Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2


25.10.2017 - Bu Yazı 681 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Eskiden görünmezliğe mahkum edilen, görünmezlik perdesini yırtabildiği zaman şaşkınlık yaratmıştı. Laik ataerkinin illüzyonuyla görünmez kılınan zihinlerde de yok sayılmıştı çünkü. Çok benzer biçimde dindar ataerki de şimdilerde Ak Parti iktidarında başörtüsünün özgür kalmasına dayanarak mücadelenin tamamlandığı fikriyle kadınlara kendi biçtiği rolü dayatmaya yelteniyor.

Laiklik ilkesiyle iktidarın, cumhuriyet tarihi boyunca dini ve asıl olarak da İslam’ı, toplum hayatında görünmez kılmayı amaçladığından söz etmiştim önceki yazımda. Bu görünmezlikte aslan payı kadınlara düşmüştü, malum. Dindar kadının, başörtüsü yasaklarıyla dayatılan kamusal alandan dışlanışı, laisizmin bizde İslam karşıtlığı olarak uygulanışını aynı anda kadın karşıtlığına da dönüştürmüş oldu.

Modernleşmeci devlet ideolojisiyle hemhal olmuş ataerki yüzünden bizde laiklik, kadın karşıtı bir yönetim anlayışına dönüştü. Başörtülü kadın karşıtlığıydı görünen ama şüphesiz temelinde yatan, kadına, cinsiyet rolü biçmekle, yön çizmekle maruf eril hegemonyaydı. Ataerki kadın karşıtlığını öyle ustaca gizledi ki bu modernleşmeci, laik, Kemalist ideoloji içinde dindar kadın, dindar ya da İslami kimliğiyle görünemez kılınırken, dayatılan normu kabul ederek kamusal alanda varlığını mümkün kılan kadın sayısı arttığı için sistem, kadın özgürlüğüyle özdeşleşti.

Connell, Toplumsal Cinsiyet ve İktidar adıyla Türkçeye çevrilen eserinde evrensel bir yapı oluşturan ataerkilliğin, teknolojik gelişme sonrası modern iktidarlar eliyle sürdürülebilirliğini, kadınları ayrıştırma politikasına bağlar. Teknolojik gelişme ve endüstriyel üretimle birlikte kaçınılmaz olarak artan çalışma hayatına kadın katılımından kamu yönetimlerinin uzak kalması imkansızdı. Böyle olunca modern iktidarlar, devlet yönetimi dahil olmak üzere her alanda kadın katılımını, “kadını denetleyerek” gerçekleştirmeye yöneldi.

Tam olarak Kemalizmin gerçekleştirdiği de buydu işte. Bir biçim tahayyül edildi kadın görünümü üzerine. Prototip oluşturuldu. Kemalizmin “çağdaş kadın” adını verdiği bu prototip, kamusal hayata katılmak isteyen kadınlar tarafından özümsenmeliydi. Toplumsal evrimin geldiği bu aşamada ev içi üretimin değer yitirdiği oranda değersizleşen kadın emeği, doğal olarak kadınları emeklerinin karşılığını alabilecekleri kamusal alana yöneltti ve giderek arttı o prototip gereği yaşayan kadın sayısı. Cumhuriyet öncesine kıyaslanamayacak kadar yükselen kadın görünürlüğüyle de modern Kemalist rejim, kadını özgürleştiren yönetim tarzı olarak algılandı. Laiklik bu nedenledir ki cumhuriyet ideolojisinde kadın haklarıyla özdeşleştirilerek parsayı topladı. Dayatılan normu içselleştirip, çizilen role uyum sağlayan kadınlar, kendileri için biçilen bu cinsiyet rolüne uygun davranışı, duygu ve düşünceleri de geliştirerek sonraki nesillere aktardılar.

Yıllarca süren bu olguyla görünmezliğe mahkum edilmiş kadınlar, çoklarınca yok sayıldı. 60’ların ikinci yarısından itibaren yok sayılanların itirazı, isyanı çıktı karşımıza. Dayatılan normu benimsemeyip kendi İslami kimliğiyle kamusal alanda üniversitelerden başlayarak yer almaya çalıştıkları zaman bu isyankarlar, yine başlangıçta önemsenmedi. Görmezden gelindi ya da 68 kuşağının özgürlükçü ruhu içinde bir iki aykırı örnek olarak algılandı. Ama isyan ateşi çabuk yayılır malum. Hem devletin laik ataerkil iktidarına hem toplumun ve ailelerinin dindar ataerkil iktidarına karşı aynı anda mücadele vererek 70’leri aşan dindar kadın isyancıların başörtüleriyle aldıkları yol bir hayli ilerleyip görmezden gelinemeyecek sayıya ulaştığında 12 Eylül, diğer özgürlükler gibi başörtülü özgürlüğü de yasakladı. Adı türbana dönüşerek bir süre devam eden yasaklara rağmen üniversiteler bitirilip kamusal alanda görünürlüğü arttı başörtülü kadınların. Özgürlük ve eşitlik talepleri de arttı aynı oranda. Başörtüleriyle, özel sektörde olduğu gibi kamu sektöründe da çalışma şansını Özal döneminin kısmi özgürlükçü yönetim anlayışı sırasında yakaladı. Fakat 90’ların ikinci yarısı, unutulmaya yüz tutmuş handiyse evrim geçirdiği sanılan, ayrıştırıcı Kemalist ideolojinin yeniden sahne aldığı zamanlar oldu. 28 Şubat’ta Sincan’da caddelere çıkan tanklarla yetinmeyen darbe, başörtülü kadınlar üzerinden silindir gibi geçtiğinde okullardan atılıp kamudan ihraç edilen başörtülü kadınlar artık eğitimli, meslek sahibi özgür bireylerdi. Ataerkinin din içine ve devlet içine sızmış her türlü biçimine karşı direnç geliştirmişlerdi. Destek de almışlardı gerçi mücadele sürecinde erkeklerden. Gerçek şu ki, post modern darbe sürecinde ideolojik kamplaşma doğrultusunda çoğu dindarın desteklediği şey başörtülü kadının özgürlüğü değil sadece başörtüsünün yani İslami kimliğin özgürlüğüydü.

İşte bu yıllarda karşı kamptan yükselen sesler arasından çok duyulan sözlerden biriydi “nereden çıktı bunlar” sorusu. Eskiden görünmezliğe mahkum edilen, görünmezlik perdesini yırtabildiği zaman şaşkınlık yaratmıştı. Laik ataerkinin illüzyonuyla görünmez kılınan zihinlerde de yok sayılmıştı çünkü. Çok benzer biçimde dindar ataerki de şimdilerde Ak Parti iktidarında başörtüsünün özgür kalmasına dayanarak mücadelenin tamamlandığı fikriyle kadınlara kendi biçtiği rolü dayatmaya yelteniyor. Başörtüsü yasaklarına direnişin özündeki kadın özgürlük mücadelesini görmediklerinden, uzun kadın mücadelesinin sonunda Ak Partili yıllarda gelen başörtüsü serbestisini, bu defa kadınlara biçilecek yeni rolün aracı kılmaya çalışıyorlar. Önce başörtülü kadınları hizaya sokarak “yeni” prototip üretme denemelerine girişmiş haldeler. Madem artık başörtüsü serbest o halde kadınlar tam da onların istediği biçime girmeli. Evde, sokakta, işte kadın kıyafetine, davranışına, iş hayatındaki konumuna hatta kariyer çabasına karşı annelik rolüyle dayatılan yeni “ayrıştır-tabi kıl” taktiği. Her vaaz kürsüsünden, gazete köşesinden fışkıran da ataerki. Falan parti filan ideoloji, din, kültür değil her zaman hepsinin içine sızabilen, girdiği kabın şeklini alan su gibi her kılığa bürünen eril hegemonya bu. Kadınları ayrıştırarak bir kısmını tabi kılan modern iktidarların yaptığı aynıyla devam ediyor. Zaten tüm politikalarıyla artık “yeşil Kemalizm” olmuş, geçmişten tanıdığımız bütün sağ partiler gibi devletçi kimliğe bürünmüş sıradan partilerden birine dönüşen Ak Parti eliyle.

Müftülüklere verilen nikah yetkisi de bir vakitler görünmez kılınan başörtülü kadının kamusal alana çıkışı nasıl şaşkınlık yarattıysa aynı şekilde hayret uyandırdı. Toplumda böyle bir ihtiyaç olmadığını söylüyor pek çok kişi, görünmez kılınanı yok saydığı için. Biraz da laik ataerkinin zihinlere kazıdığı tek tipçi dayatmayı eşitlik zannettiği için. Şüphesiz din kılığındaki atareki de boş durmuyor, durmayacak. Müftülük nikah yetkisini, geleneksel rollerin dayatılması için elverişli bir araç olarak kullanmaya çalışacak, tıpkı yakın geçmişte başörtüsünü kullandığı gibi. Neyse ki iktidar partisinin tekrar “gömlek değiştirme” vakti geldiğinden, İslamcı kimliği sıyırıp atmaya çalıştığı açık. Zaten kamu kurumu olan diyanetin yönetimindeki devlet memurları olan müftüler de iktidar partisinin devletçi-milliyetçi yeni kimliğiyle harekete mecbur. Din kılığındaki ataerkinin hevesi kursağında kalacaktır. Başka biçimleri berdevam kuşkusuz. Mücadele de…

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8