Ayşe HÜR /Taraf yazıları



Bookmark and Share

Ama hangi Kuran’ı esas alacağız


28.08.2011 - Bu Yazı 26699 Kez Okundu.
Yorum : 12 - Onay Bekleyenler : 0

Ama hangi Kuran’ı esas alacağız

Geçen haftaki “Türkler nasıl Müslüman oldu” yazısına okurlardan ağırlıklı olarak eleştiri mailleri aldım. Bu maillerin neredeyse tümü oldukça nazik bir dille kaleme alınmıştı. (Eleştirisinin neye olduğunu söylemeden “Bir daha da Taraf almayacağım” diyen iki kişiyi de bu gruba sokuyorum.) Eleştirilerin özünü, Kuran ayetlerini lafzıyla eleştirmemin yanlışlığı oluşturuyordu. Her biri kendi çapında kelam, hadis ve tefsir âlimi olduğu anlaşılan bu okurların bana tavsiyesi Kuran’ın nasıl indirildiğini, sure ve ayetlerin nasıl okunması gerektiğini, vb. konuları öğrenmeden ağzımı açmamamdı. Ben de öyle yaptım. Bu hafta ağırlıklı olarak islamic-awareness.org adlı internet sitesindeki makalelerden yararlanarak Kuran’ın yazılış hikâyesini anlatmaya çalışacağım. Umarım amatör tefsircilere bir katkım olur...

***

Kuran, İslam inancına göre Allah’ın sözü kabul edilir. Yine İslam inancına göre Allah, Cebrail adlı bir melek aracılığıyla kendi sözlerini Muhammed’e iletir. Muhammed ise ‘vahiy kâtipleri’ adı verilen kişilere “tanrı” vahiylerini yazdırtır. Neden Peygamber kendisi yazmıyordu diye soranlara İslam âlimlerinin bir bölümü “Peygamber ümmi (okuma-yazma bilmez) idi” diye cevap veriyor, bir bölümü, vahiylerin Peygamber’in ölümünden çok kısa zaman öncesine kadar gelmeye devam ettiği, dolayısıyla henüz görev tamamlanmadığı için kayda geçmediği” şeklinde açıklama getiriyor. ‘Vahiy kâtiplerinin’ etnik veya dinî kökeni ile sayısı konusunda da bir uzlaşma yok. Ancak sayıları 40’a kadar çıkarılan bu kâtiplerden İslami kaynaklarda adı en çok tekrarlananlar Yunanlı Bel’am, Yaiş, Yemenli Cebr, Yessar, Addas, İman, İranlı Selman (Selman-ı Farisi), Yahudi Bahira, Verka, Abdullah İbn-i Selam.

 


Taşlar, deriler, ağaç kabukları

Ayetler “Lihaf” (küçük yassı taşlar), “Rıka” (deri, ağaç yaprağı, bir çeşit kâğıt), “Ektaf” (deve ve koyun kemikleri), “Ektab” (ağaç parçası) gibi nesnelere yazılmıştı. İbn’el-Nadim ve Buhari gibi güvenilir kaynaklara bakılırsa, Peygamber’e vahyedilmiş bazı ayetler (Şeytan Ayetleri gibi) Allah’ın dilemesi ile Peygamber’in hafızasından silinmişti. Nitekim Bakara Suresi’nin 106. ayetinde “Biz herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturur (ya da ertelersek), yerine daha hayırlısını veya mislini getiririz. Allah’ın gücünün her şeye hakkıyla yettiğini bilmez misin?” diyordu.) Böylece bazı ayetler bu malzemelere hiç yazılmamış ya da yazıldıktan sonra ortadan kaldırılmıştı. Yine bazı kaynaklara göre bazı ayetleri keçi yemişti. Geriye kalanların tümü Peygamber’in evinde iple bağlı olarak birarada duruyordu, diyen kaynak varsa da ağaç kabuğunun ya da yaprağın, derinin birbirine bağlanması mümkünse de, taşın, kemiğin bağlanması imkânsız olduğundan bunun İslami bir efsane olduğu anlaşılıyor.

 


Yemame Savaşı’nın zayiatı

Nitekim Peygamber’in ölümünden sonra dinden dönmelerin (ridde) artması ve 633 yılında, İlk Halife Ebubekir’in ordularıyla ‘Yalancı Peygamber’ Müseylimet’ül-Kezzap’ın orduları arasında yapılan Yemame Savaşı’nda 70 kadar hafızın ölmesi üzerine, (Ebubekir’in ölümünden sonra İkinci Halife olacak) Ömer’in ayetleri derleme işine önce “Peygamberin yapmadığı şeyi yapmak nasıl doğru olabilir?” diye itiraz eden ancak sonra bunun gerekli olduğunu kabul eden Ebubekir’in bu işle görevlendirdiği Zeyd bin Sabit “Ebubekir bana ‘Sen akıllı bir gençsin. Peygamber’e vahiy yazdığın için senin başaracağına güveniyorum. Araştır ve topla Kuran ayetlerini’ dedi. Allah’a ant içerek söylerim ki, dağlardan bir dağı yükleyip taşımayı önerseydi, buyurup verdiği görev kadar bana ağır gelmeyecekti. Yani Kuran’ı derlemek kadar...” demiş.

 


Ebubekir’in derlemesi

Derleme işinde hafızasına başvurulacak kişilerin sayısı konusunda İslami kaynaklarda ufak tefek farklılıklar vardır ancak en iyimser tahminde bu kişilerin yediyi aşmadığı anlaşılır. Örneğin Buhari’nin “E’s-Sahih” adlı eserinde geçen dört hadisten ilki şöyledir: “Amr İbnü’l-Ass anlatıyor: Peygamber’in ‘Kuran’ı dört kişiden alın, Abdullah İbn-i Mes’ud’dan, Salim’den, Muaz’dan (Muaz İbn-i Cebel) ve Übeyy İbn-i Ka’b’den’ dediğini işittim.” İkinci hadiste Peygamber’in hizmetkârı Enes anlatır: “Peygamber öldüğünde, dört kişiden başka Kuran’ı tümüyle ezberlemiş olan yoktu. Ebu’d-Derda, Muaz İbn-i Cebel, Zeyd İbn-i Sabit ve Ebu Zeyd.” Üçüncü hadis sahabeden olmayan ilahiyatçı Katade’den aktarılır: “Malik oğlu Enes’e; ‘Peygamber döneminde, Kuran’ı tümüyle ezberleyenler kimlerdir’ diye sordum. Şu karşılığı verdi: ‘Dört kişi. Tümü de Medineli. Übeyy İbn-i Ka’b, Muaz İbn-i Cebel, Zeyd İbn-i Sabit ve Ebu Zeyd...”

 


Ayeti nerede buldu?

Bu hadislerde adları yazılı olanları topladığımız zaman “Peygamber döneminde Kuran’ı tümüyle ezberlemiş olanların sayısı yedi (İbn-i Mesud, Salim, Muaz bin Cebel, Übeyy bin Ka’b, Ebu’d-Derda, Zeyd bin Sabit ve Ebu Zeyd) idi” demek mümkün.

Hafızlar heyeti oluşturulduktan sonra Ömer ile Zeyd, herkesin elindeki ayetleri getirmesini istemişlerdi. Zeyd, herhangi bir ayeti yazıya geçirmek için, iki şahidi şart koşmuştu. Ancak sonunda bir şahitle ‘Mushaf’a koymak zorunda kaldığı ayetler de oldu. Örneğin Tevbe Suresi’nin son iki ayeti böyleydi. Zeyd şöyle demişti bu konuda: “Tevbe Suresi’nin son iki ayetini Ebu Huzeyme’de buldum, ki başkasında bulamamıştım bu parçayı.” (İslam âlimlerinin bu sapmayı meşrulaştırma cümlelerinden biri şu: “İki şahit derken, birinci şahit ayetin yazılı olduğu nesne, ikinci şahit ise hafızlardan biriydi.” Bu açıklamanın doğru olup olmadığını konunun uzmanlarına bırakıp devam edelim.)

 


Özel Mushaflar

Ancak, bu işler yapılırken, hafızlar grubundan bazı kişiler kendi Mushaflarını oluşturuyorlardı. Böylece ortaya Ibni Mesud’un Mushafı, Übeyy Ibni Ka’b’ın Mushafı, Abdullah Ibni Abbas’ın Mushafı, (Peygamber’in eşlerinden) Aişe’nin Mushafı, (daha sonra Dördüncü Halife olacak) Ali’nin Mushafı gibi değişik Mushaflar çıkmıştı. 15. yüzyıl ilahiyatçısı Suyuti, El İtkanFi Ulumil Kuran (kısaca İtkan, Kuran İlimleri Ansiklopedisi) adlı eserinde bu Mushaflar arasındaki farkları gösteren bir liste yayımlamıştı. Buna göre Ibni Mesud’un Mushafı’nda Fatiha Suresi gibi çok temel bir sure ile Felak ve Nas Sureleri yoktu. Ali’nin Mushafı’nda surelerin sırası bugünkünden farklıydı. (Ayrıca Suyuti kitabında, Bakara Suresi’nin orijinalinde Ahzab Suresi ile aynı uzunlukta olduğunu belirtiyor. Oysa bugün, eldeki ‘resmî’ Kuran’da, Bakara Suresi 286 ayet iken, Ahzab Suresi 73 ayet.)

Sonuçta Zeyd başkanlığındaki heyetin Kuran’ı derleme ve yazma işi bir yıl sürdü. Derlenip parşömene geçirilen ancak indiriliş sırasına bakmadan iki kapak arasına konan ayetlerden oluşan bu ilk Kuran ölene kadar Ebubekir’in uhdesinde kaldı, sonra İkinci Halife Ömer’e geçti. O da ölünce, Ömer’in kızı, Peygamber’in eşi Hafsa’ya emanet edildi.

 


Osman’ın Mushafı

Ancak mesele hallolmamıştı. Buhari’nin naklettiğine göre, 650 yılına gelindiğinde, Sahabe’den Huzeyfe İbn-i Yeman, Üçüncü Halife Osman’a Müslümanların Kuran’ı değişik şekilde okumalarından dolayı, “ümmetin Yahudiler ve Hıristiyanlar gibi birbirine düştüğünden” yakınmıştı. Bunun üzerine Osman, Ebubekir’in derlediği ilk Kuran’ı emanetçisi Hafsa’dan istedi. Bu Mushaf, Zeyd’in başkanlığındaki dört kişilik bir heyet tarafından yeniden işleme tabi tutuldu. Bu sefer sureler ve ayetler indiriliş sırasına göre dizilecek, kabilelerin Kuran’ı okuma şeklinde çıkan farklar, anlaşmazlıklar ise Kureyş şivesinin esas alınmasıyla çözülecekti. Bugün bazı Batılı ilim adamları, o tarihte Hicaz’da yazı dilinin Arapça değil Aramice ya da İbranice olduğunu söylüyor, bazı Batılı ve İslami ilim adamları da Arapçada ünsüz harflere ünlü karakteri kazandıran hareke denen işaretlerin veya bugünkü noktalı harflerin olmaması yüzünden Kuran’ın tek bir şivede yazılmasının imkânsız olduğunu söylüyorsa da, bugün yaygın kabul gören inanışa göre bu iş (Arapçanın Kureyş şivesine göre Kuran’ı yeniden yazmak) başarılmıştı. Ancak ilk derleme sırasında çıkan sorunlar bu sefer de çıkmıştı. Örneğin Suyuti’nin Itkan’ına göre Zeyd İbn-i Sabit şöyle demişti: “Mushaf oluşturma işini yaparken, Ahzab Suresi’nin sonundan bir ayeti kaybettim. Ki, Peygamber’in onu Kuran’dan bir parça olarak okuduğunu işitmiştim. Aradık bu ayeti. Ve Huzeyme bin Sabit’de bulduk, [Ahzab Suresi’ne 23. Ayet olarak] ekledik o Mushaf’a.”

Bunun gibi başka olaylar da olmalı çünkü Suyuti’ye göre bu ikinci derlemeden sonra Ömer’in oğlu Abdullah (İbn-i Ömer) demişti ki: “Hiçbiriniz, Kuran’ın tümünü aldım (elimde bulunduruyorum) demesin. Bilemez ki, Kuran’ın çoğu yok olup gitmiştir. ‘Ne kadar ortada varsa o kadarını elimde tutuyorum’ desin yalnızca.”

 


‘Mushaf Yakıcı’ Mervan

Bu ikinci derleme işi tamamlandıktan sonra, Ebubekir’in Mushafı söz verildiği gibi Hafsa’ya iade edildi. Osman’ın hazırlattığı İmam (asıl) Mushaf Osman’da kaldı. Bazı kaynaklara göre bundan dört nüsha hazırlandı ve Kahire’ye, Kûfe’ye, Basra’ya (ikisi de bugünkü Irak’ta) ve Şam’a gönderildi. Bazı kaynaklara göre yedi nüsha hazırlandı ve bu şehirlere ilaveten Mekke’ye, Yemen’e ve Bahreyn’e gönderildi. Bazı kaynaklara göre ise bunların dışında bazı kişilerin kendileri için hazırladığı özel Mushaflar vardı. O yıllarda henüz aynı şekilde yazılan harfleri ses olarak birbirinden ayıran noktalar olmadığından bazı kelimeler farklı okunmuş, dolayısıyla farklı yazılmıştı. Ama daha önemli farklar da vardı. Bazı İslami kaynaklarca “Kur’ân-ı Kerim’in tercümanı” diye nitelenen Peygamber’in amcasının oğlu Abdullah İbn-i Abbas, kelimelerin eş anlamlılarını kullanırdı. Ebubekir dönemindeki heyetin üyesi Enes İbn-i Malik, Halife Ömer’in oğlu Abdullah’ın da tercih ettiği eş anlamlılar vardı.

Ebubekir’in Mushafı ile Osman’ın Mushafı arasında ne gibi farklar olduğunu ise bilmiyoruz çünkü, Ebubekir’in Mushafı emanetçisi Hafsa’nın ölümünden sonra Emevi Halifesi Mervan İbn-i Hakem tarafından yakılmıştı. Önemli İslam kaynaklarına göre adı o yıllarda ‘Mushaf Yakıcı’ya çıkan Mervan’ın gerekçesi şuydu: “Onda yazılı olanlar, Osman tarafından yazdırılan Mushaflara geçmişti. Artık ona gerek kalmamıştı. Yakılıp yok edilmezse, zamanla kuşkulara yol açılabilir, ondan alınarak yazılan Mushaflar çevresindeki kuşkuları önlenemeyebilirdi. Bundan korktum, o nedenle yaktırdım.”

692’de yapılan Kudüs’teki Kubbetü’s-Sahra’daki kitabede bile bugünkü ünsüz harflerin ünlü okunmasını sağlayan işaretlerin bulunmamasından hareket edenler, bu işaretlerin (harekelerin) 649-714 arasında Irak Valisi olan Haccac tarafından Kuran’a eklendiği rivayetine inanma eğiliminde (Haccac güya ‘Kuran’a bin tane elif eklettim’ demişti) ancak bu rivayet ‘sahih’ görünmüyor. Ancak günümüzdeki metinlerde, eski yazılı Arapçada olmayan sesli harflerin ve noktalama işaretlerinin ne zaman ve kim tarafından konduğu meselesi cevap bekliyor.

 


İmam Mushaf bugün nerde?

Ebubekir’in Mushafı’nın akıbetini aşağı yukarı öğrendik. Peki, Osman’ın Mushafı şimdi nerede? Bu konuda rivayet muhtelif. Bazılarına göre İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda, bazılarına göre Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te. Her iki Mushaf’ın da iddiasının temelini, bu Kuran’ların (daha doğrusu Bakara Suresi’nin 137. ayeti) üzerindeki kan lekesi oluşturuyor. Çünkü geleneğe göre, Osman öldürülürken bu Kuran’ı kıraat ediyordu ve kanı sayfaya sıçramıştı. Kan izi iki ayrı Kuran’da olmayacağına göre iddialardan biri doğru değildi ama hangisi? Yoksa ikisi de mi yanlıştı? Gelin konuya biraz daha yakından bakalım:

 


Semerkand Kuranı

Bilimsel literatürde Taşkent’in tarihsel adından dolayı “Semarkand Kuranı” rivayete göre Osman’ın öldürülmesinden sonra, Halife Ali tarafından Küfe’ye getirilmiş, 1402’de bölgeyi talan eden Timur’un eline geçmiş, 1485’te Semerkand’da ortaya çıkmıştı. 1868’de Semerkand Rus ordularının eline geçince, Kuran Rus Çarlığı’nın başkenti St. Petersburg’daki İmparatorluk Kütüphanesi’ne konmuştu. 1917’de Bolşevik Devrimi’nden sonra Britanya’ya karşı Müslümanları yanına çekmek isteyen Lenin tarafından Başkırdistan’ın başkenti Ufa’ya gönderilmiş, ama Taşkentli Müslümanların ısrarlı talepleri uyarınca, 1924’te Taşkent’e dönmüştü. O günden sonra da bazı kaynaklara göre Özbek Müslümanları tarafından gizli bir yerde, bazı kaynaklara göre ise Özbekistan Sovyeti Kütüphanesi’nde saklanmıştı.)

Semerkand Kuranı hakkındaki diğer bilgilerimiz ise daha da sınırlı. Çünkü bu Kuran üzerindeki nadir bilimsel çalışmalar Rus şarkiyatçıları A. Shebunin (1891) ve S. Pissareff (1905) ile Batılı şarkiyatçılar A. Jeffery & I. Mendelsohn’un (1942) ve F. Deroché’nin (1999) makaleleri ile sınırlı. Çünkü Özbek makamları Kuran üzerinde çalışma yapmaya izin vermiyorlarmış. Son olarak Diyanet İşleri eski başkanlarından Tayyar Altıkulaç mikrofilmler üzerinden çalışıyor ama henüz nihai raporunu vermemiş. Önce en çok merak edilen soruya cevap verelim: Biraz önce adını andığım araştırmacıların hepsi de Semerkand Kuranı’nın Osman’ın Mushafı olmadığında anlaşıyor. Bu kanıya bazı sayfalarda yapılan radyo-karbon testleri ve metinlerin paleografi (yazı çeşitlerini inceleyen bilim dalı), ortografi (yazı sistemlerini inceleyen bilim dalı) konulu analizlerden sonra vardıkları anlaşılıyor. Orijinalinin 360 yaprak (varak) olduğu sanılan ancak halen, 353 yaprağı Taşkent’te olan Semerkand Kuranı radyo-karbon testlerine göre yüzde 95 ihtimalle 8. yüzyıla ait. Paleografik ve ortografik analizlere göre ise 8. yüzyılın sonu ile 9. yüzyılın başına ait. Bu konuda en önemli ipucu Kuran’da kullanılan Kufi yazının bu yüzyıllarda tekâmül etmesi. Gerçekten de hatta adını veren Kufe şehri 638 yılında kurulmuştu ancak bazı dilbilimcilere göre Kufi yazı, Kufe’den önce de biliniyordu ancak adını hattı resmî yazışmalarda kullanıldığı Kufe’den almıştı. Dolayısıyla sadece Kufi yazıdan hareket etmek doğru değildi. Ama söz konusu araştırmacılar, hatadaki başka özelliklerden ve süslemelerden hareketle kendilerinden emin görünüyorlar.

 


Topkapı Sarayı Kuranı

Osman’ın Kuranı diye ünlenen Topkapı Sarayı’ndaki Kuran ise Tayyar Altıkulaç tarafından incelenmiş ve raporlanmış. Altıkulaç’a göre, bu Kuran Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından 1811 yılında Sultan II. Mahmud’a hediye edilmiş. 408 varaktan oluşan Kuran’ın sadece iki varağı eksik. Baş taraftan birkaç varak zarar gördüğü veya zayi olduğu için Mushaf’ın yazılışından 50-100 yıl sonra yeniden yazılmış. Her ne kadar Topkapı Kuranı’nın üzerinde “Bu Kuran Halife Osman öldürüldüğünde okuduğu Kuran’dır. Üzerindeki kan lekeleri hâlâ görülebilmektedir” yazılıysa da Altıkulaç’a göre Topkapı Kuranı da Osman’ın Kuranı değil. En büyük ihtimalle Emevi Dönemi’nde kullanılan tarzda Kufi yazıyla fakat farklı katiplerce kaleme alınmış. Ancak üzerine daha sonraki yıllarda noktalar eklenmiş. Ancak bu noktalar, Arapçada noktalama usulünü ilk bulan Ebu el Asvad (ö. 688) tarzında imiş.

 


Kahire Kuranı

Osman’ın Kuranı’nı bulamadık ama Kahire’de, İstanbul’da ve St. Petersburg’da Hicret’in ilk iki yüzyılına tarihlenen başka Kuran’lar var. Bunlardan Kahire’deki Hüseyin Camii’deki (El Meşhedü’l-Hüseynî) Kuran üzerine çalışan Tayyar Altıkulaç ve Selahaddin Müneccid’in vardıkları sonuç, bu Kuran’ın bugüne dek sanıldığı gibi Osman döneminde kaleme alınan nüshalardan biri olmadığı yolunda. Bu iki ilahiyatçıya göre Kahire Kuranı, Emevi Halifesi Mervan’ın Kahire Valisi olan kardeşi diğer Mervan tarafından yazdırılan bir nüsha.

 


TİEM Kuranı

Bu iki ilahiyatçının üzerinde çalıştığı bir diğer Kuran ise İstanbul’daki Türk İslam Eserleri Müzesi’ndeki Kuran. İlk sayfasında Sultan I. Mahmud’un (1730-1754) mührünün olduğu bu eser 1912’de Aya İrini’den Müze’ye intikal etmiş. 439 yapraktan oluşan bu Kuran’ın 17 yaprağının kayıp olduğu sanılıyor. Kuran’ın 14 yaprağı da 1437 tarihinde onarım görmüş. Kufi yazıyla yazılmış Kuran’ın son yaprağında “Hicri 30 yılında Osman bin Affan yazdı” ibaresi görülüyorsa da, Altıkulaç’a ve Müneccid’e göre paleografik ve ortografik özellikler ve süsleme unsurlarından hareketle bu ibarenin daha sonra (8. veya 9. yüzyılda) konduğu düşünülüyor. Ancak Gerek Altıkulaç, gerekse Müneccid, bu Kuran’ın günümüze dek ulaşan en eski Kuran olduğunda hemfikir.

 


Darü’l-Kütüp Kuranı

Mısır Milli Kütüphanesi’nde (Dar Al-Kutub Al-Mısrıyya) bulunan Kuran’ın özel kişilerin elinde olan varakları üzerinde yapılan radyo-karbon testine göre, yüzde 95 ihtimalle 609-694 yılları arasında yazıldığı düşünülüyor. Paleografik ve ortografik incelemeler de aşağı yukarı aynı tarihlere işaret ediyormuş. Metnin incelenebilen kısımları Kufi yazıyla yazılmış ama 688’den sonra icat edildiği bilinen harekeler ve noktalama işaretleri yokmuş. Orijinal metninin 620 yaprak olduğu sanılan Dar’ül-Kütüp Kuranı’nın 562 yaprağı bu kütüphanede, diğer yaprakları bazı Paris ve Gotha’da koleksiyonerlerin elinde. Ancak Kahire’deki 562 varaktan 248’i gerçek parşömen (papirüs), 34’ü varak sahte parşömen, 61’i başka bir Kuran’a ait, 219’u 1830 tarihinde üretilmiş kâğıtlara modern metinlermiş. Kısacası bu Kuran’ın da derleme olduğu anlaşılıyor.

 


St. Petersburg Kuranı

Son olarak büyük bir bölümü bugün Rusya’da St. Petersburg’daki Şarkiyat Enstitüsü’nde saklanan ‘St. Petersburg Kuranı’ndan bahsetmek istiyorum. 1936 yılında ‘yaşlı bir kadın tarafından’ enstitüye bağışlanan bu Kuran’ın, 19. yüzyılda Suriye’de kıymetli eserlerden oluşan büyük bir kütüphanenin sahibi olan Hıristiyan Arap Nofal Ailesi’nin haraç mezat satılan terekesinden kalma olduğu sanılıyor.

1998 yılında Rus şarkiyatçı Efim Rezvan’ın ve 1999’da Fransız şarkiyatçı François Déroche’nin yayımladığı makalelere göre bu Kuran’ın orijinali 97 yaprak olup, bunların 81’i St. Petersburg’da, diğerleri Özbekistan’da (biri Taşkent’teki Biruni Enstitüsü’nde, ikisi Buhara’daki İbn-i Sina Bölge Kütüphanesi’nde, biri Taşkent’teki İslam İşleri İdaresi’nde, 12’si Katta Langar’da bir ailenin elinde) idi. Hicaz hattıyla yazılmış olan Kuran’ı iki ayrı kâtibin yazdığı anlaşılıyordu, çünkü bazı harflerin yazımında bariz farklar vardı.

 


Sana’a Kuranı

Son olarak 1972’de Yemen’in başkenti Sana’a’daki Ulu Cami’de bulunan Kuran var. ‘Sana’a Kuranı’ üzerinde Alman şarkiyatçı Dr. Gert Puin tarafından yapılan incelemeler aradan geçen 36 yılda tamamlanabilmiş değil. Bunun nedeni bu Kuran ile ilgili ilk değerlendirmeler olmalı. Puin’e göre, bu Kuran’ın yazıldığı parşömen Peygamber’in doğumundan önceye tarihleniyor ama üzerindeki yazı daha sonraya ait. Daha ilginci üstteki metnin altında silinmiş bir eski metin var. (Bu tür metinlere literatürde ‘palimpsestus’ deniyor.) Bu metin de Kuran metni. Puin’in Batılı şarkiyatçılarca pek beğenilen ancak İslam çevrelerinde infiale neden olan iddiası ise şu: Kuran’ın yazılışı Peygamber’den çok önce başlamıştı. Çünkü Kuran, kendisinden önceki kutsal kitapların bir çeşit özeti olmaktan öteye gitmiyordu. Suudi Arabistan Hicaz’da arkeolojik araştırmalara izin verinceye, İslam bilim adamları İslam ülkelerinin kütüphanelerinde saklı olan yüzlerce eser üzerinde ‘bilimsel kriterlere’ uygun araştırmalar yapıp, sonuçlarını bizlerle paylaşıncaya kadar bu tür ‘şarkiyatçı’ yorumlar gündemde kalacak gibi görünüyor.

Daha anlatacak çok şey var ama yerim bittiği için burada noktalıyorum. Kalanını internet nüshasına eklemeye çalışacağım. Bu tarihçeye bakılırsa, bugün İslam ülkelerinde kullanılan ‘Resmî’ (Standardize edilmiş) Kuran’ın (ki 1920’de Kahire’deki El Ezher Üniversitesi tarafından kaleme alındı) Osman’ın Mushafı’yla değil ‘harfi harfine aynı’ olduğunu, bu tarihçeyi bilenlerin kabul etmeye razı olduğu gibi, ayetlerin sırası ve içeriği açısından aynı olduğunu iddia etmek, ancak ‘iman’la mümkün, yoksa ‘bilimsel açıdan’ mümkün değil.

hurayse@hotmail.com

.

Facebook Yorumları

Emlak8
09.09.2012
1922’de Güzelim İzmir’e Kimler Kıydı?
20.05.2012
Okurlara açıklama metni
22.04.2012
Ermeni Soykırımı’nda Alman rolü
15.04.2012
1909 Adana İğtişaşı/ Faciası/ Katliamı
08.04.2012
Osmanlı’nın sevgilisi lalenin sergüzeşti
01.04.2012
Ali Şükrü Bey ve Topal Osman
25.03.2012
‘Milli’ aşk ve nefret hikâyeleri
18.03.2012
Geleneğin icadı: Newroz ve Nevruz
11.03.2012
Dr. Tulp’un Anatomi Dersi’ni izlediniz mi
04.03.2012
Milli Görüş Hareketi ve Erbakan
26.02.2012
Vagon-Li Olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı
19.02.2012
Muzır kelimeler ve II. Abdülhamid
05.02.2012
Kemalist Sureler: Andımız ve Gençliğe Hitabe
29.01.2012
Türkiye’nin Cezayir konusunda alnı ak mı
22.01.2012
Cumhuriyet’in ‘azınlık raporu’
15.01.2012
Halide Edip ve Ermeni yetimleri
08.01.2012
Hamza Grubu’ndan MAH ve MİT’e
01.01.2012
Noel Baba’ya karşı Geyikli Baba
25.12.2011
Nisan 1915’te Van’da neler oldu?
18.12.2011
Franz Werfel ve Musa Dağ’da Kırk Gün
11.12.2011
Siyasetin ‘leitmotiv’i Fethullah Gülen
04.12.2011
Kimyasal silahların kısa tarihçesi
27.11.2011
Özür literatüründe Almanya ve Japonya örneği
20.11.2011
150. Yıldönümünde Abdülmecid
06.11.2011
Berzenciler, Barzaniler ve Talabaniler
30.10.2011
Göçük altında Cumhuriyet Bayramı
23.10.2011
Tek eksik ‘Sakallı Nureddin Paşa’
16.10.2011
Türkler söz verir ama tutmaz (mı?)
09.10.2011
Fitne, CIA, Jakobenlik, bilimsel şüphecilik
02.10.2011
Gidelim serv-i revanım Sadabâd’a
25.09.2011
Ege ve Akdeniz’de garip savaşlar
18.09.2011
1914’te Cihan Harbi’ne nasıl girdik
11.09.2011
‘12 Eylül ve Filistin Günlüğü’
04.09.2011
Erken İslam tarihinin kaynakları
28.08.2011
Ama hangi Kuran’ı esas alacağız
21.08.2011
Türkler nasıl Müslüman oldu
14.08.2011
Cemal Paşa ve Arap milliyetçiliği
07.08.2011
1934 İskân Kanunu ve Kürtler
10.07.2011
Bomba Olayı ve ‘Bir anlık gecikme’
03.07.2011
Resmî tarihin hainleri: 150’likler
26.06.2011
‘Modern Methuselah’ Zaro Ağa
12.06.2011
Müzmin muhalif Osman Bölükbaşı
05.06.2011
Melek Tavus’un halkı Ezidiler
29.05.2011
Atatürk mü, İnönü mü, Bayar mı sorumlu
22.05.2011
Bizantion, Konstantinopolis, İstanbul
15.05.2011
Her canlı bir gün ölümü tadacaktır!
08.05.2011
Garbiyatçılık: Frenkistan’ın Frankeştayn’ı
01.05.2011
1 Mayıs, işçinin emekçinin bayramı!
17.04.2011
Meclis yine gayrımüslimsiz
10.04.2011
Küllerinden doğan Kürt basını
03.04.2011
Milli cellatlar, cellat mukallitleri
27.03.2011
Bir kaç ‘Fahrenheit 451’ hikâyesi
20.03.2011
‘Güneş Ülkesi’ Japonya’ya sevgilerle
06.03.2011
‘Dünya Okuma Günü’nüz kutlu olsun!
27.02.2011
Siyasi sürgünler diyarı Trablusgarp
12 0
murat yılmaz 26.04.2013 - 16:08:49
gayet açıklayıcı ve belge niteliğinde bir yazı olmuş tebrikler
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%52,75
erhan erdoğan 18.02.2013 - 09:54:50
bu ayetlerin ilk muhatabları araplar bunu yapamadı belki türkler,çinliler,elfler,hobbitler bunu yapabilir ! :)
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%63,08
erhan erdoğan 18.02.2013 - 09:46:55
1 - "kur'anı biz indirdik ve ancak biz koruyacağız" Hicr suresi :9 ayet. müslümanların kur'an hakkındaki inancı budur. 2 - "Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın." bakara:23 kur'an meydan okuyor ! eğer kur'anın Allahın kitabı olduğunda şüpheleriniz varsa sizde benzerini yapın ! yapmaya çalışın ! eğer yapamıyorsanız yapabilecek kimseleride yardımınıza çağırın !
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%58,75
ike amber 07.12.2012 - 02:39:54
Hicbirzaman din kitaplarinin yukardan geldigine inanmamisimdir, yazdiklarinizdan anlasiliyorki kuranda yukardan gelme degil halifelerin insanlarin kendi cikarlari icin yazilmis, tanri yeri gogu insnlari yaratmayip, insanlar tanriyi yaratmis oluyor, bugunku yobaz politikacilarda dini kullanip cahilleri soyup sogana ceviriyor.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%48,91
ertan karademir 09.11.2012 - 12:47:08
Biz aslında;bi göle girip boğuluyorken az ötedeki okyanus hep orda duruyor. Diyelimki sen ispat ettin ve bütün dinler çakma çıktı.... :(( gel bak..bin yıl sonra yine, susamlı pide açmış çilli yanaklarında aşkın.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%53,99
uğur boz 05.06.2012 - 22:29:30
böyle konuları araştırıp incelemek yaşadığımız bölgeye kalsa dahi cesaret ister çünkü kalıpların pek kırılamadığı bir ülkede ve bir yönetimle yaşıyoruz ezberleri kırıp araştırdınız için teşekürler
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%54,03
yakup deniz 17.05.2012 - 17:31:39
Eline saglik cokta guzel yazmis. Asil kur'an deri, tas yapraklar ve kemikler uzerine yazildigini her musluman kabul eder. Orjinal kur"an onlardir. Gunumuzde varmi onlardan birtanesi? Yok. O zaman nasil iddia edersiniz falan kur'an orjinaldir diye? Diyelim ki orjinal ve hic degisiklige ugramamis olsun bu neyi kanitlayacak? Tartisilmasi gereken oz, onun icerigidir. Kim yazmis, nasil yazmis bu o kadar da onemli degil. Insanlar su an ki kur'an'i okumuyorlarmi? Okuyorlar. O zaman varmisiniz bu kur'an'i tartismaya medenice? Iste birtek onu yapamazsiniz.Nasilki batida 300 yil evvel masaya yatirilip enine boyuna tartisildi, bizde aynisini halkin gozu onunde bu din'i tartisalim ve insanlar anlasinlar gercegi tum ciplakligi ile. Nedir bu din? Gercekten bir Allah kelami mi? yoksa Muhammed'in o gunki gunluk siyasetinin bir gereksinimi mi? Tarih boyunca insanlar okumadan anlamadan girmisler bir saplantinin icerisine, tartismak yasak, soru sormak yasak, Turkce okuyup kur'an anlamak olmaz, ille Arapca bilenlerin pesinemi takilmak zorunda insanlar? Varsa yureginiz bilginiz buyurun alin postunuzu acin tartismaya olsun bitsin.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%57,67
Ahmet 27.04.2012 - 16:21:29
Ayşe Hanım;Bu kuranın korunmuşluğu ancak imanla izah edilebilir demekte.Peki Hz.alinin,Hz.Aişenin Kuranın toplanmasında kısacası tüm ashabın tam bir fikir birliği olduğunu (icma)niye söylemiyor?Eğer osmanın mushafında eksiklik olsaydı,Ali " Osmanın yerinde bende olsam mushafları yakardım." o bu işi ashabın önünde yaptı demektedir.Ve Kuran tahriafata uğrasaydı Ali Ta ebubekir halifeliğe seçilme arefesinde 6 ayda tek bir mushaf oluşturmuştu onu resmi mushaf yapardı kendisi halife olunca.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%48,08
Abdullah 16.04.2012 - 11:30:37
Diyanet işleri eski başkanı tayyar altıkulaç Gerek mısırdaki gerek taşkentteki gerekse Topkapı müzesindeki mezkür kuranları 10 yıl gibi bir süre mikro filmlerini çekerek kurul halinde incelediklerini,günümüzdeki herhangi bir müslümanın elindeki kuranla,Hz.osman dönemindeki ilk mushaflar arasında ne bir fazla nede bir eksik fark bulunmadığı açıklandı bilimsel olarak.zaten kuran 1400 yıldır peygambere indiğinden itibaren hem yazılmış hemde ezberlenmiştir. Peygamber hayattayken en az 3000 idi.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%49,66
ömer faruk karataş 20.01.2012 - 22:00:34
oryantalist yaklaşım ve önyargılarla dolu yazınızı yazmadan önce-eğer art niyetli değilseniz, ki bunu kabul etmek istemiyorum;çünkü Kurana iman eden bir mümin asla emin olmadığı bir hususta kesin konuşmaz ama ciddi konulardaki ihtimallere de bağımsız kalamaz-tahkik edilmemiş, rivayet kültürünün malumatlar yığınına dair referanslarla değil de daha güvenilir ve tahkiki yapılmış ciddi, esaslı eserlere gereken dikkati verseydiniz- yazar sorumluluğu bunu gerektirir diye düşünüyorum, bu gaflar olmazdı
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%48,89
Fehmi Adıyaman 27.11.2011 - 03:03:29
Ayşe Hür çok beğendğm, sevrek yazlarnı takip etğm bir yazardır. Bulunduğu gazetenin başyazarı gibi Ön yargısız ,gerçek bir Sosyal Demokrat " biliyorum. Umarım art niyet değil yanlışlık olmuştur. Bunlara bi göz atın. Gerçekler hiçte oyle görndğü gibi değildir. http://www.timeturk.com/tr/2011/08/29/ayse-hur-den-kur-an-hakkinda-skandal.html http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=787612&title=mushaflar-arasinda-brfark-yok&haberSayfa=0 http://yenisafak.com.tr/arsiv/2000/agustos/29/dcundioglu.ht
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%48,87
Melih Şeker 30.09.2011 - 18:12:35
Batılı kaynakların ve dolayısıyla şarkiyatçıların-oryantalislerin İslami konularda yaptıkları araştırmalara ve verdikleri raporlara, yazdıkları kitaplara (Genellikle; 1-Kendilerinin Müslüman olmamaları, 2-İslam'a fitne sokma ve kaynakları tahrif amacıyla bu araştırmaları yapmaları nedeniyle) hep şüphe içinde bakmak gerektiğine inanıyorum.Burada verilen bilgilerden bazıları doğru olsa bile,bunun sebepleri konusunda başka makul yorumlar da getirilmesi mümkündür.
Aynı Görüşte misiniz?
Katılıyorum   Katılmıyorum
%50,16
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive