Kerkük yeni Halep olmasın


18.10.2017 - Bu Yazı 378 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Büyük egemenlerin şapkasından her daim çıkarabildiği küçük egemenlerin ihtirasıyla savaş bugün Kerkük’ün kapısına dayandı. Önünde sonunda halkların nihai dengesine ulaşacağından şüphemiz olmasa da bugün yaşayanların hayatlarını karartmayı engelleyecek bir yol bulunmalı. Kerkük “yeni Halep” olmasın diyerek çatışmasız çözüme ulaşılmalı.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP grup toplantısında yine “Ortadoğu bataklığı” ifadesini kullanınca içim bir kere daha “cız” etti. Ne zaman bu sözü duysam aynı hisle kıvranıyorum. Zira gerçekte bataklık filan değil medeniyetlerin beşiği bu coğrafya. Son yüzyılda ve günümüzde şiddetli çatışmalar yaşanmasına, IŞİD gibi Moğol istilasının kıyıcılığıyla yarışacak denli büyük insani vahşetler sergileyen bir belanın musallat olmasına, hatta Kürtlerin kendi en tabii haklarından olan bağımsızlık referandumunu gerçekleştirirken “açgözlülükle”, Kerkük’ün kendi kaderini tayin hakkını yok sayarak, Kerkük’te yaşayanların kaderine el koyma hevesiyle, Kürt bağımsızlığını Kerkük petrol havzalarına kurban edişinin önümüze bugünkünden daha büyük sorunlar çıkaracağını bilmemize rağmen hâlâ Ortadoğu coğrafyası şu dünyada insanca birlikte yaşamın mümkün olduğu ender bölgelerden birisi.

En fazla on yıl kadar önceydi. Türkmeneli TV’de izlediğim bir yemek programını, bir arada yaşama kültürü açısından ilham ve ibret verici bulmuştum. Aşçının hayran olduğum Türkmen şivesiyle konuştuğu Türkçeyi dinleme zevki bağlamıştı beni ilkin ekrana. Sonra canlı yayına gelen sorular ilgimi çekmişti. Telefonla bağlanan bir izleyicisinin Arapça sorusunu önce Türkmence özetleyip sonra gayet rahat, akıcı bir konuşmayla Arapça cevaplamış, cevabını da bize yine Türkmence özetlemişti, sempatik kadın aşçı. Bir süre sonra da bir başka izleyici Kürtçe soru yöneltti, telefondan. Aynı rahat ve sempatik tavırlarla bu defa da Kürtçe sorunun özetini ve Kürtçe cevabın da özetini duymakla hayranlığım katlandı. Türkmence bir televizyon programını izlediklerine göre soru yöneltenler de az çok biliyor olmalıydı bu dili. Programcı rahat konuşacak denli vakıftı aynı toprağı paylaştığı öteki dillere. Ama farklı olanı ötekileştiren yoktu. Hiç birisi kendi kimliğini, dilini diğerine dayatmadan ama kendi dilini de yok saymadan eşit düzlemde konuşabiliyor, ortak yaşamı mümkün kılıyorlardı. Devletler, siyasetçiler, yöneticiler müdahil olmadığında Ortadoğu halklarının diğergamlığı, bu denli hayran olunası doğallıkta hiç umulmayan yerlerde çıkıveriyor insanın karşısına. “İşte medeniyet bu” dedirten ortak yaşama kültürüne bir yemek programını izlerken dahil olabilmek de ayrı keyifti. Tabii kendi payımıza düşen utancı da yaşatarak ibret olmuştu, aynı zamanda. Bırakınız akıcı konuşmayı, tek kelime Kürtçe bilmeden bir arada olunabileceğini sanmak ülkemizde sorunların temeli kuşkusuz.

Yüz yıl önce yapılan nüfuz alanı paylaşımları bugün halklar tarafından değiştirilemesin diye egemenler tekrar kepçelerini bu coğrafyaya daldırdığı için yaşanan çatışmalar da her gün yeni ittifaklarla yeni dengeler kurulup paylaşılmasına yol açıyor. Üstelik biz de ve dünyada hem entelijansiya hem siyasi çevreler (bizim Kılıçdaroğlu gibi) Ortadoğu politikasındaki dengelerin değişkenliğini müstehzi edayla dile getirir. Kültürlerin bir arada var olma alışkanlığını mümkün kılan o geçişken kıpırtıyı hiç düşünmeden, hoyratça bataklık olarak tanımlamaya kalkışırlar. Şöyle bir düşünseler politik ve askeri dengelerin bunca sık kurulup bozulabilmesi aslında hiçbir kitlenin diğerini “şeytanileştirmemesiyle” mümkün. Ölümüne düşman değil kimse bir diğerine. O nedenle anlık pozisyon alışlarla her daim yeni dengeler kurulabiliyor. Ve bu hal bataklığa değil medeniyetin beşiğine mahsus bir özellik. Yaşanan tüm acılara rağmen bir arada kalmayı mümkün kılan şey…

Yazık ki bugün yeni acılar kapıda. Büyük egemenlerin şapkasından her daim çıkarabildiği küçük egemenlerin ihtirasıyla savaş bugün Kerkük’ün kapısına dayandı. Önünde sonunda halkların nihai dengesine ulaşacağından şüphemiz olmasa da bugün yaşayanların hayatlarını karartmayı engelleyecek bir yol bulunmalı. Kerkük “yeni Halep” olmasın diyerek çatışmasız çözüme ulaşılmalı. Bugün Kerkük’ü, Halep’in viran olmuş haline dönüşme riskiyle karşı karşıya getirense Barzani’nin kendi siyasi ikbalini “Kerkük Fatihi” ünvanıyla taçlandırma arzusu. Tabii hayal edilen “bağımsız Kürdistan”ın petrol zengini ülkelerden birine dönüşmesi de. Dimyata pirince gidişi Kürt siyasetinin…

Evdeki bulgura belki bir şey olmaz ama Kerkük yanarsa Erbil’de kimse bayram edemez. İran ve Amerika-İngiltere hattı yeni çatışma bölgesi olarak Kerkük üzerinde karşılaşmaya durursa Rusya, Türkiye bunu uzaktan seyredemez. Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü başlığıyla 27 Eylül tarihli Duvar yazısında belirttiğim kamyonlarla taşınan Kürt “yerleşimciler” sayesinde demografik yapıyı bir kere daha kendi lehine değiştirmek istemişti. Barzani yönetimi, iki gündür o “yerleşimcilerin”, tersine göç yaşamasına seyirci kalmakla, Kürt halkına da zulüm etmiştir. Tapu ve nüfus kayıtlarının tutulduğu resmi binaları, arşivleri tahrip edip, Kürtleri de çevreye, şehir ve kasabaların mücavir alanlarına yerleştirdiğinde oldu bittiyle hakim olacağını zannetmesi büyük bir siyasi öngörüsüzlük. Ama yerleştirirken Kürt halkını kamyonlarıyla desteklemiş olmasına rağmen Haşdi Şabi ve Bağdat askeri gelirken, vaatlerle yerleştirilen Kürtlerin yalnız bırakılıp, perişan konvoylarla geri dönüşü içler acısı. Kendi halkına reva gördüğü bu muameleyi kim affedebilir? Sırf Kerkük’e egemen olabilmek için Kürtlerin bağımsızlık ilanına, dünya çapında verilebilecek desteği de elinin tersiyle bir kenara ittiğini, her Kürtler de unutmayacaktır. Elbette ülkemizde nice hak savunucusunun, “Türkmenler, Arapların değil Kürtlerin yönetiminde daha mutlu ve güvenli yaşar” minvalindeki sözlerle Türkmenlerin kaderini tayin hakkını, kendi ellerine alma cüretini gösterişi de unutulmayacaktır.

Bugün Kürt bayraklarının indirilip Türkmen ve merkezi yönetim bayraklarının çekilmiş olması Kerkük düğümünün çözüldüğü anlamına gelmiyor. Belki her şey daha yeni başlıyor. Her dinden, her dilden insanı Allah muhafaza etsin.

.

Facebook Yorumları

reklam
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı