'Slimfit' devlet


15.11.2017 - Bu Yazı 368 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Devlet ne? Devlet (sözde) biziz. Bizim hizmet almak için şiddet tekelini devrettiğimiz ortak aygıtımız. Onun için bu ülkede önceliğimiz sosyal devlet değil, “slimfit” etkin devlet olmalı. Devlet değil cumhuriyet olmalı. Milliyetçilik değil (zorunlu değilse de) yurtseverlik olmalı. “Ama onlar da” demeden hukuk devleti olmalı. Gelenek, göreneklerimiz demeden kayıtsız, şartsız ifade özgürlüğü olmalı. Aşırıya kaçtı demeden kamu düzeninin tümden dinden ayrıştırılması anlamında laiklik olmalı.

Nasıl bir devlet istiyoruz? Benim yaklaşımım BBC Top Gear’in eski Jeremy Clarkson’lu bölümlerinin birinde konu edilen Ariel Atom çizgisi. “Aracımızın” dört tekerleği, bir direksiyonu, bir de motoru var. Başka da bir numarası yok. Müzik seti dahi yok. Bildiğiniz 1600cc Honda Civic (ama TypeR yani o kadar da değil) motorundan kompresörle (“supercharged”) 300 beygir güç elde ediyor. Sıfırdan yüzü 2.9 saniyede görüyor. Şasinin kendi, aracın iskeleti. Kaporta yok zaten. İngiltere Somerset’te toplam yedi (beş değil yedi babayiğit) çalışanı olan bir işletmede üretiliyor.

Fabrika çıkışı fiyatı kabaca bugünkü kurdan yuvarlak hesap 150 bin TL. Alacağınız performans değme Ferrari’yi aratmayacak düzeyde. Demek ki buraya getirsek haydi ikiyle çarpalım 300 bin TL olacak. Ferrari’nin onda biri. Aynı şey mi? Değil. Hatta alakası yok, kabul. Ama çıkış yeri ve yönelim doğru. Ürün kalitesi de ortada. Ödediğiniz her kuruşun karşılığını fazlasıyla alıyorsunuz. Direksiyonuna oturduğunuzda da size tam hakimiyet ve üzerine tam tatmin sağlıyor. Hiçbir fazlalığa yer yok. Otomobil nedir? Dört tekerlek, bir motor, bir direksiyon, iki koltuk. Bu da o işte. Trafiğe çıkacak tüm donanıma da sahip, eksiği yok. Fazlası da.

Biz ise devletin aklından, derinlerinden, kerimliğinden konuşuyoruz. Cumhuriyeti savunuyorum diyenler de devlet denince susuyor. Sosyal devlet isteyenler haklı taleplerinin mevcut koşullarda Ankara’daki heyulayı nasıl daha da devleştireceğini sorgulamak istemiyor. Yönetenle yönetilen arasındaki mesafeyi kısaltalım deseniz, bölücü müsün yanıtı alıyorsunuz. Savunma harcamamız hangi ulusal stratejiye göre, nerede belirleniyor deseniz, sana ne deniyor. Hem sırtımda sürekli artan vergi yükü var hem çocuğuma istediğim eğitimi alamıyorum diyorsunuz, cevap sen Müslüman değil misin. Devlet bol, kural yok. Balon şiştikçe şişiyor, hava yastığı gibi oturduğumuz yerde bizi boğuyor.

Paris’te 130 kişinin öldürüldüğü Bataclan ve St.Denis saldırılarının yıl dönümünde anma töreni vardı. Kim katıldı? Devleti temsilen cumhurbaşkanı ve kenti temsilen belediye başkanı. Tören şundan ibaretti: Anıta çelenk bırakma (yere konuyor) ve katledilen yurttaşların isimlerinin teker teker okunması. Dini tören, törende din unsuru yok. Milli marş da yok. Üniforma da yok. Slogan da yok, pankart da. Adeta Ariel Atom’un tasarımı gibi yaklaşılmış. Sayın Cumhurbaşkanı’nın hitapları, Sayın Genelkurmay Başkanı’nın tören alanında en önde yerlerini almaları, İstiklal Marşı, Kur’an tilaveti, sair mutad ricalin çelenklerini koymaları vs gibi ayrıntılar hep atlanmış. Fransız olsanız “nerede bu devlet?!” diye isyan edesiniz gelir yani.

Vaşington’da ise bir kadın sabah sporu babında bisiklete binerken yanından geçen Başkan Trump’ın araç konvoyunu sol elinin orta parmağını kaldırarak selamladı.  Juli Briskman bir AFP muhabiri tarafından tesadüfen çekilen fotoğrafını kendi sosyal medya hesaplarından paylaştı. Devletten de ihale alan çalıştığı iletişim şirketine, etik zorunluluk hissettiğinden yine kendi bildirimde bulundu. Şirket de talep ettikleri halde fotoğrafları kaldırmadığı ve fotoğrafların şirketin ticari şöhretine zarar verebileceği gerekçesiyle işine son verdi. Pekiyi Başkan Trump “onu öyle bırakmam” dedi mi Briskman’a? Heyhat, ne gezer? Bugün el hareketi yapan, yarın silah doğrultur benden uyarması.

Velhasıl hayaller Ariel Atom, gerçekler aksesuarlı Magirus. Hayallerimizden çok uzaktayız, gerçeklerimiz çok varoş. Ahmet ve Mehmet Altan kardeşlerin duruşmasında savcı mütalaasından önce savunma hakkını kullanmak isteyen kıdemli avukat Ergin Cinmen mahkeme salonundan atılıyor. Cumhurbaşkanı’nın yurtdışı ziyaretlerinde baş köşede genelkurmay başkanı ve MİT müsteşarının oturması kanıksanıyor. Cumhuriyet’te Çiğdem Toker davet usulü yapılan ihaleleri her hafta çarşaf çarşaf yazıyor. İstanbul Maratonu’nda Ali İsmail Korkmaz Vakfı yazılı tişörtlere kolluk kuvveti müdahale ediyor. Sokaklarımızda betonyer ve hafriyat kamyonları kafalarına göre takılıyor (Bağdat Caddesi’nde ters yönde gidene dahi rastladım). TBMM’nin altı milyon almış üçüncü partisinin eşbaşkanı bir yılı aşkın süredir hapiste, daha mahkeme yüzü görmedi.

Hariciyeci ağzıyla sorarsak “hangi birine yetişeyim şekerim?” Yukarıda saydıklarımın hepsi ve daha fazlası, devletin hoyratlığının, ceberrutluğunun, keyfiliğinin, hesapvermezliğinin, yerleşikleşmiş cezasızlık kültürünün basit ve olağan birer dışavurumu. Devlet ne? Devlet (sözde) biziz. Bizim hizmet almak için şiddet tekelini devrettiğimiz ortak aygıtımız. Onun için bu ülkede önceliğimiz sosyal devlet değil, “slimfit” etkin devlet olmalı. Devlet değil cumhuriyet olmalı. Milliyetçilik değil (zorunlu değilse de) yurtseverlik olmalı. “Ama onlar da” demeden hukuk devleti olmalı. Gelenek, göreneklerimiz demeden kayıtsız, şartsız ifade özgürlüğü olmalı. Aşırıya kaçtı demeden kamu düzeninin tümden dinden ayrıştırılması anlamında laiklik olmalı.

Nasıl olacak? Laik, çoğulcu, katılımcı tam demokratik parlamenter bir cumhuriyeti eşit anayasal yurttaşlar olarak tümüyle barışçıl yöntemlerle istemekle, arayarak. Siyasetten, asgari müştereklerde yan yana gelmekten kaçınmayarak. Başkanlık seçimlerinden önce OHAL’in kalkması, bu YSK, bu HSK yapısının değişmesi gerektiğini sürekli gündemde tutarak. Demokratik cumhuriyeti beğenmeyene, demokrasi mi, cumhuriyet mi sizi rahatsız etti; eşit anayasal yurttaşlığı sorgulayana, karşı çıktığınız anayasa mı, yurttaşlık mı, eşitlik mi diye sorarak. Öyleyse merhum Danton efendinin dediği gibi: “Cüret, biraz daha cüret, her zaman biraz daha cüret.”

.

Facebook Yorumları

reklam
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı