Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!


30.6.2018 - Bu Yazı 395 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Bütün adaletsizlikleri hazırlayan bölüşüm adaletsizliği. Türkiye ise bölüşüm adaletsizliğini devlet felsefesi kılmış bir ülke. Devlet eliyle burjuva (sermayedar) yaratma politikasıyla kalkınma modelini sürdürdüğü için. İktidara gelen parti ve uygulanan hükümet sisteminin değiştirmediği yönetim anlayışı bu. Kimler, kimlerin zenginleşmesine karar verecek? Devlet, kime yürü ya kulum diyecek? Devlet kimin cebinden alıp, kimin cebine koyacak?

İkinci kattakilerle üçüncü kattakilerin kavgasına benziyor Türkiye siyaseti. Tüm eziyeti en alt kattakilerin çektiği bir tepişme hali. Amma gel gör ki seçim sonucunda da hem ikinci kat hem üçüncü kat dönüp hesabı alt kata soruyor, tek suçlu hep alt kat oluyor. Seçmeyi bilmiyor. Hangisinin yönetiminde daha iyi ezileceği, suyunu daha iyi hangisinin çıkaracağı kararını doğru dürüst veremiyor. Ve yıllar, yıllar geçiyor da adı değişmiyor. Yığınlar. Yığınlar dedi mi bir köşeci ya da siyasetçi entelin dik âlâsı sanıyor kendisini. Oysa sadece ucuz “aydınlık” taslama meraklısı. Ukalalığın ta kendisi… Geniş hak kesimlerini, oy çoğunluğunu oluşturan seçmen kitlesini yığınlar olarak isimlendirmekten vazgeçemeyenlerin seçim kazanması, eşyanın tabiatına aykırı. Kendisini çöp yığını gibi görenlere kim niye oy versin ki?

Uyarınca da ucuz halkçılık, halk yardakçılığı yapmakla suçlanıyor insanlar. Neyse, alt kattakiler zamanla içlerinden bir kısmına omuz verip ikinci kata taşımayı da başarıyorlar. Ama mesele işte tam burada başlıyor. İkinci kata yani alt orta sınıfa terfi edenler, burjuvazi yolunda bir parça mesafe kaydedenler, hemen geride kalanlara blok koyuyor ilk iş olarak. Merdiveni çekiyorlar. Yeni gelenler olmasın ki iyice yerleşebilsinler, alt orta sınıfa. Ama taban desteği olmadan, alt kat onları sırtlamayı sürdürmeden yerlerinde kalamayacaklarını da bildiklerinden, üst katla aradaki çatışma devam etmeli. Çekişmede -ki tepişme demeyi seviyorum aslında- alt kattakilerin gönlüne nüfuz edecek söylemle kuruyorlar, sözde çatışmayı. Çatışma sözde ve sözle gerçekten. Bir nevi kayıkçı kavgası… Çevredekileri/izleyenleri ki konumuz itibarıyla alt sınıfları cezbedecek kelimeleri en iyi kullananlar doğallıkla oradan yeni çıkmış olanlar. Hatıraları hâlâ taze olduğundan, çileleri, beklentileri umutları daha doğru ifade ederek oy devşirebiliyorlar.

1946’dan bu yana Türkiye siyasetinde sağ partilerin iktidar yarışında ön almasını sağlayan temel dinamik, halkı tanıma ve anlama becerisi yani. Beceri demek yanlış tabi bir süre daha etkisini gösteren tanışıklık hali diyebiliriz buna. Bir süre işte belki birkaç kuşak belki birkaç on yıl… Vakta ki alttan gelen itki yeni bir siyasi söylemi ikinci kata taşısın o zaman üçüncü katın çehresi değişiyor. Üst orta sınıf yeniden şekilleniyor. Eski demokratların çocukları ve torunları bugün eski halkçıların çocukları ve torunlarıyla nasıl aynı sınıfı oluşturabiliyorsa muhtemelen bugünkü AKP’lilerin çocukları ve torunları da yarın aynı kabullenişe mazhar olabilecek. 60’larda 70’lerde “çoban sülü” olan Süleyman Demirel’in 90’larda “baba”ya dönüşmesinin “var mı başka izahı?”

Üst orta ve alt orta sınıfların iktidar olma arzuları da aynı sebebe dayanıyor. Rantın nasıl bölüştürüleceğine karar verme gücüne sahip olmaktan öte değil bu beklenti. Bazen vatan-millet bazen çağdaşlık-aydınlanmacılık soslu olsa da arzu edilen şey sadece rantı kendi çevresine aktarabilmek için suyun başını tutmaktan ibaret. Göksel Aymaz hatırlatmıştı yakın geçmişteki bu beklentiyi:  “Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır… 2001’de yaşanan büyük ekonomik krizin ardından, eğitimli orta sınıfın, önce Serdar Turgut tarafından dile getirilen, sonrasında epeyce destek bulan bir “teknokratlar gelsin” önerisi olmuştu. Serdar Turgut’un önerisine göre, halk doğru kişileri seçemediği için seçimler kaldırılmalı, atanmış bir “teknokratlar hükümeti” kurulmalıydı. Kendisini de bir üyesi olarak gördüğü “orta sınıf”ın mağduriyetinden söz ediyor ve onlar adına konuşuyordu Serdar Bey.” Sanırım yeni sistemle Serdar Bey’e gözaydınlığı dilemek gerek. Sistemin Erdoğan ve AKP tarafından kurulmasını istemiyor tam tersine Erdoğan ve AKP gibilere karşı kurulmasını istiyordu kuşkusuz ama istediği sistem tam olarak 24 Haziran’la başlayan yönetim şekliydi. AKP’nin de üst orta sınıfa terfi hamlesi aynı zamanda. Öyle ya! Vaktiyle üst orta sınıfın, alt orta sınıfı baskılamak için kullandığı vesayet kurumlarını tek eline aldığına göre… Teknokratlar hükümeti kurulacak. Bürokrasiye ateş püskürülerek hazırlanan yönetim şemasında siyasetin etkisi bürokrasinin hayli gerisinde kalacak. Bütçe denetimi bile zayıflatılmış parlamentonun, yasama yetkisinin kuvvetlendirildiği aldatmacasıyla seçmen uyutulup, sınırsız cumhurbaşkanlığı kararnamesi yetkisiyle milletin temsilcileri, deyim yerindeyse “mebusculuk” oyunuyla avutulacak.

Halkı avutacak oyunlarsa devlet aklının sınırlı hayal gücüyle pek yenilenmeden sadece aktörlerin değişmesiyle kolaylıkla tekrar tekrar sahnelebiliyor nasılsa. Dün Nuh Mete Yüksel vardı herkes inanırdı, üniversitedeki başörtülü öğrencilerin devleti yıkacağını söylemesine. Bugün de Süleyman Soylu var, parlamentoda Kürt siyasetçilerin yer almasıyla devletin bölüneceğine herkesi inandıran. Dün DGM vardı bugün OHAL. Yaşanan çözüm süreciyle PKK, korkutuculuğunu biraz kaybedince FETÖ eklendi yanına. Yetmezmiş gibi görülmüş olmalı ki Sedat Peker, o da zayıf kalınca Alaatin Çakıcı ekleniyor şimdi. Karar yazarlarına ölüm emri vererek rolünü ifa ediyor. Böyle çatışma süreçleriyle alt sınıflar oyalanırken de yavaş yavaş maksat hasıl olacak tabii ki.

Gerçekse yalın. İnanılmaz yalın. Yeryüzünde iki sınıf var. Din, dil, ırk, zaman, mekan fark etmeksizin bu iki sınıfın çatışması hakim. Kuran kıssalarında çok örneği var bu iki sınıfın. Kanaatimce Marx’ın temel yanılgısı da bu iki sınıfı isimlendirirken çatışmaya dar çerçeveden bakması. Tarihin yaşadığı kesitinden, Endüstri Devrimi’nden bakarak isimlendirmesi temel yanılgısı. Yer yüzünün iki karşıtlığı ise sadece yönetenler ve yönetilenler. İnsanlığın en önemli karşıtlığı.

Yönetenlerin tabiatı yetki aşımına meyyal hep ve daima daha fazla güç istiyorlar, ne pahasına olursa olsun gücün her biçimini ele geçirmek temel dertleri. Yönetilenlerse bu ayrı bir sınıf olma bilincini hatırlayabildikleri ve itiraz yükseltebildikleri zamanlar kısa süreliğine de olsa insan onurunu yüceltmeyi başarıyorlar. Kuran’daki peygamberlerin hepsinin hükmedenler karşısında yer alması boşuna değil yani. Kendi toplumlarını yönlendirmeyi başardıklarında ise topluma insanca yaşamayı mümkün kılan yönetim modelinin temel ilkelerini sunmuşlar. Hz Muhammed son örnekle kapsamlı fikir geliştirme imkanı sundu bize bu konuda. Yeter ki yönetilen sınıfında olduğumuz bilincini kaybetmeyelim. Ve şu öğüt yolumuzu çizsin:

Ey iman edenler! Kendiniz, anne babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun (Nur/135).

Bütün adaletsizlikleri hazırlayan bölüşüm adaletsizliği. Türkiye ise bölüşüm adaletsizliğini devlet felsefesi kılmış bir ülke. Devlet eliyle burjuva (sermayedar) yaratma politikasıyla kalkınma modelini sürdürdüğü için. İktidara gelen parti ve uygulanan hükümet sisteminin değiştirmediği yönetim anlayışı bu. Kimler, kimlerin zenginleşmesine karar verecek? Devlet, kime yürü ya kulum diyecek? Devlet kimin cebinden alıp, kimin cebine koyacak? Kimin emeği sömürülecek, kim yattığı yerden servetini katlayacak? Tabii bu kim, kimler pek öyle belirsiz kesimleri anlatmıyor. Karar ve aktarım orta sınıflar arasında görünürde kavgalı, perde gerisinde anlaşmalı sürüyor. Rant ekonomisi değişmediği, üretim ekonomisi gelişmediği, iktidar ülke rantını dağıtma aracı olmaktan çıkmadığı sürece tekrarlanacak döngü.

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
11.12.2018
Fişlemenin resmileştiği ülkenin değerler eğitimi
6.12.2018
Hak verilmez teslim edilir
4.12.2018
Engel biziz
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8