülüyor: Bunlardan birincisinde, darbe girişiminden üç gün sonra Kavala ile Barkey’in Karaköy’de bir lokantada ‘buluşması’na atıf yapılıyor. İktidar basını buna ‘buluşma’ diyor ama, gerçekte olan, Kavala’nın yıllardır tanıştığı bu kişiyle selamlaşması ve ayrı masalara oturmasından ibaret... Kavala olayı böyle anlatıyor.

Kavala’nın gözaltı kararından sonra ortaya çıktı ki, polis onu yıllardır takip ediyor ve her hareketini izliyormuş. Dolayısıyla, lokantadaki ‘buluşma’ Kavala’nın anlattığından fazlasını ihtiva ediyor olsaydı, ortaya neler sürülürdü, neler...

İkinci ‘delil’ bundan da sefil... Polis, Kavala ile bazı tanıdık ve akrabalarının kullandıkları cep telefonları ile Henri Barkey’in cep telefonunun aynı baz istasyonundan sinyal verdiği bilgisini kayıtlara geçirince, iktidar basınına gün doğdu. Bu sinyallerin, Barkey ile Kavala arasında saatlerce süren telefon görüşmelerinin ‘delili’ olduğunu öne sürdüler ve bu çarpık ‘bilgi’ üzerinden büyük bir yaygara kopardılar. Bu mide bulandırıcı çarpıtmanın içyüzünü öğrenmek için Yıldıray Oğur’un birkaç gün önce Karar’da ve ardından Serbestiyet’te yayımlanan şu yazısına bakılabilir:

http://www.serbestiyet.com/yazarlar/yildiray-ogur/ayni-bazdan-sinyal-vermisiz-biz-847360

Bu suçlama, Kavala’nın “Gezi’nin organizatörü” olarak suçlanmasındaki defoya benzer bir defo taşıyor... Nasıl ki orada gerçek organizatörlere ‘darbe girişimi’ suçlaması yöneltilmediyse, Splendid Otel’deki toplantıya katılan Türk akademisyenlerden hiçbirine karşı da böyle bir suçlama yöneltilmedi. Henri Barkey hakkındaki tutuklama kararı ise Kavala’nın tutuklanmasından 10 gün sonra geldi. Yani Kavala tutuklanana kadar ortada Splendid Otel’deki toplantının 15 Temmuz darbesiyle ilişkisini kuran hiçbir hukuki girişim yoktu.

Kavala-PKK bağlantısı

Bu ‘bağlantı’yı da Anadolu Ajansı’nın 6 Nisan 2018’de abonelerine geçtiği “Kavala ve Barkey’in PKK’lılarla irtibatı tespit edildi” başlıklı haberden öğrendik.

Haberin spotu mahiyetindeki cümle aynen şöyleydi:

“Tutuklu iş adamı Osman Kavala ile yakalama kararı bulunan Henri Barkey'in 15 Temmuz darbe girişiminin hemen öncesinde terör örgütü PKK'dan işlem yapılan şahıslar ile irtibatı tespit edildi.”

Haber, bu “şahıslar”ın kim olduğunun açıklandığı satırlardan itibaren çökmeye başlıyor. Çünkü habere göre bu kişiler, “Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Fırat Anlı ile PKK/KCK terör örgütü adına faaliyette bulunmak amacıyla kurulan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) delegesi Şeyhmus Diken”dir.

Osman Kavala, işte bu kişilerle görüştüğü için “PKK ile irtibatı tespit edilmiş”tir.

Bu ‘delil’ de ‘aynı baz istasyonundan sinyal verme’ deliline benziyor: Kimbilir daha kaç bin kişinin cep telefonu  Barkey’in cep telefonuyla aynı baz istasyonundan sinyal vermiştir! Keza kimbilir kaç bin kişi, Fırat Anlı ve Şeyhmus Diken’le görüşmüştür!

İşte ‘deliller’ böyle...

Şayet polis şimdiye kadar pek karşılaşmadığımız bir halkla ilişkiler taktiği uygulamıyorsa, yani eldeki deliller bundan ibaretse ortaya çıkacak iddianame nasıl bir şey olacak, doğrusu çok merak ediyorum.   

.

Facebook Yorumları

Emlak8
16.07.2019
Siyasette ‘kendi’ kadınlarını yardıma çağırma sırası Gülencilerde...
11.07.2019
SETA fişlemesinin ‘aleni’ olmasının anlamı
8.07.2019
Meğer ‘sofular’ bile ‘biatçı’ değilmiş!
5.07.2019
Muhafazakarlığın Fatih ve Başakşehir halleri
2.07.2019
Yeni fay hattı: Her partiden İstanbullular ve İstanbul’daki Suriyeliler
29.06.2019
Havuz problemi, içki problemi ve Ekrem İmamoğlu
22.06.2019
AK Parti geri dönüşü olmayan yolda mı? Evet!
18.06.2019
AK Parti ve CHP birbirlerinin dillerini devralmış gibi...
15.06.2019
Dile getirilmesi ‘cool’ olmayan işkence ve kaçırma iddiaları...
28.05.2019
İstanbul seçimi ve tekinsiz iddialar... Ne yapmalı?
26.05.2019
YSK gerekçesi: İmamoğlu’nun haklılığını belgeleyen bir metin
22.05.2019
Kıyaslamalı insan kaybetme vakaları: 28 Şubat’ta ve günümüzde...
19.05.2019
İmamoğlu’nun siyasi geçmişinde bir kazı çalışması
14.05.2019
Şimdi ürkütme değil ‘kalp kazanma’ zamanı
12.05.2019
Revize edilmiş Kılıçdaroğlu portresi
7.05.2019
Muhalefetteki koyu umutsuzluk dağılırken YSK seçimleri yenilerse...
4.05.2019
Laik nihilizmle sert laik kimlikleşmenin birlikte çözülüşü (1)
1.05.2019
Davutoğlu’nu eleştirirken ‘ama’yı cümlenin neresine koydun?
28.04.2019
‘Geçmiş olsun’u bile esirgemenin ürkütücü imâları
21.4.2019
CHP’nin görünmeyen kazancı: Radikal anlayış değişikliği
17.4.2019
‘CHP Neden Kazanır, AKP Neden Kaybeder?’
13.4.2019
CHP başka bir adayla kazansaydı AK Parti böyle davranmayabilirdi
10.4.2019
Yenilgiyi kabul edememenin içgüdüsel kökenleri hakkında küçük bir deneme
6.4.2019
Kürt siyasetinin şeytanlaştırılması: Tamam mı, devam mı?
3.4.2019
Televizyonların seçim gecesi hali ya da başkası adına utanmak
31.3.2019
Toplumun yarısını ‘soyun o zaman dövüşeceğiz’ demeye zorlayan iktidarlar
27.3.2019
Ardern'in tuttuğu ayna sonrasında Batılı siyasetçilerin zorlukları
22.3.2019
Ardern ve Erdoğan: Âlicenaplığın dilinin gücün diline üstünlüğü
15.3.2019
IŞİD’li esir kadınların vicdan rahatlığını nasıl açıklayabiliriz?
12.3.2019
Liderlerin ‘beka’ya gerçekte inanmadıklarının başlıca göstergeleri
10.3.2019
Gezi iddianamesi: İktidarın gezi anlatısını zora sokan bir belge
6.3.2019
Açlık grevleri ve Türkiye’nin yarınki yüzü
1.3.2019
Eski iktidar ortaklarının şimdi çok tuhaf görünen iki hamlesi
26.2.2019
“Eskiden adalet sevgisi sandığımız şey meğer iktidardan uzaklığımızmış”
24.2.2019
Son polis tacizinin aynasında AK Parti iktidarı ve AK Parti kamuoyu...
20.2.2019
Muhafazakâr gençlikte yeni seküler gedik: K-Pop
17.2.2019
Parodi tadındaki gerçeklerin ülkesinde ‘Türkiye’ kelimesini nasıl bölmeli?
16.2.2019
HDP, medya, siyaset ve çullanma kültürünün en utanç verici hali
12.2.2019
Bayrak istismarının kısa tarihi: Dün sopaydı, bugün perde...
11.2.2019
30 yıllık bir çullanma hikâyesi: Cem Karaca ve sol...
5.2.2019
24 sansasyonel ‘Suriyeliler’ haberinden sadece ikisi doğru çıktı
1.2.2019
Adaletsizliği, fazla kötü hissetmeden onaylamada yardımcı gerekçeler
30.1.2019
Dindar gençlerin seküler isyanının başlıca nedenleri
27.1.2019
“Müslüman 68’i”nin işaret fişeği mi?
19.1.2019
İnce’ye gösterilen anlayış, İmamoğlu’na neden gösterilmiyor?
15.1.2019
Altanlar-Ilıcak davasında hukukun ilk ışığı...
13.1.2019
Günümüzdeki inançsızlık eğilimi ve yakın tarihimizdeki benzer dönemler
6.1.2019
‘Soylu’ toplumsal talepler, onlara ilgisiz kitleler ve popülist liderler
3.1.2019
Sahte haberlere neden inanıyoruz? Çünkü aydınlatmıyorlar ama ısıtıyorlar...
31.12.2018
Bunu nasıl tartıştık: Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e soruşturma
29.12.2018
Demokratik ezberlerimizi gözden geçirmeye davet (2)
26.12.2018
Sen de ABD’nin ağzının içine bakıyordun, yine bakacaksın, bari şimdi sus!
21.12.2018
Demokratik ezberlerimizi gözden geçirmeye davet...
18.12.2018
Yoksulluk o kadar da dert olmazdı, adaletsizlik olmasaydı...
14.12.2018
Flynn’in Türkiye dosyası derinleşiyor
12.12.2018
Muhafazakâr aydınlar artık insanların çığlık atma hakkını bile tanımıyor
9.12.2018
Bir kutuplaşma yükselticisi olarak ‘gayri milli Gezi’ anlatısı
4.12.2018
İktidarı kutuplaşmada gördüler ve ülkenin canına okudular: Baykal 1993, Erdoğan 2013
1.12.2018
‘Kürdün kalbi hizmetle kazanılabilir mi’ sorusunun yeni sahnesi: Yerel seçimler
28.11.2018
Gülen’in yanıbaşındaki “İ. K.” ‘büyük cezaevi isyanı’ için plan yaptı mı?
23.11.2018
Yeni Şafak Kürşat Bumin’e neden tahammül edemedi?
20.11.2018
‘Tek at tek mızrak’ bir adam ve Medyakronik kolektifi
17.11.2018
Kürşat Bumin
14.11.2018
Toplumsal kutuplaşma CHP’nin de büyük konforu
12.11.2018
İktidarın büyük konforu: Sıfır siyasi riskle hak çiğneme özgürlüğü
7.11.2018
Muhterem Nur’a ve biraz da Müslüm Gürses’e dair bir yazı
3.11.2018
‘Kendi duvarını örmeye’ meyleden Kürdün başına gelenler...
31.10.2018
Kürtlerin ‘bencillik’ hakkı, sol ve liberaller
28.10.2018
Çözüm, çalışmadan kazananların horlanmayacağı yeni bir kültürde mi?
23.10.2018
Bir barış anlaşmasını referanduma sunmak ne kadar doğru?
20.10.2018
Erdoğan’ın ‘bilmiyor(muş) gibi yapma’ pratiği ve McKinsey hadisesi
17.10.2018
İktidar medyasını eleştirmek: Tadı zaten kaçmıştı, artık anlamsız
13.10.2018
Varsayımdan üretilmiş ‘delil’le ağırlaştırılmış müebbet!
9.10.2018
Varsayımdan üretilmiş ‘delil’le ağırlaştırılmış müebbet!
6.10.2018
Milliyetçi boğazlaşmanın Rusya sahnesi...
3.10.2018
Zor zamanların en faydalı mesaisi: Hatalar üzerinde düşünmek
28.9.2018
‘Dava’ siyaseti ve insanın körleşmesi
26.9.2018
Kemalistlerin tuzağı değilmiş, hepsi iktidarın öz tasarrufuymuş!
23.9.2018
‘Balyoz kumpasını yazan çete’ye 15 Temmuz’dan sonra da ulaşılamadı!
19.9.2018
‘Dilerim ilginç zamanlarda gazetecilik yaparsın...’
14.9.2018
İnsan ve kamusal figür olarak Hrant Dink
12.9.2018
Muhalefet, kasıp kavuran krizde de yenilirse?
9.9.2018
Bir imam-cemaat öyküsü: İktidar medyasının Osman Kavala marifetleri
5.9.2018
Sabah ‘Büyükada işi’nde temiz kalmıştı, açığını Kavala’yla kapatıyor...
1.9.2018
Bakan Soylu’nun pek Ergenekonvari siyaset pratiği
28.8.2018
‘Gri’ sözlere muhalif cenahta da tahammül yok!
25.8.2018
‘Bu sanatçılara ne oluyor böyle?’
22.8.2018
‘Gri’ sözlere kriz tartışmalarında da tahammül yok
15.8.2018
Laik-sol muhalefet uyduruk senaryolara neden ihtiyaç duyuyor (2)
11.8.2018
Laik-sol muhalefet uyduruk senaryolara neden ihtiyaç duyuyor?
8.8.2018
‘Ben palavrayım’ diye bağıran iddialar ve muhalif ruh hali...
4.8.2018
CHP’nin sorunu, liderinin seçim otobüsünde yaşamaması mı?
1.8.2018
Çin: 1978’de o günün Türkiye’si kadardı, bugün en büyük ekonomi
28.7.2018
24 Haziran sonrası kitlesel depresyon
25.7.2018
Küreselleşmeye uyum sağlayamayanları niçin öldürmeliyiz?
21.7.2018
İki idamcı ülke (ABD ve Çin) ve idamın caydırıcılığı
17.7.2018
AK Parti’nin büyük konforu: Umut vererek de kazanabiliyor, korkutarak da...
14.7.2018
Gizemli flash disk: Son defa yazıyorum ve havlu atıyorum...
11.7.2018
İnce’nin ‘yetmez ama evet’çi destekçilerinin zor günleri...
7.7.2018
‘Muhafazakârlık karşıtı yeni küresel ittifak’ özgürlükçü mü?
3.7.2018
Ya ‘cahil kitleler’ varsayımınız yanlış ya da seçim kazanma ümidiniz...
30.6.2018
Kendileri gidemeyen liderlerin hazin gidişleri ve Kılıçdaroğlu