Acillere acil müdahale ihtiyacı


7.10.2017 - Bu Yazı 338 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Doktor, hemşire, hasta bakıcıların acil servisteki yoğun çalışma temposuna rağmen yolunda gitmeyen şeyler var. Sistem sorunu olduğu ilk bakışta görülebilen şey yönetim boşluğu. Sorunların çoğu yeterli, yetkili ve yetkin idari personel bulunmayışından kaynaklanıyor.

Halkımızın yaygın duasıyla “Allah muhtaç etmesin, eksikliğini de göstermesin” hastanelerin ve sağlık çalışanlarının. Ancak insanız illa ki ihtiyacımız olup gittiğimizde oralarda bazı eksiklikler görmek de hastalığın kendisinden öte can yakıcı. Sağlık personelinin dakika dinlenme fırsatı bulamadan neredeyse aralıksız gelen ambulanslara, hastalara yetişme çabası göz yaşartacak denli üstün bir gayretin sonucu.

Doktor, hemşire, hasta bakıcıların acil servisteki yoğun çalışma temposuna rağmen yolunda gitmeyen şeyler var. Sistem sorunu olduğu ilk bakışta görülebilen şey yönetim boşluğu. Sorunların çoğu yeterli, yetkili ve yetkin idari personel bulunmayışından kaynaklanıyor. Hastane idareciliği bizde kıymeti bilinmeyen ama başlı başına uzmanlık gerektiren branşlardan. Hele acil serviste doktor, hemşire, hasta bakıcı dışında bir yöneticiye ve lise mezunu iki memura çok ihtiyaç olduğunu düşündüm dün gece, annem acilde yatarken.

Acilde ilk müdahalesi yapılanlarla bir süre gözetim altında tutulan hastaların perdelerle ayrılmış bölmelerde olsa bile aynı salonda tutulması da resmen iş bilmezlik. Üstelik hasta mahremiyetinin yok sayılması aşırı rahatsız edici. Yan yana yataklar arasına perde çekilmiş olmasına rağmen bölme girişlerinin perdesiz olması, affedilir cinsten değil. Kimi hastaya sonda takılıyor, kimisine kalp grafisi ama birçok hemşirenin ekipler halinde ilgilendikleri otuza yakın hasta bulunan acil salonunda sadece tek bir tane paravan var. Oradan oraya taşınan portatif paravan beklendiği için bir hastanın başındaki ekip işini zamanında yapamamış ya da hastaya zamanında müdahale edilememiş oluyor. Otuz civarında bölme bulunan acil servis salonunda daimi hasta sirkülasyonu da mühim. Kimi taburcu edilen kimi servise çıkarılan hastaların yeri hiç boş kalmadan yeni ambulans yeni hasta geliveriyor bir anda. Bu yoğunlukta sağlık çalışanları da çoğu zaman paravan beklemeden müdahale ettiğinde hasta, hastalığı dışında kendi mahremiyetine saygı gösterilmeyişinin azabıyla da kıvranıyor. Perdeleri bölmelerin ayak ucunu da kapatacak şekilde düzenlemek bu kadar zor olmamalı ama öncelikle bu ihtiyacı anlayacak izan lazım. Hastalığı tedavinin ötesinde hastayı iyileştirme ve hastanın insan haklarını, hasta haklarını önceleyecek insani yaklaşım gerekli, sağlık sistemimizde. Perdeler tamamen kapalı olursa çalışanlar hasta takibinde zorlanabilir belki ama açık olduğunda da takipte zorluk yaşıyorlar.

Yazarken hayli komik gelse de yaşarken bir anda dizlerimin bağı çözüldü diyebileceğim bir an yaşadım acilde. Malum hasta sirkülasyonu çok fazla bir de bu hastaların yakınları var. Kiminin başında bir kiminin başında beş kişi. Haliyle güvenlik görevlileri sık sık salonu dolaşıp hasta yakınların dışarı çıkartıyor. Hastanın koluna bilezik takılı, ismi yazılı, kaydı var ama sağlıkçıların gidip o bileziği okuyacak vakti yok. Salonda dolaşıp hasta ismini yüksek sesle tekrarlayarak röntgene vs. gidecek olanları arıyorlar. Annem ağır işiten bir insan, kulaklığı takılı değil haliyle yatarken acıttığı için. Duyamaz bu seslenişleri, ben buradayım diyemez. Hoş duysa da hasta işte mecali yok üstelik hastalık haliyle yaşlı insanların algısının düştüğü de bilinir. Dolayısıyla ablamla nöbetleşe kaçak göçek yanına girip ilgileniyoruz annemle. Bu girişlerin bir seferinde ablam telaşla aradı “annemi bulamıyorum” diyerek. Hemen koştum doktora annemi bulamıyorum dedim. Doktor garibim “ben de anneni bulamıyorum” demez mi? Röntgene götürülmüştür dendi. Gidilip bakıldı, yok orada da. Üstelik nice zamandır röntgen elemanı annemi bekliyormuş neden geciktiğini bize soruyor. Hem hastamızın başında duramıyoruz hem hastamızı kaybediyorlar. Neden? Çünkü doktorların kağıt kürek işiyle bürokratik formalitelerle sürekli zamanı işgal ediliyor, enerjileri boşa harcanıyor. Doktor formalitelerle ilgilenirken hastanın yerinin değiştiğinden habersiz kalabiliyor. Nerde kaldı hastayı ve hasta yakınını gerekli sağlık bilgileriyle donatsın. Meğer annemi monitörlü bölmeye almışlar, değerleri takip ediliyormuş. Ama onu da biz, salondaki bütün hastaları dolaşıp, yüzlerine teker teker baktığımız zaman bulabiliyoruz. Neyse uzun sözün kısası, hasta bölmelerinin açık olması asla hasta takibi için yeterli değil. Hasta bilekliğinin bir kopyasının hasta bölmesine yapıştırılmasıyla hallolacak kadar basit bir iş yapılmadığı için biz kalp krizi geçirecek hale geldik. Orada bir yönetici bir iki memur olsa doktor ve hemşireler hastanın sağlığıyla ilgilenirken rutin ama mutlaka gerekli işlemler de rahatlıkla yürütülebilir.

Bir de sağlık sistemimizde taburcu edilen hastayı evine nakletmeyen ambulans sorunu var. Ambulans çağırdığımda durumumuzun çok acil olmadığını ancak hastamızı yataktan alıp otomobile götürme gücümüz olmadığı için ambulans istediğimi söylememe rağmen anında gelişleri harikaydı. Hele güler yüz tatlı sözle anneciğimi hastaneye gitmeye ikna edişleri paha biçilemez kıymette. Ancak yürüyemeyen hastaların taburcu edildikten sonra evlerine gidebilmesi için 112 hizmet vermiyor. 188 acil ambulans servisi de sabah 8.30 akşam 18.30 arası alınan randevuyla çalışıyormuş. Ne kadar acil ambulans sistemi olduğunu ihtiyacımız düşünce öğrenmiş olduk. En yakın mesafesi yüz elli liradan başlayan özel ambulans hizmetinden yararlanmaya gücü yetmeyenler ne yapsın? Ne yapıyor? İster istemez eş dost, yardımsever vatandaş desteğiyle karga tulumba taksilere, otomobillere bindirilmeye çalışılırken de ayrıca hırpalanıyor hastalar.

Bu kişisel ve sıradan hikayeyi neden yazdığımı da izah edeyim. Sağlıkta reformun(?) boyutları gibi büyük hedeflerle yazmadım. Çok daha basit bir nedeni var yazışımın. Hastalık gibi herkesin başına gelebilecek insani sorunları duyulduğu zaman koskoca bir hastanenin tüm personelini işten çıkarmakla tehdit edecek denli pervasız ve güçlü yöneticiler, bu ülkenin sıradan devlet hastanelerinde sıradan insanın acil servis macerasını bilsin istedim.

.

Facebook Yorumları

reklam
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı