Artık ben bir sosyal vebalıyım


30.12.2017 - Bu Yazı 207 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Umulur ki siyasi irade ve yargı mekanizması Hak ve Adalet Platformu'nun OHAL Araştırma Raporu'nu inceleyip gereken dersleri çıkarsın. Toplum geneli, her darbe sürecinde yaşanan kamu görevlisi ihraçlarının bugün yaşananlardan daha haklı veya daha haksız olmadığını idrak etsin. Zira mağdurların dile getirdiği ruh halini anlatan “artık ben bir sosyal vebalıyım” ifadesini geçmişteki her çalkantıda hepimiz hissetmiştik.

Hak ve Adalet Platformu OHAL Araştırma Raporu 27 Aralık Çarşamba günü basın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı. Hatırlanacağı üzere 15 TEMMUZ 2016 SONRASI “OHAL”DE YAŞANAN HAK İHLALLERİ ve SOSYAL BOYUTLARI başlıklı online anketle başlatılmıştı araştırma. Yurt dışı katılıma da açık olan anket 24 Eylül – 1 Aralık tarihleri arasında tamamlandı. Bu süre içerisinde çok sayıda katılımcı tarafından ziyaret edilip, 2 bin 173 kişi tarafından tamamlanan anketin detayları çok önemli. Ancak öncelikle detaylar kadar önemli bütünlüğün taşıdığı anlama dikkat çekmek yerinde olur. Tarihi boyunca katman katman toplumsal sorunlar yaşamış bir ülkeyiz.

1- Katmanlardan birincisini siyasi krizlerimiz oluşturmakta. Devrim-karşı devrim sertliğinde yarılmalarımız olmadı, cumhuriyet tarihinde. Fakat nispeten daha yumuşak atlatılıp kesinlikle karşı devrimlerden çok daha kansız siyasi gel-gitler yaşandı. Rejim tartışmaları hiç eksilmeyen siyasi atmosferin yarattığı, kabaca halen daha bir yanda halkçılık-demokratlık diğer yanda seküler-dindar ekseninde sürdüğünü söyleyebileceğimiz kutuplaşmalar aynı zamanda derin sosyal yaralar da oluşturdu.

2- İkinci bir katmanı Kürt meselesi oluşturmakta. Tarih boyunca aralıklarla ama son kırk yıldır kısa ateşkesler ve çatışmasızlık süreci hariç tutulursa neredeyse aralıksız çatışmalı süreç yaşadığımız Kürt meselesi toplum yaralarımızı, yarılmaya dönüştürme potansiyeline sahip acılardan.

3- Alevi-Sünni gerilimi bir diğer yara katmanımız. Denilebilir ki en derinde kalıp kabuk bağlamayı önleyen sızıntılı bir kanama halinde devam ediyor.

4- Ermeni meselesi tehcir-soykırım karşıtlığı ekseninde, keskin ayrışmaya yol açan yaralarımızdan. Tıpkı Süryaniler ve diğer Lozan hükümleriyle azınlık statüsü tanınmış yurttaşlarımızla olduğu gibi, sosyal ilişkilenmeye de ket vurmada.

Şüphesiz bu katmanlar birbiriyle ve her biri rejim sorunuyla göbek bağı ilişkisine sahip. 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında darbeyle mücadele adı altında yaşanan OHAL süreci hak ihlalleri ve mağduriyetler de bir başka toplumsal yara katmanı.

Rejim bunalımı içerisinde ele alabileceğimiz bu katmanın diğerlerinden farklı yanları da var elbet. Özellikle iktidarın da mağdurların da dindar olması, seküler-dindar eksenli kutuplaşmaya dindarlar arasındaki ayrışmaya yeni bir boyut kazandırmış görünüyor. İktidarı temsil eden dindarların, dindarlık algısında devletçilik eğilimini ve etkisini, eskiye oranla tartışmasız son derece keskin, belirleyici kılan yanıyla ayrışıyor bütün kutuplaşmalardan. Ama tam da bu yönüyle rejim tartışmalarının temelinde yer alıyor. Darbecilerin rejim değiştirme hevesi olup olmamasının bu noktada hiçbir önemi yok. Önemli olan darbenin bastırılmasının ‘devletin beka sorunu’ olarak görülmesi ve iktidarı temsil eden dindarların İslamcılıktan devletçi-dindara evrilmesi. Dindarların kendi arasındaki pek çok ayrımın yanına bu keskin ayrışmanın yerleşmesiyle sosyal yaralar çeşitlendi. Aile bireyleri ve akrabalık ilişkileri, fikir ve hayat tarzı yakınlığı, dahası iktidar yanlıları ile cemaat yanlıları arasındaki irtibat, iltisak geçişkenliği, adaletsizlikler daha uzun süre devam ettiği takdirde kolay kapanmayacak yaraları derinleştirmeye aday.

Gündelik siyasetin tarafgirlikleri, çalkantıları, beklentilerinden bağımsız olarak çok uzak olmayan bir gelecekte bu yaraları sarmaya çalışacağımıza kesin. Geleceği kaçınılmaz olan o günlerde adalet duygumuzu geliştirmeye ihtiyaç duyup hakikati sorgulayacağımız kuşkusuz. Hakikat için de hafıza gerek. Hak ve Adalet Platformu tarafından gerçekleştirilen ankete dayalı sosyal araştırma ve raporunun önemli bir hafıza çalışması değeri taşıdığı açık. 2 bin 173 katılımcının detaylı sorulara verdiği cevaplar ve bunların analizi, çok uzak olmayan o gün geldiğinde elimizde veri olarak hak ettiği değeri bulacak. Katman katman sosyal yaralarımızın sadece yargı süreci ve siyasi önlemlerle kapanması mümkün değil. Böylesi verilerin elimizde doküman olarak bulunmasıyla mümkün olacak toplumsal yüzleşmelerle ancak gelecekte sosyal barışı yakalayabiliriz.

Umulur ki daha fazla gecikmeden siyasi irade ve yargı mekanizması bu raporu inceleyip gereken dersleri çıkarsın. Toplum geneli, her bir darbe sürecinde yaşanan kamu görevlisi ihraçlarının bugün yaşananlardan daha haklı veya daha haksız olmadığını idrak etsin. Zira başlıkta yer alan ve ankette mağdurların dile getirdiği ruh halini anlatan “artık ben bir sosyal vebalıyım” ifadesini geçmişteki her bir çalkantıda her birimiz yaşamış hissetmiştik. Etnik, dini, siyasi bütün yaralarımız için de aynı ruh hali geçerli. Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Süryaniler, Romanlar ve daha pek çok kesim kendilerini çoğunlukla sosyal vebalı gibi hissederek yaşadı. Böyle devam etmek zorunda değil. Eşit bireyler olarak, vatandaşlık haklarımızla ve kimlik özelliklerimizle toplum hayatının her alanında özgürce yer almamız için insana, insan olduğu için değer vermek yeter. Hukukun güçlüyü yani devleti değil güçsüzü yani bireyi/vatandaşı kimliğinden bağımsız olarak önceleyip, hakkını teslim etmesi yeter.

.

Facebook Yorumları

reklam
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı