Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey


14.5.2017 - Bu Yazı 1537 Kez Okundu.
Yorum : 1 - Onay Bekleyenler : 0

 Osmanlı’nın son (1914-18) Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey, soykırım suçundan 1920 yılında İstanbul’da kurulan mahkemede idama mahkûm olan az sayıdaki üst düzey yetkiliden biri.

Fransa’da görevini bugün halefi Macron’a devreden cumhurbaşkanı Hollande, son resmi konuşmasını 10 Mayıs kölelik, köle ticaretinin ve bunların kaldırılmasının ulusal anma gününe ayırdı. Sosyalist siyasetçi Hollande’in, bence ender içinden geldiği gibi olabildiği bu konuşması güzel ve yüklüydü. Hollande konuşmasında Fransa’nın sömürgecilik, köle ticareti ve Cezayir Bağımsızlık Savaşı gibi günahlarını sıraladı. Kendinden önce bu konularda adım atan, sağdan ve soldan seçilmiş cumhurbaşkanlarını anmayı ihmal etmedi. Geçenlerde rahmetli olan Emmanuelli ve Taubira başta çeşitli hükümetlerde görev alıp, bu konularda yasama faaliyeti yürüten siyasetçileri ve tarihçileri de teker teker selamladı.

Hollande, bazılarının tarihi kurcalamamak, unutmak ve geleceğe bakmak gerektiğini söylediğini ancak tarihin orada ısrarlı, talepkar, aceleci biçimde yerinde durduğunu hatırlattı, “nereden geldiğimizi bilmek zorundayız” dedi. Hollande, anıların yarıştırılmaması gerektiğini, acıların hiyerarşisinin olamayacağını, zira bunların tamamını günün birinde gelip bizi sorguladıklarını vurguladı. Fransa’nın büyük hikâyelere, kahramanlara gereksinimi olduğu denli gerçeğe de ihtiyacı olduğunun altını çizdi. Tarihi bilmenin, geleceği olanaklı kıldığını belirtti. Nihayet Hollande anma günlerinin de yetersiz olduğuna değinerek, aynı amaçlı bir ulusal vakfın kuruluşunu da duyurdu. (Metne http://www.elysee.fr/ sayfasından erişilebilir.)

macron-hollande

Hollande ve Macron

Bunlar kuşkusuz tarih bilinci, etik, siyasi zarafet ve olgunluk göstergesiydi. Ancak Hollande, adeta tarihte bir iz bırakamamış olduğunu, DSK yarıştan düşünce neredeyse kazara cumhurbaşkanı seçildiğini kabullenmekle birlikte, bu alanda diğer tüm yöneticilerin toplamından daha yoğun ve dirayetli etkinlik gösterdiğinin altını da kalınca çizmiş oldu. Hasbelkader canlı denk geldiğim bu tören beni yine bizi, bizim dolaptaki iskeletlerimizi düşünmeye götürdü.

Hani Akif’in sürekli yerli yersiz tekrarlanan ünlü “şüheda fışkıracak toprağı sıksan” dizesi var. Balkan Savaşlarını, Birinci Dünya Savaşı’nı ve ardından Kurtuluş Savaşı’nı okuyan herkes, hepimiz bunun ne anlama geldiğini anlıyoruz. Ama bir de kapağını açsak, dolaplarımızdan dökülecek iskeletler kısmı var işin de, biz işte o topa hiç girmiyoruz. Bu yönde bir toplumsal talep olduğu veya bir siyasi baskı olduğu da söylenemez. Kaldı ki kendi trajik tarihimizi de öyküselleştiremiyoruz. Ne övündüğümüz imparatorluğun iktisadi, kültürel, demografik yüreği olan Balkanları birkaç ay gibi bir zaman diliminde yitirmemizi, ne Ortadoğu’da verdiğimiz kayıpların büyüklüğünü ve Arapların uluslaşma süreçlerinde bize sırtlarını dönüşlerini.

Bunlar arasında Ermeni Soykırımı artık gündemimizde yer alan bir konu bile değil. Herhalde bunu bir diplomatik başarı olarak görüp, övünüyoruz da. Bu konunun mütemmim cüzü haline dönüşen oysa görece çözümü daha basit olan Ermenistan’la sınır kapılarının açılması bile olası olmaktan çıktı. Benim Bağdat’ta maiyetinde görev yapmaktan onur duyduğum Büyükelçi Ünal Çeviköz gibi kendi kendine bu konuyu iş edinenler dışında kimse bu alanda kafa yormuyor. Çeviköz de bu alandaki akılcı, yapıcı girişimleri nedeniyle Bağdat öncesinde büyükelçilik yapıp o dönemde çok sevildiği Bakü’de neredeyse fiilen istenmeyen kişi ilan edilmiş durumda. Adına ABD Başkanları’nın yıllık açıklamalarında değindiği gibi Ermenice büyük felaket anlamında “meds yeghern” diyelim, kıyım diyelim asırlarca yan yana değil iç içe yaşadığımız Anadolu’daki Ermeni varlığının yok olduğu koşullarla yüzleşmeden ulusça ruhumuzu sağaltmamız mümkün mü?

İlerlemek ancak bu gerçeği içselleştirip, bu konuda görev bilinciyle hareket edecek bir liderin ön alıp, yol açmasıyla mümkün. Bizde Fransa’dakinin aksine ne tarihçiler, ne siyasetçiler ve daha önemlisi küçük bir azınlık dışında ne toplumdan Ermeni meselesinde adım atılması yönünde bir baskı ve talep yok. Yeri geldiğinde yersiz biçimde “küçük kardeş” muamelesi yaptığımız Azerbaycan, boyundan büyük yatırımlarıyla ülkemizin bu konudaki dış siyasetini rehin almış durumda. Tarihi öğrenmeye ilgisiziz. Sadece Van’ın savaş başladığında dört kere el değiştirmesi, 1915’e gelmeden 1868’deki Zeytun olayları ve benzerleri, Doğu-Batı Ermenileri arasındaki lehçe farkı, Ermeni nüfusun büyüklüğü ve yaygınlığı vb. pek çok ayrıntıyı merak etmiyoruz. 1908-1913 arasında Meşrutiyet Dönemi’ni bugüne ders çıkarmak üzere olumlu yönleriyle incelemiyoruz. 1913’te İttihat ve Terakki’nin yönetime el koyuş ve ülkeyi Birinci Dünya Savaşı bitimine dek yönetiş biçimine bakmıyoruz. Hepsini geçtim, arşivlerimize erişimde dahi ikircikli tutumumuzu aşamadık, halen ayıklama ve başvuranları sınıflandırma peşindeyiz.

willy

Willy Brandt

 

Dönemin Almanya Şansölyesi Willy Brandt, 1970’te Varşova’yı ziyaretinde kentin Yahudi gettosundaki Nazi işgaline direniş anıtı önünde beklenmedik biçimde diz çökmüş ve yarım dakikalık bu kendiliğinden saygı duruşu (“Warschauer Kniefall”) tarihe geçmişti. O tarihte yapılan kamuoyu yoklamaları, Almanların yüzde 48’inin bu davranışı abartılı ve yüzde 41’i de aşırı bulduğunu gösteriyor. Tarih Brandt’ın yaptığı siyasi liderliği haklı çıkardı. Bizde seçkin gazeteci Hasan Cemal, 2008 yılı Eylül ayında Erivan’daki Ermeni Soykırımı Anıtı’nı ziyaret edip bir karanfil bırakmıştı. (http://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/1915in-100-yilinda-ermenilerin-soykirim-acisini-paylasiyorum,11725) Bununla yetinmedi, büyük cesaret göstererek “1915: Ermeni Soykırımı” (Everest Yayınları, 2012) adlı bir de kitap yazdı. Hasan Cemal’in dedesi Cemal Paşa’nın kim olduğunu ve Tiflis’te 22 Temmuz 1922’de öldürüldüğünü belirtmeye gerek yok.

Yirmi yıl görev yaptığım Dışişleri Bakanlığı’ndan 2013 Haziran ayında istifa etmemin ardından Hrant Dink Anma Günü’ne ilk kez 19 Ocak 2014 tarihinde katılmıştım. Buraya koymak için bulamadım, o gün çekilmiş elimde bir tarafı Türkçe, diğer tarafı Ermenice yazılmış “Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeni’yiz” yazılı bir yuvarlak döviz taşırken çekilmiş bir fotoğrafım var. Cinayetin ağırlığı bir yana, kendi adıma “özgürlük güzel şeymiş” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Daha sonra, yine aynı yıl, 45’inci doğum günüm, o dönem çalıştığım petrol şirketi adına Berlin’de katıldığım bir enerji konferansında Berlin’e denk geldi. Programdaki bir boşluktan yararlanarak, Bahaeddin Şakir ve Cemal Azmi Bey’in Berlin Türk Şehitliği’ndeki ikiz kabirlerini hayatımda o gün ilk kez ziyaret ettim.

Osmanlı’nın son (1914-18) Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey, soykırım suçundan 1920 yılında İstanbul’da kurulan mahkemede idama mahkûm olan az sayıdaki üst düzey yetkiliden biri. Cemal Azmi, Taşnaklar Nemesis Harekatı’nı başlatınca, 15 Mart 1921’de Berlin’de Talat Paşa ve 5 Aralık 1921’de Roma’da Sait Halim Paşa’nın ardından Bahaeddin Şakir’le birlikte Berlin’de ilk öldürülenlerden. Son üçünün katili Arşavir Şıracıyan. Görev yaptığı dönemde “Sopalı Vali” olarak da tanınan Cemal Azmi, ulusal kaynaklarda bir kahraman, Ermeni ve uluslararası kaynaklarda ise kuzeydoğu bölgesinde çoluk çocuk tüm Ermeni nüfusu katleden bir cani olarak anlatılıyor. Kendi babası Hacı Osman Nuri de Arapgir mutasarrıfı olan ve dolayısıyla oralı olduğu varsayılan Cemal Azmi Bey, benim büyükbabamın babası.

Cemal Azmi Bey

Cemal Azmi Bey

Burada kişisel öykümü anlatmamın Ermeni Soykırımı konusuna bir katkısı olmayacağını biliyorum. Bugün ülkemizde “Ermeni Soykırımı’nı tanıyorum” diyecek bir yurttaşın yargılanmayacağı güvencesi olmadığını da. Ama bildiğim, ister ABD’ninki gibi diplomatik bir sözcük oyunuyla “soykırım” sözcüğünü devreden çıkaralım, ister konuyu Ermenistan’la sınır kapılarının yeniden açılmasına bağlayalım, bugün ülkemiz olan toprak parçasında yüzyıllarca birlikte yaşadığımız Ermeni nüfusunun yok edilmesiyle yüzleşmemizin bize ortak geleceğimizin kapısını açacak anahtarlardan biri hatta başlıcası olduğu. İhtiyaç duyduğumuz ise Brandt gibi, o değilse Hollande kadar tarih bilinci ve siyasi sorumluluk sahibi, Hasan Cemal’in uzgörü ve medeni cesaretini benimseyebilecek bir lider. Bir diğer Cemal’in torunu olan ben de, Hasan Cemal büyüğüm gibi, kendi adıma Ermenilerin soykırım acısını paylaşıyorum.

.

Facebook Yorumları

reklam
27.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
1 0
Mourat 14.5.2017 - 22:46:49
Aydin Bey, sizin gibi insanlarin bol oldugu dunya ne kadar guzel bir dunya olurdu! Yaratan size uzun ve saglikli ömurler versin!
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,23
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı