Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Astana sonrası Suriye


8.5.2017 - Bu Yazı 840 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İşin bize bakan tarafı Astana öncesinde olduğu gibi bugün de İdlip. Putin için İdlip’te “ılımlılıklarını” kanıtlamayı “ayaklarıyla” Türkiye’ye ve Fırat Kalkanı’na geçmeyi reddederek bulundukları yerde kalanların, orada imha edilmeye müstehak olduklarını gösterecekleri verisinde bir değişiklik yok.

Astana sonrası Suriye konusunda elimizde bir belge, bir fotoğraf, iki açıklama var. Bunlar üzerinden yürüyerek salonda ne olup bittiğini anlamaya çalışalım. Bir gözümüz de sahada olsun, sahanın gerçeğini de gözden uzak tutmayalım. Astana Andıcı’na, Rusya Federasyonu (RF) Özel Temsilcisi Lavrentiyev’in toplantı sonrası Rus medyasına ayaküstü ifadelerine, ABD Dışişleri Sözcüsü Nauert’in yazılı açıklamasına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 16 Mayıs’taki Trump görüşmesi öncesinde ziyaretin hazırlığı için Vaşington’a giden Akar-Fidan-Kalın fotoğrafına birlikte göz gezdirelim.

Belge, 4 Mayıs’ta Astana’da Türkiye, RF ve İran temsilcilerinin imzaladığı mutabakat metni. Burada Ankara, Fırat Kalkanı cebinde kalıcı olmayı, daha doğrusu kalıcılığına bir ön-hukuki örtü (veya altyapı) getirmeyi hedeflemiş, bunu almış. Bunun üzerine koyup, dilediği gibi ve özellikle dolaylı veya doğrudan destekleyegeldiği silahlı muhaliflerin sıkıştıkları ceplere askeri müdahalede bulunma olanağını zorlamış, alamamış.

İlaveten Ankara’nın herhalde iki önceliği vardı: Birincisi, alelusül askeriyenin itelemesiyle, barışı koruma görev gücü adı altında veya bir görev gücüne katılır gözükerek YPG denetimindeki alanları kendi başına buyruk biçimde çevrelemek. İkincisi, İdlip’e yönelik Hatay sınırından bir “Fırat Kalkanı 2.0” başlatmanın yeşil yoksa sarı ışığını cebe koymak. Oysa dördüncü madde son paragraf askeri müdahaleleri “garantörlerin oybirliğine” bağlıyor. Yani hem Rusya hem İran “olur” demedikçe yeni Fırat Kalkanlarına izin yok. YPG’nin de mücadele edilecek terör örgütleri arasında sayılmasının önü ise zaten 3 Mayıs’ta Soçi’de gerçekleşen Erdoğan-Putin görüşmesinde kesilmişti.

Astana’da RF’nu temsil eden Putin’in Özel Temsilcisi Lavrentiyev’in toplantı çıkışında, üzerinde çalışılan dört “gerilimi düşürme” ve “güvenlik” bölgesinin ABD ve koalisyon hava harekatına kapalı olacağını söylediği Rus medyasınca haberleştirildi. Buna karşılık, ABD Dışişleri Sözcüsü Nauert’in açıklaması bu iddiayı teyit etmiyor. ABD ile RF arasında “çatışmayı önlemeye” (“deconfliction”) iletişim hattının yeniden devreye alındığı düşünülürse, ABD’nin RF ile gereken eşgüdümü yapmadan zaten herhangi bir hava harekatına girişmeyeceğini ileri sürmekte kuşkusuz gerçek payı var. Ayrıca, RF Vaşington Büyükelçisi Kislyak, Trump-Putin telefon görüşmesi yapılmadan önceki bunalımlı dönemde her iki ülkenin de önceliğinin “IŞİD ve cihatçı terörizmle mücadele” olduğunu dile getirmişti.

Terminolojiye girmişken şu dönüşümün de altını çizmek gerekir sanırım: Astana’da ilan edilen bölgeler, “uçuşa yasak” (“No Fly Zone-NFZ”) değil. Zira daha önce de belirttiğim üzere, hukuken “NFZ” bizatihi savaş ilanı demek. Bölgeler “güvenlikli” de (“Safe Zone”) değil, çünkü bunun da hukuki ve askeri yükümlülüğü var. Bunlar, ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un Ankara’yı ziyaretinde pek çok kez dillendirdiği “istikrar getirme” (“stabilization”) bölgeleri de değil. Bunlar, “gerilimi düşürme” (“de-escalation”) ve “güvenlik” (“safety”) bölgeleri. Yine muhtemelen ifadeleri güçlendirmek adına Ankara’nın dayatmasıyla “güvenlik” metne eklenmiş ama gerilimi düşürmenin ardına yazılarak. Bu yazım tarzı, “garantör” üç ülkeye hukuki sorumluluktan ve bağlayıcılıktan kurtulma alanı “wiggle room”) bırakmış.

Astana’nın öncesinde ABD’nin Şayrat Hava Üssü’nü Doğu Akdeniz’deki iki destroyerinden ateşlediği 49 seyir füzesiyle vurmasından bu yana ilk kez Trump ile Putin arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Astana’da bu defa ABD’nin de taraf (“garantör”) olmamakla birlikte, Dışişleri Bakan Yardımcısı Vekili Jones (eski Bağdat Büyükelçisi) tarafından temsil edildiğini not edelim. Suriye’de (ya da dünyanın herhangi bir yerindeki bunalımda) Moskova ve Vaşington uzlaşmadan nihai çözüm istisnai haller dışında olası değil. Erdoğan’ın Vaşington ziyareti öncesinde ABD ve RF Dışişleri Bakanları Tillerson ve Lavrov bir araya gelecek. Belki hemen yarın değil ama Suriye’de son perde açıldı. Bölgesel güç olarak Türkiye’nin de senaryoyu baştan yazacak gücü yok ama iki büyük gücün arasında, adımlarını doğru atarsa, kendi işine gelecek rötüşları yapabilecek bir diplomatik manevra alanını açması mümkün. Ciddi, gerçekçi, öngörülebilir olmak kaydıyla.

Bunca hariciyeci eskisi malumatfuruşluğundan sonra sahaya dönüp, nihayet kendi gördüğümü ekleyeyim. (Hariciyede değerlendirme yapmaktan sakınmak ustadan, çırağa öğretilir. “Biz dar penceremizden resmi çekip, Ankara’nın önüne koyalım şekerim” denilir.) Neticede, dünyanın iki askeri büyüğü Suriye’de alan paylaşımına gidiyor. İki bölgesel güç Türkiye ve İran da gelişen bu duruma göre konumlarını uyarlamak durumunda. Çoğu okuru kızdıracak olsam da 2003’ten bu yana Irak’ta “kazananın” yine de ABD olduğunu düşünüyorum. Suriye’de ise RF, kısıtlı yatırımının karşılığını beklenmedik ölçüde büyük kazanarak almış gibi.

İşin bize bakan tarafı Astana öncesinde olduğu gibi bugün de İdlip. Putin’in “gerilimi düşürmekten” ilk anladığı, belirli alanlardan Suriye silahlı kuvvetlerini boşa çıkarmayı sağlayıp, Palmira üzerinden Deyrezor tarafında kurtarma harekatına girişmek sanırım. İkinci anladığı da, başta İdlip, bu bölgelerdeki silahlı cihatçı direnişin “kemiklerini sıyırıp”, Şam tarafından hazma hazır hale getirmek. Şam’ın da “güvenlik” bölgelerinden muradı, hem saldırgan ve tehlikeli gördüğü Türkiye’ye karşı sınır boyunca Kürt hattıyla gardını almak, hem de ülkenin toprak bütünlüğünü korumak. Yani, Putin için İdlip’te “ılımlılıklarını” kanıtlamayı “ayaklarıyla” Türkiye’ye ve Fırat Kalkanı’na geçmeyi reddederek bulundukları yerde kalanların, orada imha edilmeye müstehak olduklarını gösterecekleri verisinde bir değişiklik yok. Ve maalesef, bu durumun sonuçlarının ise bizim için başlıca ulusal güvenlik tehdidi olarak görüldüğüne dair bir emare de. Gerilimi düşürme bölgelerindeki cihatçı grupların kendi aralarında iç boğazlaşmalara giriştiği haberlerini de ekleyelim.

Uzattım, fotoğrafa dönerek bitirelim. Vaşington’a giden ön heyet Genelkurmay Başkanı, MİT Müsteşarı ve Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı’ndan oluşuyor. Değerli diplomat Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Ümit Yalçın karede yok. Ümit ederim, Dışişleri’nin Cumhurbaşkanı’nın Vaşington ziyaretindeki rolü protokoler düzenlemeleri ayarlamaya ve raportörlüğe indirgenmiş olmasın. Hariciye adına o deneyimli bir diplomat olan Vaşington Büyükelçisi Serdar Kılıç sözkonusu temaslarda etkinlik gösteriyor olsun. Ama fotoğraf aciz bendenize hem halen Ankara’nın Suriye’yi münhasıran bir “güvenlik dosyası” olarak gördüğünü, hem referandum sonrası geçiş aşamasında bulunduğumuz yeni durumda dış siyasetin yalnızca muktedir tarafından yürütüldüğünü anlatıyor. Umarım yanılıyorumdur.

.

Facebook Yorumları

reklam
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı