Kudüs ve Lozan


10.12.2017 - Bu Yazı 614 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hassas diplomatik konulara popülist yaklaşımları Trump ve Erdoğan’ı bağdaştırıyor. Cumhurbaşkanı, Kanal İstanbul ile Montrö’yü tartışmaya açarken, Lozan’ın güncellenmesi gereğinden söz edebiliyor. Bu iki anlaşma cumhuriyetimizin kurucu senetlerinden sayılır. Bu yaklaşım, 2019 Başkanlık Seçimleri’nin bir yeniden kuruluş niteliği taşıyacağı önermesini de tamamlıyor. Ana muhalefetin Yunanistan’ın “adalarımızı işgal ettiği”, “Kıbrıs’ın satıldığı” vaveylası ise korkarım gayet cılız ve temelsiz kalıyor.

Popülizm ve demokrasi üzerine bir yazıya hazırlık yapmıştım ama ABD Başkanı Trump’ın Kudüs açıklaması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Atina ziyaretini pas geçersem Ali Topuz büyüğüm kulağımı çeker korkusuyla bu pazar da diplomasi muhabirliğine devam ediyorum. Serde ıskartaya çıkmış hariciyecilik var malum. Esasen bir bakıma bu yazı da “popülizmin diplomasisi” üzerine.

Önce özetler: 1948’de kurulan İsrail, 1949’da Batı Kudüs’ü ele geçirdi ve tüm Kudüs’ü başkenti ilan etti. İsrail 1967’de “altı gün” savaştı, yine kazandı ve Doğu Kudüs’ü de aldı. 1980’de ise meclisinden (“Knesset”) geçirdiği yasayla bu defa “ilhak ettim” demeden Kudüs’ün tamamını fiilen ilhak ve başkent ilan etti. ABD Kongresi 1995’te çıkardığı (374-37 ve 93-5) yasayla kendi büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldı. ABD Senatosu aynı kararı 2017 Haziran ayında teyiden tekrar (90-0) kabul etti.

Trump ABD Başkanlık seçimlerini 2016 Kasım ayında kazandı. ABD Büyükelçiliğini taşıma kararı usulen önüne ilk geldiğinde, gönülsüzce uygulamadan altı ay feragat (“waiver”) etti. O arada damat Jared Kushner ve Uluslararası Müzakereler Özel Temsilcisi Jason Greenblatt ikilisi, İsrail-Filistin sorununa çözüm bulmak amacıyla bölge turlarına çıkmıştı. Ötesi, Mısır’da Suudi Arabistan (SA) desteğiyle duran Sisi, SA’da ABD desteğiyle ipleri eline alan Veliaht Prens Muhammet Bin Salman (MbS) vardı.

Kushner-Greenblatt ikilisinin çözüm planı “dışarıdan içeriye” (“outside-in”) yaklaşımına dayanıyor. Yani SA, Mısır ve İsrail’in tehdit algılarının örtüşmesinden bilistifade Filistin’e bir çözüm dayatmak. Trump da başkanlık kampanyasına 20 milyon ABD Doları katkı yapan “Kumarhaneler Kralı” Sheldon Alderson gibi Yahudi lobiciler ve Evanjelist Hristiyanlardan güç alıyor. Bizim MGK’nın “çöktürme” planı gibi, Kushner-Greenblatt önerisine de “boğuntuya getirmek” diyebiliriz belki.

Neticede, Büyükelçiliği Tel Aviv’den Kudüs’e taşımaktan bir altı ay daha feragat kararı mutaden ikinci kez Trump’ın önüne gelirken bölgedeki durum, içerideki baskı, kişisel mizaç ve alınacak kararın tasarlanan çözüm planını kolaylaştıracağı değerlendirmesi de üst üste oturdu. Trump da, ertelemeyi yine imzaladı (zaten lojistik açıdan Büyükelçiliğin taşınması iki yıl gibi bir süre gerektiriyor) ancak eşanlı olarak 1995’ten kalan yasayı da imzaladı.

Pekiyi, ne yapmak, nereye varmak istenilmekte? Doğrusu meslekteyken de masa başı ve çok taraflı değil de ayağı toprağa basan ve ikili diplomasi bana daha çekici gelirdi. Dolayısıyla, “BM kabul etmez”, “yok hükmündedir”, “uluslararası hukuka aykırıdır” gibi savlar pek bana hitap etmiyor. Hatırda tutmak gerekir ki kararı alan sıradan bir ülke değil, küresel güç ABD ve karar pek sevdiğimiz “milli iradeye” dayanıyor. Üstelik, Moskova’nın da perde gerisinde Filistinlileri müzakere masasına oturmaya teşvik ettiği anlaşılıyor.

Diğer bir deyişle, “çılgın ve/veya cahil Başkan Trump bir imza attı, dünya ayağa kalktı” anlatımı bence pek açıklayıcı olmuyor. ABD’li sözcülerce şimdilik batı ve doğu Kudüs’ü ayıran statükoya uyulacağı da dillendiliriliyor. Kushner-Greenblatt tarafından bölgedeki taraflarla bilistişare pişirilen ve Filistinlilerin boğazından aşağıya el birliğiyle bastırılmak istenilen planın ayrıntılarına ise vakıf değiliz. Kudüs, İsrail ve Filistin’in ortak başkenti olmadan, kalıcı barış nasıl sağlanacak?

Geçen yazımda MbS’nin Mahmut Abbas’la “ya iki ayda anlaşmaya var, ya istifa et” ültimatomuyla paylaştığı planın, medyaya sızdırılan bazı aşırı unsurlarına değinmiştim. Ancak SA, Trump’ın açıklamasına tepki olarak 1967 sınırlarına bağlı olduğunun altını çizdi. Dahası, Kudüs kararı, ABD İran’ı Ortadoğu’da yalıtmayı hedeflerken, İran ile bölge ülkelerinin yeniden ortaklaşacağı bir davaya can vermiş oldu. Buna karşılık, önce Arap Baharı sonra IŞİD yorgunu bölge ülkelerini bir uçtan diğerine kasıp kavuracak yeni bir kızılca kıyamet beklemek de bence abartılı.

Erdoğan ise Celal Bayar’ın 1952’deki Atina ziyaretinden bu yana ve Yunanistan’dan iade-i ziyaret olmamasına rağmen, komşuya giden ilk Cumhurbaşkanı oldu. Erdoğan, “Lozan’ı güncellemek” gibi bir söylem benimseyerek, söz konusu ziyarete tarihi bir içerik kazandırmaktan ziyade yine dönüp iç siyaset külhanına odun taşıyan bir halkla ilişkiler boyutunu yeğler izlenimi verdi. Öte yandan, AB tarafından yalnızlaştırıldığı savında da diplomatik bir gedik açtı. Özü sözü bir, halkçı lider imajını güçlendirdi.

Hassas diplomatik konulara popülist yaklaşımları Trump ve Erdoğan’ı bağdaştırıyor. Cumhurbaşkanı, Kanal İstanbul ile Montrö’yü tartışmaya açarken, Lozan’ın güncellenmesi gereğinden (hem de Atina’da) söz edebiliyor. Bu iki anlaşma cumhuriyetimizin kurucu senetlerinden sayılır. Bu yaklaşım, 2019 Başkanlık Seçimleri’nin bir yeniden kuruluş niteliği taşıyacağı önermesini de tamamlıyor. Ana muhalefetin Yunanistan’ın “adalarımızı işgal ettiği”, “Kıbrıs’ın satıldığı” vaveylası ise korkarım gayet cılız ve temelsiz kalıyor.

Velhasıl başa dönersek demokrasilerin popülizme ne çare üreteceğine dair tartışma orta yerde ve henüz açık uçlu olarak duruyor. “Ülkemiz bir bölgesel güç, ABD ise küresel güç; benzerlikler burada bitiyor” da denilebilecektir. Ancak, belirsizliklerin yakın geçmişte görülmedik biçimde arttığı, henüz haritası çizilmemiş denizlerde yol aldığımız da aşikar. Popülizmin yarattığı söz konusu sınamalara, münhasıran uluslararası belgelere dayanarak beylik yanıtlar vermek sanki ikna edici çözümler üretemiyor. Çok daha yaratıcı ve itibarı barışta arayan bir yeni aktivizme ihtiyaç artıyor.

 
.

Facebook Yorumları

Kod8
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8