Eril Şiddetle Mücadele Günü


25.11.2017 - Bu Yazı 277 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Vaaz kürsüsünden gazete manşetine, evden okula, sokaktan siyasete kadar kurgulanmış erkekliğin sürdürülebilmesi için yürütülen politik eylemi derhal seçiyoruz, eril şiddet tanımıyla. Eril şiddet kavramı kullanılmadan öznesiz cümlelerle kadınlara uygulanan şiddeti anlatmaya kalkıştığımız anda bu şiddet, seçilmiş belli bir politik tavır olmaktan çıkarak rastgele bireysel davranışlarmış gibi algılanıp cinnet hali gibi anlatılıyor.

Toplumsal zihniyet dönüşümü gerektiren şiddet sorunu, kadınla isimlendirilince değişmesi istenen zihniyetin ne olduğu pek anlaşılmıyor. Tam tersine kadına yönelik şiddet sözüyle hiç istenmediği halde kadınlar güçsüz gösteriliyor. Öğrenilmiş çaresizlik içine sürükleniyor kadınlar. Kadınlara bile değil kadına yönelik şiddet ismiyle edilgen kılınıyor kadınlar. Zira tekil tanımla etiketlemek nesneleştirmenin yöntemi. Eril şiddetle mücadele için geliştirilmiş kavramın, Connell’in belirttiği ‘vurgulanmış kadınlık’ üretimine hizmet edişi ne hazin. Eski tabirle galat-ı meşhur saydığım kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri gibi isimleri sözümden, yazımdan uzak tutmaya çalışmam bundan. 25 Kasım Eril Şiddetle Mücadele Günü olmalı. Eril şiddetle olduğu kadar kadına yönelik şiddet ifadesiyle de mücadele gereken gündeyiz.

Şiddet uygulamayı kendisine hak gören çarpık erkeklik algısını da afişe eder eril şiddet kavramı. Örneğin “erkek dediğin karısına, kızına hakim olur” ya da “karına bile söz geçiremiyorsun sen ne biçim erkeksin” türü kışkırtmalarla kurulmuş erkeklikten söz ediyorum. Sünnet olunca, askere gidince vs daimi ‘oluş’ haliyle ve erkekler arası rekabetle de sürekli ispatlanması gereken hegemonik erkeklik, erkeklerin kendilerini yorsa da çocukları ve hatta diğer erkekleri vursa da kendi içindeki farklılaşmalara rağmen daima kadınların başına patlıyor. Çünkü norm olarak dayatılan erkeklikle kurulan cinsiyet düzeni için kadınlık, alt kategori. Sermayedardan küçük esnafa, işçiden çiftçiye, sanatçıdan politikacıya, alimden cahile değişmeyen cinsiyet eşitsizliği üzerine kurgulanmış bu rol, kadınlara hükmederek varlığını sürdürmekte. Cinsiyet eşitliğini reddedenlerin kadınlara dayattığı her davranış kodu da ‘vurgulanmış kadınlık’ tabiriyle özetlenen ayrımcılık ve eşitsizliği sürdürmenin aracı olarak şiddetin ta kendisi. Sözlü, ekonomik, fiziksel, cinsel psikolojik türleriyle özel alandan kamusala uzanan bireysel ve kolektif şiddet, bu yaşadığımız. Vaaz kürsüsünden gazete manşetine, evden okula, minibüsten iş yerine, sokaktan siyasete kadar kurgulanmış erkekliğin sürdürülebilmesi için yürütülen politik eylemi derhal seçiyoruz, eril şiddet tanımıyla. Eril şiddet kavramı kullanılmadan öznesiz cümlelerle kadınlara uygulanan şiddeti anlatmaya kalkıştığımız anda ise bu şiddet, seçilmiş belli bir politik tavır olmaktan çıkarak rastgele bireysel davranışlarmış gibi algılanıp cinnet hali gibi anlatılıyor.

Bu nedenle Başkent Kadın Platformu “Öznesi Erkek” projesiyle erkeklerde şiddet karşıtı farkındalık gelişmesini amaçladı. Şiddet türlerine, hangi davranışın şiddet sayıldığına ilişkin seminerler gerçekleştirildi. Özellikle erkek egemen alanların müdavimlerine ve din görevlilerine yönelmeye çalışıldı. Katılımcıların çoğunlukla erkek olduğu bu seminerlerin öncesinde ve sonrasında doldurulan anketler hayli önemli ipuçları verdi. Mesela eril şiddetle mücadeleyi, katılımcıların çok büyük bir kısmı devletin görevi kabul ediyor. Kimsenin sorumluluğu yüklenmediği ‘nerede bu devlet, nerede bu hükümet’ kolaycılığı sanılır belki. Ancak seçenek şiddetin, politik eylem oluşuyla yakından ilişkili. Eril şiddeti geriletmenin, şiddetle mücadelenin iki koldan yürütülmesi gerektiği gerçeğini hatırlatıyor bize. Birisi şiddet uygulamayı kendisine hak olarak gören erkeklik algısını dönüştürecek erkeklik çalışmaları diğeri kadınları güçlendirecek, destekleyecek politikaların geliştirilmesi. Anketlerde, sığınma evleri hakkındaki cevaplar, zihniyet dönüşümü açısından umut verici. Seminer öncesi sığınma evleri kötülenir, hafifsenirken sonraki anketlerde gerekli ve yararlı görenlerin sayısı dramatik oranda artış gösterdi. Bildiğimiz gerçek, katılımcılar tarafından da idrak edilmiş oldu.

Eril şiddetle mücadelenin etkili araçlarından biri sığınma evleri. Başarılı mücadele için her on bin nüfuslu yerleşim biriminde bir sığınma evi olmalı. 6284, elli bin nüfusu gerekli görmüş ama yıllardır uygulayan olmamışken on bin nüfus önermek hayal sayılabilir. Ne çare ki ‘mış gibi’ yapmayıp gerçekten şiddetle mücadele etmek için gerekli bu hayali kurmak. Tabii adının konuk evi olmasına itirazı, isimlendirmeler mühim olduğundan bir kere daha yinelemek gerek. Kadınlar şiddete mahkum yaşamak istemiyor. Çaresizlerin çareye, gidecek yeri olmayanların sığınağa ihtiyacı var. Kadınlar rahat düzenlerini bırakıp kabul gününe gitmiyor ki adı konuk evi olsun. Şiddetten kurtulmak, onuruyla yaşama şansına kavuşmak için destek bulmak umuduyla sığınıyorlar.
Sığınma evi açmak belediyelerin, sivil toplum iş birliğiyle standart geliştirip denetimleri gerçekleştirmek bakanlığın görevi olmalı. Eril şiddetle mücadelede sığınma evlerinin rolü çok büyük olduğundandır ki hegemonik erkeklik olgusunu biricik varoluş biçimi sayan şiddetperestler hep sığınma evlerine saldırır. Kadınlar ve çocuklar üzerindeki otoritelerini sıfırlayarak kendilerini ‘hiç’ mesabesine indiriverdiğinden kadın sığınma evine gittiğinde bildiği tek varoluş biçimi elinden kayıp gider. İşte bu beklenen zihniyet dönüşümünün başlaması muhtemel an. Bu anın yaşanması, içsel sorgulamanın gerçekleşmesi için en önemli araç sığınma evi. Dikkat edersek şiddet seviciler, sığınma evinde kadınlara verilen koruma hizmetini, ayni/nakdi yardımları değil özellikle kadınların kendi yaşamlarını kurabilmesi için verilen meslek ve iş edindirme hizmetlerini topa tutar. Ekonomik yönden güçlenen kadınlar, eril şiddete karşı direnç geliştirdiği için hegemonik erkeklik algısını dayanak edinenler rahatsız. İşte bu rahatsızlık küreselden yerele eril şiddete geri adım attırabileceğimiz temel dayanak noktalarımızdan biri. Gerçekten şiddetle mücadeleyi görev ediniyorsa ulusal ve yerel yöneticiler, sığınma evi politikalarını güçlendirmeli. Sığınma evleri sayı, kapasite ve kalite yönünden geliştirilmeli.

Yaklaşan yerel seçimleri bir de sığınma evi açma, kadınlara iş olanakları yaratma, kadın dostu kentleşme açısından izleyelim. Burada hemen ezber kalıplarla zihinden kreş, anaokulu, etüt merkezleri ve çocuk oyun alanları geçer. Bunlar da çok önemli ve gerekli toplum hizmetlerinden. Ancak kadına yönelik hizmet değil bunlar. Çünkü çocuk sadece annenin değil babanın da sorumluluğu. Babalık halleriyle de ilişkili olduğundan çocuklar için geliştirilen hizmetleri, kadın dostu çalışma saymak, kendini aile, ev ve çocuk sorumluluğunun üstünde, hiyerarşik konumlayan hegemonik erkeklik olgusunu pekiştirir. Bu nedenle unutmayalım çocuklara yapılan hizmet topluma yapılan hizmettir, kadınlara yapılan hizmet değil. Kadınların annelik rolü kadar erkeklerin babalık rolünün önemini vurgulayacak, baba-çocuk ilişkisine alan açacak hizmetler de üretmeli yerel ve ulusal yöneticiler. Kamu sektörü kadar özel sektör de çocuğu sırf anneyle değil babayla da ilişkilendirerek şekillendirmeli personel rejimini ve iş yeri düzenini. Eril şiddetle mücadele için gerekli toplumsal zihniyet dönüşümü diğer bir deyişle hegemonik erkeklik olgusunun aşındırılması sadece sivil sektörün omuzlarına bırakılmamalı. Eril şiddetle mücadele ancak böyle top yekun çabayla sonuç getirebilir.

.

Facebook Yorumları

reklam
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı