Ayşe HÜR

Radikal GAZETESİ



Bookmark and Share

Su içinde olup susuz kalmak


27.07.2014 - Bu Yazı 4154 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Anlaşılan su sorunu, hem sabık ve müstakbel (!) 'payitaht' İstanbul'un, hem de ülkenin en doğusundaki Yeniköy Mezrası'nın ortak sorunu olmaya aday.

Geçtiğimiz günlerde TMMOB şöyle bir açıklama yaptı: “3. havalimanı projesi 70 gölet ile 8 derenin yok edilmesine neden olacak. Bölgedeki sulak alanlar Trakya’ya, İstanbul’a hayat veren Terkos gibi önemli havzaları besliyor. Kuraklığın temel nedeni az yağmur yağması değil, yanlış yerde yanlış inşaatların, plansız ağaç kesimlerinin, zaten sınırlı olan yağmurların toprakla buluşamadan betonlar üzerinden akarak kanalizasyona, denize karışmasıdır. (…) Ciddi bir su krizinin bizi beklediği su götürmez bir gerçek olarak karşımıza çıkacak (…)”

Bir de şöyle bir haber okudum: “Iğdır'ın Tuzluca ilçesinde, yayla sorunu yüzünden işlenen cinayet sonrası içme suyu boruları kesilen Yeniköy Mezrası kadınları karayolunu trafiğe kapatarak su istedi. Yaklaşık bir yıldır içme suyu sıkıntısı çektiklerini anlatan Yeniköy mezrasından 50 kadın yetkililere durumu bildirdiklerini ancak sonuç alamadıklarını söylediler. Eşlerinin başka şehirlere çalışmaya gittiğini anlatan kadınlar Iğdır-Tuzluca karayolunda oturma eylemi yaptı. Olay yerine gelen jandarma karayolunda çok sayıda taşıtın birikmesiyle kadınları kolundan tutup yoldan uzaklaştırdı.”

Anlaşılan su sorunu, hem sabık ve müstakbel (!) ‘payitaht’ İstanbul’un, hem de ülkenin en doğusundaki bir mezranın ortak sorunu olmaya aday. Elbette tarihsel pratiğimiz, sorunun ortak olmasının, çözüm aranırken İstanbul’la Iğdır’a aynı özenin gösterileceği anlamına gelmediğini göstermeye yeter. Mahcubiyetle söylüyorum ki ben de bu pratikle uyumlu olarak, bu haftaki yazımı esas olarak İstanbul ağırlıklı kaleme aldım. Biraz Dersim, biraz Hatay suları var sonda. Elbette bu konuda söylenecek söz çok, benim bilgim ve okurun okumaya sabrı az. Dolayısıyla her zamanki gibi daldan dala atlayacağım… 

VALENS KEMERİ 


Tarih içinde 130’dan fazla adla anılan bugünkü İstanbul (şehrin Bizans dönemine şu yazımda değinmiştim: Yazıyı okumak için tıklayın) tarih boyunca hem bir su şehri, hem de su sıkıntısının en yoğun yaşandığı şehir oldu. Şehrin su meselesini çözmek, her yöneticinin en büyük hayali idi. Şehre düzenli su sağlamak için yapılan ilk tesisler sukemerleri idi. Bunların sayısının 77 olduğu biliniyor. Şehirdeki kemerlerin en ünlüsü ise Roma İmparatoru Hadrianus döneminde (hd 117-138) yapıldığı için bazen Hadrianus Kemeri, bazen de 4. Yüzyılda onarımını yapan imparatordan dolayı Valens Kemeri olarak anılan Bozdoğan Kemeri idi. Roma döneminden günümüze ulaşan bir değer sukemeri ise Atışalanı’ndaki Mazul Kemer’di. Bunların dışında bir çeşit küçük barajlar olan bentler ve suyolları vardı. Bu sistemin taşıdığı sular önce açık havuzlara (su haznelerine), sonra da kapalı sarnıçlara aktarılıyordu.

                          (19. Yüzyılda Bozdoğan (Hadrianus, Valens) Kemeri 


SARNIÇLAR, AYAZMALAR 

4. yüzyıldan itibaren kullanılan adıyla Konstantinopolis’teki yüzlerce sarnıçtan çok azını biliyoruz. Bunlar arasında en büyük kapalı su haznesi olan Sultanahmet’teki Yerebatan Sarnıcı, 542 yılında, I. İustinianos tarafından yaptırılmıştı. Şehrin ikinci büyük kapalı haznesi de esas adını, 4. yüzyılda imparator I. Constantinus tarafından Roma’dan göçe zorlanan Philexonus adlı bir soylunun burada yaptırdığı saraydan alan, Osmanlı döneminde ise ‘Binbirdirek’ adını alan 224 sütun üzerinde yükselen sarnıçtı ve Yerebatan’a çok yakındı. 419 ve 425’da şehrin valiliğini yapmış olan Aeitos adlı soylu tarafından yaptırılan Karagümrük civarında yaptırılan Aetios Sarnıcı ise 244 metreye 85 metre boyutlarında bir çukur olup, ilk derinliğinin 10–15 metre olduğu tahmin ediliyor. Havuz daha Bizans döneminde iken kurumuş ve yüzyıllarca bostan olarak kullanılmıştı. Bugün Fatih ilçesinin Çukurbostan semtinde bulunan Aspar Su Haznesi ise, rivayete göre Roma İmparatorluğu hizmetindeki Got asıllı komutan Aspar tarafından 459 yılında (?) yaptırılmıştı. 152 metreye 152 metrelik kare şeklindeki bu çukur, daha Bizans döneminde iken ‘kuru bostan veya bahçe’ anlamına gelen ‘Kserokipion’ adıyla anılmasına bakılırsa, çok erken dönemlerde kurumuştu. Yine Fatih Altımermer’deki Mokios Sarnıcı ise Bizans imparatoru I. Anastasios (hd 491–518) döneminde yapılmış, 170 metreye 147 metre boyutlarında bir açık su haznesi idi. 

Daha adlarını anmadığım, ya da bilmediğimiz pek çok sarnıç vardı. Sarnıçlar, sadece kuraklık ve kuşatma dönemlerinde şehrin su ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda engebeli arazinin düzlenmesinde, teraslanmasında rol oynuyor, dahası üzerlerine yapılan binaların daha gösterişli olmasını sağlıyordu. Ancak, sarnıçlardan mahalledeki evlere su götüren bir şebeke yoktu. Bu nedenle halk, su ihtiyacını arklar, pınarlar, kuyular, ayazmalar ve çeşmelerden sağlıyordu. Burada bir parantez açayım: Hristiyanlık öncesi dinlerin bazı pınarlara kutsallık atfederek bunların iyileştirici özelliği olduğuna inanmasıyla ortaya çıkan kuruma ‘ayazma’ denir. Bizans dönemi boyunca, şehrin çeşitli yerlerinde yüzeye çıkan irili ufaklı yüzlerce tatlı su pınarı ayazmaya dönüşmüştü. Bunlardan en ünlüleri bugünkü Ayvansaray’da Blahernai Kilisesi’nin ayazması ile Silivrikapı’daki Zoodohos Piyi Manastırı’nın ayazması (Balıklı Ayazma) idi.

Trakya’daki su kemerlerinin büyük bölümü, 7. ve 8. yüzyıllarda kuşatmalar ve depremler sırasında tahrip olunca, geriye sadece Konstantinopolis’teki tesisler kaldı. Onlar da, Bizans’ın gerileme döneminin başı sayılabilecek 10. yüzyıldan sonra çöktü, 1204-1261 yılları arasındaki Latin (Haçlı) işgali sırasında tümüyle yok oldu. 


MİMAR SİNAN’IN ABİDE KEMERLERİ 


Nitekim şehir 1453’te el değiştirdiğinde ‘Fatih’ Sultan Mehmed’i en çok su sorunu zorlamıştı. Dönemin tarihçisi Tursun Beğ, çok az bölümü kalmış olmasına rağmen, Bizans su sisteminden pek etkilenmiş olmalı ki Tarih-i Ebu’l-Feth’i adlı eserinde “Eski suyolları bulundu ki, dağların ciğerlerini delip geçirmişler, zemine muvazi derelerden taklar ve kemerler vasıtasıyla nehirler akıtmışlar” diye yazmıştı. Osmanlılar, şehre su getirmek için bu eski sistemden yararlandılar. Kaybolmuş suyolları bulundu, göçmüş su kemerleri onarıldı. Bozdoğan Kemeri’nin etrafına onlarca çeşme yaptırıldı. Böylece günümüze kadar gelen Fatih, Turunç ve Halkalı suyolları oluşturuldu. Bunlara Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) Kırkçeşme tesisleri eklendi. Ancak bu tarihlerde evlere su bağlamak o kadar ayrıcalıklı bir durumdu ki, Ahmet Vefik Paşa’ya bakılırsa, Mimar Sinan bile evine suyolu yaptırdığı için kovuşturmaya uğramıştı. 

Rivayete göre K?ğıthane dolaylarındaki suları şehre getirmesi için padişahtan emir alan Mimar Sinan, bunun için altın dolu keseleri uc uca dizmek lazım deyince, Kanuni “Mimarbaşı eğer suyu getirmek mümkünse, keseleri uc uca değil yan yana dizmeye razıyım” demişti. Bir başka rivayete göre sadrazam Rüstem Paşa’nın, “şehre gelen su artarsa, göç de artar” uyarısı üzerine Kanuni, su getirme işine bir süre ara vermişti. 

Yine de bu dönemde Mimar Sinan’a atfedilen 33 kemerden 5’i ‘abide kemer’ olarak tanımlanır. Bunlar, Mağlova Kemeri, Kovuk Kemer, Uzun Kemer, Paşa Kemeri ve Güzelce Kemer’dir ki hepsinin altında bir Roma veya Bizans yapısı vardır. Dahası 1620’de Karanlık Bent ve I. Mahmud tarafından 1724’te Büyük Bent adıyla faaliyete geçirilenler de Roma kemerleridir.

                                     (Eski bir kartpostalda Moğlova Kemeri) 

Klasik dönemde, yerleşimin nispeten az olduğu Anadolu yakasına su ise, Kayışdağı, Atikvalide, Küçük Çamlıca, Alemdağ, Beykoz (Karakulak ve İshak Ağa) gibi kaynaklardan geliyordu. Üsküdar Su Yolları ise kademeli olarak 16-18.yüzyıllarda yapıldı. Yine ilk Roma sukemerinin yapımının üzerinden 1500 yıldan fazla zaman geçtiği halde, suyun evlere verilmesi hala başarılabilmiş değildi. 


TARİHE GÖMÜLEN SARNIÇLAR 


Osmanlı döneminde, Bizans’ın sarnıçlarına ne oldu diye sorarsanız, Fetih’ten sonra 336 sütunun üzerinde yükselen Yerebatan Sarnıcı’nın üstüne evler, konaklar ve bir mescit inşa edildi. 19. Yüzyıla gelindiğinde bu konaklardan biri Vakanüvis Mehmed Esad Efendi’ye aitti. Esaf Efendi, konağın yanına bir de k?rgir bina yaptırarak 4.000’den fazla kitabını buraya yerleştirmiş, öldükten sonra da kitaplarının yanına gömülmüştü. (Yerebatan Sarnıcı halen müze olarak kullanılıyor.) Mokios Sarnıcı’nın 6 metre kalınlığındaki duvarının bir tarafı 1509’daki Kıyamet-i Suğra (Küçük Kıyamet) diye anılan ünlü depremde yıkılmıştı. Daha sonraki tarihlerde tamamı yok oldu gitti. 

Ayazmalara gelince, Fetihten sonra eski Rum kiliseleri ayazma inancı olmayan Ortodoks Ermeni cemaatine verildiği için, ayazmaların çoğu yok oldu. Yine de, Balat’taki Surp Reşdagabet ve Samatya’daki Surp Kevork kiliselerinin ayazmaları günümüze kadar gelebildi. 

Osmanlı döneminde sarnıçların yerini ‘maksem’ler almıştı. Adını “suyun dağıldığı, kollara dağıldığı yer” anlamına gelen Arapça ‘maksim’ kelimesinden alan bu yapılardan, Taksim Maskemi günümüze kadar gelebildi ancak çeşmesinden bir damla su akmıyor. Halbuki üzerindeki kitabede “her şeye su ile hayat verdik” anlamına gelen bir ayet yazılı. Aynı şekilde, Üsküdar’daki Eğrikapı Maksemi’nin (Savaklar Kubbesi) bütün lüleleri (suyun debisini ayarlayan boruları) çalınmış, Doğancılar Maksemi’nin ise sadece duvarları görülüyor. 


TERKOS SUYU İÇİLİR Mİ? 

Tanzimat’tan sonra, modern şehircilik faaliyetleri kapsamında şehirlere su götürmek şart olduğunda, İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak için, 1868’de bir yabancı şirketin temsilcileri olan Mühendis Terno ve Hariciye Teşrifatçısı Kamil Bey’e 40 yıllık bir imtiyaz verilmişti. Su, 1851’de yapılan ve 40 km. uzaklıktaki Terkos baraj gölünden getirileceği için, asıl adı Dersaadet Anonim Su Şirketi olan şirket halk arasında ‘Terkos Şirketi’ diye anıldı. Kuruluş 1883’ten itibaren Beyoğlu, Galata, Haliç ve Boğaz’ın Rumeli yakasını basınçlı musluk suyuyla tanıştırırken, Anadolu yakasına su getirme işi 1888’de bir Fransız kuruluşu olan Üsküdar-Göksu Su Şirketi’nin temsilcisi Karabet Sıvacıyan’a verilmişti. Şirket, 1893’de I. Elmalı Barajı’nı inşa ederek Anadoluhisarı’ndan Bostancı’ya kadar uzanan bölgeyi suya kavuşturdu. 

Ancak şehir halkı uzun yıllar ‘Terkos’ dediği musluk suyunu içmeye yanaşmadı. Şehirde arabalı sucular (sakalar) dolaşır, iki atın çektiği arabalarda, küfeler içinde kırk kadar damacana dizilirdi. Ünlü kaynaklardan toplanan bu sular üzerleri temiz bir tülbent ve tahta bir kapakla kapatılan küplerde saklanırdı. Sakalar kendilerinden su alan evleri bilirler, boş damacanayı görüne yenisini bırakırlar, kapıya da tebeşirle işaret koyarlardı. Ay sonunda iş para toplamaya geline kavgalar eksik olmazdı. 

Cumhuriyet’in ilanından sonra Terkos Şirketi, İstanbul Türk Anonim Su Şirketi’ne dönüştürüldü ve 1932’de devletleştirildi. Üsküdar-Kadıköy Su Şirketi ise 1937 satın alındı ve 1950’ye kadar faaliyet gösterecek olan Sular İdaresi kuruldu. 


DERSİM’E HAVUZLAR YAPMAK 


Cumhuriyet döneminin su politikaları konusuna girmeyeceğim, ama son yıllarda, tarihi adıyla söylersem Dersim coğrafyasında yaşayanlar, AKP iktidarının bölgede gerçekleştirmeye çalıştığı baraj ve HES (Hidro Elektrik Santralleri) projelerini, Osmanlı’nın son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk dönemindeki bazı havuz projeleriyle ilişkilendiriyorlar. Bu kesimlere göre, merkez 19. Yüzyıldan itibaren bu coğrafyadaki kültürel, siyasal, toplamsal vb. taleplerini bastırmak ve Dersim’i denetim altına almak için, bölgenin su kaynaklarını denetim altına almaya çalıştı. “Asker ve vergi vermeyen” Dersim’i havuzlarla bölme fikri ilk kez, 1875 yılında Erzurum Müşiri Samih Paşa tarafından ortaya atılmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1896’da açıklanan ilk Dersim raporunda, Samih Paşa’nın bu önerisine değinilmesi, devletin aklının bir köşesinde bu önerinin yer ettiğini düşündürüyordu. 

1930 yılında Mareşal Fevzi (Çakmak)’ın hazırladığı raporda Dersim’ie blok havuzlar yaparak “bölgenin insansızlaştırılması” tekrar gündeme gelmişti. Ama muhtemelen yaklaşan savaş ve yüksek maliyetler yüzünden bu konuda adım atılmadı.

                                                        (Munzur Nehri, Dersim) 

Cumhuriyet’in su işlerinden sorumlu en yüksek kurum olan Devlet Su İşleri’nin (DSİ) 1967’de hazırladığı bir planda Munzur ve Peri vadisi sularının Fırat havzası sularıyla birlikte ele alınması öneriliyordu. 1983’te DSİ Munzur nehri üzerine yedi baraj (Mercan, Akyayık, Konaktepe, Kaletepe, Bozkaya, Pülümür, Uzunçayır) yapılmasını önerdi. Bugün hem bu projeler gündemde, hem de Peri suyu üzerine Tatar, Seyrantepe ve Pembelik barajlarının yapımı için çalışmalar sürmekte. Bunların dışında bir de sayısız HES projesi var ki, çoğu Dersim’deki Kızılbaş-Alevi inancı açısından önemli ziyaret, adak yerlerinin tahribini gerektiriyor. Elbette bu barajlar bölgenin florasını ve faunasını ebediyen değiştirecek. Barajların “ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak” için mi yoksa Dersim coğrafyasını denetim altına almak için mi yapıldığı konusundaki haklı şüpheleri bitirmenin yolu elbette demokratik karar alma süreçlerinin işletilmesiyle mümkün ancak, iktidar, ülkenin başka yerlerinden de bildiğimiz gibi barajlar, nükleer santrallar ve HES’ler konusunda son derece tepeden inmeci, anti-demokratik, daha doğrusu zorbaca davranıyor. 

AMİK GÖLÜ’NÜN KATLİ 

Cumhuriyet döneminin su politikaları açısından tipik bir örnek de, 1939’da Türkiye’ye katılan (bu süreci şu yazımda anlatmıştım: Okumak için tıklayın) Hatay’daki Amik Gölü’nün kurutulması. Süleyman Demirel’in DSİ'nin başında olduğu dönemde, 1965 yılında Amik Gölü’nün suyu, drenaj kanallarıyla Akdeniz’e boşaltılmış ve ortaya çıkan ovaya, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden getirilen, çoğu Türk asıllı topluluklar yerleştirilmişti. Amacın bölgedeki tarım alanlarını arttırmak mı, yoksa bölgenin Arap ağırlıklı nüfusunu Türkleştirmek mi olduğunu kesin olarak bilemiyoruz ama ‘Barajlar kralı’, ‘su sihirbazı’ unvanlı Demirel gölün kurutulmasını “en büyük hatası” olarak tarif etmişti. Demirel'in siyasi hataları yanında Amik Gölü’nün kurutulması devede kulak kalır ama gölün kurutulmasının büyük bir hata olduğu açık. Öncelikle, Amik Gölü göçmen kuşlar için hayati öneme sahip göllerden biriydi. Neden derseniz, uzmanlara göre Avrupa ve Sibirya üzerinden Anadolu’ya gelen göçmen kuşların önemli bir bölümü Hatay üzerinden Afrika’ya göç eder. Göçmen kuşlar göç sırasında atmosferdeki hava akımlarından yararlanırlar ve Belen geçidine geldiklerinde bu hava akımı biter, Amik Gölü’nde konaklayarak göçlerine devam ederlerdi. Göçmen kuşlar azalarak da olsa hala geliyor ve Amik Gölü’nden kalan küçük Gölbaşı Gölü’nde konaklıyor. Ama bu gölün de drenajlarının genişletilmesi söz konusu. 

                               (Eski Amik Gölü, yeni Amik Ovası, sular altında) 
İkinci olarak, gölün doldurulmasıyla elde edilen ‘ova’ deniz seviyesinden altı metre kadar aşağıda kaldığı için, en ufak bir yağışta göl oluyor. Bu göllenme hem tarımı olumsuz etkiliyor, hem de tüm uyarılara rağmen ovanın ortasına inşa edilen Antakya Havaalanı’nı kullanılmaz hale getiriyor. Geçtiğimiz yıllarda, ovanın bir bölümü tekrar su tutmaya başlamıştı ama dönemin Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, drenaj kanallarını derinleştirmekle yetinmeyip, yeni kanallar da inşa ederek bu oluşumu imha etti.

Sadece Amik Gölü mü devlet eliyle yok edildi. Maalesef hayır. Akgöl, Avlan, Hotamış gölleri drenaj kanalları yoluyla tarihe gömüldü. Bu göllerin yeniden su toplamaması için gölü besleyen akarsuların üzerlerine barajlar ve HES’ler yapılıyor. Burdur, Akşehir, Tuz Gölü yanlış su politikaları yüzünden her yıl biraz daha küçülüyor. Konya Ovası aşırı yer altı suyu kullanımı yüzünden yer yer çöküyor. Dicle üzerinde yapılması planlanan Ilısu Barajı ilk katliamını binlerce yıllık Hasankeyf’i sular altında bırakarak yaptı. Baraj yapılırsa katliam sürecek. GAP’ın bölgede yarattığı etkiler ayrı bir yazı konusu. İçinizi daha fazla karartmadan yazıyı bitireyim. Geleceğin savaşları ‘su savaşları’ olacak diye kehanette bulunan siyasi analizciler haklı ama en korkunç savaş herhalde bir devletin kendi ülkesine ve halkına karşı açtığı savaş olmalı. Son yıllarda baraj, HES ve elbette nükleer enerji santralleri tartışmaları maalesef adeta siyasi iktidarla (devletle) halkın savaşı haline dönüşme potansiyeli taşıyor.

               (Tortum’da HES yapımına direnen kadınlar) 


Not: İlk bölümle ilgili ayrıntılı bilgi için Tarih Vakfı tarafından yayınlanan 8 Ciltlik İstanbul Ansiklopedisi’nin (1994), “Su”, “Sukemerleri”, “Sarnıçlar, “Ayazmalar”, “Maskemler” maddeleri başta olmak üzere çeşitli maddelerine ve Tarih Boyunca İstanbul Suları (İSKİ Yayınları, 1983) adlı yayına bakılabilir. Dersim başta olmak üzere Anadolu coğrafyasında izlenen su politikaları konusunda ne yazık ki derli toplu bir eser yok ya da ben bilmiyorum.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
8.06.2019
Çağımızın Bir (Başka) Kahramanı: Topal Osman
26.12.2017
'Fahreddin Paşa' polemiği ve Erdoğan'ın 'dikkat dağıtma' stratejisi
23.8.2015
Devletin karanlık yüzü: JİTEM
9.8.2015
Siyasi 'günah keçisi' olarak viski
2.8.2015
Resmi tarihin 'sözde' Kürt 'ayaklanmaları'
26.7.2015
'Kürt meselesi'nin 90 yıllık icmali: Tamam mı, devam mı?
12.7.2015
Bir Macar icadı: Turancılık
5.7.2015
"Ah bir ataş ver, cigaramı yakayım!"
28.6.2015
TBMM, hiç 'çok renkli' oldu mu?
21.6.2015
Takiyüddin ve kuyruklu yıldızlı 1577 ramazanı
14.6.2015
Teşkilat'ın tetikçisi: Yakup Cemil
7.6.2015
Resmi tarihin yazmadığı 1916 Ankara Yangını
31.5.2015
'Nevzuhur' Fetih Bayramı
24.5.2015
27 Mayıs'ın ardından: Yassıada, intiharlar, idamlar
17.5.2015
Şems'le Mevlana, Atatürk'le Mevlevilik ve Bektaşilik
10.5.2015
1942 Varlık Vergisi Kanunu
3.5.2015
'Ya Taksim, ya ölüm'den 'Birleşik Kıbrıs'a
26.4.2015
'23 Nisan', '24 Nisan', '25 Nisan' yıldönümü muharebeleri
19.4.2015
1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı
12.4.2015
1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını
05.04.2015
Rıza Şah'ın, Musaddık'ın, Humeyni'nin İran'ı
29.03.2015
"Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen'i" (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
22.03.2015
Söylence, bayram ve serhildan olarak Newroz
15.03.2015
Dağdaki Efes, Kirkidje, Kırkıca, Çirkince, Şirince
08.03.2015
Araksi Çetinyan'dan Keriman Halis'e Türkiye'nin ilk güzelleri
02.03.2015
73 yıldır kanayan yara: Struma Faciası
23.02.2015
26 Şubat 1992 günü Hocalı'da neler yaşandı?
16.02.2015
'Tanrı'nın devleti' mi, 'yeryüzü devleti' mi?
09.02.2015
Ezanın Türkçeleştirilmesi ve Bursa olayı
01.02.2015
Verba volant, scripta manent /Yazı kalır, söz uçar
25.01.2015
Atatürk'ün Suudi misafiri: Emir Faysal
18.01.2015
'Fail-i devlet': Sabahattin Ali, Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetleri
12.01.2015
Ay'ın karanlık yüzü: Kadın 'canlı bomba'lar
28.12.2014
Reisicumhur olabilirsiniz, fakat tiyatrocu olamazsınız!
22.12.2014
Henüz ağıtı yakılmamış 1978 Maraş Katliamı
14.12.2014
Göktürkçe, Lisan-ı Türkî Lisan-ı Osmanî ve Türkçe
07.12.2014
Yeniçerilik, zorunlu ve bedelli askerlik, vicdani ret
1.12.2014
Papalık-Bizans-Osmanlı-Türkiye ilişkileri
24.11.2014
1930'lar Türkiye'sinde Dersimli kimdir?
18.11.2014
Dersim hakkında 'kuyruklu' yalanlar
10.11.2014
Kudüs, Mescid-i Aksa ve zeytin
03.11.2014
Kerbela olayı: Gerçek mi mitoloji mi?
26.10.2014
Selahaddin Eyyubi'nin Çocukları: Suriye Kürtleri
19.10.2014
1916 Sykes-Picot Anlaşması 'suçlu' mu, 'günah keçisi' mi?
12.10.2014
Kafa kesmenin kısa tarihçesi
05.10.2014
Atatürk zamanında dini bayramlar nasıl kutlanırdı?
28.09.2014
Cumhuriyet'in 'kadın projesi'nde 'türban gediği'
22.09.2014
Erkek, savaş ve tecavüz: Ayrılmaz üçlü
15.09.2014
Amerika'nın keşfi insanlık için hayırlı mı oldu?
08.09.2014
6-7 Eylül yağmasının 59. yıldönümünde Cumhuriyet'in azınlık raporu
31.08.2014
Din eğitiminin 94 yıllık serencamı
24.08.2014
Süleyman Şah Türbesi hakkında yanlış bildiklerimiz
17.08.2014
Kasapyan Bağ Evi'nden Çankaya Köşkü'ne
10.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (2)
09.08.2014
Çankaya'nın bütün adamları (1)
03.08.2014
İstanbul'da 'aziz', Ankara'da 'mürteci', Mısır'da 'Hıristiyan': Mehmet Akif Ersoy
27.07.2014
Su içinde olup susuz kalmak
20.07.2014
Özgeci intihar': Şehitlik
13.07.2014
İsrail'i ve Filistin'i yakan ateş
07.07.2014
Mustafa Kemal'in 'altın vuruşu': Halifeliğin ilgası
29.06.2014
Kavel, Paşabahçe ve 15-16 Haziran direnişleri
22.06.2014
Bayrak, kırmızı, hilal ve yıldız
16.06.2014
Musul'u neden ve kaça sattık?
09.06.2014
İttihat Terakki'nin ve Kazım Karabekir'in çocuk askerleri
01.06.2014
561 yıldır fethetmeye doyamadığımız İstanbul
26.05.2014
'72 milletle barışık' Alevi - Kızılbaşlar
18.05.2014
150 yıllık Çerkes Sürgünü'nün 1920-1923 dönemi
12.05.2014
80 yıllık 'Misak-ı Dinî' davası
05.05.2014
'İstiklal Savaşı'nın iki casusu: Gavûr Mümin ve Mustafa Sagir
28.04.2014
İşçi sınıfının 63 yıllık Taksim ısrarı
21.04.2014
1915'e ad ver(eme)mek: Aghed, Medz Yeghern, Soykırım
13.04.2014
Yeşilçamcı mısınız, Sinematekçi mi?
06.04.2014
MEH, MAH, MİT
30.03.2014
Tek Parti Dönemi'nin ünlü şehreminleri
23.03.2014
II. Abdülhamit'in 'muzır'la savaşı
16.03.2014
İnsanoğlunun Leviathan'a karşı savaşı
09.03.2014
Mayan Hatun, Zarife Hanım ve Mina Hanım
02.03.2014
Erbakan, Milli Görüş, 28 Şubat
24.02.2014
Stalin, Naziler ve Kırım Tatarları
16.02.2014
Kardeş katli ve Fatih Kanunnamesi
09.02.2014
Semerkand'da Ölüm'le randevumuz mu var?
03.02.2014
Hem millici, hem beynelmilelci olmak kolay mı?
27.01.2014
Bank-ı Osmanî-i Şahane'den Merkez Bankası'na
20.01.2014
Hasan Sabbah ve Haşhaşilerin çarpıtılmış tarihi
12.01.2014
İnsanoğlunun kadim hastalığı: 'Cadı avcılığı'
05.01.2014
Meğerse Suriye'de Türkmenler yaşarmış!
29.12.2013
Kâfir işi güzel icatlar: Noel ve Yılbaşı
22.12.2013
König, İmpeks, Denizbank, Satie, Refah olayları
15.12.2013
Mevlana hakkında yanlış bildiklerimiz
08.12.2013
Anayurdu kim demirağlarla ördü dört baştan?
01.12.2013
En uzun yüzyılımız: 'Asr-ı fişleme'
24.11.2013
Türklerin ve Kürtlerin 'Kürdistan'ı
17.11.2013
Seyit Rıza 'nın TBMM'ye ve MC'ye mektupları
10.11.2013
'Elinde tesbih, evinde oğlan, dudağında dua...'
03.11.2013
Medine Vesikası ve Ömer Paktı
27.10.2013
CHP'nin Yol Vergisi ve Milli Koruma Kanunu
20.10.2013
Teşkilat-ı Mahsusa'yı nasıl bilirsiniz?
13.10.2013
İslam tarihinin 'hürre' kadınları
06.10.2013
Arap elifbasından Türk alfabesine
29.09.2013
İnönü 1937'de başbakanlıktan neden uzaklaştırıldı?
22.09.2013
Öfkesiz Kürt: 'Ape' Musa Anter
15.09.2013
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve Kürtler
08.09.2013
'Korkunç' İvan ve 'Muhteşem' Süleyman'dan bugüne
01.09.2013
Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?
25.08.2013
Üstün ama düşman Batı
18.08.2013
Vahhabilik, Suudiler ve Mekke Şerifi
11.08.2013
Cumhuriyetin üvey evladı: Halk türküleri
05.08.2013
Kürd Federasyonu'ndan Mahabad Cumhuriyeti'ne
29.07.2013
İttihat ve Terakki'nin Kürd politikaları
22.07.2013
1915'te Kürtlerin rolü neydi?
15.07.2013
"Hele kurulsun Ermenistan, Kürtlerden tek kişi kalmaz!"
09.07.2013
Sene 1952: Kahire'de 'Kara Cumartesi'
01.07.2013
İttihatçı ve Kemalistlerin Alevi-Bektaşi politikaları
23.06.2013
Sokrates, Thoreau, Gandhi, Martin Luther King
16.06.2013
'Matbuat kâmilen meddah oldu!'
10.06.2013
Siyasi ve kültürel bir karnaval: 'Paris Mayıs 1968'
02.06.2013
Tarihin nakşedildiği anıt ağaçlar
27.05.2013
'Meyhaneye gel, kim ne riya var ne mürai...'
19.05.2013
21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü
13.05.2013
Mustafa Kemal'in İttihatçılığı ve 1915'e dair tavrı
06.05.2013
Dersim'i bombalayan Sabiha Gökçen mi, Hatun Sebilciyan mıydı?
28.04.2013
1915 Ermeni soykırımında kötüler ve iyiler
21.04.2013
Zındık muhtesipleri ve Mihna mahkemeleri
20.1.2013
1915'ten 2007'ye Ermeni yetimleri
14.04.2013
Dört halife döneminden bugüne 'İslam kardeşliği'
08.04.2013
Bir 'Kürt Devleti' Cumhurbaşkanlığı Forsu'na girebilir mi?
31.03.2013
Hem 'gâvur' hem 'güzel' İzmir!
24.03.2013
Misak-ı Milli nedir, ne değildir?
17.03.2013
Alevistan, Zazaistan ve Kürdistan
10.03.2013
Sene 1921: Koçgiri isyanı, Alişer ve Zarife
03.03.2013
Baba İlyas'la Baba İshak neden isyan etti?
24.02.2013
Yedikule Zindanı, Bekir Ağa Bölüğü ve İmralı Cezaevi
17.02.2013
Tanrı Dağları kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslüman!
10.02.2013
Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Turancılar Davası
03.02.2013
Ne mutlu 'Türküm diyene' mi? Ne mutlu 'Türk olana' mı?
27.01.2013
'İdraksiz Türk'ten 'Türk Milleti'ne
23.01.2013
Kürtlere söz verildi mi?
20.01.2013
Bitarafhane'nin oluşturulması
13.01.2013
Türkiye yerine 'Anadolu Cumhuriyeti' olsaydı ne olurdu?
06.01.2013
Necip Fazıl Kısakürek'in 'öteki' portresi
30.12.2012
1930 Menemen Olayı bir Nakşibendi tertibi miydi?
23.12.2012
98 günlük 'güdümlü' muhalefet: Serbest Fırka
16.12.2012
Bir gün herkes 'özbeöz yerli' adaleti tadacaktır!
09.12.2012
Nisa taifesi ve Kadınlar Halk Fırkası
02.12.2012
FKÖ- HAMAS parantezindeki Filistin
27.11.2012
Sultan Süleyman'ı nasıl bilirsiniz?
25.11.2012
İsrail'in kuruluş, Filistin devletinin kurulamayış hikâyesi
18.11.2012
Seyit Rıza idamdan önce Atatürk'le görüştü mü?
11.11.2012
Kurtuluş Savaşı 'yedi düvel'e karşı mı verildi?
10.11.2012
Arız, Beşe, Etil, Tokuş mu yoksa Atatürk mü?
04.11.2012
Menderes ve Erdoğan'ın Jakoben belediyeciliği
28.10.2012
Cumhuriyetçiler ve Lâ Cumhuriyetçiler
21.10.2012
Lozan, Şark Islahat Planı ve Kürtçe
14.10.2012
Atatürk diplomasisinin başarı öyküsü: Hatay'ın ilhakı
07.10.2012
'Evveli Şam, ahiri Şam!'
30.09.2012
İdris-i Bitlisî:'Mevlana' mı 'iblis' mi?
23.09.2012
Parola: Halaskâr; İşaret: Fedailer; Hedef: Darbe!
16.09.2012
Haçlı seferlerinin açtığı yara mı?
09.09.2012
1922'de 'Gâvur İzmir'i kim yaktı?
02.09.2012
Anadolu'nun kapısını Türklerle Kürtler birlikte mi açtı?
27.08.2012
Malazgirt-Büyük Taarruz parantezi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive