Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık


5.9.2018 - Bu Yazı 176 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sırf artık kendileri devlet olduğu için devlet suçlarını araştırmak, suçluları yargılamak yerine Cumartesi Anneleri'ni suçlu ilan edip oturma eylemini yasaklamak yoluna gittiler. Parti ve yöneticiler böyle de ya birey olarak dindarların durumu ne? Biliyorum birey olan dindar mı var, diyeceksiniz ve haklısınız. Sorun tam olarak bu.

Cumartesi Anneleri ve 700’üncü hafta üzerine çok yazılmış, söylenmişse de hep bir yarım kalmışlık hali. Söylemekle yetinip yeterince eyleyemediğimizden… Dile kolay yirmi üç yıl süren direniş… Kaç hükümet, kaç başbakan, kaç içişleri bakanı geldi geçti, anneler istedikleri cevabı alamadan? Bu kaçıncı ekonomik kriz, döviz kuru, altın fiyatı, işsizlik ve enflasyon oranları kaç kere alt üst oldu, indi çıktı? Ülkenin bütçesi de, cari açığı da hep değişti ama değişmedi annelerin her cumartesi Galatasaray Meydanı’na gelişi. Meydana gelirken verdikleri dolmuş ücreti bile paradan atılan sıfırlarla değişti. Milyonlar lira oldu, binler kuruş. Hatta otobüs bileti gitti Akbil geldi. Şimdi o da yok İstanbul Kart’a para yüklüyorlar nicedir, sessiz çığlıklarıyla oturma eylemine gidebilmek için. Çocuklar büyüdü, büyükler yaşlandı, yaşlılar öldü. Berfo Ana gibi hesabı mahşere kalanlar çok. Zaman içinde eylemi destekleyenler bile değişti. Hatta dünün destekçileri, bugünün yasakçılarına dönüştü.

İnsan düşünmeden edemiyor Kürtler mesela iktidar veya iktidar ortağı olsa devletin dönüştürücü gücüne direnebilir mi? Yoksa onlar da şimdi destekledikleri Cumartesi Anneleri’ni yasaklama yoluna mı gider? Sol, iktidar olsa tıpkı bugün Süleyman Soylu gibi terör örgütleri tarafından istismar edildiklerini söylemeyeceğinin garantisi ne?

Sebat demiş Tanıl Bora ve eklemiş “vakur kelime”. Kuşkusuz kelime kadar vakur ve aynı zamanda politik eylem, devlet suçu karşısında sebat. Peki eylemin süreğenliğiyle boy ölçüşen devlet tavrına ne demeli? Sebat değil her halde olsa olsa inat denir ama bu inat, gücünü nereden alır? Farklı partiler, farklı politikalar hatta yüzeysel bakışla farklı kimlikler ve değişen devlet aklı görüntüsüyle karşılaşırken, gözaltında kaybedilenlerin yakınlarına cevap vermeme inadının da bir adım öteye geçip yasaklanmalarını neyle izah edebiliriz? Devlet şiddetiyle kaybedilenlerin ailelerine de devlet şiddetinin reva görülüşünü herkes farklı şekillerde açıklıyor. Ben de dindarlar açısından, ülkemiz dindarlık algısını biraz deşerek anlamaya çalışıyorum.

Bu dinin peygamberi, sosyal ve ekonomik adaletsizliğe direncin sembolü. İktidar sahiplerinin hak ihlallerini, usul haline getirişine itiraz eden en güçlü ses olup devirdi o iktidarı. Zenginlik ya da soya-sopa dayalı gücün usulsüzce çeteleşerek kurduğu iktidarla halkı haraca kesmesine karşı direnişle başladı, Hz. Muhammed’in peygamberliği ve öyle de sürdü. Kur’an’ın emrettiği gibi “dinine sımsıkı bağlanıp onun üzerinde sebat etmek” yerine devlet otoritesine sımsıkı bağlanıp onun üzerine sebat eden bir dindarlık çıktı asırlar sonra karşımıza. İktidarın kimliği, yönetim prensiplerini çiğneyerek iktidarını sürdürmeye sevk etti dindarları. Hani şu “alnı secdeye değen” tanımı namazda selam verdikten sonra en şedid emirlerle insana haksızlık edilmesini görünmez kıldı. İnsanın dili varmıyor ama yine de söylemek gerekiyor ki her türlü adaletsizlik ve haksızlık eğer gerçekleştiren iktidar dindar ise meşru görülür oldu. Haksızlık yapan kendisinden olsa ve şahitliği, kendisine zarar verecek dahi olsa adil şahitlikle emrolunanların bugünkü hal-i pür-melali, dış düşmandan kaynaklanmıyor gayet yerli ve milli.

Sırf artık kendileri devlet olduğu için devlet suçlarını araştırmak, suçluları yargılamak yerine Cumartesi Anneleri’ni suçlu ilan edip oturma eylemini yasaklamak yoluna gittiler. Parti ve yöneticiler böyle de ya birey olarak dindarların durumu ne? Biliyorum birey olan dindar mı var, diyeceksiniz ve haklısınız. Sorun tam olarak bu.

Müslüman toplumlarda çarpıtılıp adeta tersine çevrilmiş şey, insanın birey olamama hali. Allah karşısında hesabını birey olarak vereceğine inanan Müslüman dindar, hesabını vereceği hayatı, birey olarak yaşaması, alimlerce engellenmiş kişidir. Hilafeti saltanata dönüştürmenin aracı önce bireyi yok etmek oldu. Zira Peygamberimiz ve ardından gelen dört halife döneminde biat bireysel bir politik kabuldü. Ama saltanat söz konusu olduğunda birey yok olup yerini kitleler, cemaatler aldı. Geçmişte ve hatta günümüzde teologların, tarikatların kurup sürdürdüğü bu kolektif ruh hali Siyasal İslam’ın da hoşuna gitmiş. Kitleyi yönlendirmek özgür bireyi yönlendirmekten kolay olduğu için tıpkı “hayali cemaat” olan ulus bilincine benzer şekilde yine hayali bir cemaat olarak “ümmet bilinci” üzerine kurmuş ideolojisini.

Siyasal İslam’ın bir kolu olarak Milli Görüş gömleğini çıkaranların ve henüz çıkarmamış olanların hâlâ ortaklaştığı o kolektif algı bireyi görmezden geldiği için bireysel sorumluluk kavramını da sadece ahirete öteliyor. Kolektif sorumluluk da aidiyete karşı yüklenilmiş halde. Davaya, partiye derken iktidara ve günümüzde artık iktidar devletin tüm kurumlarının tek söz sahibi olduğu için tıpkı eski hanedan mülkü anlayışında olduğu gibi doğrudan doğruya sadece devleti yöneten tek kişiye karşı sorumlu. İnancı ne olursa olsun hak sahibi olarak insanı önceleyen ve o insanın hakkını elde etmesi sorumluluğunu doğrudan doğruya bireylere yükleyen dinin dindarları artık kurumu önemseyen, insanı görmezden gelen bir inancın sahipleri.

Cumartesi Anneleri için olduğu kadar kadınlar için de kurumu önceleyerek hüküm veriyor dindarlar. Cumartesi Anneleri karşında kurum olarak öncelenen devlet ve kadın sorunları veya kadın hakları açısından ise kurum olarak öncelenen aile. Çocuk istismarı ve diğer cinsel suçlarda da saldırıya uğrayan insan karşısında öncelenen kurum ise suçla itham edilen “erkeklerin saygınlığı”. Evet, erkek saygınlığı da devlet yönetimi gibi kurumsallaşmış bir otorite, dindar algıda.

Birey olamayan, bireysel sorumluluk alamayan insanlar yetiştiren dindar algı, iradesiyle eyleme geçmek yerine sorunları Allah’a havale eden toplumlar yarattı. Görülen her yanlış, insanlar yani kendi sorumluluğunu idrak etmiş birey tarafından, zamanında müdahale edilerek değiştirilmediğinde normalleşiyor. Nesillerden nesillere aktarılan yanlışlıklar dizgesi böyle böyle çıktı karşımıza.

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8