Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz


Ayşe HÜR /Taraf yazıları



Bookmark and Share

‘Modern Methuselah’ Zaro Ağa


26.06.2011 - Bu Yazı 7024 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

Geçtiğimiz günlerde, gazetelerde Dünya’nın en yaşlı kişisi (114 yıl 344 günlük) Brezilyalı Maria Gomes Valentim’in öldüğünü okuyunca, seçim sonuçları ile ilgili güya “hukuki”, bana göre düpedüz siyasi skandalların neden olduğu boğucu havayı biraz dağıtmak umuduyla, size bundan tam 77 yıl önce bugünlerde hayata gözlerini yuman “dünyanın en uzun yaşayan ikinci kişisi” Zaro Ağa’nın öyküsünü anlatmaya karar verdim. Eğer hesaplar doğruysa Zaro Ağa tam 160 yıl yaşamış. “Dünyanın en uzun yaşayan birinci kişisi” ise eğer bir hesap hatası yoksa, 1680’de doğan ve 1833’te tam 253 yaşında ölen bir Çinli imiş. Kısacası bizim Zaro Ağa, bu Çinlinin yanında “dünkü çocuk” sayılırmış.

 


10 padişah bir cumhurbaşkanı

Zaro Ağa, nüfus kaydına göre 1777’de, pasaportuna göre 16 Şubat 1774’te Bitlis Mutki’nin Mêydanê (Meydan) Köyü’nde doğmuş. (Pasaport da nereden çıktı derseniz ilerde anlatacağım) Köy, Şerif Mirza Aşireti’ne bağlıymış. Mezar taşına bakılırsa babasının adı Şemsi olan Zaro Ağa doğduğunda tahtta I. Abdülhamit oturuyormuş. Ardından sırasıyla III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V. Murad, II. Abdülhamid, V. Mehmet Reşat, Vahdettin’i ve Cumhurbaşkanı Atatürk’ü görmüş.

Kendi ifadesine göre 1799’da Napolyon’un Akka Kuşatması sırasında Cezzar Ahmed Paşa’nın ordusunda savaşmış, 1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılışı sırasında Ayasofya bölgesini boydan boya kat eden yeraltı tünellerinde saklanmış. Selimiye Kışlası’nın (1800’de yapımına başlanan ve 1807’de Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında yıkılan ilk binanın mı, yoksa 1825-1827 arasındaki inşa edilen ikinci bina mı belli değil) ve 1850’lerde Ortaköy Camii’nin de inşaatında çalışmıştı. Bu tarihten sonra hamallığa geçmiş.

Halkın “93 Harbi” dediği 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nda Şerif Mirza’nın emrinde savaşa katılan ve bacağından yaralanan Zaro Ağa’nın 1908 sonrasının siyasi gücü İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sosyal ve siyasal hayatı denetlemekte kullandığı örgütlerden biri olan Hamallar Cemiyeti’nin kurucularından olduğu sanılıyor. Zaro Ağa’nın 1913’te Kara Kemal tarafından kurulan örgütte aktif bir faaliyeti olduğuna dair bilgimiz yok ancak bu dönemde kısa süre de olsa yaptığı öyle bir iş var ki, hakikaten şaşırtıcı. Bu iş, Mihri Müşfik Hanım’ın yönetiminde, Beyazıt’taki Zeynep Hanım Konağı’nda faaliyet gösteren İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (Kız Güzel Sanatlar Akademisi) modellik yapmak.

 

 

Kızlara çıplak modellik

Anlatılanlara göre, Mihri Hanım, okul açıldığında (1914) önce kızlara bıyık takarak erkek model kılığına sokmuş. Ama bir süre sonra ortaya kadınla erkek arası garip formlar çıkınca bu sefer alçıdan erkek kalıpları ile resim yaptırmış öğrencilerine. Bu sefer de “Kızlar çıplak erkek heykellerine bakıyorlar” diye dedikodu çıkmış. Mihri Hanım çareyi sakat, çirkin ve ihtiyar erkeklere modellik yaptırmakta bulmuş. İşte Zaro Ağa bu dönemde modellik yapmış. (Elbette “sakat” ve “çirkin” kadrosundan değil, “ihtiyar” kadrosundan) Ancak bu iş kısa sürmüş. Zaro Ağa neden modellikten vazgeçtiğini kendi üslubuyla şöyle anlatmış: “Kızlar hep bana bakıyorlar, gözlerini benden ayırmıyorlar, üstelik bir çubuk alıyorlar (perspektif oluşturmakta kullanılan kurşun kalemi kastediyor), onu uzatıyorlar. Sonra aha biyle göz kırpıylar. Sonra başımı, yanağımı okşiylar. Buraya bah, beri bah dirler, hangisine bahayım bilmirem, hepsi de huriler gibi, bir iki dene olsa ne ise. Emme ben bu kadar kızı nideyim, aha gelemem vallah!..”

 


“Şeyh Said’i tanımam!”

1924 yılında İstanbul Belediye Başkanı Operatör Emin (Erkul) Bey, kendisini belediyede, “serhademe” (baş hademe) olarak işe almış. Amerikalı araştırmacı Vera Beaudi-Saeedpour, 17 Kasım 1924 tarihli bir fotoğrafta Zaro Ağa’yı teşhis etmiş. (Görmedim ama fotoğrafın sözkonusu tarihte kurulmuş olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCP) ile ilgili olduğunu sanıyorum.) 28 Şubat 1925 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan bir haberde ise Zaro Ağa’yı siyasi bir mesaj verirken görüyoruz: “İstanbul’daki Kürtlerin en yaşlısı Zaro Ağa, isyanı kınayıp, mahkûm etmiştir. Zaro Ağa, ‘Ben ne Şeyh Said denen o mel’unu tanırım ne de adamlarını bilirim. Allah belalarını versin!’ dedi... Zaro Ağa ayrıca ‘Allah devletimize, milletimize ve Gazi Paşamıza zeval vermesin dileğinde bulundu...”

Zaro Ağa’nın Bitlis’ten hemşerisi olan Şeyh Said’i tanımamasına inanmak zor. Anlaşılan devlet yetkilileri, Zaro Ağa’nın ağzından Kürtlere bir mesaj vermek istemişler, o da ne şiş yansın, ne kebap türünden bir cevapla durumu savuşturmuş.

Bu haberden birkaç ay sonra, Zaro Ağa İtalya’ya gidiyor. Bu sıradışı seyahatin mimarları Avrupalı organizatörler. Bu nereden çıktı derseniz, 1890’lardan itibaren Dünya’nın çeşitli ülkelerine göç eden Rumlar, Ermeniler, Yahudiler Avrupa’da ve ABD’de eğlence sektörünün iyi birer müşterisi olunca, uyanık organizatörler İstanbul’dan Avrupa’ya ve ABD’ye dansöz, sihirbaz götürmeye başlamışlar. İşte Zaro Ağa da, “Dünyanın En Yaşlı Adamı” sıfatıyla bu turnelere katılmış. Zaro Ağa’nın 1925’teki İtalya macerası hakkında çok az şey biliyoruz, ancak bu seferden kalma, Fransızca “148 yaşında dünyanın en yaşlı kişisi” yazılı kartpostal, sadece İtalya’da değil, Fransa’da da Zaro Ağa’nın farkına varanlar olduğunu düşündürüyor. Bu dönemde İsveç gazetelerinde de Zaro Ağa haberleri yayınlanmış.

 


Chrysler Building’in çatısında

12 Ağustos 1930’da Cumhuriyet tarihinin ikinci muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırka (SCF) kurulduğunda, İstanbul hamallarının topluca partiye katıldığı biliniyor ama Zaro Ağa, o günlerde Bremen Vapuru ile ABD’ye doğru yola çıkmış. Bir grup içki karşıtı Amerikalı girişimci Zaro Ağa’yı “modern Methuselah” diyerek ABD’nin çeşitli şehirlerinde “teşhir” etmeye götürmüşler. Methuselah, İncil’e (Yaradılış, 5:25-27) göre 969 yıl yaşamış bir kutsal kişilik. (Halen dünyanın en yaşlı bitkisi kabul edilen Kaliforniya’nın Beyaz Dağlar bölgesindeki beş bin yıllık bir ağaç da “Mehtuselah Ağacı” adını taşıyor.)

Zaro Ağa 18 Temmuz 1930’da ABD’ye ayak bastıktan itibaren son derece hızlı bir hayata dalmış. Kendisini götürenler, o günlerde New York’un en yüksek binası olan Chrysler Building’in çatısına çıkarmışlar. Zaro Ağa’nın hamal arkalığından başka bir şey görmemiş sırtına smokin giydirmişler, eline bir İncil tutuşturulmuşlar ve ABD’nin refahı ve huzuru için dua ettirmişler. Ardından, güzel kadınları kucağına oturtarak bol bol fotoğrafını çekmişler. Fotoğraf çekmek 10 dolar, öpmek 15 dolar’mış. Kucağına oturmak kaça tesbit edemedim. Bazıları Zaro Ağa’nın barlarda viski içtiğini, çarliston yaptığını, barbekü partilerine katıldığını, gazetelere, radyolara misafir edildiğini söylüyor ki anlaşılan Zaro Ağa bir çeşit sirk unsuruna dönüştürülmüş. Brodway’de bir taksi çarpması yüzünden günlerce hastanede yatan Zaro Ağa gidişinden dokuz ay sonra Türkiye’ye dönmüş. Zaro Ağa’nın ABD’de yaşadıklarından şikâyetçi olmadığını 1931’de Yunanistan ve İngiltere’ye gitmesinden anlıyoruz.

 


Türk inciri ye, uzun yaşa

İngiltere dönüşü, Tophane’deki evine çekilen ve sakin bir hayat sürmeye başlayan Zaro Ağa son olarak “milli” bir dava için seferber edilmiş. Celal Bayar’ın girişimi ile Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti tarafından üstlenilen bir kampanyada, Zaro Ağa’nın yaşlı ama dinç olmasından faydalanarak Türk ürünlerinin uluslararası piyasada tanıtılması amaçlamış olmalı. Örneğin Macaristan’da basılan dört dildeki Zaro Ağa kartpostallarının üzerinde “Kim Zaro Ağa gibi Türk üzümü ve fındığı yerse, zeytinyağı ve İzmir inciri ile sindirim sistemini harekete geçirirse ve Türk tütünü içerse, onun gibi bu yaşta sağlıklı olur” yazılı.

“Sağlıklı yaşam” merakının saplantı haline geldiği günümüzde, pek çok kişinin Zaro Ağa’nın diyetini merak ettiğini tahmin ediyorum. Hayatında ağzına içki sürmeyen, hiç denecek kadar az et yiyen Zaro Ağa’nın günlük tayını, ayrana doğranmış ekmekten oluşuyormuş. Paparasını yerken kendisini izleyenlere “Çok yaşamak istiyorsan yemeğine dikkat et. 100 senedir bunu yerim ben!” dermiş. Ancak, ağamız tütünden hiç vazgeçmemiş!

 


“Geceleri üşüyorum”

Zaro Ağa’nın modellik macerasını sonlandırma gerekçesini soranlara “Bu kadar kızı nideyim?” demesine bakmayın, çünkü tam 10 kere evlenmiş. (Bazı kaynaklarda 13, bazılarında ise 27 kere evlendiği yazıyor) Bunlardan biri de bir “gâvur kızı” imiş. “Niye bu kadar çok evleniyorsun” diye soranlara “Ne yapalım aldığım kadınlar çabuk ihtiyarlayıp ölüyorlar, dayanamıyorlar” dermiş Zaro Ağa. Ölümünden kısa süre önce kendisi ile röportaj yapan Hikmet Feridun Es’e, “Onuncu eşim Kudret öldü, bekâr kaldım. Geceleri yorganım kayıyor, üstüm açılıyor, üşüyorum” demiş. Bunca evliliğe karşılık Zaro Ağa’nın sadece 13 çocuğu ve 26 torunu olduğu, üstelik bu çocuklardan sadece birinin uzun (97 yıl) yaşadığı söyleniyor.

Ömrünün son yıllarını torunlarından Cafer Efendi’nin Tophane Doğruyol’daki kahvehanesinde, bir sandalye üzerinde dalgın gözlerle etrafı süzerek geçiren Zaro Ağa’nın bazen yüzünde bir gülümseme belirir ve etrafındakilere ABD’den getirdiği İncil’i ve Amerikalı bir kadının kendisiyle evlenmek istediğini söyleyen mektubunu gösterirmiş. Ayrıca Mustafa Kemal’in, “kadınlara çok fazla hürriyet verdiğini” söylemeyi de ihmal etmezmiş.

 


Safrakesesinde iki taş

1934 yılında, 28 haziranı 29 hazirana bağlayan gece Şişli Etfal Hastanesi’nde 157 yaşında (kendi ifadesine göre 160 yaşında) sessiz sedasız hayata gözlerini yumduğunda doktorlar aileyi ikna ederek Zaro Ağa’ya otopsi yapmışlar. Safrakesesinde iki adet taş, karaciğerinde hafif sarılık olduğunu, ancak ciğerlerinin veremden kömürleşmiş olduğunu tesbit etmişler. Ölümü ise ciğerdeki sorunlarından değil, böbrek, mesane ve prostat iltihabındanmış. Kalbi ise taş gibiymiş. Doktorlar organlarına bakarak biyolojik yaşının 130 olduğunu düşünmüşler. Akrabaları tabutunu belediyenin 112 numaralı cenaze arabasına koyup, Eyüp Mezarlığı’na götürürlerken, gazetelere göre çocuklarından biri “Hoy, hoyy, öldü dal gibi babacığım, bu dünyaya doyamadan göçtü öte dünyaya!” diye ağıt yakmış. Demek ki Zincirlikuyu Mezarlığı’nın kapısında yazdığı gibi her canlı bir gün ölümü tadacakmış!


***

Erzurumlu Kürt Ali’nin iddiası

Araştırmacı Mehmet Bayrak, navkurd.net sitesindeki bir yazısında, Zaro Ağa ile çağdaş bir başka uzun ömürlü Kürt hamalından söz ediyor. Bu kişi, yani Erzurumlu Kürt Ali, Zaro Ağa öldüğünde 114 yaşında imiş. Bir başka ayaklı tarih kitabı olan Kürt Ali ile o yıl yapılan bir röportaj 1936 yılında Balıkesir Halkevi’nin yayın organı Kaynak Dergisi’nde yayımlanmış. Bakın Kürt Ali halkbilimci İsmail Hakkı Akay’a neler anlatmış:

“Ben, sekiz devlet görmüş 114 yaşında bir ihtiyarım. Yirmi yaşındayken, Unkapanı’nda bulunan kahveci dayımın yanına gelmek üzere Erzurum’dan çıktım, İstanbul’a geldim. O zaman padişah, Sultan Aziz’di. Ben Unkapanı’nda hamallık ediyordum. O Zaro Ağa vardı ya? Aha, onunla bir sene hamallık ettim. O benden yirmi yaş büyüktü. 158 yaşında olduğunu söyleyen bu adam, yalan söylemiştir. Kendisi de geberdi ya! Dersimli ve Kızılbaş olan bu edepsiz herif, son günlerinde Avrupa’dan bir de kız aldı amma o benden çok acardı. Sonra ben ondan ayrıldım ve Kürt Paşa [?] ile gönüllü olarak Bağdat’a gittim. Bir sene orada kaldık. Kürt Paşa vefat etti. Ben oradan Kerbela’ya gittim, Hazreti Hüseyin’i ziyaret ederek memlekete geldim. Oradan yeni İstanbul’a döndüm ki, bu seyahat tam iki sene sürdü. İstanbul’da biraz daha kaldıktan sonra Rus harbine gönüllü yazıldım. Doğruca bizi Plevne’ye götürdüler. Derviş Paşa ordu kumandanı idi. Plevne’yi zapt ettikten sonra, beş ay burada oturduk. Oradan Hain Boğazı’na [Bulgaristan’da Eski Zağra’da] geldik. Bu boğaz dört saat sürer. Oraya Gazi Osman Paşa geldi. Harp devam ediyordu. Biz en son Rus’a galip geldik, amma üçüncüde mağlup olduk. Bizi Rus esir aldı. Yirmi iki gün bizi trenle İç Rusya’ya götürdüler. Petersburg’da iki ay kaldım. Orda da namazımıza devam ediyorduk. Biz abdest alırken, bir Rus onbaşısı da bizimle eğlenir, bizi taklit ederdi. Bu da bizim pek gücümüze gidiyordu. Bir gün gene bizimle eğlenirken, kafasına bir testiyle vurdum. Herif öldü. Beni tuttular, götürdüler. Candarma muhafazası altına aldılar ve boğazıma bir ip geçirdiler, boynuma da bir yafta astılar. Çarşılarda dört gün beni dolaştırdılar. Beşinci günü Sibirya’ya götürdüler. Beş günlük bir yoldu. Orda akşam ezanı okunduktan bir saat sonra şafak sökerdi. Ben orda yedi sene kaldım. Kalebenddim. Ayak bileklerime bir halka geçirdiler ve ‘Her gün akşam buraya gelip bizi göreceksin!’ dediler. Bana her gün bir çift tayin verirlerdi. Ben de her gün gider onları görürdüm. Tam yedi sene sonra beni İstanbul’a getirdiler...”

Görüldüğü gibi en az Zaro Ağa’nınki kadar ilginç bir hayat. Kürt Ali’nin, Bitlisli bir Şafii olan Zaro Ağa için “Dersimli Kızılbaş” demesi ise, bir zamanlar yanında çalıştığı ve muhtemelen mesleki rekabet yaşadığı birini karalamak amacını taşıyor olmalı. Biliyoruz ki bu topraklarda, “Dersimli Kızılbaş” olmak her zaman zor zanaat olmuş.


Kaynakça: Rohat Alakom, “Bir Buçuk Asırlık Kürt Zaro Ağa”, Tarih ve Toplum, S. 200, Ağustos 2000, s. 19-24; Rohat Alakom, Eski İstanbul Kürtleri (1853-1925), Avesta Yayınları, 1998, s. 155-181; Burçak Evren, “Dünyanın En Yaşlı Adamı Bir Garip Zaro Ağa”, Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla VI. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğler 10-12 Mayıs 2002, Eyüp Belediyesi Yayınları, 2003; Gökhan Açura, “Türkiye’nin en çok yaşayan adamı Zaro Ağa nasıl öldü?”, Albüm Dergisi, S.5, Haziran 1998, s. 104-107 (Fotoğraflar bu makaleden alındı): Mehmet Bayrak, “Zaro Ağa’nın Halefi Erzurumlu Kürt Ali”, www.navkurd.net/nivisar/mehmet_bayrak/zaro_aga.htm


hurayse@hotmail.com

2)1930'da ABD'ye gittiğinde piyasaya verilen kartlardan biri

3) Zaro Ağa serhademe üniformasıyla (1924-1928 arası)

4) Zaro Ağa ölüm döşeğinde
 

.

Facebook Yorumları

Kod8
09.09.2012
1922’de Güzelim İzmir’e Kimler Kıydı?
20.05.2012
Okurlara açıklama metni
22.04.2012
Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü
15.04.2012
1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı
08.04.2012
Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti
01.04.2012
Ali Şükrü Bey ve Topal Osman
25.03.2012
‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri
18.03.2012
Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz
11.03.2012
Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi
04.03.2012
Milli Görüş Hareketi ve Erbakan
26.02.2012
Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı
19.02.2012
Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid
05.02.2012
Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe
29.01.2012
Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı
22.01.2012
Cumhuriyet’in ‘azınlık raporu’
15.01.2012
Halide Edip ve Ermeni yetimleri
08.01.2012
Hamza Grubu’ndan MAH ve MİT’e
01.01.2012
Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba
25.12.2011
Nisan 1915’te Van’da neler oldu?
18.12.2011
Franz Werfel ve Musa Dağ’da Kırk Gün
11.12.2011
Siyasetin ‘leitmotiv’i Fethullah Gülen
04.12.2011
Kimyasal silahların kısa tarihçesi
27.11.2011
Özür literatüründe Almanya ve Japonya örneği
20.11.2011
150. Yıldönümünde Abdülmecid
06.11.2011
Berzenciler, Barzaniler ve Talabaniler
30.10.2011
Göçük altında Cumhuriyet Bayramı
23.10.2011
Tek eksik ‘Sakallı Nureddin Paşa’
16.10.2011
Türkler söz verir ama tutmaz (mı?)
09.10.2011
Fitne, CIA, Jakobenlik, bilimsel şüphecilik
02.10.2011
Gidelim serv-i revanım Sadabâd’a
25.09.2011
Ege ve Akdeniz’de garip savaşlar
18.09.2011
1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik
11.09.2011
‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’
04.09.2011
Erken İslam tarihinin kaynakları
28.08.2011
Ama hangi Kuran’ı esas alacağız
21.08.2011
Türkler nasıl Müslüman oldu
14.08.2011
Cemal Paşa ve Arap milliyetçiliği
07.08.2011
1934 İskân Kanunu ve Kürtler
10.07.2011
Bomba Olayı ve ‘Bir anlık gecikme’
03.07.2011
Resmî tarihin hainleri: 150’likler
26.06.2011
‘Modern Methuselah’ Zaro Ağa
12.06.2011
Müzmin muhalif Osman Bölükbaşı
05.06.2011
Melek Tavus’un halkı Ezidiler
29.05.2011
Atatürk mü, İnönü mü, Bayar mı sorumlu
22.05.2011
Bizantion, Konstantinopolis, İstanbul
15.05.2011
Her canlı bir gün ölümü tadacaktır!
08.05.2011
Garbiyatçılık: Frenkistan’ın Frankeştayn’ı
01.05.2011
1 Mayıs, işçinin emekçinin bayramı!
17.04.2011
Meclis yine gayrımüslimsiz
10.04.2011
Küllerinden doğan Kürt basını
03.04.2011
Milli cellatlar, cellat mukallitleri
27.03.2011
Bir kaç ‘Fahrenheit 451’ hikâyesi
20.03.2011
‘Güneş Ülkesi’ Japonya’ya sevgilerle
06.03.2011
‘Dünya Okuma Günü’nüz kutlu olsun!
27.02.2011
Siyasi sürgünler diyarı Trablusgarp
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8