Nuriye ve Semih 119'uncu günde


5.7.2017 - Bu Yazı 546 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Biz saymaya zorlanırken onları giderek hayattan ve sağlıklarından uzaklaştıran açlık grevi günleri, siz bu yazıyı okurken başlıktaki gibi 119’a ulaşmış olacak. Onların sağlıkları ve hayatları bizim aklımız, havsalamız, idrakımız tehlikede.

Hiçbir şey şu an Nuriye ve Semih’in hayatından daha önemli değil. Şu an tek öncelik Nuriye ve Semih’in can sağlığı. Onların yaşama döndürülmesini, hayata tutunmasını sağlamak şu an biricik öncelik. Onlar hayata tutunduktan sonra istediğimiz kadar konuşalım. Dilediğimizi suçlayalım. Ama şimdi sırası değil. Kutsal olan yaşam hakkı. İnsan hayatı ve onuru, her türlü siyasi, idari, hukuki gerekçenin önünde ve üstünde.

Açlık grevi, bir hak savunusu yöntemi olarak etik açıdan çokça tartışılmayı hak eden bir eylem biçimi, kabul. Ama şimdi sırası değil. Hatta sevgili Yıldız Ramazanoğlu’nun zarifçe “etrafındaki hale” isimlendirmesiyle dile getirdiği iradelerinin ele geçirilme hali de çok büyük ve çokça konuşulmayı hak eden ciddi bir sorun. Hatta Zeynep Direk’in kimilerini “iki açlık grevcisi etrafında toplanarak özneleşmeye çalışma” eleştirisinden de bir adım öteye geçmek pek mümkün. Hiçbir zaman bu denli zarif ve esnek ifadeyi beceremediğimden olsa gerek bir gün “ölüme yat(ırıl)anlar” demek niyetindeyim. Ama şimdi sırası değil. Biliyorum daha önce şimdi sırası değil diyerek hakikati söylemeyi ertelemenin ahlaki bir sorun ve siyasi çıkarcılıktan başka bir şey olmadığını yazmıştım. Hâlâ aynı sözümün arkasındayım. Ancak bahsettiğim siyasi ya da kişisel kâr-zarar hesabı sonucu gerçekleştirilen bir erteleme için geçerli. Bense şu an hiçbir siyasi, ahlaki, vicdani, felsefi vs. mülahazanın insan hayatından önemli olmadığı düşüncesiyle erteliyorum.

İktidar da süre gelen hak ihlallerine az mola vermeli. Nuriye ve Semih’i hayata döndürmek öncelikle iktidarın görevi. Hem cezaevinde oldukları hem de zaten açlık grevinin sebebi iktidarın icraatları olduğu için iktidar sorumlu. Nuriye ve Semih’in uğradığı hak ihlali karşısında yargı yolu açık olsa açlık grevi gelmezdi akıllarına. Yani asıl etik sorun insan bedenini silaha dönüştürecek denli çaresiz bırakan baskı rejimi. “İnsanların savunma hakkı kutsal” ilkesini ağzından da duyduğumuz Başbakan Binali Yıldırım liderliğindeki iktidarın çıkardığı KHK ihraçları, asıl sorun. Hukuk önünde savunma hakkı tanımadan verilen idari hükümler, asıl sorun. Asıl sorun yargısız infazı yönetim sistemine dönüştüren, bitimsiz OHAL uygulaması.

“Onlar ve onlar gibilerin seslerine kulak verilmeli.” Cümlesinin de yer aldığı yazısıyla yetkililerin dikkatini Nuriye ve Semih’in uğradığı haksızlığa ve süren açlık grevine çekmeye çalışmıştı, Lütfü Oflaz da. İktidarın –yakın zamana kadar- kıymetini bildiği ender kalemlerden Oflaz, linkteki yazısını açlık grevinin 70’inci gününde kaleme almış. Üzerinden kaç gün geçti, yetkililerden çözüm yok. Yıldız Ramazanoğlu da yukarıda linkini verdiğim ve “İnsan hayatı üzerine inatlaşma olmaz. Yetkililerin de, hatırlarını sayacakları insanların da harekete geçip yaşam için ikna etmeleri tek dileğimiz.” cümleleriyle tamamladığı yazısını 111’inci günde kaleme almıştı. Biz saymaya zorlanırken onları giderek hayattan ve sağlıklarından uzaklaştıran açlık grevi günleri, siz bu yazıyı okurken başlıktaki gibi 119’a ulaşmış olacak. Onların sağlıkları ve hayatları bizim aklımız, havsalamız, idrakımız tehlikede.

Yönetenleri, tüm organlarıyla iktidarı, bu sorunu yaratanları uyanmaya çağırıyorum. Hukuktan, hak ihlallerini durdurmak görevlerini yerine getirmelerinden filan umudu kestim. Vicdanlarına sesleniyorum. Hak ihlallerine biraz mola verin. Nuriye ve Semih için gerekeni yapın. İki insanın hayatından daha “haklı” değil hiçbir gerekçeniz.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

.

Facebook Yorumları

reklam
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı