İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula


4.7.2018 - Bu Yazı 349 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Çocuk istismarı suçuyla mücadele için zihniyet dönüşümü gerekiyor. Aynı zamanda bu suçun diğer suç türlerinden hangisiyle iç içe denebilecek kadar ilişkili olduğunu da göz önüne almak şart. Çocuğun cinsel istismarı eril şiddet biçimlerinden biri olduğu kadar, çocuk kaçırma suçuyla da ilişkili. Kayıp çocuklar gerçeği ve çocuk kaçırma suçlarıyla mücadele dinamikleri de bu bakımdan gözden geçirilmeli.

Çocuk istismarının cinsel olanı dışında da pek çok biçimi var malum. Fiziksel şiddet, zorla çalıştırma, çocuk askerlik, çocuk evlilikleri gibi tanımlanmış istismar biçimleri yanında bir de tanımlanmamış olanlar var. Örneğin bu ağır sorunun önlenmesine dönük doğru adımların atılmayışı da çocuk istismarının bir diğer biçimi. Sorunun kaynağına inerek nedenlerin doğru tespit edilmeyişi de önemli istismar biçimlerinden. Her kafadan bir ses çıkıp kahru bela okumakla geçiştirilmesi de çocuk istismarı sayılmalı. Uygulanabilir ve önleyici yararı yüksek gerçekçi çözümler üretilmediği halde kimyasal hadımın gündeme getirilmesi de çocuk istismarı. Toplumsal infiali baskılamak için kullanılan sansasyonel önerilerden biri kimyasal hadım. En yaygın ve önde gelen nedeni çarpık erkeklik algısı olan çocuğun cinsel istismarı suçunu önlemek istermiş gibi yaparak erkeklik algısını yüceltmekle malul bu yöntem istismarın istismarı. İstismarcıları salıp cezaevlerini boşaltma aracı.

Ve tabii bir de idam çığlıkları var. Kimyasal hadım gibi idam cezası talepleri da çocuk istismarı suçunun siyaseten istismarı ve bu yönüyle çocuk istismarı yöntemi. Politik çıkarlar için ölü sevicilikten başka bir şey olmayan idam cezası talepleri ve iktidar tarafından bu taleplerin körüklenmesi suçla mücadele değil. Çünkü idam, hukuki bir ceza değil. Siyasi bir karar idam. Zira cezai yaptırımı yok. Sadece geride kalanlara gözdağı vereceği umulan politik bir eylem. İdam, güya potansiyel suçluların gözünü korkutmak için kamuya öldürme yetkisi vermekten ibaret. Güya gözünü korkutmak, diyorum; çünkü binlerce yıllık insanlık tarihinde ölüm cezasının, asılarak idama gelinceye kadar onlarca farklı infaz yöntemi geliştirilmişken, ölüm cezasıyla sonuçlanan suçların işlenmesi hiçbir zaman engellenememişti. Suçlunun, o suçu işlemekten vazgeçirilmesine dayalı cezai yaptırım. İdam hükmü tam bu nedenle, geri dönüşü olmadığından yaptırım cezası değil.

Herkesin bildiği bu basit gerçekler neden yok sayılır? Belki Türkiye’de idam cezasının kalkışı AB süreciyle ilişkili olduğundan, dış baskı gibi görüldüğünden. Siyaseten çocuk istismarının bir başka boyutuna dönüştürülen idam çığırtkanlığı, isyancı yeniçerilerin “kelle isterüz” dayatmasına benziyor. Yeniçeri isyanından politik güç devşiren Osmanlı saray erkanı tipi bugün de işbaşında. Çocuk istismarı suçunu kendi politik emelleri için istismar etmekten çekinmeyip idam cezası talebini kışkırtan pek çok. Çocukları kaçırılan, kaybolan, istismar edilen, öldürülen aileleri aldatıp, çocuğun cinsel istismarı suçunu cezasız bırakmanın aracı olan idam ve kimyasal kastrasyonu gündeme taşıyorlar, fırsatı ganimet bilip. Çocuğun cinsel istismarı eril şiddet türlerinden biri olarak tanımlanıp eril zihniyetin dönüşümüne katkı sunacak tedbirler alınması, soruna doğru yerden bakmaya başlamanın ilk şartı. Çocuk istismarı suçuyla mücadeledeki zorluklardan birisi, suçun sebebi doğru tespit edilmediği için yanlış tedbirlerle, tedbir bile sayılmayacak politik tercihlerle gelen cezasızlık. Kimyasal hadım, cezanın bir parçası olarak uygulandığında suçlu serbest, suç cezasız kalacak. Bugün saygınlık indirimi veren yargının yarın idam vereceğini sanmaksa ahmaklık olur. Tersine idam vermek istemeyecek mahkemeler. Suç görmezden gelinerek cezasız bırakılmış olacak. Kanaatim odur ki, çocuğun cinsel istismarı suçuna idam cezası isteklerinin arka planında suçu görmezden gelme eğilimi yatar. İdam isteklerini kışkırtan devletlûların zihninde çok daha başka şeyler var elbet.

Çocuk istismarı suçuyla mücadele için zihniyet dönüşümü gerekiyor. Aynı zamanda bu suçun diğer suç türlerinden hangisiyle iç içe denebilecek kadar ilişkili olduğunu da göz önüne almak şart. Çocuğun cinsel istismarı eril şiddet biçimlerinden biri olduğu kadar, çocuk kaçırma suçuyla da ilişkili. Kayıp çocuklar gerçeği ve çocuk kaçırma suçlarıyla mücadele dinamikleri de bu bakımdan gözden geçirilmeli. Çocuğun cinsel istismarıyla mücadelenin bir boyutu olarak kayıp çocuk vakalarının izlenmesi gerekiyor. Her yıl binlerce çocuk kaçırılıyor, kayboluyor. Ama biz, kaç bin çocuktan söz ettiğimizi bilmiyoruz. Kaçırılma yöntemleri gibi kaç çocuğun bulunup ailelerine teslim edildiğini de bilmiyoruz. Hangi yöntemler yardımıyla kayıp çocuklara ulaşıldığını bilmediğimiz gibi. Bulunamayış nedenlerinden de, bu kayıp çocukların akıbetinden habersiziz. Zira devlet bizi, kamuoyunu bilgilendirmiyor. Kamu kurumları, yetkili birimler yani devlet kendisi biliyor mu, onu da bilmiyoruz.

Suçla mücadeleyi zorlaştıran etkenlerden biri de sorunun kapsam ve mahiyetini anlayıp, adlandırıp izlemek için gerekli olan somut sayısal verilere sahip olmayışımız. Düzenli tutulup periyodik olarak kamuoyuna ilan edilmesi gerekiyor kayıp çocuk vakalarının. Kaç kayıp çocuk var? Her yıl kayıp çocuk sayısındaki artış oranı nedir? Kayıp çocukların kaçı sağ olarak ailelerine teslim edilmiş? Kaç çocuk cinsel saldırıya uğratılmış? Kaç kayıp çocuk hayattan koparılmış? Emniyet ve adliye kayıtları, bu sorulara cevap bulabileceğimiz şekilde düzenli istatistikler halinde raporlaştırılmalı ve kamuya açık olmalı. Ki medya ve sivil toplum kamu çalışmalarını denetleyebilip, sivil baskı metotlarıyla yanlışların düzeltilmesine katkı sunabilsin.

En kıymetli varlığımız, çocuklarımızı bu kayıp istatistiklerinde bir sayıdan ibaret görmek çok acı olsa da sorunun çözümü için doğru politikalar üretmek açısından gerekli. Mesela TÜİK verilerine göre 2008-2016 yılları arasında kayıp çocuk sayısı 104 binin üzerinde. Peki, sonraki iki yılda kaç kayıp çocuk var? Akıbetleri hakkında bilgi içermeyen ve sorunu hayli gecikmeli eskimiş bilgilerle takip etmeye yol açan bu yetersiz verilerle kaçırılan, kaybolan çocukları bulmak da, cinsel istismarı önlemek de mümkün değil. Her gün yenilenen veri bankası kurmak hiç de zor olmadığı halde, kayıp çocukların kısa sürede, başına bir şey gelmeden bulunmasını da kolaylaştıracak bir kayıt sistemi neden oluşturulmaz? Varsa böyle bir kayıt sistemi neden halkla paylaşılmaz? Bilme hakkı kadar önemli sayılacak bir başka açıdan da gerekli, verilerin kamuya açık olması. Halkın desteğini kazanmak için gerekli, hem sayısal veriler hem de kayıp çocukların eşgali ve beden özelliklerini bilmek. Kayıp çocukları bulmak için halkın desteğinden yararlanmak gerektiği halde neden bu yöntemler kullanılmaz?

Araştırma ve soruşturmaların profesyonel ekiplerle yürütülmesi gerektiği halde neden kayıp çocukların aranmasında uzmanlaşan ekipler artırılmaz? İstismar, cinayet veya başka sonuçları önlemek için ilk saatlerin kritik önemi bilindiği halde olay yerine ilk gidenler neden afet arama kurtarma ekipleri olur? Doğal afet ile kriminal bir eylemde kayıp arama yöntemleri arasında belirgin farklılıklar olduğu halde. Kriminal izlerin silinmesine de yol açacak halk aramalarının, bu konuda uzmanlaşmış emniyet ve jandarma personeli liderliğinde yürütülmesi kaç çocuğun hayatını kurtarır? Kayıp-kaçırılmış çocukları sağ salim bulmayı kolaylaştıracak yöntemler neden geliştirilmez?

Deli sorular takılıyor insanın aklına. Mesela Ağrı’da kaybolan Leyla 17’inci günde bulundu. Yazık ki, adli tıp verilerine göre kaybolduktan 8-10 gün sonra ve açlıktan öldüğü açıklandı. Yürek dayanır mı bu ihmale? İhmal değilse beceriksizlik. İş bilmezlik. Köyün sadece üç kilometre uzağında cenazesi bulunmadan önce Leyla’ya sağ olarak ulaşmayı önleyen etkenler nelerdi? Ama yine de kaçırma ve cinayet üzerinde durulmasına rağmen soruşturma gizli yürütülüyor. Son yılların adli modası böyle. Peki Leyla’nın nasıl olup da bulunamadığı soruşturmaya dahil mi? Yoksa bu gizlilik, çocuğun günlerce bulunamayışı ve hemen ailesinin yanı başında aramaların sürdüğü yerlerde olduğu halde bulunamayışından kimlerin sorumlu olduğunu gizlemek için mi?

Aynı şekilde Polatlı’da Eylül aranırken de pek çok hata yapılmış olmalı. Gene evinin yanında kaybolduğu halde komşunun arabasındaki izlere ilk saatlerde ulaşılıp belki de sağ bulunmasını engelleyen etkenler nelerdi? Çocuğun kaçırılması ya da zorla alıkonulmasını takip eden ilk saatlerde sağ salim bulunma imkanları nasıl olur da geliştirilmez? Eril şiddetin, en yakınındaki kadın ve çocukları hedef aldığı gerçeğini emniyet nasıl olur da gözardı eder? “Ama”ları aile, akraba, komşu gibi yakın çevreden başlatıp, soruşturmayı neden yönde derinleştirmez emniyet? Bu soruların cevabı da mı, cezasızlık ve gizlilik? Sorumluların kusur, beceriksizlik, ihmal, suistimal yönünden sorgulanıp gerektiği şekilde cezalandırılmaması da tıpkı indirimler gibi hadım ve idam safsatasıyla suçluların serbest, suçun cezasız bırakılması kadar engelliyor mu, çocuğun cinsel istismarı ve çocuk kaçırma suçlarıyla mücadeleyi?

Tabii İstanbul Küçükçekmece Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaşanan “115 hamile çocuk” davasında zanlıların ifadelerinde yer alan “sağlık bakanlığı talimatlarını yerine getirdik” beyanı takılıyor aklıma. Bildirim zorunluluğu dışında bilmediğimiz başka bir talimatı mı var Sağlık Bakanlığı’nın? Şüphesiz mahkemenin ara kararı da bazı sorular getiriyor akla. Başhekim yardımcısı ve Sosyal Hizmet uzmanı tutuksuz, denetimsiz hatta yurt dışı çıkış yasağı getirilmeden ve duruşmalara katılma mecburiyeti kaldırılarak yargılamayı sürdürme kararı biraz tuhaf değil mi? Suçu açığa çıkarıp, bildirim yükümlülüğünü yerine getirerek, çocuk istismarı suçunu ilgili birimlere ve kamuoyuna duyuran sosyal hizmet uzmanı neden mahkemeye zorla getirilecektir? Çocuk istismarı suçunu bildirmek mi suç olan? Sanıkların uyguladıkları söylenen sağlık bakanlığı talimatının içeriğini mahkeme heyeti merak edip davaya dahil eder ve bizi de bilgilendirir mi acaba?

Bunlar hep gündemde olacak sorular ancak şu an cevap aramaktan çok dua etmeye ihtiyacım var. Şimdi Hatay’da Ufuk, Diyarbakır Silvan’da Yusuf ve Siirt Pervari’de Salih için aramalar sürerken aynı hataların tekrarlanmaması, sağ salim bulunmalarına duacıyım. İzmir Tire’de yine jandarma ve AFAD ekiplerinin arama kurtarma çalışması başlattığı öğrenilen Rüya bebek ve anneannesi gibi binlerce kayıp çok dahil duama.

.

Facebook Yorumları

Kod8
13.12.2018
Kent yaşamı için kadınlar ve hak savunucuları
11.12.2018
Fişlemenin resmileştiği ülkenin değerler eğitimi
6.12.2018
Hak verilmez teslim edilir
4.12.2018
Engel biziz
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8