Güncelleme 'mihne' olmasın


18.3.2018 - Bu Yazı 555 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kısa ve genellemeci bir tarihi bilgiyle ama köşe yazısı olarak çok uzun bir girişle “İslam'ı güncelleme” direktifine niçin itiraz ettiğimi anlatmak istedim. Sadece dini meselelerde de değil her alanda özgür düşüncenin toplumlara katkısını tek bir örnekle hatırlatmak ve özgür düşüncenin kısıtlanışının koskoca bir medeniyet tahayyülünü ne denli kısırlaştırdığını hatırlatmak bir de.

İslam tarihinin karanlık ve acılı dönemlerinden birine hatta birincisine verilen isim “mihne”. Alimlere ileri sürdükleri görüşler, sahip oldukları fikirler nedeniyle mihnet çektirilen, eziyet edilen sürecin adı. Hapisle, zindanlarda uzun süreli işkenceyle fikirlerini değiştirmeye zorlanır alimler.

Değiştirdiklerini söyleyenler serbest kalır. Bir nevi engizisyonu, İslam tarihi için, mihne denilen süreç. Miladi 813-846 yılları arasında yaşanır. Hicretin ikinci yüzyılının sonlarıyla 3’üncü yüzyılının başları. Abbasi halifeliği dönemi. Halife Me’mun ile başlar. Takip eden iki halife döneminde sürer ve Halife Mütevekkil ile son bulur.

Hicrî birinci yüzyıldan itibaren başlayıp özgür tartışma ortamıyla ilim meclislerinde süren itikadi (i’tikadî) yani inanç esaslarıyla ilişkili görüş ayrılıklarına, hükümdarın taraf olması, sorunu siyasallaştırır. Taraflardan birini, Mutezile ekolünü benimseyen Halife Me’mun, bu kelam ekolünü hak mezhep olarak tanır. Kendi mezhebine katılmaya zorlar halkı ve farklı görüşlerdeki ilim ehlini. Ortaçağın karakteristik iktidarın mezhebi, mezhebin iktidarı sorunsalının İslam tarihindeki izdüşümü yaşanır böylece otuz yılı aşkın bir süre.

Mutezile, özgür düşünceyi savunup akideleri aklın ışığında izah ederek temellendirir. Sistematik düşünme yöntemlerini geliştiren bir akım olduğu halde halifenin uyguladığı baskı politikasıyla siyasetin sopasına dönüşür. Gerçekte hicretin ilk yüzyılından itibaren tercümelerle başlayıp fikir ve ifade hürriyetiyle İslam toplumunda düşünce ve bilim alanındaki gelişmeleri hazırlayanlar, Mutezilî alimlerdi. Karşıtları ise selefin inanç esaslarını aynıyla sürdürmeyi savunurlardı. Selef yani sahabe, tabiun ve tebe-i tabiunun olarak isimlendirilen üç nesil. Peygamberi görenler, peygamberi görenleri görenler ve onlara uyanlar şeklinde basitleştirerek açıklayabileceğimiz bu üç neslin peygamberden nakledilen düşünme kalıplarıyla inanç esaslarını açıklama yöntemi, Selefîlik. Mutezili alimlerse nakledilen inanç izahının yerine akledilen inanç izah metodu yerleştirmeyi hedefler.

Yaklaşık iki yüz yıl boyunca İslam dünyasının düşünce ve bilim hayatına yön verir, Mutezile ekolü. Bugün geçmişle övünmeyi sevenlerin İslam medeniyeti adına ileri sürdükleri gelişmelerin her birinin mimarı diyebileceğimiz güçlü bir düşünce ve bilim akımı Mutezile. Başlangıçta İslam Fıkhının (hukuk sistemi) bir dalı olarak görülen itikadi konulara ilişkin yorumların yapıldığı kelam ilminin de kurucuları. Kelam zamanla fıkıhtan farklı ayrı bir ilim dalı haline dönüşür. Fıkıh amelî yani gündelik yaşama ilişkin (pratik) konularla ilgilenir. Kelam ise itikadi (inanç esasları) zihinsel, düşünsel (teorik) konuların çalışma alanı haline gelir ve İslam felsefesi böylece doğar. Mesela Tevhid akidesi, temel tartışma konularından biridir.

Tevhid yani Allah’ın varlığı ve birliği, ezeli ve ebedi oluşu akıl yürütme yoluyla açıklayanlar Mutezile ekolünü oluştururlar kelamın. Selefîler ise aynı inancı selefin naklettiği açıklama yöntemiyle tekrar etmenin yeterli olduğunu söyler. Yoksa tevhid inancında ayrılmış değillerdir. Ancak bu açıklama yöntemi farklılığı kaçınılmaz olarak kader gibi Allah’ın sıfatları gibi konularda fikir ayrılığını getirir. En önemlisi Kuran’ın yaratılmış mı yoksa kadim varlık mı olduğu üzerine yapılan tartışmalardır. Mutezile yaratılmıştır der. Kadîm olan Allah dışında varlık kabul etmenin Tevhid inancını zedeleyeceğini söyler. Selef ise Kuran-ı kadîm ve kelamullah sıfatlarıyla anarak bilgiyi naklettiği için selefîler, Kuran’ı da kadîm varlık kabul eder. Bu hayli karmaşık kelam tartışmalarının detaylarına ulaşmak isteyenler için İslam Ansiklopedisinin, her biri alanın uzmanı alimlerce yazılmış Mihne, Mutezile, Selef, Selefî maddeleri derli toplu bir bilgi kaynağı olabilir.

Tartışmaların çıkışı fetihlerle ilişkili. Fetihlerle genişleyen İslam topraklarında ilk yüzyıldan itibaren farklı inanç mensuplarıyla Müslümanlar bir arada yaşamaya başlamışlardı. İslam akidesinin yani inanç esaslarının, diğer köklü inançlar karşısında akılcı izahına duyulan ihtiyaçla baş göstermişti Mutezile ekolü. Sistematik tartışma metotlarının geliştiği Hristiyan, Zerdüşt, Budist ve diğer inanç sahiplerinin, din adamlarının sorgulamaları, eleştirileri karşısında Müslüman din adamlarının fikir üretme ve sistematik düşünme yöntemleriyle diyalektik geliştirme ihtiyacı vardı. Farklı dinlerin uzmanlarınca yapılan sorgulamalara cevap üretmekte yeterli değildi seleften nakledilen bilgiyle inanç esaslarının izahı. Alimlerin bir kısmı seleften nakledilen rivayetlerle inancın izahını bırakıp, onların izah yönteminden ayrılarak (itizal ederek) nakletme metodu yerine akletme metotları geliştirdikleri için ayrılanlar anlamına da gelen mutezile ismiyle anılmaya başlamışlardı.

İşte bu çabayla Yunanca tercümeler, tercümelere yapılan şerhler ve özgün eserlerle muazzam bir külliyat oluştuğunu görürüz sadece iki yüz yılda. Hükümdarlar tarafından da destek ve teşvik edilir, Mutezile ekolü. Emevi halifeleri de Abbasi Halifeleri de tanıdıkları özgür düşünce ortamıyla, fikir ve ifade hürriyetiyle serbest tartışmalara katkı sunarlar. Bilindiği gibi Abbasi Halifesi Harunreşit zamanında en parlak dönemini yaşar, özgür düşünce ve gelişir ilim. Bugüne kadar ışık tutabilen güçlü İslam Medeniyeti gelişir. İfade hürriyetine örnek olmak üzere özellikle ilim yuvası olan Bağdat ve Basra’da yaşanan ilim hayatını hatırlamak yeterli olabilir. Camiler sadece namaz kılınan ibadet mekanları değil aynı zamanda mektep o zamanlar. Alimler camilerde oluşan halkalarla bilgi aktarımı ve fikir üretimini sürdürür. Bir alimin halkasında farklı fikirler de dile gelir. Fikir ayrılıkları yeni metotlarla ayrı bir düşünce sistematiği geliştirme evresini gerekli kıldığı zaman o halkadan ayrılan bir alim aynı caminin bir başka köşesine çekilerek kendi halkasında gene serbest tartışma ortamıyla fikirlerini geliştirmeye devam eder. Bugünün Türkiye’sinde tahayyül bile edilemeyecek ifade hürriyetinden söz ediyoruz.

Ta ki bu yazının başlarında anılan Halife Me’mun dönemine kadar. H. 198’de başlar mihne. Hilafetinin ilk yıllarında Memun da serbest tartışmalara itiraz etmez. Ancak naklin yerine aklı koyan Mutezile ekolünü itikadi mezhep olarak benimsediğini ilan ettikten bir süre sonra Selefî görüşlerin derslerini yasaklar. Giderek halkı ve alimleri Mutezile mezhebini kabul etmeye zorlar. Özgür düşünceyi, düşünce özgürlüğünü yok ederek dayatma politikası engizisyonu andıran baskı ortamına dönüşür.

Sonrası karanlık. Karanlık Mihne yılları sona erdiğinde bu defa Mutezile ilim meclislerinden dışlanır, saraydan kovulur. Selefin hakimiyeti başlar. İslam Medeniyetinde geri gidişin ilk büyük adımı, mihneyle ve mihne sonrası Mutezilenin dışlanışıyla atılmış olur. Nakil güçlenir, akletme yöntemleri karşısında. Mutezile alimleri halifelik topraklarından uzaklaşır. Mavearaünnehir bölgesinde bir süre daha varlık gösterir. Sonraki tarihlerde kurulan Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyin himayesiyle Horasan bölgesinde ilim ve fikir üretimini bir müddet daha sürdürüp zamanla duyulmaz, bilinmez hale gelirler. Öyle bir yok oluş ki bugün bile ehli sünnet kesimlerin içinde Mutezile adını küfür, hakaret niyetine kullananlar pek çok.

Horasan malum ülkemizin itikat ve amel yönleriyle dini anlayışımızı, Anadolu ve Rumeli Müslümanlığının, İslam coğrafyasının kalanından farklılaşan yönlerini etkileyen önemli bir mihenk noktası. Anadolu’ya akan büyük Oğuz göçüyle insanlar İslamı, Horasan’da öğrenerek, göçe devam eder. Yanlış anlaşılma olmasın Mutezile mezhep olarak tanınmadı burada. Ancak Mutezileden biraz farklılaşan ama aklı öncelemek yönüyle benzeşen Maturidî mezhebinin doğmasında etken olduğunu düşünebiliriz Horasanda Mutezile alimlerinin bir süre devam eden varlığını.

Başka mezhepler de var elbet ama bu ülkenin Hanefî olan dindarları, kim olduğunu ve ne dediğini dahi bilmeden ezbere “amelde mezhebim Hanefî, itikatta mezhebim Maturidî” kalıbını kullanır. İslam dünyasında “Türk mezhebi” olarak da anılan İmam-ı Azam’ın öğretisi, amelî (ibadet ve gündelik yaşam pratikleri) mezhep kabul edilir. Ancak Horasan’ın Maturid köyünde yaşamış İmam Maturidî’nin görüşleri de inanç esaslarını oluşturduğundan itikadi mezhep olarak anılır. Nakli tümüyle ret etmeyip ama tevhid inancı başta olmak üzere iman esaslarını açıklarken akletme yöntemlerini nakledilen bilginin önüne geçirir. Başka bir deşişle sıralamada akıl, nakilden önce gelir. Belki biraz ileri yorum olabilir ama İslam coğrafyasının geneline kıyasla ülkemizde yeni selefi akımların çok fazla rağbet görmeyişinin altında yatan etken de inanç esaslarımızı şekillendiren Horasan geleneği. Bilgisizce de olsa kültürel genlere işlemiş olmalı akideyi akılla izah yöntemi.

Kısa ve genellemeci bir tarihi bilgiyle ama köşe yazısı olarak çok uzun bir girişle “İslam’ı güncelleme” direktifine niçin itiraz ettiğimi anlatmak istedim. Sadece dini meselelerde de değil her alanda özgür düşüncenin toplumlara katkısını tek bir örnekle hatırlatmak ve özgür düşüncenin kısıtlanışının koskoca bir medeniyet tahayyülünü ne denli kısırlaştırdığını hatırlatmak bir de. Kadınlara yönelik dini baskılara itiraz şeklinde başlayan dini güncelleme direktifi yerine din alanında düşünce özgürlüğünü mümkün kılmak için nasıl hareket edilmesi gerektiğine ilişkin düşüncelerimi de sonraki yazıya bırakıyorum. Yukarıda geçen ve önemsediğim bir cümlemi tekrar ederek bitireyim bugünlük.

Özgür düşünceyi, düşünce özgürlüğünü yok ederek dayatma politikası engizisyonu andıran baskı ortamına dönüşür.

 
.

Facebook Yorumları

Kod8
18.12.2018
Kadın beyanı karşıtlığında Dilipak aşaması
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
11.12.2018
Fişlemenin resmileştiği ülkenin değerler eğitimi
6.12.2018
Hak verilmez teslim edilir
4.12.2018
Engel biziz
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8