Kürt meselesinin dışı, içi


26.2.2018 - Bu Yazı 488 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kürt tehdidi önce ilk yıllarda Suriye’ye itildi, sonra yakın dönemde PKK önce Lübnan’a, derken Irak’a geçti. Böylece sınır ötemizden ülkemizin ulusal birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelen bir tehdide dönüşmüş oldu. Bu defa, Afrin’deki gibi, dışarı atılanın da sınırlarımızdan daha öteye itilmesi gündeme geldi. Bu sınır ötemizdeki Kürtler yahut PKK, cumhuriyetimizi yıkacak güçte bir tehdit miydi? Yoksa sağlam iradenin çıkarılıp masaya konulması mı daha büyük gailelerin kapısını açtı?

“Bazen, Kürt meselesinde olduğu gibi, bir meselenin önce ‘dışarıya çıkartılıp’ sonra yeniden ‘dış tehdit’ olarak içeri taşındığı oluyor.” Başa aldığım Kemal Can’ın bu cümlesi, benim gibi yirmi yıllık hariciye memuriyeti hayatının ikinci on yılını bazen kenarından, bazen ortasından Kürt meselesine değen konularda çalışarak, kah dışarıdan içeri, kah Ankara’dan dışarı bakarak geçirip, şimdi tüm emeklerinin beyhudeliğiyle hatta giderek sahteliğiyle yüzleşmek mecburiyetiyle karşı karşıya kalmış biri için daha derin anlam taşıyor.

Musul yani bugünün terimleriyle konuşursak kabaca Irak Kürdistanı’nın genç Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yer alması konusu, 1926 Ankara Anlaşması’yla karara bağlanıyor. Anılar geçmişte, Osmanlı’nın son meclisinin tek yanlı duyurduğu Misak-ı Milli içinde tahayyül edilen Musul vilayeti, o zamanki Irak Krallığı topraklarında yahut Britanya denetiminde kalıyor. Bu durumun Kerkük petrolü boyutu üzerine çok konuşulur ancak Irak’ın yerli Kürt nüfusunun Türkiye Cumhuriyeti’nin parçası olmak yönünde gösterdiği ve hiçe sayılan iradesi hakkında pek konuşulmaz.

Ardından ve beraberinde de, 1925 Şeyh Sait, 1926-30 Ağrı “ayaklanmaları” derken, epey bir Kürt nüfus da Fransa denetimindeki Suriye’ye itilir. Böylece hem cumhuriyetin kimliği, yönelimi, nüfus alaşımı, yönetim tarzı belirlenir, hem bugüne dek nesilden nesle gelen sabitlenmiş “ulusal güvenlik” ve “sınır koruma” kaygıları yerleşir. 1921’den 1924 anayasalarına geçişteki “ayak değiştirme” de bu süreçle el ele yürür.

Türkiye’nin Suriye ve Irak’la ilişkilerini münhasıran Kürt meselesi ve giderek PKK ile mücadele belirlemedi. Ayrıca Türkiye, bu iki komşusuyla ilişkilerini bir vakumda, tek taraflı olarak bilek gücüyle dikte de ettirmedi. Soğuk Savaş arka planı, ABD-SSCB rekabeti, dünyanın bambaşka yerlerindeki bambaşka çatışmalar ve bunların iki küresel gücün enerjisini, dikkatini o verili anda ne denli emdiği ve dolayısıyla Türkiye’nin bölgesel siyasetine yine o verili anda hangi gözle baktıkları da aynı bütünün parçaları olageldi.

Bununla birlikte, arada kısa fasılalar da olsa, Türkiye’nin iki komşusuyla ilişkileri genelde bir karşılıklı husumet tarihiydi. Hariciyenin başat işi de bu husumeti açık, sıcak çatışmaya varmadan yönetmek. Hariciye bu vazifesiyle, hani tepesi atarsa ne yapacağı olmayan ama yine de sevdiğiniz arkadaşlarla olduğu gibi, hem askeriyeyi “yatıştırma” hem bu vaziyeti kaldıraç yaparak Şam’ı ve Bağdat’ı ikna rolünü üstlenmişti. Aynı paranın ters tarafı tabiatıyla sivil-asker ilişkileri ve şu meşhur müesses nizam vesayetiydi.

Bugün, Tayyip Erdoğan belki Kemal Atatürk’ten bu yana ilk sivil başkomutan. İki kişiliğin özgeçmişlerindeki fark da ortada. İçeride muhayyel bir Kemalizmi yine muhayyel bir Atatürkçülükle ikame, komşularda Arap milliyetçiliğini siyasal İslam’a boğdurma gibi çelişkili, zorlama garabetler de bitmişe benzer. Görebildiğim kadarıyla Erdoğan’ın kafasındaki, en azından bölgemizle ilişkilerimizde, alabildiğine bağlantısız, yerli, yerelci, müstesna bir siyaset kurmak. İttifaklardan güç almak yerine, “değişken geometrili” bir yaklaşım. “Alakart” ittifaklar da denebilir.

Kürt tehdidi önce ilk yıllarda Suriye’ye itildi, sonra yakın dönemde PKK önce Lübnan’a, derken Irak’a geçti. Böylece sınır ötemizden ülkemizin ulusal birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelen bir tehdide dönüşmüş oldu. Bu defa, Afrin’deki gibi, dışarı atılanın da sınırlarımızdan daha öteye itilmesi gündeme geldi. Bu sınır ötemizdeki Kürtler yahut PKK, cumhuriyetimizi yıkacak güçte bir tehdit miydi? Yoksa sağlam iradenin çıkarılıp masaya konulması mı daha büyük gailelerin kapısını açtı? Vekalet savaşları döneminden doğrudan bölgesel savaşa uyurgezer adımlar mı atıyoruz? Henüz belli olmadı.

Zeytin Dalı Harekatı kapsamında TSK, Afrin mıntıkasının çeperlerini 5-10 km içeri girecek bir kordon biçiminde ve o suretle çeperlerdeki stratejik önemi haiz yükseltilerin denetimini ele geçirerek almış durumda. Bu “C” yahut giderek açık ucu daralan hilal Afrin yerleşim birimini sarıyor. Harekat mutlak bir muhasaraya dönüşerek mıntıkayı, ikmal hattı Nubl-Zehra ve Minnag-Tel Rifat koridorlarından hepten yalıtacak mı daha belirsiz. Ancak Fırat Kalkanı cebi Afrin çeperlerinden Idlip’in kuzeyindeki ve M-5 karayolunun batısında kalan Türkiye sorumluluğundaki bölümüyle temas kurmuş duruma geldi. Karşılık olarak da Şam ve Tahran, şimdilik vekilleri üzerinden Afrin yerleşim birimine uzandı.

Bu durum, yukarıda aktardığım cumhuriyet tarihimizdeki Kürt tehdidiyle mücadele doğrultusunda, Kuzey Irak’taki konuşlanmayı andıran biçimde serpme gözlem (“tarassut”?) noktaları ve bazı fiilen kalıcı ileri üsler halini mi alır? Yoksa, Türkiye-Suriye husumet tarihi doğrultusunda yayılıp, yerleşerek ve görünürde ÖSO dolayımıyla FK, Afrin ve Batı Idlip’ten oluşan bir ters “L” biçiminde 11 bin kilometrekarelik alanın kalıcı biçimde fiilen Suriye’den koparılması konumuna mı evrilir? İkinci halde, keza kalıcı bir diplomatik baş ağrısının on yıllar boyu taşınması anlamına da mı gelir? Afrin yerleşim biriminin “temizlenmesi”, Afrin mıntıkası ele geçirilince yöredeki yerel halkın tehcirini ve Doğu Guta, Idlip ve Halep’tekine benzer bir topyekun imha kampanyasını zorunlu kılmaz mı?

Eşanlı olarak, ABD ile kurulduğu ilan edilen “sonuç alıcı ve mühletli mekanizmanın” ilk ve belirleyici imtihanı Münbiç olacak. “İlk sonuç” hasıl edilemezse, mekanizmanın dişlileri zoraki duracak. Yürürse ardından Fırat’ın doğusunda ABD’nin dolaylı denetimindeki bölgede de PKK uzantısı addedilen unsurların sınırımızdan ötelenmesi gündeme gelecek. Nihayet, Bağdat’la ve bir biçimde ABD ile anlaşmalı olarak Başika’dan Şengal’e bir hamle üzerinde durulacak. Kuzey Irak’ta ucu Kandil’e varan ve 650 köy de barındıran PKK geri üs bölgesi de aynı mantığı izlersek söz konusu yaklaşımın son durağı. Bir başka deyişle, yıllara yayılacak bir seferberlik ve sıcak çatışma hatta savaş ortamı 2023 vizyonunun zeminini oluşturacak.

Belirttiğim üzere, niyet böyle olsa da, bölgesel siyaset bir vakumda ve ipini koparmış bir meteoroloji balonunun stratosfere doğru yükselmesi gibi seyirlik bir bağlantısızlık ortamında gelişmiyor. Küresel güçlerin kendi aralarındaki tepişmenin gidişata etkisi yoksanmamalı. Bölge ülkelerinin birbirleriyle ilişkilerinin yakın tarihi de öyle. Kemal Can’ın girişte atıfta bulunduğum yazısının son cümlesi şöyle: “Süreci daha kalıcı biçimde değiştirecek olan, bu ‘ticaretin’ sonuçlarını değil varlığını tartışma konusu yapmak.” Madem sesimizi ülkemizi yönetenlere duyurmaktan umudumuz yok, acaba necip ana muhalefetin kulağına erişebilir miyiz kaygısıyla böylece bağlayalım öyleyse sözümüzü.

.

Facebook Yorumları

reklam
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı

Seraby Interactive |Reklam Ajansı