Efsaneler, gözyaşları, hariciye...


16.4.2017 - Bu Yazı 648 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 ABD’nin Irak’ı işgal harekâtı 20 Mart-1 Mayıs arasında tamamlandı. Harekâtın bu bölümünde Iraq Body Count kurumunun rakamlarına göre yaklaşık 7500 sivil hayatını kaybetti. ABD kuvvetlerinin ise bu ilk aşamadaki kaybı 100’ün altında. Toplamda 2003-2014 yılları arasındaysa ABD 4500’e yakın kayıp verdi.

Aynı zaman aralığındaki şiddet olaylarında veya iç savaş koşullarında ölen Iraklı sivil sayısının da 500 bine ulaştığı tahmin ediliyor. (Lancet, bu rakamı 650 bin civarında olarak vermişti.) Bu rakamların hepsini açık kaynaklardan karşılaştırmalı bulabilirsiniz.

Ben, tam üç yıl kalacağım Bağdat’taki görevime ABD müdahalesinin ardından 14 Eylül 2003’te vardım. Orada o ilk günlerde gördüklerimi biraz anlatayım. ABD işgal harekâtını Saddam’ın Başkanlık Sarayı’nı seyir füzeleriyle vurarak başlatmıştı. Açılış hamlesinde (“shock&awe campaign”) ABD, 500’ün üstünde seyir füzesi ateşledi.

Cerrahi Vuruş terimini o devirden hatırlarsınız. Benim gördüğüm de belirli bazı binaların, belirli katlarının, belirli dairelerinde devasa delikler açılmış olduğuydu. Örnek olarak, Tomahawk’lar yeryüzü şekillerinin hemen üzerinden ve etrafından, ses hızının üzerinde, her biri kendi rotasını takip ederek, kendi hedefine uçuyor.

Yani ABD’nin bu füzelerle Bağdat’ı bombalaması mesela II. Dünya Savaşı’ndaki Dresden veya Kyoto’nun “halı bombardımanıyla” taş üzerinde taş bırakmamacasına dümdüz edilmesi demek değil. (Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları türlerinin tek örnekleri, kurbanlara saygımdan ve teknik benzemezlikten ötürü bunları karşılaştırmaya sokmadım.)

Mesela bombalanan Başkanlık Sarayı’na işgalin ardından ABD’nin Koalisyon Geçici Hükümeti (“CPA”) yerleşti. Bu binanın dışında sözde Harun Reşit’i simgeleyen ama ilk bakışta Saddam olduğu anlaşılan dev kafalar vardı cephe süsü olarak. Bunların bir yılı aşkın süre yerlerinde kalması alay konusu olmuştu.

Bağdat’ta halk, işgalin ardından tüm resmi binaları yağmaladı. Müzelerdeki tarihi eserler dahil. Kendi oturdukları mahallelerdeki okullar, hastaneler dahil. İlk başlangıçta sökülüp götürülenler klima cihazlarıydı. O sıcakta ve yoklukta anlaşılır.

Ama okullar da musluklarına, ampullerine varılıncaya dek soyulmuştu. Hastanelerdeki ameliyat yatakları bile evlere yatak olarak kullanılmak üzere götürülmüştü. Tabiatıyla, Saddam’a ve eşlerine ait pek çok saraydaki çatal bıçak takımları bile işportada satılır olmuştu. O sarayların pek çoklarının üzerlerine de devrin yeni lider kadrosu oturuverdi.

Burada amacım Arap karşıtı ırkçılık yapmak değil. Baskıcı, totalitaryen toplumlarda halkın baskı ortadan kalktığında verdiği beklenmedik tepkileri incelemeye de ne yerim, ne müktesebatım müsait. Bununla birlikte benzer davranış biçiminin, I.Dünya Savaşı başlangıcında keza bugünün Iraklılarınca Osmanlı’ya karşı Britanya’nın Hindistan ordusuyla Mezopotamya işgaline giriştiğinde gösterilmiş olduğunu da hatırlayalım.

Sayın Ahmet Davutoğlu’nun başını çektiği ümmetçi-İhvancı-yeni Osmanlıcı düşünce akımı, bu gerçeğe değinmez. Ama Britanya ordusunun ilerlediği her yerde Araplar ayaklandı, resmi binaları yağmaladı, kayıtları yaktı. Türk askerini çırılçıplak bırakıncaya dek soydu. Ardından isyancılar kendi aralarında yağma paylaşımı nedeniyle çatışmaya tutuştu.

Mezopotamya harekâtı malum, Çanakkale Zaferi’nden sonradır.  Çanakkale’ye Arapların asker olarak sevki bugün dahi Lübnan, Suriye gibi ülkelerde “seferberlik” sözcüğü Türkçe olarak kullanılmak suretiyle en hafifinden hiç hayırla yâd edilmez. Irak Arapları da Osmanlı’yı savunmak için Britanya ile savaşmayı kitlesel olarak reddetmiştir. Yahut Osmanlı’nın Iraklı Araplarını askere alma çabası başarısız olmuştur.

Bağdat tarihsel anlamda zaten belki 1258’de Moğol Hanı Hülagu karma ordularıyla Bağdat’ı yağmaladıktan sonra, deyim yerindeyse, bir daha belini doğrultamadı, üzerine ölü toprağı serpildi. Yakın tarihe gelelim, eski kent merkezini de, Abbasi mezarlarının kalıntılarını da, Kerkük’ün Türkmen kültür mirasını da dümdüz eden, yok eden Saddam’dı. Biz günümüze geri dönelim.

2006 Eylül ayında Ankara’ya döndükten sonra, bir süre bakanlık içi itişmeler nedeniyle boşta gezdikten sonra Irak Dairesi başkanı sıfatıyla Irak Özel Temsilciliği bünyesinde görev aldım. Sayın Davutoğlu, o dönemde Başbakanlık Başdanışmanı ünvanıyla Ankara’nın Ortadoğu siyasetinin oluşturulması ve yürütülmesinde perde gerisindeki etkin isim (“éminence grise”) konumundaydı.

O yıllarda (2006-08) bir ön açılımla, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve onun davetiyle IKB Başbakanı Neçirvan Barzani ile buluşmak için Bağdat’a gittiydik. Havaalanına indiğimizde, Sayın Davutoğlu, lütfedip benim Bağdat deneyimime güvenerek sanırım, “eski şehir ne tarafta” diye sordu. “Yok beyefendi” dedim. Öfkelendi. “Nasıl olmaz, sen bilmiyorsun. Ben gidip, kitapçıları gezeceğim” dedi. “Gezemezsiniz beyefendi, ne vaktimiz olur, ne de güvenlik önlemleri nedeniyle bizim kent merkezinde yaya dolaşmamıza izin verirler” dedim. Bu defa “ABD bombaladı değil mi şehri” diye sordu. “Hayır, Saddam ne kaldıysa eskiye dair zaten hepsini yıkmıştı” dedim. Sustuk.

Diyeceğim şu, ABD’nin Irak’ı işgali doğru karardı, yanlış karardı konumuz o değil. Saddam tarihin gördüğü en kanlı diktatör müydü? Öyleydi. 2003 sonrası Irak’taki can kayıplarının kabaca beşte dördü Şii-Sünni iç savaşından mı kaynaklandı? Öyle oldu. Blackwater gibi Amerikan özel güvenlik şirketleri savaş suçları işledi mi? Kesinlikle evet. Evet de bu veriler dış siyaset yapımında ne denli başat etmendir?

Bence Ankara’nın kendine sorması gereken soru “Bağdat’ta ve (Şam’da da) güçlü tekadamların olması Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun mudur?” Buna güvenlik bürokrasisinin dayatmasıyla verilen sessiz yanıt ve uygulanan siyaset hep “evet, o tek adamlar Kürtlerin tepesine bindikleri, düdüklü tencerenin üstüne oturdukları için uygundur”. Ama değildir, işte.

Bana kızmazsanız, ikinci diyeceğim de siyasi yelpazenin solundan sağına yapılan gözü yaşlı “çocuklar ölmesin” edebiyatının dış politika yapımında pek bir karşıtlığı yok. Marazi ABD (emperyalizmi?) karşıtlığı da öyle. Eğer 2017’de Üçünü Dünya, “bağlantısızlar” hayalleri kuruyorsanız olabilir. Dolayısıyla, “dünya beşten büyüktür” ile “emperyalist ABD Suriye ve Irak’a saldırıp, sivilleri, çocukları öldürüyor, küresel egemenliğine direnen liderleri yerlerinden oynatıyor” akraba yaklaşımlar.

Camus, Dostoyevski’nin “Tüm dünyanın ilmi bir çocuğun gözyaşlarına değmez” temasını başkaldırı felsefesinin temeli yapmıştı. Bir kişinin bile ölmesi yeterince büyük bir felaket. Ortadoğu’daysa bir çocuk hayatının değerinin maalesef bir kuzu, bir tavuk kadar değeri yok. Görülebilir gelecekte bu durumun değişeceğine dair emare de yok. Orta sıklet ülkenin de dış siyaseti pek başkaldırı kaldırmıyor. Salt ABD karşıtlığı üzerine bina edilecek dış siyasetle de Ortadoğu’da pek yol alınmıyor.

.

Facebook Yorumları

reklam
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı