Ensest magazin veya şöhret aracı mı?


6.9.2017 - Bu Yazı 799 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Çocuğun, kendisini en güvende hissetmesi gereken evde, kendisini her türlü tehlikeden koruyacağına inanılan kişilerden gördüğü cinsel şiddet karşısında ne denli çaresiz olduğunu anlayabiliriz. Sosyolojik, kültürel, ekonomik, hukuki açılardan tonla engeli de bu iç engellerin üstüne bindirdiğimiz zaman cinsel şiddet türleri içinde mücadele edilmesi ve önlenmesi en zor alan oluşunun nedenleri ortaya çıkar.

Ensesti tabu olmaktan çıkarıp, konuşulur kılması bakımından magazine çok şey borçluyuz belki. Diğer yandan cinsel şiddetin bu denli önemli ve başa çıkması en zor biçimini, magazinel boyuta, sansasyonel iddia ve çarpıtmalarla seviyesiz ağız dalaşına hapsetmesi riski de var. Ensestin konuşulmaması kadar bağlamından koparılıp magazin boyutunda konuşulması da şiddetle mücadeleyi zorlaştıran etkenlerden.

Cinsel şiddet, şiddet türleri içerisinde mağdur açısından şikayetle ilanı en zor olan. Uzun yıllar süren kadın mücadelesiyle artık şikayeti ve cezalandırılması biraz daha mümkün olsa da cinsel şiddetle uğraşan herkesin teslim ettiği gerçek şu ki bildiğimiz sadece buz dağının görünen kısmı. Cinsel şiddet mağdurları hâlâ suçlunun cezalandırılması için gereken ilk adım olan şikayeti gerçekleştirmekte çok zorlanıyor. Topluma güvenmediğinden; yargıya güvenmediğinden; böylesi bir saldırıyla onurunun çiğnendiğini itiraf etmenin içsel zorluğundan; salt anlatarak bile aynı travmayı ikinci defa yaşama endişesinden ve daha pek çok nedenden hâlâ cinsel saldırı suçlarının pek azı yargıya intikal ediyor. Yargıya intikal edenlerin de pek azı hak ettiği cezayı alıyor. Hal böyleyken ensest gibi cinsel şiddet türleri arasında neredeyse konuşulması bile tabu haline getirilmiş yakıcı bir konuda şikayetin yani suçun ilanının ne denli zor olduğunu gelin bir düşünelim.

EVİ, ÇOCUĞUN SIĞINAĞI AMA…

Dört yaşında ensest mağduru bir kız çocuğunun, anaokulunda, evinizin resmini çizin ödevi için yaptığı resim

Dört yaşında ensest mağduru bir kız çocuğunun, anaokulunda, evinizin resmini çizin ödevi için yaptığı resim

Ensest konusunda üzerinde uzlaşılmış tek bir tanım yok. Hukuk ve psikolojinin tanımları farklı diyor, A. Ufuk Sezgin, Mor Çatı Yayını, 1998 tarihli “Geleceğim Elimde” isimli kitabın ilgili bölümünde. Bölüm adı “Aile içinde çocuğun cinsel tacizi: Ensest.” Ebeveyn figürü olarak anlaşılan baba, dede, amca-dayı, ağabey tarafından cinsel saldığı gerçekleştirilen evlerde genellikle fiziksel şiddetin de yaşandığı belirtiliyor. “Tacizciler, cinsel şiddet uygulayacakları mağduru, zorbalıklarıyla sindirir, korkutur, ölüm veya cezayla tehdit ederek iyice savunmasız hale getirirler. Bunların hiç biri olmazsa duygusal olarak baskı uygularlar.” Ensest dediğimizde bir evde bir veya daha çok çocuğun maruz kaldığı bu hayatı zihinlerimizde canlandırma hiç zor değil. Kitapçıkta belirtilmemiş olmasına rağmen duygusal baskıyı da “annesini/kardeşini kurtarma sorumluluğu yüklenmesi” şeklinde anlamak gerekiyor. Çocuğun, kendisini en güvende hissetmesi gereken evde, kendisini her türlü tehlikeden koruyacağına inanılan kişilerden gördüğü cinsel şiddet karşısında ne denli çaresiz olduğunu anlayabiliriz. Sosyolojik, kültürel, ekonomik, hukuki açılardan tonla engeli de bu iç engellerin üstüne bindirdiğimiz zaman cinsel şiddet türleri içinde mücadele edilmesi ve önlenmesi en zor alan oluşunun nedenleri ortaya çıkar. Nitekim bırakınız çocuğun çaresizliğini, bırakınız ilk anda kolayca suçlamayı adet edindiğimiz annenin çaresizliğini, son günlerde köşe yazıları bile ensestle mücadelenin kadın ve çocuk açısından zorluğunu gösteren ibretlik örnek sundu bize.

BİR KADIN YAZDI ANINDA DÖRT ERKEK SAVUNMAYA GEÇTİ

Tabii “en iyi savunma saldırı” mantığıyla döşendi köşe yazıları. Yuh çekmelerle, Melis Alphan’ın gazetesi işaret edilerek “kendi ailesindeki oranı” sormalar seviyesizliğine düşenleri, ağza almaya değmeyeceği için ait oldukları çöplüğe bırakalım. Diğer ikisi üzerinde biraz konuşmayı hak ediyor. İlk olarak Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, konuya mantıklı ve hakkaniyetli yaklaştığını düşünüyorum. Beni de rahatsız eden “ensesti muhafazakar ailelerle” iliskilendiren ve ne dediği de tam anlaşılmayan yuvarlak ifadeler, Gergerlioğlu’nu da rahatsız etmiş. Siyasal kamplaşmayı tanımlayan bir yanıyla algılayarak konunun siyaset ve ideolojler üstü mücadeleyi gerektirdiğini belirtmiş ki çok yerinde bir tespit. Ancak yüzde 40 oranına itiraz ederken dile getirdiği, bilimsel ölçüt beklentisi, konunun çok uzağında kalmaktan ileri geliyor sanırım. İnsan hakları savunusu ve devlet şiddetine karşı çıkarken geliştirilen prensipler cinsel şiddetle mücadeleyi hele de ensestle mücadeleyi kapsamıyor maalesef. Yapılan anketlerin sunulması vs. mümkün değil.

Tahmin edileceği gibi kapılar çalınarak yapılmıyor bu anketler. Kliniklere başvuranlar, sivil toplum örgütlerinden yardım isteyenler ve yargıya intikal etmiş dosyalarla sınırlı ulaşılabilecek rakamlar. Ülkemizde hukuk ensesti tanımlamadığı, akademi bu alanda bilimsel bilgi üretmediği ve siyaset sorunu hiç konuşmamayı tercih ettiği için kadınların çabası, el yordamıyla ilerleyerek mağdura destek sunabilmek üzerine. 2011 yılında TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, ensesti araştırmak için bir alt komisyon kurma kararı almıştı. Alt komisyonun kurulacağı açıklandı ve ertesi gün kararın iptal edildiği bildirildi. Bir gecede değişti her şey. Siyasi irade toplumun ve ailelerin ensest konusundaki suskunluğunu meclise taşımış oldu. İşte böyle zor bir alanda ilerlemeye çalışan kadın derneklerinden, bilimsel kriter istemek haksızlık. Ölçüt geliştirecek uzun ve kapsamlı ortak çalışmalar şurada dursun bakın konu dile geldiğinde bile yazar ve yazarın atıf yaptığı Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) ile başkanı Canan Güllü bunca saldırıya maruz kaldı.

Diğer yandan Sevgili Canan ile görüşmemde mesela “muhafazakar aile” ifadesini kesinlikle dindar kesimi tanımlamak için sosyolojik manada veya iktidara yakın çevreleri işaret edecek siyasi kavram niteliğinde kullanmadığını öğrendim. Mealen “kendi içine kapalı, çevresiyle sosyal ilişkiler kurmaktan kaçınan aileler” ensestin görüldüğü aileler olarak tanımlanmak istenirken muhafazakar kelimesiyle ifade edildiğini belirtti. Gerek kendisinin röportajlarında gerekse Melis Alphan’ın yazısında bu kadar bariz hata yaparak bunca siyasallaşmış bir kavramı tercih edişi, şiddetle mücadele açısından toplumsal kesimlerin ortaklaşmasını önleyen vahim bir hata olmuştur. Eğer reklamın iyisi kötüsü olmaz, konu gündemde olsun yeter bakış açısına sahiplerse o da sorunun bir diğer boyutu olarak ayrıca tartışmayı gerektirir.

Yüzde 40 oranının netliğini ise TKDF, şu saate kadar açıklama yapmadığı için bilemiyoruz. Dile gelen oranın neyi ifade ettiğini izah edecek bir açıklama gelirse tekrar konuşmak üzere şu an için Sevgili Canan Güllü’ye vahim bir hata yaptığını söylemem gerek. Hata oranda değil. Bu rakamın neyin oranı olduğu, neye göre ölçüldüğü ve nasıl hesaplandığı izah edilmeden oran açıklanması hata olan. Türkiye Ensest Atlası gibi kocaman bir isimle ve söylendiğine göre yedi yıllık çalışmayla, Finlandiya Büyükelçiliği’nin fon ve raporlama desteği de alınarak yapılmış bir çalışma topluma duyurulacaksa bütün veriler sunulur. Sunulamayacaksa duyurulmaz. Ensest kurbanlarının sessizliğe mahkum edilmesi kadar sorunlu bir yaklaşım, çalışmanın bütünü ortaya konmadan yüzde 40 oranı ve muhafazakarlık kavramıyla ilanı. TKDF tarafından Ensest Atlası gibi havalı bir isimle yayınlanan kitapçık ise konunun uzmanı olarak sunulan kişilerin bir atölye çalışmasına ait teorik tartışmaların özetinden ibaret. Çalışılması da açıklanması da zor bir alanda kocaman isimle teorik toplantının özetini sunarak daha fazla zorlaştırmanın hiç gereği yoktu.

Yazıyı çok uzattığımın farkındayım ancak bir de Medaim Yanık ve yazısı hakkında iki kelam etmeden bitirmek olmaz. Konunun uzmanı olarak, ensesti gayet güzel tanımlayıp kendi akademik bulgularını dile getiriyor, Medaim Yanık da. “Benim uzmanlık tez çalışmamda, psikiyatri polikliniğine başvuran kadınların yüzde 13.3’ü ensest yaşantısı bildirdi.” Diyerek konuya ilişkin çok önemli bilimsel tespit sunuyor. Bu ifadenin öncesinde de yüzde 40 oranının dayanaksız olduğunu belirttikten sonra veriyor yüzde 13,3 oranını. Başvuran kadınlar arasında dediğini de yazalım aklımıza. Ve paragrafın sonundaki şu satırları okuyalım: “Eğer toplum genelinde ensesti en geniş kullanımıyla düşünürsek, rakamın yüzde 1 ile yüzde 10 aralığında olduğunu söylememiz gerekiyor. Maalesef tam rakamı gösterecek yeterli güvenirlikte veri yok. Eğer ensesti baba – kız veya kardeşler arası tamamlanmış cinsel ilişki olarak en dar anlamında tanımlarsak, bu sefer rakamın yüzde 1’ler civarında olduğu söylenebilir.”

Ne yaptın hoca, deriz hep birlikte. Sadece kadınların başvurucu olduğu durumda bile yüzde 13,3 bulduğun bilimsel çalışmaya sahipsin. Ensest kurbanlarının sadece kız çocukları olmadığını benden daha iyi bilecek olansın. Tahmin edilebileceği üzere, bekaret ve hamilelik gibi suçun açığa çıkmasını ve failin yakalanmasını kolaylaştıran unsurlar olmadığı için aile içinde ve dışında çocuğun cinsel istismarı açısından oğlan çocukları, kız çocuklarından çok daha korunaksız. Zannedildiğinden çok daha fazla oğlan çocuğunun ensest kurbanı olabileceği gerçeğini alanın uzmanı nasıl göz ardı eder? Neye göre o kocaman bilimsel edayla bir anda oranı yüzde 1 ila 10 arasına çeker, yazıda izahı yok. Bir sivil toplum örgütünü bilimsel dayanaktan yoksun olmakla suçlarken olsun kendi sözüne bilimsel dayanak getirmeli değil miydi? Tuhaf. Bir başka tuhaflık da üveyler dahil olmak üzere tanımlanan ensest fiilini sırf hiçbir bilimsel kanıt sunmadan yüzde 1 tahminine çekebilmek için baba ve kardeşe indirgemesi kadar gerçek dışı yaklaşım olamaz.

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8