Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e


26.7.2017 - Bu Yazı 540 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Dış politika epeydir, iç siyasetin uzantısına ve oy devşirmeye yönelik bir PR faaliyetine dönüştü. Hariciye de konsolosluk işlerine koşuldu. OHAL gerekçesiyle ülkemizde hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlanabildiği Cumhuriyet Davası ve Büyükada gibi “absürt” vakalarda görülüyor. İşte bunların da dışa bir yansıması olacağı anlaşılmak istenmiyor. Herhangi bir özeleştiri gereği de duyulmuyor. Almanya’yla kriz de diğer tüm konular gibi tek elden, en tepeden yönetilecek. Ceremesini ise yine biz çekeceğiz.

Cumhuriyet gazetesi davası Pazartesi günü nihayet başladı. Kadri Gürsel gibi iyi gazetecilikten başka suç (!) isnat edilemeyecek arkadaşlarımız dokuz ayı bulan esaretlerinden sonra nihayet yargıç yüzü görebildi. O arada, Almanya’ya INTERPOL üzerinden “teröre destek oldukları” gerekçesiyle verilen altı yüz küsur Alman şirketine dair listenin “yanlışlık oldu” denilerek, geri alındığına da tanıklık ettik.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendi, sözcüsü Kalın ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da, ülkemizde yargının bağımsız olduğu vurgusuna dayanan açıklamalarda bulundular. Oysa ülkemizin hukuk devleti olma özelliğini geçtim, kanun devleti olduğundan dahi artık söz edilemeyeceği gerçeği gözümüzün önünde. Neden derseniz, ilk paragrafa geri dönebilir, dilerseniz benim de yaptığım gibi, Kadri Gürsel’in savunmasının tam metnini okuyabilirsiniz.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Alman mevkidaşı Gabriel’i telefonla aradığını ve ikili sorunların medya üzerinden değil diplomatik kanallardan konuşmak konusunda uzlaşmaya varıldığını (ama Ankara’dan) öğrendik. Ayrıca, Başbakan Yıldırım da konu hakkında üslup itibarıyla ender sağduyulu açıklamalardan birini yaptı. Buna karşılık, içerik bakımından o da yalnızca karşı taraftan “FETÖ ve PKK’ya desteğin” kesilmesini talep ediyor. Yani Almanya’nın tüm taleplerine deyim yerindeyse sağır kalıyor.

Alman Dışişleri Bakanı Gabriel, vatandaşı insan hakları savunucusu Steudtner’in ülkemizi henüz ilk ziyaretinde tutuklanması üzerine, tatilini yarıda keserek Berlin’e döndü. Kendi de eski SDP lideri olan Gabriel, iktidardaki koalisyon ortakları Hristiyan Demokratlar’ın ve Sosyal Demokratlar’ın liderleri Şansölye Merkel ile Martin Schulz’la görüştükten sonra bir açıklama yaptı.

Açıklamasında savsaklanan AB üyeliği süreci ve 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne gösterilen cılız tepki bağlamında ülkemizde oluşan haklı hayal kırıklığı bağlamında şimdiye dek Ankara’yla diyalog kanallarının kesilmemesi, köprülerin atılmaması için uğraştıklarının altını çizdi. Almanya’daki Türkiye kökenli yurttaşlara verdikleri değerin altını çizdi. Bu işin tatlı kısmı.

Açıklamanın devamı ise acı. İsim verilmeden Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a demokrasi açısından çok ağır eleştiriler var. NATO’nun sadece bir savunma işbirliği örgütü değil aynı değerleri paylaşan ülkelerin birliği olduğu hatırlatması var. Ardından yaptırımlar sıralanıyor.

Devamındaysa, Alman şirketlerinin ülkemizde yatırım yapmalarının teşvik edilmeyeceği, Hermes ve Avrupa Yatırım Bankası kredilerinin kesilmesi, Gümrük Birliği’nin güçlendirilmesi dahil AB ile tüm ilişkilerin durdurulması, Alman vatandaşlarına güvence verilemeyeceği gerekçesiyle seyahat uyarısı.

Onun hemen öncesinde Dışişleri Bakanlığı Berlin’deki büyükelçimiz Ali Kemal Aydın’ı keza Gabriel’in talimatıyla bakanlığa çağırdı. Çağırmakla kalmadı genellikle olmadığı biçimde, Büyükelçi Aydın’a hangi konuların, hangi tonda iletildiğine dair bir açıklama yaptı. Açıklamanın İngilizce metninde kullanılan ifadeler (“summoned”; “without diplomatic pleasantries”; “we mean business” vb.) diplomasi dilinin oldukça dışında. Sorunların çözümünün mühletli olduğuna dair yapılan vurgu da sert.

Korkarım bu vaka AKP “sistemi” dış politika yönetimine bir uyandırma işlevi gördü. Dışişleri Bakanlığı devasa bir yazmanlığa dönüşür, önemli başkentlerdeki büyükelçilikler mega-başkonsolosluklar olarak yeniden yorumlanırken, 21’inci yüzyılda diplomasinin aksesuar bir sanat olmadığı herhalde anlaşıldı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’ın telaşı da sanırım bundan. Demek ki Türkiye ölçeğinde, çok boyutlu dış politika sınamalarıyla boğuşan orta sıklet bir ülkenin, ehil büyükelçilere ve saat gibi işleyen bir hariciyeye (halen) ihtiyacı varmış.

Kalın istediği kadar “bize kimse parmak sallayamaz” desin, Daily Sabah’taki yazısı iki cılız sava dayanıyor: Türkiye’de soruşturulan Alman firması yoktur ve tutuklanan “bir” Alman vatandaşının tutuklanması yargıya intikal etmiş konudur.

Bu makaleyi okuduysa Gabriel kahkaha mı atmıştır, acı acı tebessüm mü etmiştir, gözlerini tavana mı dikmiştir bilemeyiz. Zira (girişte de belirttiğim üzere) İçişleri Bakanı Soylu, Alman mevkidaşı De Maziere’i arayarak söz konusu listenin “yanlışlıkla” Alman makamlarına INTERPOL üzerinden ulaştırıldığını ve aynı yoldan geri çekildiğini bildirdi.

Ama Almanlar iki işi birden yaptı bu kez. Önce Almanya’daki din görevlilerimizin yürüttükleri faaliyetleri deşifre ettiler, keza istihbari faaliyet kapsamındaki bazı telefon görüşmelerinin içeriğini sızdırdılar ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın Hamburg’daki G-20 kapsamında Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli yurttaşlara hitap etmesine izin vermediler.

Aynı zamanda Gabriel, iletişim dili olarak Türkçe’yi kullanarak doğrudan, orada yaşayan Türkiye kökenlilere hitap etti ve Almanya’da bizdeki “amiral gemisine” tekabül eden popüler Bild gazetesinde yine bizim çifte vatandaşlara yönelik yazısı çıktı. Yani Berlin, hem Putin’in uçak krizini çözerkenki tutumundan, hem Erdoğan’ın siyaset stilinden kendince gerekli dersleri çıkarmışa benzer.

İlaveten kendi de eski Dışişleri Bakanı olan Cumhurbaşkanı Steinmeier de Almanya’da yaşayan Türkiyelilere seslendi. Kimi gözlemcilerin ileri sürdüğü üzere bu kucaklayıcı çağrının arka yüzünde “başınızı bela sokmayın” uyarısı mı vardı bilinmez. Güçlü Maliye Bakanı Schauble de aynı topa giren bir başka aktör. Bir başka deyişle, Almanya tam takım sahada.

Dış politika epeydir, iç siyasetin uzantısına ve oy devşirmeye yönelik bir PR faaliyetine dönüştü. Hariciye de konsolosluk işlerine koşuldu. OHAL gerekçesiyle ülkemizde hak ve özgürlüklerin nasıl kısıtlanabildiği Cumhuriyet Davası ve Büyükada gibi “absürt” vakalarda görülüyor. İşte bunların da dışa bir yansıması olacağı anlaşılmak istenmiyor. Herhangi bir özeleştiri gereği de duyulmuyor. Almanya’yla kriz de diğer tüm konular gibi tek elden, en tepeden yönetilecek. Ceremesini ise yine biz çekeceğiz.

 
.

Facebook Yorumları

reklam
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı