Filistin milli dava


18.5.2018 - Bu Yazı 309 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İsrail’in var olma hakkını da, İsrail’i de tanıyor Türkiye. Ayrıca, günümüz siyasetinde seçimler, fikirlerle değil hikayelerle kazanılıyor. Bugün ülkemizde, ilginç biçimde, seçim kampanyalarında ekonomi denli dış politika konuları da gündemde. Muhalefete önerim, Filistin/İsrail meselesinde, Erdoğan’ın anlatısının peşine takılmayıp, kendi özgün anlatısını örmesi. Ulusal itibarı her konuda barışı kurmakta arayan akılcı ve gerçekçi bir dış siyaseti öncelemesi.

Bazı ürünlere “premium” etiketi yapıştırılması gibi, kimi dış politika meseleleri, dosyaları da “milli dava” oluyor. Herhangi bir konunun milli davaya dönüştürülmesinin akademik açıdan anlamlı, diplomatik bakımdan etkin olmadığı görüşündeyim. Ötesi, “milli dava” tanımının içeriğini doldurabileceğimizi de sanmıyorum.

Milli dava denilerek betimlenmek istenen sanırım İslamcısından, solcusuna tüm iç siyasi yelpazenin üzerinde ortaklaştığı dış konu. Böyleyse, günümüz Türkiye’sinde anti-Amerikancılık da artık milli davadır diyebilir miyiz? Kıbrıs da milli dava. Belki Dağlık Karabağ? Pekiyi, Ermeni Soykırımı milli dava mı? Ya, Kürt Meselesi? Hayır, o terörle mücadele. E terörle mücadele, küresel dava zaten.

Bir ülkenin ulusal güvenliği tehdit altında olduğunda siyasi görüş ayrımı gözetmeksizin tüm yurttaşların hür ve adil seçimle işbaşına gelen hükümetin yanına hizalanması milli dava. Buna karşılık, Fransızların tarım ürünlerini değerlerini artırmak kaygısıyla kökeni resmen sabit “AOC” (“appelation d’origine contrôlée”) olarak sınıflandırması gibi, “milli dava” sertifikası alan konuda söz söyleme olanağı daralıyor.

Farkındaysanız insancıl hiçbir şey söylemedim bu satıra kadar. Yoksa yetenekli genç çizer Utku Can Akyol’un tek karede çizgisiyle işlediği gibi bacaklarını İsrail bombardımanında yitirmiş Filistinli göstericinin tekerlekli sandalyesinde taş atarken keskin nişancılarca uzak mesafeden öldürülmesi bile tek başına yeterli bir hükme varmak için. Kim haklı, kim haksız onu konuşmuyoruz anlayacağınız.

O kadar farklı yerlerden durup bakılacak bir konu ki Filistin. Birinci Dünya Savaşı’nda bırakıp, çizgiyi bugünkü Suriye sınırımıza kadar bir nefeste neden geri almışız diye (mesela Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabını okuyarak) sorabilirsiniz. Filistin’de Birleşik Krallık yönetiminin sonunu getiren Hagana, Irgun tipi silahlı yeraltı yapılanmalar Kıbrıs’taki özel harp mücadelesine model oluşturmuş mudur araştırabilirsiniz.

İsrail kurulduğundan bu yana Filistinlilere kalan Gazze ve Batı Şeria alanlarının gelişimini haritalardan inceleyebilirsiniz. Gazze ve Batı Şeria yönetimleri, yahut Hamas ve Fetih yapıları, liderlikleri arasındaki ayrımlara bakabilirsiniz. Öncesine dönüp, FKÖ ve Arafat ile bizim sol hareketlerin ilişkisini (mesela Cengiz Çandar’ın Mezopotamya Ekspresi kitabından) okuyabilirsiniz.

Batı Şeria denilen yerin yerküremizde gerçekten medeniyetin beşiği olarak adlandırılabilecek ender yerlerden olmasının karşısına, Gazze’nin nasıl bir “modern” toplama kampı olduğunu koyabilirsiniz. Filistin denince, “ümmetin davası” anlamak yerine Hristiyan Filistinlilerin de olduğunu anımsayabilir, belki Yahudilerin de bir anlamda “Filistinli” olduğu üzerine kafa yorabilirsiniz.

Üstünde Mescid-i Aksa olan yerin altının Ağlama Duvarı (Süleyman Tapınağı) olduğunu gidip görebilirsiniz. Bizde Davutoğlugiller Kudüs Osmanlı yönetimindeyken üç dine mensup topluluklar üzerinde nasıl bir adalet hüküm sürdüğünü anlatırken, Filistinlilerin Osmanlı’yı hiç de hayırla yad etmediğini kendilerinden dinleyebilirsiniz.

Hiçbir ülkenin, kendimizinki dahil, eleştiriden bağışık olmadığı ortadayken, İsrail eleştirisini az kazıyınca, sürekli “bizde yoktur” varsaydığımız çiğ bir Yahudi düşmanlığının, yine soldan sağa tüm yelpazeyi kapsar biçimde, çiğ biçimde altından sırıttığını gözlemleyebilirsiniz. ABD’den bazı hahamların, Fransa’dan bazı düşünürlerin İsrail siyasetini ne denli keskin eleştirdiğine rastlayabilirsiniz.

İsrail’in kuruluşunda yalnızca Yahudi Soykırımı (Shoah/Holocaust) sonrası değil öncesi göçler de olduğunu, orada güçlü bir toplumsal eşitlikçi damar da bulunduğunu öğrenebilirsiniz. İsrail kurulduktan sonra ise asıl büyük nüfus göçünün civar Arap ülkelerinden özellikle Bağdat’tan gerçekleştiğini, daha sonra benzer büyüklükte göçün SSCB yıkıldıktan sonra yaşandığını, bu durumun toplumsal dokuda dolayısıyla siyasette dönüşüm yaşattığını not edebilirsiniz.

Bugün de, İsrail’den geriye bir tür “hayalkırıklığı” göçü başladığına, hatta bunun özellikle Almanya’ya doğru olduğuna şaşırabilir, İsrail’de toplumsal hamurun giderek mayasının bozulmakta olduğunu saptayabilirsiniz. Buna karşılık, ABD’den askerliğini (erkeklere üç, kadınlara iki yıl) yapmaya gelenler gayet hatırı sayılır sayıdayken, en çığırtkan barış düşmanlığı yapan yobazların hayatlarını “din eğitimine” vakfettikleri gerekçesiyle askerlik hizmetinden muaf oldukları üzerinden bizim buralarla düşünsel koşutluklar kurabilirsiniz. Laik-dindar geriliminin, bizdeki gibi orada da müzmin bir burulmaya dönüştüğünü görebilirsiniz.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nı toplayıp, bildirgeye “Doğu Kudüs başkent olmuştur” yazmakla işin olmadığını, teker teker ülkelerin adım atması gerektiğini düşünebilirsiniz. Bugünkü ABD dış politikasının BAE, SA, Mısır ve İsrail’in İran alerjisi çizgisine hizalanmasına dayandığını, Ankara’nın bunların dördüyle de iletişiminin kısıtlı olduğu gibi, Başkan Trump yönetiminde bu işlere bakan ve kendi de inançlı bir Yahudi olan damad-ı şehriyari Jared Kushner’e erişimimiz bulunmadığını teslim edebilirsiniz.

Büyükelçi’yi “istenmeyen kişi” ilan etmeden, büyükelçiliği kapatmadan, bakanlığa çağırıp “bir müddet ortalarda görünme” demenin “zorunlu karşılıklılık” olduğuna, bir senden bir benden derken şimdi ne Tel Aviv Büyükelçimiz, ne Kudüs’te Büyükelçi ünvanlı Başkonsolosumuz kalmadığına kafa yorabilirsiniz. Büyükelçi’yi gönderirken havaalanına televizyon ekipleri göndermek hangi protokol kitabında yazar, ne getirisi olur araştırabilirsiniz. İsrail’le ticaret ve enerji ilişkileri sürekli derinleşir, genişlerken diplomatik ilişkileri kopartmanın ne işe yarayacağını sorgulayabilirsiniz.

Şimdilik yeteri kadar soru sorduk. Çıkan kısmın özeti: İsrail-Filistin barış süreci, İsrail’in tanınmasına karşılık Filistin’in de 1967 sınırlarıyla tanınması ve/ama Kudüs’ün ortak başkent olması gibi basitçe özetlenebilecek bir hattan bitkisel türden de olsa hayata tutunmaktaydı. Şimdi, Büyükelçiliği Kudüs’e taşıyarak Başkan Trump hastayı yatağında boğdu. Barış yoktu, artık umudu da öldü.

Türkiye’nin oynayacağı diplomatik rol var idiyse, o da artık yok. Filistin, bugün yeni bir Yenikapı mitingiyle seçim kampanyasının bir parçası. Muhalefet, muhalif adaylar Cumhurbaşkanı Erdoğan’a İsrail’e yönelik “ne karar alırsan arkandayız” demekle kampanya yapmış da, (ne demekse) “devlet adamı sorumluluğu” sergilemiş de olmuyor. Keza, “Doğu Kudüs’te Büyükelçilik aç” demek de, “git Mısır Çarşısı’nda dükkan aç” demek gibi olmuyor.

Anımsayalım, İsrail’in var olma hakkını da, İsrail’i de tanıyor Türkiye. Ayrıca, günümüz siyasetinde seçimler, fikirlerle değil hikayelerle kazanılıyor. Bugün ülkemizde, ilginç biçimde, seçim kampanyalarında ekonomi denli dış politika konuları da gündemde. Muhalefete önerim, Filistin/İsrail meselesinde, Erdoğan’ın anlatısının peşine takılmayıp, kendi özgün anlatısını örmesi. Ulusal itibarı her konuda barışı kurmakta arayan akılcı ve gerçekçi bir dış siyaseti öncelemesi.

Bence, her renkten muhalefet İsrail’in hükümetini, devletini, halkını, Yahudileri ve Yahudi dinini bir bulamaç içinde birbirlerine karıştırmaktan sakınıp, soğukkanlı, akılcı ve barışçıl önerileri, kısıtlı konuşma notlarına sadık kalarak ortaya koymayı yeğlerse, Filistin’e ve Filistin halkının durumunun görece iyileşmesine daha somut katkı yapar. Zira “ver coşkuyu, ver gazı” yarışına girmek, göğüs yumruklayıp, saçını başını yolmak ne dışarıda Filistin halkına, ne içeride seçimi kazanmaya korkarım hiçbir katkı sunmayacak.

*Bir film önerisi: “Gatekeepers” (2012)

.

Facebook Yorumları

Kod8
15.8.2018
Akbaş'ın sol bacağı ve diplomasi
12.8.2018
Hülooğğ devrinin sonu
8.8.2018
İran yaptırımlarının anlamı
5.8.2018
Ver bankeri, al papazı
1.8.2018
Putin'le geleni Putin yolcular
29.7.2018
Brunson, İdlip ve köşeden çıkmak
25.7.2018
Trump ile Putin arasında
22.7.2018
Muhalefetten beklenen
18.7.2018
Fransa harmanı ve Hırvatistan butiği
15.7.2018
Butik Hırvatistan ile büyük Türkiye
11.7.2018
İyi geceler Türkiye'm
9.7.2018
İkinci Cumhuriyet
4.7.2018
Susun, deli konuşacak
1.7.2018
Yerel seçimler: Dün değil şimdi
27.6.2018
Başkanistana hoşgeldiniz
24.6.2018
Yasaklara uygun yazı
20.6.2018
Çıldırtmaksa maksadın
18.6.2018
Gerçek seçim, fason demokrasi
13.6.2018
Dışişlerinde reformu düşünmek
10.6.2018
Kandil, Demirtaş, seçimler
6.6.2018
Münbiç yol haritası
4.6.2018
Çavuşoğlu'nun Vaşington seferi
30.5.2018
İslamcılığın tıkanışı ve tükenişi
28.5.2018
Biraz da kalkınmasak?
23.5.2018
Irak 2003-Irak 2018
21.5.2018
Seçim kampanyaları üzerine
18.5.2018
Filistin milli dava
16.5.2018
Malezya, Ermenistan, 24 Haziran filan
14.5.2018
Kürt meselesi: Sıkıldık
9.5.2018
(250+250) + 100 = 'IRAK'?
6.5.2018
Sizi cumhurbaşkanı yaptım
2.5.2018
Seçim sürecinde yine Suriye
29.4.2018
Yok baraj-Çok aday
25.4.2018
Son düzlük için Gül-Tekin kuponu
23.4.2018
Baskın seçim ve dış politika riskleri
18.4.2018
Mariano'nun sol ayağı
15.4.2018
Facebook ve bizim seçimler
12.4.2018
Açık ve yakın tehlike
8.4.2018
Çare fotoğraf diplomasisi
5.4.2018
Paketleyen, dövüşken devlet
2.4.2018
Macron, Trump, Erdoğan
29.3.2018
Avrupa: Olmadı yar...
26.3.2018
Kürtlerle hangi ortak yarınlar?
20.3.2018
Afrin'den Diyarbakır'a
19.3.2018
Alman koalisyonu, sosyal demokrasi, geleceğimiz
16.3.2018
Giden Tillerson, gelen Pompeo
15.3.2018
Lefkoşa'da bir nefes özgürlük
12.3.2018
Bir heyula dolaşıyor
8.3.2018
Irak Kürdistanı diye bir yerde
5.3.2018
Yaşasın ölüm, kahrolsun zeka*
1.3.2018
Ateşkes ve Afrin'in fethi
26.2.2018
Kürt meselesinin dışı, içi
22.2.2018
Suriye, Türkiye, ABD
19.2.2018
Suriye: Asker, sivil, savaş
15.2.2018
Savaş karşıtlığı aymazlıktır
12.2.2018
Büyükelçinin ölümü*
9.2.2018
Suriye'de resim belirginleşiyor
8.2.2018
Suriye oyun planımız
5.2.2018
Suriye: Veriler ve öngörüler
1.2.2018
Afrin, niyet ve akıbet
23.1.2018
Afrin ve sonrası
22.1.2018
Savaşa alternatif Suriye stratejisi
178.1.2018
Afrin'e müdahale yerine etkin diplomasi
14.1.2018
Demokratik cumhuriyet, halkın başkanı
10.1.2018
Ortadoğu'da sürdürülemez çelişkiler
8.1.2018
Trump, radikal İslamcılık, bölgemiz ve biz
4.1.2018
2018-Olası yangın yerleri
27.12.2017
Cumhuriyetimizin sonu
24.12.2017
Irak Kürtleri ayaklandı
22.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası - II
20.12.2017
Dış siyaset 2018 atlası
18.12.2017
Uçurumun kıyısında
13.12.2017
Suriye'den çekilmek zamanı
10.12.2017
Kudüs ve Lozan
7.12.2017
Ortadoğu'da kartlar yeniden...
3.12.2017
Gemiyi bırak, tersaneye gel
29.11.2017
Suriye ve Kürtler
22.11.2017
Suriye'de son durum
19.11.2017
Barış çölü, akademik çöl
15.11.2017
'Slimfit' devlet
12.11.2017
Atatürk, Kürtler, Erdoğan
8.11.2017
Riyad, Tahran, Ankara
5.11.2017
Laik, çoğulcu, katılımcı cumhuriyet
1.11.2017
Mesut Barzani'den sonra
29.10.2017
Devletin fazlası, kuralın azlığı
25.10.2017
Irak Kürdistanı'nın sonu mu?
22.10.2017
Kürtler ve Türkiye
18.10.2017
Kerkük
15.10.2017
Sorun ABD vizesinden derin
11.10.2017
Idlip: 'İyi, Kötü ve Çirkin'
8.10.2017
Mam Celal'in ardından
4.10.2017
Katalunya dersleri
1.10.2017
Ovaköy/Körava ve 'İslamcı Kemalizm'
27.9.2017
Referandumdan sonra
24.9.2017
MGK bildirisi üzerine
20.9.2017
Şok, seferberlik, savaş
13.9.2017
Cumhuriyet'in tosladığı mahkeme duvarı
6.9.2017
Menzil, Kürtler, Selefilik
3.9.2017
Irak Kürdistanı’nda referandum
30.8.2017
Mezbaha 694
28.8.2017
Diplomaside büyücü yamaklığı*
23.8.2017
Dış politikamız değişiyor mu?
20.8.2017
İki Türkiye boğazlaşır mı?
16.8.2017
Komşu Kürtlerin bağımsızlığı
13.8.2017
Gülümseyin, yarın artık yakın
8.8.2017
İkinci yeni Türkiye
6.8.2017
Muhabiriniz Yoğurtçu Parkı’ndan bildiriyor
2.8.2017
Dış politikada gelecekten geçmişe
30.7.2017
Cumhuriyet Davası izlenimleri
26.7.2017
Almanya'yla krizden Cumhuriyet'e
24.7.2017
Başkanlık yarışı nasıl kazanılır?
19.7.2017
Başkanlık yarışı kazanılabilir
9.7.2017
Büyükada casuslar yuvası
5.7.2017
Adalet Yürüyüşü
26.6.2017
Suriye/Irak: IŞİD'den sonrası
21.6.2017
Irak/Suriye: Maç sonu kavgası
18.6.2017
Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı
14.6.2017
Macron, TINA, OHAL - Vay vay vay...
10.6.2017
İran, Katar, SA: Kalıcı sakatlığa yol açabilecek pozisyonlar
7.6.2017
Katar, Suriye, Türkiye, vs...
31.5.2017
Kadri Gürsel hapisteyken hangi dış politika?
24.5.2017
'Geleceğe kaçış' - Bis
17.5.2017
Başlamadan biten görüşme
14.5.2017
Kendi Ermeni meselem: Cemal Azmi Bey
8.5.2017
Astana sonrası Suriye
3.5.2017
Dış siyasette anlam deryası
30.4.2017
Suriye, bize Afganistan olmasın
26.4.2017
Macron: Yeni siyasetin bir filizi
23.4.2017
Sıfırlanan ana muhalefet ve yeni siyaset
19.4.2017
Hınçla ters takla?
16.4.2017
Efsaneler, gözyaşları, hariciye...
9.4.2017
Ortadoğu için bir diplomasi kılavuzu
7.4.2017
Temiz kırık mı, direnç hattı mı?
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8