Saniye İçinde Yönlendiriliceksiniz

Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?


9.6.2018 - Bu Yazı 361 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Hak ihlallerine zemin hazırlayan dayanaksız ithamlarla siyaseten linç etmek yerine Sayın Erdoğan’a, yirmi yıl önce kendisine sunulan desteğin benzerini Sayın Selahattin Demirtaş’a sunmak yakışırdı. Yine yirmi yıl önceki Erdoğan’a aynı zamanda bugün Sayın Akşener ve Sayın Karamollaoğlu’na karşı medya, belediyeler ve fanatik partizanlarca yöneltilen çeşitli engelleri yok etmek de yakışırdı bu adayları yok saymak yerine.

“Terörü araçsallaştırmak yöntemiyle, toplumu terörize ederek yürütülmeyen seçim kampanyasına ben kampanya demem” kıvamındaki yaklaşımıyla başladı Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Haziran akşamı Kanal D, CNN Türk ortak yayınına. “Biz kaç terörist etkisiz hale getirdiğimizi anlatıyoruz. O ise terörist başı ile gelen ‘meydanlara dökülün’ diyerek Kürt kardeşlerimizi sokağa döken Demirtaş’ı ziyaret ediyor.” Diğer adayların yok sayıldığı söyleşide, muhatap alınan Muharrem İnce dışında, zikredilen tek şanslı 🙂 isim Demirtaş. 6-8 Ekim Kobane olayları bahane edilerek halka ezberletilen ithamlarla suçlanarak anıldı yine Selahattin Demirtaş. Kobane’nin diğer boyutlarına hiç değinilmeden.

Mesela IŞID saldırısıyla dünyanın ayağa kalktığı o günlerde Ezidilerin ve Kürtlerin vahşice katledilişine değinilmedi. Kobane katliamının insanların vicdanında açtığı derin yarayı en yakıcı biçimde Kürtlerin hissedişi anlatılmadı. Hemen sınırın bu yanında çaresizce az ötedeki vahşetle akrabalarının kıyıma uğramasının yarattığı dehşeti o zaman da anlamamıştı zaten. HDP’nin söylem hataları olsa bile halkın duygularına tercüman oluşu gerçeğini görmemişti. Üstelik o üç günde 53 kişi öldükten sonra sınır ötesi müdahaleye izin vermiş olmakla, olayların provokasyonlarla şiddet boyutuna varmasını hariç tutarak söyleyelim ki protestoların haklılık payını devlet zımnen de olsa kabul etmiş oldu. İşin bu yönü hep karartılmaya çalışıldı zaten. Onlarca insan ölmeden önce yapması gerekeni ancak olaylardan sonra yapmakla yöneticiler kendi kusurlarını itiraf etmiş sayılır aslında. Hele de sınırın öte yanına müdahalenin gerçekleşme şeklini ısrarla gözden uzak tutmakla…

Bugün Kandil’e operasyon sinyalleri verilirken o gün, peşmerge kıyafetiyle Kandil mensuplarının sınırdan devlet gözetiminde içeri alınıp Kobane’ye gönderildiğini bilmeyen yok ama söyleyen de pek yok. Şimdi terörist dediklerinin, o zaman devlet araçlarıyla taşındığını ve bunun Kobane olaylarında ancak onlarca kişi hayatını kaybettikten sonra yapıldığını dile getirmedi Erdoğan. Sınırın öte tarafında yüzlerce insan katledilip binlercesi perişan halde kaçmaya çalışmadan, sınırın bu tarafında onlarca insan ölmeden, PKK mensuplarını Barzani’nin peşmergeleriymiş gibi gösterip sınırdan geçirmeden önce kendi askerimizle IŞİD’i durdurabilirdik. Ve bu pek haklı bir dış müdahale olurdu. İnsanî, vicdanî ve dünya kamuoyu nezdinde, uluslararası hukuk çerçevesinde yerinde bir mücadele olurdu IŞİD’e karşı.

Diğer yandan Kürt siyasetinin yeniden dizaynı ve yerel dinamiklerle de bağlantılı Kobane olayları. Kürt siyasetinde çoğullaşma arayışından söz etmek gerek Kobane protestolarının arkasından yaşanan olayların tırmanış nedenlerini anlamak için. İktidarın HDP’yi PKK ile özdeşleştirmesi aslında Kürt siyasetinde farklı bir temsilci parti yaratma arayışının dışa vurumu. Yazık ki ilk akla gelen ihtimal eski devlet refleksiyle, HÜDAPAR oldu. HDP ile HÜDAPAR mensupları karşı karşıya geldi Kobane olaylarında. Bunu da maalesef olaylar sırasında öldürülenlerin kimlikleri açıkça ortaya koymuştu.

Hizbullah ile ilişkili görülüp kanunen kapatılan Mustazaf-Der yöneticilerinin kurucusu olduğu HÜDAPAR. Hizbullah ise, JİTEM’le ilişkili kontr-gerilla örgütü olarak anılan, faili meçhullerin, Konca Kuriş’in ve daha nicelerinin işkenceyle katledilişinin baş aktörü. Günümüzde HÜDAPAR yetkilileri şiddetle ilişkileri olmadığını, geçmiş örgütle bağlarının bulunmayıp siyasetle meşgul oldukların ısrarla söylüyorlar. Ne güzel şey vaktiyle bir terör örgütüyle ilişkili olsa bile şiddetten arınmış olarak siyaset yoluyla mücadele edilmesi. İktidarın çelişkisi ise HÜDAPAR için tanıdığı şiddetten arınmışlık ve siyaset hakkını HDP’den esirgemesi. Somut olmayan suçlamalarla, kimi söylemlerin muğlaklığını, ceza kanunun esnek yorumlarına uydurma yoluyla HDP’nin terörle ilişkilendirilmesi de olaylardan sonra HÜDAPAR mayası tutmayınca başlamıştı hatırlanacağı gibi. Böyle yaman çelişkiye ve birinin suçlanırken diğerinin aklanıp Kürt siyasetinin dizaynına yol açacak kirli oyunlara hiç girmeye gerek yoktu aslında. Hem Türkiye siyasetinin geneli hem Kürt siyasi partilerinin önü demokratik yollarla açılabilirdi. Seçim barajını kaldırmak veya sembolik oranlara düşürmek yeterdi. Sonrası seçmen tercihiyle kendiliğinden gerçekleşirdi zaten. Ezcümle Kobane hatırlandığında kusurlu olan ülkemiz ve yöneticilerimiz. Demirtaş’ın bile değil çağrı metnindeki bazı ifadelerle HDP’nin kusuru, yönetim sorunlarının yanında devede kulak mesabesinde kalıyor.

Ayrıca seçime yaklaşık iki hafta kala İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından her an başlayacakmış gibi duyurulan Kandile operasyon meselesine ilişkin sözler düşündürücü. Bakan, sadece ‘zamanlama meselesi’ olarak duyururken Cumhurbaşkanı, “tehdit olursa görüşürüz, Bağdat çözemezse vururuz” diyor: “Olayın tabii iki boyutu var: Kandil ve Sincar. Irak’tan Türkiye’ye herhangi bir tehdit olursa, Bağdat yönetimiyle bunu görüşürüz. Bağdat ‘ben bunu çözerim’ dediği taktirde ne ala. ‘Çözemem’ derse Sincar’ı da Kandil’i de vururuz.” Seçime on üç gün kala konuya ilişkin en üst yetkili ağızdan gelen bu açıklamalar, Kandil’in gündeme seçim yatırımı olarak taşındığını ortaya koymuş oldu. Bir askeri operasyonla, çatışmayla kimi seçmenin desteğini kazanma ihtimali aslında bütün sorunların temelinde yatan ruh hali, başka yazıların konusu olacak sosyolojik gerçekliğimiz ne yazık ki.

Aynı konuya devam ederek vahim tehlikeye dikkat çekmek isterim. Sözlerinin tam bu kısmında Sayın Cumhurbaşkanı bir başka çok kritik ifadeye yer verdi. Mahmur dedi. Mahmur Mülteci Kampı’nı vurma ihtimalini açıkça söylemediyse de ima ederek konuyu tamamlaması ürkütücü. Diplomatik ve istihbari kanallarla Türkiye’nin hep gündemde tutması normal ama Mahmur’un askeri açıdan dile getirilmesi kabul edilemez. Mahmur’a yönelik ‘terör yuvası’ iddiaları haklı olsa bile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği denetimindeki sivil kampa yönelik askeri operasyon ihtimali bile ülkemiz için yüz karası. Bu sözlerin geri alınması, düzeltilmesi elzem. Sayın Erdoğan, Sabra ve Şatilla kamplarını hatırlayıp kendisini, Beyrut Kasabı Ariel Şaron ve Türkiye’yi de İsrail kadar suçlu kılacak böyle bir ihtimali hatırından ve söyleminden derhal çıkarmalı. Unutulmasın ki Filistin Kurtuluş Örgütü’nü Lübnan’dan çıkarmak için yapılan İsrail operasyonları sırasında da bu iki kamp Şaron tarafından terör yuvası olarak isimlendirilip, silahsız sığınmacılar katledilmişti. On bin dolayında ve 90’ların karanlığından kaçarak, Türkiye’den Irak’a sığınmış, çoğunluğu Hakkarili Kürt mültecinin yaşadığı Mahmur Kampı’na askeri operasyon insanlık suçu olur. İhtiyacımız olan demokratik ve onurlu barışa ulaşırsak, iddialar doğruysa bile Mahmur, tehdit yaratmayacakken…

Berkin Elvan ve Yasin Börü, aynı yaşlardayken hayattan koparılan iki çocuğumuz. Birini överek diğerini yererek değil ikisine de aynı ölçüde yüreği sızlayarak siyaset yapanların bugünümüze, geleceğimize hayırlı katkısı olabilir ancak. Vaktiyle soyut ve evhama dayalı suçlamalarla, “muhtar bile olamaz” denilerek mahkum edilen bir siyasi lider vardı. Bugün de benzer evhamlar ve soyut suçlamalarla mahkum bile değil tutuklu bir cumhurbaşkanı adayı var. Tarih tekerrür ediyor. Vicdan Berkin ve Yasin’i aynı gönle sığdırmayı gerektirdiği gibi demokratik tutum da 1998’deki Erdoğan ile 2018’deki Demirtaş’ı aynı şekilde desteklemeyi gerektirir.

Sadece Muharrem İnce ziyaret etmiş olsa bile diğer adaylar Sayın Meral Akşener ve Sayın Temel Karamollaoğlu da imza veren binlerce seçmen gibi Sayın Selahattin Demirtaş’ın serbest kalmasını istediler defalarca. Rakip adaylar, adil ve eşit seçim yarışında hakkaniyetin de gereği olarak demokratik dayanışma sergiliyor. Ama mevcut Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda aday Sayın Erdoğan ise söyleşide: “Bu dayanışmayı anlamak mümkün değil” sözleriyle hayretini dile getirdi. Hayretine hayret ederek izledim. Zira bu dayanışmayı anlamak için biraz geriye dönüp Pınarhisar Cezaevi’ne yolcu edilişini hatırlaması yeterdi. O gün kendisi gibi düşünmeyen pek çok kişi, fikirlerine hiç katılmadığı halde demokrasinin, özgürlüğün gereği olarak yanında yer almış, dayanışma göstermişti. Keza kısa süre sonra da milletvekilliği önündeki engellerin ortadan kaldırılması için CHP ve Deniz Baykal başta gelmek üzere pek çok kişi ve kurum dayanışma sergilemişti.

Bu dayanışma Recep Tayyip Erdoğan, biricik üstün insan olduğu için değil o gün haklı olduğu için, adalet aradığı için yaşandı. Bugün Selahattin Demirtaş haklı ve adalet arayışında. Hak ihlallerine zemin hazırlayan dayanaksız ithamlarla siyaseten linç etmek yerine Sayın Erdoğan’a, yirmi yıl önce kendisine sunulan desteğin benzerini Sayın Selahattin Demirtaş’a sunmak yakışırdı. Yine yirmi yıl önceki Erdoğan’a aynı zamanda bugün Sayın Akşener ve Sayın Karamollaoğlu’na karşı medya, belediyeler ve fanatik partizanlarca yöneltilen çeşitli engelleri yok etmek de yakışırdı bu adayları yok saymak yerine. Heyhat…

.

Facebook Yorumları

Kod8
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8