Aydın Ünal

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Sorundan daha büyük sorun: İnkar


30.7.2018 - Bu Yazı 313 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Perşembe günü yayınlanan “Evdeki Büyük Tehlike: Youtuberlar” yazımıza olumlu ya da olumsuz çok sayıda tepki geldi. Çocuklu aileler, youtuber meselesine değinilmesinden hoşnutlar; youtuber fanatiği çocuklar ise epeyce rahatsız oldular. 11-12 yaşındaki çocukların (yazıyı okuduklarını da sanmıyorum) sosyal medya mecralarından savurdukları küfürleri tahmin bile edemezsiniz. Sövgü genelde konuşma dilinin ürünüdür; küçücük çocukların söverken yazı dilini bu kadar mükemmel kullanmaları da şaşırtmadı değil…

Fanatikleri kadar youtuberların kendileri de eleştirilmekten hazzetmiyorlar. Her ne kadar yayınladıkları videolarda bolca küfür, cinsellik, çıplaklık, aile yapısına, inanca mugayir ögeler olsa da, “amme hizmeti” yaptıklarına inanıyorlar.

Bu tepkilerin ötesinde, dijital medyanın önünde durulamayacağını, bunun doğal bir değişim süreci olduğunu, dünyadaki eğilimin önüne geçilemeyeceğini savunanlar da oldu. Hatta, bir ilahiyat fakültesi öğrencisi kardeşimiz, interneti eleştirmek yerine internetin İslamileştirilmesinin daha doğru olacağını bile savundu.

Bu arada, dünyada medya ve sosyal medya sektörünün artık yüzlerce milyar dolarlık bir pazara sahip olduğunu, böyle büyük bir piyasanın kolay kolay eleştiri kabul etmeyeceğini de ekleyelim.

Benzeri bir linç girişimini daha önce de yaşamıştım: Televizyonlardaki evlilik, kayıp aranıyor ya da eğlence programlarının toplumsal yapımızda FETÖ ve PKK’dan daha fazla tahribat yaptığını söylediğimde enteresan tepkiler almıştım. “Sen benim ne kadar vergi verdiğimi biliyor musun?” diyenler olmuştu. “Sen bu programı kaç milyon kişinin izlediğini biliyor musun? Bu programda kaç aile kurulduğunu, kaç kaybın bulunduğunu biliyor musun? Bu sektörden kaç kişi ekmek yiyor biliyor musun?” gibi tepkiler gelmişti. Hatta, “o yapımcının yetim ve öksüz büyüdüğünü biliyor musun, ona nasıl terörden daha tehlikeli diyebilirsin” şeklinde sızlanmalar bile olmuştu. 80 ve 90’larda televizyonu eleştirdiğimizde gelen “beğenmiyorsan kapat kardeşim” tepkisinin bu dönemde de roller değişse bile moda olduğunu fark etmiştim.

Yapımcılar son derece hayırlı bir iş yaptıklarını düşünüyorlar; ekranlara kilitlenen milyonlarca izleyici de bu yapımcıların “cennetlik” olduğuna ciddi ciddi inanıyorlar. Kötü dil, cinsellik, çıplaklık, inancı, aileyi, değerleri tahrip eden unsurlar ise sadece detaydan ibaret kalıyor. Tv ya da internette, gözümüzün önünde tabular(!) yıkılırken, yapımcılar ne yaptıklarının farkında olarak ellerini ovuşturuyor ya da hesaplarında kabaran parayla coştukça coşuyorlar.

Kitaplığımda medyaya ilişkin kaynakları karıştırırken Neil Postman’ın “Televizyon: Öldüren Eğlence” kitabını buldum. Postman, George Orwell’in meşhur 1984 romanı ile Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” romanlarını karşılaştırıyor.

Huxley romanını 1932’de yazmıştı; Orwell de 1949’da. Her ikisi de gelecekte dünyanın, toplumun, insanlığın ne halde olacağına dair öngörülerde bulunmuşlardı.

Neil Postman’a göre Orwell dıştan dayatılan baskının bize boyun eğdireceğini öngörüyordu; Huxley ise, daha 1932’de yazdığı eserinde, insanların zaman içinde üzerlerindeki baskılardan hoşlanmaya, düşünme yetilerini dumura uğratacak teknolojileri yüceltmeye başlayacaklarını öngörmüştü.

Orwell kitapları yasaklayacak olanlardan korkuyordu; Huxley ise artık kitap okuyacak kimse kalmayacak diyordu.

Orwell “bizi enformasyonsuz bırakacaklar” diyor; Huxley “bizi pasifliğe ve bencilliğe sürükleyecek kadar enformasyon yağmuruna tutacaklar” diyordu.

Orwell hakikatin gizlenmesinden; Huxley ise hakikatin umursamazlık denizinde boğulmasından korkuyordu.

Orwell tutsak bir kültür haline gelmemizden; Huxley önemsiz bir zevk kültürüne dönüşmemizden korkuyordu.

Orwell insanların acı çekerek denetleneceğini söylüyordu; Huxley ise insanların hazza boğularak denetleneceğini yazmıştı.

Neil Postman’ın deyimiyle, “kısacası Orwell bizi nefret ettiğimiz şeylerin mahvetmesinden korkarken, Huxley bizi sevdiğimiz şeylerin mahvedeceğinden korkuyordu. (Neil Postman, Televizyon: Öldüren Eğlence. Ayrıntı Yayınları, 1994)

Geldiğimiz hal gösteriyor ki, Orwell’in öngörüleri değil, Huxley’in öngörüleri tuttu: İnsanlık medyanın tutsağı oldu; medya adı verilen diktatör her şeyimize, inancımıza, dilimize, kültürümüze, ailemize, siyasete, ekonomiye hükmetmeye başladı. Ama biz, medyanın bizi eğlendirdiğini, güldürdüğünü, düşündürdüğünü, eğittiğini, özgürleştirdiğini, inancımızı güçlendirdiğini zannediyoruz. Medyaya esaretten, tam da Huxley’in 1932’de öngördüğü gibi, gayet memnunuz ve haz alıyoruz.

Medya ve sosyal medya konusunda, sorundan daha büyük bir sorunumuz var: İnkar… Adeta bir “iç kanama” gibi: Her şey normal, sağlıklı görünüyor, ama bünye içerden kanıyor ve ölüme, çürümeye doğru hızla ilerliyor. Devasa medya diktatörlüğü, değil tedaviye, teşhise dahi fırsat tanımıyor. Bırakınız eleştiriyi, şüpheye bile izin vermiyor.

Bugünlerde herkes, “zerre kadar aklı olan bir insan nasıl olur da Fetullah gibi, Adnan Oktar gibi şarlatanların peşinden gider, sahtekarlığı yüzünden akan şeyh kılıklı dolandırıcılara bağlanır” diye hayretle soruyor. İyi de, 11-12 yaşında çocuklar, sahtekar ve şarlatan şeyhlerden daha tehlikeli, daha etkili medya fenomenlerine intisap ediyor. Şeyhi eleştirince mürit nasıl aklını yitiriyorsa; youtuberını eleştirince de çocuklar kendilerinden geçiyor. Bunu, facia vuku buluncaya kadar izleyecek miyiz?

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.10.2018
Medine’de son Cuma (2)
15.10.2018
Şanlı Medine Direnişi - 1
11.10.2018
Hicaz’ı nasıl kaybettik?
8.10.2018
Yeter ki Enver gitsin!
4.10.2018
Büyük Nablus bozgunu
1.10.2018
Kara Ekim
28.9.2018
Yerel seçime doğru – 2
24.9.2018
Yerel seçime doğru – 1
20.9.2018
Hiç yazasım yok…
13.9.2018
Aman dikkat!
10.9.2018
İdlib ve Srebrenica
6.9.2018
Buhara
3.9.2018
Sarı Kosor
30.8.2018
Adalet mülkün temelidir
27.8.2018
Reformları sağlam kazığa bağlamak
23.8.2018
100 yıl önce bir Kurban Bayramı günü…
20.8.2018
Çocuk ve kurban
16.8.2018
AK Parti kongresi, seçim, ekonomi
13.8.2018
AK Parti 17 yaşında
9.8.2018
Kahrolası piyasa!
2.8.2018
Kabadayı devlet
30.7.2018
Sorundan daha büyük sorun: İnkar
26.7.2018
Evdeki büyük tehlike: Youtuberlar
23.7.2018
Siyaset davadan uzaklaşmadan…
16.7.2018
Sıkıcı bir filme dair
12.7.2018
15 Temmuz ve Hakan Fidan
9.7.2018
15 Temmuz: Hepimizin zaferi
5.7.2018
Yeni kabine, yeni MYK
28.6.2018
Seçmenin AK Parti’ye mesajı
26.6.2018
Muhalefetin kampanya hatası
21.6.2018
Vicdan terazisi
18.6.2018
24 Haziran direniştir!
14.6.2018
Hedef 1 milyon
11.6.2018
Muhalefete vaat önerileri
7.6.2018
Prompter bozulursa
4.6.2018
Rezzan el Neccar
31.5.2018
Muhalefet ve hitabet
28.5.2018
Faşizm lekesi silinmez
24.5.2018
Muhasebe
14.5.2018
Kürt meselesi ve 24 Haziran
10.5.2018
İşte böyle! Çok güzel! Devam!
7.5.2018
İnChe
3.5.2018
Doğmamış çatı adaya ağıtlar
30.4.2018
Erken zafer duygusuna dikkat
26.4.2018
Adamlık sınavı
23.4.2018
Çift pusula propagandasına dikkat
19.4.2018
Aday adaylarına tavsiyeler…
16.4.2018
İktidar ve iktisat
12.4.2018
İnsana dokunmak
9.4.2018
Hülâgû gelmeden…
5.4.2018
Fransa yeniden Suriye’de
2.4.2018
Hiçbir FETÖ’cü emniyette değil
29.3.2018
AB’nin anlamadığı…
26.3.2018
“Din Uğruna”
22.3.2018
Bu PKK’lılar neden öldü?
15.3.2018
Yüzsüzlüğün bu kadarı!
13.3.2018
Büyük cihada hoş geldiniz!
8.3.2018
Dindarlara baskı mı yapılıyor?
5.3.2018
Nerede o eski troller!
1.3.2018
‘Allı Turnam’
26.2.2018
28 Şubat ve FETÖ
22.2.2018
FETÖ tamam, ya Fetullahçılık?
19.2.2018
Şantajın hesabı sorulur
15.2.2018
HDP faşizmi çöküyor…
12.2.2018
CHP dış politikada ne söylüyor?
8.2.2018
CHP: Kaos içindeki düzen
5.2.2018
Jin, jiyan, feryat, figan
1.2.2018
PKK’nın kadınları: Jin, jiyan, tecavüz!
29.1.2018
Terörü kaynağında kurutmak
25.1.2018
Kürtler, PKK ve Afrin
22.1.2018
10 soruda Afrin harekâtı
15.1.2018
Necip Fazıl-Nihal Atsız ittifakı
4.1.2018
Vefa
28.12.2017
CHP’nin gazına gelmek…
25.12.2017
Fahreddin Paşa: Biz unuttuk Araplar unutamadı
21.12.2017
Selçuklu Towers Miraç Asansör Hicret Turizm
18.12.2017
Burj el Barajne
11.12.2017
Kudüs: Şimdi ne olacak?
7.12.2017
Korkmayın, titreyin…
4.12.2017
“Akıllı” Fetullahçılar
27.11.2017
Zarrab davasının sonuçları ne olur?
20.11.2017
PKK solu da kaybetti
13.11.2017
Ekim Devrimi: Ölmeseydi 100 yaşında olacaktı
9.11.2017
Karamsarlığa dikkat
7.11.2017
Seçim yok, ekonomi büyüyecek
2.11.2017
Seçimle gelen diktatör yoktur
30.10.2017
Narcos
26.10.2017
Bahtı kara Ankara
23.10.2017
Kavala’ya devrimsel bir dokunuş
19.10.2017
Tezgâh
12.10.2017
McDonald’s, Starbucks, Burger King ve FG
9.10.2017
Bahar temizliği başladı
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8