Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?


06.05.2013 - Bu Yazı 6686 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

"Çarpışma meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor." (Sabiha Gökçen, Tan, 15 Haziran 1937)

Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı? Sabiha Gökçen

 

Osmanlı’dan beri devlet tarafından bir ‘çıbanbaşı’ olarak nitelenen Dersim’e (bugünkü Tunceli ve havalisi) Cumhuriyet döneminin ‘kat’i müdahalesi’ 1937 yılının tam bu günlerinde yapılmıştı. Uçaklardan atılan 4 Mayıs 1937 tarihli bildiriyle (hangi dilde olduğunu tespit edemedim) “Teslim edilenler veya kendiliğinden teslim olanlar dahi Cumhuriyet’in adil muamelesinden başka hiçbir şey görmeyeceklerdir. Aksi takdirde, yani dediklerimizi yapmazsanız, her tarafınızı sarmış bulunuyoruz. Cumhuriyet’in kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz” ihtarı yapılıyordu. 

Bildiriyle aynı tarihi taşıyan Bakanlar Kurulu’nun gizli kararında ise şöyle deniyordu: “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen (tamamen) tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.” 

Sabiha Gökçen’in pilotluğu 
Aynı günlerde Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu (16 veya 18 adet Bréuget) bölgeye bombalar yağdırmaya başlamıştı. Bu uçaklardan birini Mustafa Kemal’in manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanıyordu. Haziran-temmuz ayları boyunca köyler yakıldı, yıkıldı, kadınlar ve çocuklar dahil sayısız kişi makineli tüfeklerle tarandı. 
Sabiha Gökçen artık ulusal kahramandı. Onu ilk kutlayanlar Başbakan İsmet İnönü ve Cumhurbaşkanı Atatürk’tü. Atatürk “Seninle iftihar ediyorum Gökçen! Yalnız ben değil, bu olayı çok yakından izleyen bütün bir Türk ulusu iftihar ediyor... Genç kızlarımızın neler yapabileceklerini bir kez daha bütün dünyaya ispat ettiğin için övünsen yeridir... Biz asker bir ulusuz. Yedisinden yetmişine, kadınından erkeğine asker yaratılmış bir ulusuz... Ancak bizim askerlik anlayışımız asla emperyalist düşüncenin yarattığı bir anlayış değildir... Barış amacı ile asker olan bir ulusun dünyadaki yeri barış bayrağının yanıdır” demişti. 

Anlamlı suskunluk 
Sabiha Gökçen’e 28 Mayıs 1937 tarihinde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı dahil olmak üzere üç yüzden fazla davetlinin katıldığı bir törenle Türk Hava Kurumu’nun Murassa (değerli taşlarla bezenmiş) Madalyası verildi. Ancak ortada garip bir durum vardı. Sabiha Gökçen’in neden ulusal bir kahraman olduğu konusunda basında ve kamuoyunda çarpıcı bir suskunluk vardı. Çünkü bugün artık ne kadar kanlı geçtiğini bildiğimiz Dersim Harekâtı kamuoyundan gizli tutulmuştu. Nitekim ondan söz ederken “Atının üstünde, erkek kahramanları geride bırakarak, akıncıların önüne düşen Tomris’i Türk ırkı bir kere daha yarattı. Tayyaresinin içinde Sabiha Gökçen. Zavallı Piyer Loti’ler; mezarlarınızdan başlarınızı doğrultsanız da, yalnız dezanşanteliklerine [sevinçten ve saadetten mahrum oluşlarına] acıyıp alaka duyduğunuz Türk kadının kültürüne, kahramanlığına, tehlikelere ve göklere meydan okuyuşuna hayran olmak fırsatına kavuşabilseniz” diye övgüler düzen Havacılık ve Spor Dergisi’ne göre Sabiha Gökçen bu madalyayı ‘gerek kurslarda, gerek Türk hava ordusu mektep ve kıt’alarında büyük muvaffakiyetler [gösterdiği] ve son atışlı tatbikatta kahramanca hizmet’ ettiği için almıştı. 

Kemalist klişe: Feodaliteyi tasfiye 
Dersim Harekâtı ve Gökçen’in buradaki başarıları üzerine suskunluk İsmet İnönü’nün TBMM’de bu konuda yaptığı konuşmanın ardından bozuldu. 15 Haziran 1937 günü Tan gazetesinde çıkan bir yazı gazetelerde o güne kadar uygulanan (oto)sansürü açıklamaya çalışıyordu: “Birkaç gün evvel ilk kadın tayyarecimiz Sabiha Gökçene murassa bir madalya verildiği yazıldığı zaman uçuş tatbikatındaki hizmetlerinden bahsedilmişti. Bu hizmetlerin mahiyeti sarahatle (açıklıkla) ortaya konulmamıştı. Buna da sebep şu idi: Feodalizmin son döküntülerinin tasfiyesi için alınan esaslı tedbirlerin tarihi bir ehemmiyeti vardır. Bunların millete ve dünyaya etraflı bir suretle bildirilmesi, İsmet İnönü’nün büyük nutkuna bırakılmıştı.” 
Nihayet Sabiha Gökçen 21 Ağustos 1937’de Tan gazetesinden Ahmet Emin Yalman’a Dersim’de ifa ettiği görevi gururla şöyle anlattı: “...Dersim'deki uçuşlarım daha heyecanlı olmuştur. Bir iki defa pilot, fakat ekseriyetle rasıt (gözlemci) olarak uçtum. Böyle vaziyetlerde insan harp heyecanını rasıt mevkiinden daha iyi duyuyor. İnsan evvela bombalarını atıyor, bunlar bittikten sonra canlı hedefler görürse, makineli tüfeğe müracaat ediyor. Dersim'de ilk bombardımanımın heyecanını unutmam... Muhasama [çarpışma] meydanında canlı hedef üzerine bomba atmak insana hiçbir acımak hissi vermiyor. İnsan yalnız vazifesini görmek için aramayı, vurmayı düşünüyor.” (Sabiha Gökçen’in, adı 1935’te Tunçeli’ne çevrilen bölgeden hala Dersim diye bahsetmesi ilginçti.) 
1972 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar (1924-1938) adlı kitapta ise bu görev biraz daha ete kemiğe büründü: “...Bu arada Demenanlı aşiret reisleri nezdinde toplantı halinde bulunan diğer aşiret reislerinin, havadan bombardıman edilmek suretiyle toplantıyı dağıtmak ve aşiretler üzerinde moral kırıcı bir etki sağlamak lüzumu üzerine Tayyare Alay Komutanı komutasında 15 uçaklı bir filo, Kırklar dağı-Darboğaz dere yolu-Zel Dağı-Kırmızı ve Kosur dağları kuzeyindeki Keçizeken (Yukarı Bor) köyünü havadan bombaladı. Bu hava taarruzunda özellikle Sabiha Gökçen hanımın attığı 50 kiloluk bir bomba Keçizeken köyünden kuzeye doğru kaçan asi grubuna oldukça ağır zayiat verdirdiği yapılan gözetlemeden anlaşılıyordu.” 
Harekâtın nasıl sonlandığını 18 Kasım 2012 tarihli ‘Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?’ başlıklı yazımdan okuyabilirsiniz. 

‘Sabiha Gökçen’ kimdir? 
Şimdi biraz geriye gidelim ve Sabiha Gökçen’in hayat hikâyesine bir göz atalım. 1990’larda kendisiyle bir röportaj yapan Oktay Verel’e babasının Jön Türklerden olduğu için Abdülhamit tarafından Bursa’ya sürülen Edirne Defterdarı Hafız Mustafa İzzet Bey olduğunu söylemiş, kendi anlatımına göre 22 Mart 1913’te Bursa’da dünyaya gözlerini açmıştı. Anne babasını küçük yaşta kaybeden ve ağabeyi ile yaşayan küçük Sabiha’nın hayatı, 1925’te Mustafa Kemal’in Bursa’yı ziyareti sırasında kökünden değişmişti. Korumaları atlatıp köşkün bahçesine giren küçük Sabiha, okuma azmini öyle etkili anlatmıştı ki, Gazi kendisini evlat edinmeyi önermişti. Olayı Sabiha’nın ağzından dinleyelim: 
“Evimiz, onun misafir kaldığı cumhuriyet köşkünün hemen yan tarafıydı. Bir sabah erkenden evin kapısına çıktım. Köşke doğru baktım. Gözlerime inanamadım. Atatürk köşkün bahçesinde tek başına yürüyüş yapıyordu. O sırada 12 yaşımda ve ilkokul üçüncü sınıftaydım. İşgalde okullar kapandığı için tahsilimiz aksamıştı. İçimde müthiş bir okumak arzusu vardı. Ağabeyimin beni çok sevmesine ve iyi bakmasına rağmen yatılı bir okula girebilmeği aklıma koymuştum. Acaba bu arzumu gidip Atatürk’e söylesem acaba nasıl olur diye düşünüyordum. Nasıl oldu bilmiyorum. Birden kararımı verdim ve köşkün kapısına doğru yürüdüm. Kapıda asker ‘Yasak’ diye durdurdu. Gazi uzaktan bize bakıyordu. ‘Bırakın gelsin çocuk’ dedi. Koşarak gittim ve elini öptüm. Adımı sordu. Heyecandan dilim tutulmuştu. Bir kelime bile söyleyemiyordum. ‘Gel seninle şuraya oturalım’ diyerek elimden tuttu ve bir kanepeye oturduk.” 
“O kadar mütevazı ve candandı ki sanki o, Büyük Gazi değil benimle bir okul arkadaşımmış gibi konuşuyordu. Benim durumumu sordu. Heyecanım azaldığı için bende ona bütün içimi döktüm. Okumak istediğimi söyledim. Dinliyordu. Bir şey söylemiyordu. Ne diyecek diye meraktan ölüyordum. Verdiği cevap beni pek şaşırttı. ‘Seni ben yanıma alayım. Benim kızım ol ne dersin?’ Hiç aklıma getirmediğim böyle bir durum karşısında ne diyebilirdim. ‘Ağabeyime sorayım’, dedim. ‘Benim Zehra adında bir kızım daha var. Onunla beraber okula gidersiniz.’ Diye ilave etti. Arkadan Başyaver Rasuhi Bey’e talimat verdi. Ağabeyimi çağırttılar. Gazi, ağabeyimle bizzat konuştu. O da razı oldu. Birkaç gün sonra, Gazi’nin seyahatte beraberinde bulunan heyetle birlikte Balıkesir-İzmir yoluyla Ankara’ya geldik. Köşkün bahçesinde o zaman iki odalı bir okul vardı. Adı, Çankaya İlkokulu idi. Zehra, Rukiye ve diğer çocuklarla beraber orada okumağa başladım. Böylece benim için yepyeni bir hayatın kapıları açılmıştı.” 

Soyadını Atatürk veriyor 
Önce Çankaya İlkokulu’nda, ardından bir süre Arnavutköy Kız Koleji’nde, bir süre Üsküdar Kız Lisesi’nde okuyan Sabiha, sağlığı elvermediği için eğitimine ara vermiş, Heybeliada’da ve Viyana’da bir süre tedavi gördükten sonra Paris’e gitmiş; ancak hem memleket, hem de Paşa’nın hasretine dayanamayarak, tedavisi biter bitmez Türkiye’ye dönmüştü. 
1934’te Soyadı Kanunu çıkınca, Mustafa Kemal kendisine Gökçen soyadını vermişti. Belki de bu soyadının etkisiyle, o güne kadar havacılıkla hiç ilgilenmezken, Mayıs 1935’te yeni kurulan Türk Kuşu’nun açılış töreninde Rus öğretmenlerin planörleriyle yaptıkları gösterilerden çok etkilenmiş ve kendisinin de denemek istediğini söylemişti. Atatürk’ün bu isteğe yanıtı şöyle olmuştu: “Cesaretini beğendim (...) Gökçen soyadına havacılık çok yakışır doğrusu.” 
Paraşütle başlayıp uçaklarla havacılığa devam edecek olan Sabiha Gökçen için artık ‘istikbal göklerde’ idi. Birkaç ay içinde Türk Kuşu’ndaki eğitimini tamamlayan Gökçen, yedi erkek öğrenciyle birlikte Rusya’ya planör öğretmenliği eğitimi almaya gönderildi. Odessa’da planör öğretmenliği diploması alan Gökçen, Ankara’ya dönüşünde Eskişehir Askeri Tayyare Okulu’ndan getirilen motorlu bir uçakla eğitimine devam etti. Motorlu uçakla ilk kez tek başına uçuşundan sonra Atatürk kendisiyle ilgili planlarını şöyle açıkladı: “Teşekkür ederim Gökçen (...) Beni çok mutlu ettin. Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim (...) Belki de dünyada ilk askeri kadın pilot olacaksın. Bir Türk kızının dünyadaki ilk askeri kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır tahmin ediyorsun değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir Askerî Tayyare Okulu’na göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin.” Bu eğitim gerçekten özel bir eğitimdi, çünkü okuldaki tek kadın Sabiha Gökçen’di. Ona eşlik eden ilkokul öğretmeni Nüveyre Uyguç’la birlikte Eskişehir’de iki yıl eğitim gören Sabiha Gökçen, hatıratına bakılırsa, Atatürk’ü bizzat ikna ederek, kendi isteğiyle Dersim Harekâtı’na katılmıştı. 

Model kadının işi bitiyor 
Ancak, Dersim’deki başarılarından (!) dolayı kendisine madalya takıldıktan sadece beş ay sonra, 29 Ekim Cumhuriyet Balosu’nda, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, askerliğin ‘kadın işi olmadığını’ Sabiha’nın yüzüne karşı en açık şekilde söyleyecekti. Nitekim, Sabiha Gökçen’in ‘Türk ordusunun dişi ikonu’ olma serüveni sadece üç yıl sürdü. 16-21 Mayıs 1938 arasında İstanbul-Atina-Selanik-Sofya-Belgrad-Bükreş-İstanbul arasında tek başına yaptığı uçuştan sonra Türk Kuşu’nda öğretmenliğe atanıdı. 1941’de Eskişehir Hava Okulu’nda askeri coğrafya ve topografya öğretmeni olan üsteğmen Kemal Esimer’le evlendi, eşi iki yıl sonra vefat etti, Gökçen bir daha evlenmedi. Mayıs 1954’te Türk Kuşu’ndaki görevden ayrılan Sabiha Gökçen bu tarihten sonra unutulmaya terk edildi. Sabiha Gökçen, 28 Haziran 1987’de Nokta dergisinden Hıdır Göktaş’a verdiği röportajda harekât sırasında halktan ölenler olup olmadığı sorusuna şöyle yanıt verdi: “Yoktu. Keşif yapılıyordu, ordunun da istihbaratı vardı. Biliniyordu bu kötü kişilerin nerede olduğu. Çoluk çocuk olan yerleri doğrudan tahrip etmek insanlık dışı olurdu. Böyle bir şey olmamıştır.” Görüldüğü gibi hafıza-i beşer nisyan ile malul idi! Sabiha Gökçen 1996'da bir Falcon 2000'le, ABD’de Daniel Acton eşliğinde bir uçuş yaptığında yeniden hatırlandı. Ocak 2001’de, İstanbul’un Asya yakasındaki havalimanına adının verilmesinin mutluluğunu yaşayamadan, 22 Mart 2001 günü 88 yaşında, bugün bazılarını çok korkutan sırlarıyla birlikte hayata veda etti. 

Hrant Dink’in yazısı 
Sabiha Gökçen adının yeniden gündeme oturması Agos’un 6 Şubat 2004 tarihli nüshasında Hrant Dink imzasıyla “Sabiha-Hatun’un sırrı” başlıklı yazıyla oldu. Hrant Dink’i adım adım ölüme götüren derin kampanyanın önemli malzemelerinden olan bu yazıda ‘Sabiha Gökçen’in teyzesi olduğunu iddia eden Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Sebilciyan-Gazalyan’ın anlattığına göre Sabiha Gökçen’in aslında yetimhaneden alınmış bir Ermeni kızı olduğu ileri sürülüyordu. Hrant Dink, aslında Hripsime’nin bu hikâyeyi kendilerine 2001 yılında anlattığını, ancak iddialar dayanaktan yoksun olduğu için o günlerde hayatta olan Sabiha Gökçen’in kırılacağını düşünerek hikâyeyi yayımlamak istemediklerini anlatıyordu. Ancak 2004 yılında Hripsime bazı fotoğraflarla yeniden gelince fikir değiştirmişlerdi. 

21 Subat 2004 tarihli Hürriyet’te konu Ersin Kalkan’ın ‘Sabiha Gökçen mi Hatun Sebilciyan mı’ başlıklı yazısıyla tekrar gündeme gelince, Genelkurmay Başkanlığı’ndan şiddetli bir yalanlama geldi. TSK “Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun, tartışmaya açmak, millî bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayan bir yaklaşımdır” diyordu. Bu yalanlama ile Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesine kadar yaşananları Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe! Girişimi’nin sözcüsü Cengiz Alğan’ın 19 Ocak 2011 tarihli Taraf’ta yayımlanan ‘Hrantlar ölmez(se) vatan bölünmez’ başlıklı yazısından okuyabilirsiniz. Gelin biz, şimdi Hripsime Sebilciyan’ın ve ABD, Kanada ve Lübnan’da yaşayan akrabalarının anlattıklarına biraz daha yakından bakalım. 

Mustafa Kemal yetimhaneden mi aldı? 
Nerses Sebilciyan ailesi Halfeti’nin Cibin Köyü sakinlerindendi. 17 Temmuz 1915'te köyün muhtarı ev ev dolaşmış ve evin büyüğüne bir evrak teslim etmişti. Evrakta ailenin 24 saat zarfında yola çıkmaları emrediliyordu. Benzer emirler diğer ailelere de gitmişti. Cibin ve Halfeti’de yaşayan Ermenilere Antep yoluyla Halep'e doğru yola çıkmaları için iki gün verilmişti. Sebilciyan ailesi (Nerses karısı Maryam ile ikisi erkek ve ikisi kız evlatları) çaresiz yola koyulmuşlardı. İlk durak olan Antep'e vardıklarında, kafiledeki birçok ailenin de yaptığı gibi kızları 6 yaşındaki Diruhi ile 2 yaşındaki Hatun’u güvende olmaları için misyoner yetimhanesine teslim etmişlerdi. (Hripsime’ye göre Cibin’de yetimhaneye vermişlerdi ancak o tarihte Cibin’de yetimhane yoktu. Muhtemelen yanlış hatırlıyordu.) Cibin Kilisesi din görevlisi Der Nerses Baboyan’ın öncülük ettiği kafilenin bir bölümü Suriye'nin güneyine, bir bölümü de Mısır'ın Port Sait sınırına kadar gidecekti. 
30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra İtilaf Devletleri’nin verdiği güvenceyle evlerine dönmeye cesaret eden Ermeniler arasında Sebilciyan ailesi de vardı. Aile Antep’e geldiğinde heyecanla Amerikan Yetimhanesi’ne koştu. Ancak onları kötü bir haber bekliyordu. Hripsime’ye göre o dönemde bölgede görevli olan Mustafa Kemal, evladı olmadığından, yetimhaneyi dolaşıp kızların en sevimlisini evlat edineceğini söylemişti. Hatun’u görmüş, şirin bir kız çocuğu olduğundan parmağıyla işaret etmiş ve kucaklamıştı. İşte o gün, Hatun’la Diruhi ağlayarak ayrılmışlardı. Hatun, bu tarihten sonra Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım’ın yanında kalmış, 1923’te Zübeyde Hanım’ın vefatından sonra, Zübeyde Hanım’ın Bursa'daki bir hemşerisinin yanına verilmişti. 1925'de de Mustafa Kemal Paşa'nın Bursa ziyaretinden sonra Ankara’ya götürülmüştü. 

Bu yıllarda Nerses öldü ve Maryam ikinci evliliğini üç çocuklu Kara Karayan'la yaptı. Ondan da bir oğlu oldu. Bu arada kızı Diruhi, Sahak Der Gazaryan'la evlendi ve ikisi erkek ve ikisi kız 4 evladı oldu. Kızların birine Hripsime, diğerine Hatun adını verdi. Anne Maryam, hayatı boyunca küçük kızını sayıkladı ve 1947’te Halep'te öldü. Maryam'ın kardeşi Garabed'in oğlu Apraham Garabedyan, 1955’de Hatun'un izini bulmak için Türkiye'ye geldi ve Sabiha Gökçen’le Ankara'da buluştu. İki akraba konuştular, birlikte resim çektirdiler. Sabiha Gökçen Apraham'a yüklü bir maddi yardımda bulundu ve Apraham Halep’e geri döndü. 

Hatun Sebilciyan Havalimanı 
Yazının başına dönersek, 4 Mayıs 1937’de başlayan resmi terminoloji ile I. Dersim Harekâtı’nın, gayri resmi terminoloji ile Dersim Kırımı/Tertele/Soykırımı’nın 76. yıldönümünde, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın adı dolayısıyla bu tarihçe tekrar konuşuluyor. Bazı Dersimliler, nedense 1937-1938 harekâtlarının asıl sorumlusu Atatürk’ün ya da asli faillerden Celal Bayar’ın, İsmet İnönü’nün, Fevzi Çakmak’ın isimlerini taşıyan mekanlarla ilgili bir sıkıntı duymazken, Dersim katliamında ancak figüran sayılabilecek Sabiha Gökçen’ın adından şiddetli bir rahatsızlık hissediyorlar. Benim ‘eşeğini dövemeyenlerin semerini dövmesi sendromu’ dediğim bu garabete Dersimli yapımcı, araştırmacı, yazar Kazım Gündoğan nihayet nokta koymuş. “Kızılbaşların, Kürtlerin, Kırmançların, Ermenilerin ve Türkmenlerin ortak yurdu olan Dersim’in Türkleştirilmesi ve Sünnileştirilmesinde ‘süngü artığı’ bir Ermeni’nin kullanılması ve bu kırımı gerçekleştirdi diye ona ‘dünyanın ilk kadın savaş pilotu’ payesinin verilmesi Cumhuriyet devletinin kuruluş felsefesini anlamak bakımından oldukça çarpıcıdır” diyen Kazım Gündoğan’ın önerisi, ‘gerek 1915, gerekse 1938 de kırıma maruz kalmış kefensiz, mezarsız ölülerin, köklerinden koparılmış ve isimleri değiştirilmiş çocukların anısına Sabiha Gökçen Havaalanı’nın adının Xatun (Hatun) Sebilciyan Havaalanı olarak’ değiştirilmesi. Ne dersiniz, çok anlamlı bir öneri değil mi? 

Özet Kaynakça: Sabiha Gökçen, Atatürk’le Bir Ömür, Oktay Verel’in Kaleminden, Altın Kitaplar, 1996, Ayşe Gül Altınay, Vatan, Millet, Kadınlar, İletişim Yayınları, 2000; Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar, Genel Kurmay Başkanlığı Harp Tarihi Başkanlığı Genelkurmay Basımevi, 1972; İsmail Beşikçi, Tunceli Kanunu (1935) ve Dersim Jenosidi, Belge Yayınları, 1990; Cengiz Alğan, “Hrantlar ölmez(se) vatan bölünmez”, http://www.marksist.org/dosyalar/2809-hrant-dink-ve-ermeni-soykirimi?start=4; Kazım Gündoğan, “Sabiha Gökçen, Xatun Sebelciyan Havaalanı olsun!”, http://www.demokrathaber.net/tarih/sabiha-gokcen-xatun-sebelciyan-havaalani-olsun-h17981.html

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive