Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji


15.9.2018 - Bu Yazı 258 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Muhafazakâr aydınların gösterdiği hedefler doğrultusunda açıkça değil ama sinsice, yavaş yavaş, alt yapısını kurarak, ileride eve yollamaya niyetlendikleri kız çocuklarını ve genç kadınları, erkeklerle eşit olmadıklarını gözlerine sokmak için ayrı dersliklere, ayrı binalara, ayrı zaman dilimine gönderiyorlar. Cinsiyet ayrımcılığını, kendi din algılarının bir parçası yapmış halde topluma dayatan iktidar çevrelerinin tek hedefi cinsiyet eşitliğinin savunulmasını önlemek.

Biyoloji ve sosyoloji arasında ilişki kurmak çılgınca geliyor çoğu insana. Sosyo-biyoloji, birçok sosyolog tarafından, sosyolojik olmayan bir sosyoloji teorisi olarak isimlendiriliyor. Zira var oluşundan itibaren sosyolojinin temel ilkesi sosyolojik olguların, sosyolojik faktörlerle izah edileceği yönündedir. Neo-Darwinci, evrimci teoriye genleri taşıyarak katkıda bulunan bu yeni sosyolojik teorinin kökenleri biyo-metrik sosyolojiye dayanır. Irkçı, cinsiyetçi sosyoloji teorilerini güncelleyerek zamanımıza aktarır. Sansasyonel iddialarla gündemde kalmayı başaran Edward O. Wilson’ın başını çektiği bu teoriyi tartışmak değil niyetim. Türkiye’de politik muhafazakârlığın, karşısında kendisini savunma pozisyonuna çektiği Batı medeniyetine ait bilimsel teorilerden hiç de uzak kalamadığını göstermeye çalışacağım. Şüphesiz bu teorinin güncellenmesiyle Avrupa ve dünya genelinde muhafazakâr politikaların ırkçılığa doğru yönelişi ve yükselişi ile ülkemizdeki muhafazakâr yükseliş arasında paralellik olduğu dikkatimizi çekecektir. Tek farkla ki dünya genelinde göçmen karşıtlığının itici gücü oluşturduğu bu yükselen ırkçılık bizde kadın konusuna odaklanarak ve aileyi kutsayarak kendini göstermektedir.

Ülkemizde muhafazakar düşüncenin dayanaklarını oluşturan aydınlardan sadece birinin yaklaşımlarını örnek vermek yeterli bu konuda. Kendi entelektüel kimliği ve hayat tarzıyla tümüyle çelişmesine rağmen kadına evi işaret ederek toplum dışına ötelenmesini sağlayacak politikalar üretilmesini öneren Samiha Ayverdi’nin şu sözleri üzerinde biraz düşünelim.

“Bugün yalnız biz değil bütün dünya, aile anlayışını bir kara mangır gibi harcamış olmanın ıztırab ve çilesi içinde kendi kendisiyle boğuşmaktadır. Gene hem biz hem bütün dünya, işlediğimiz bu manevi cinayetin cezasını çekmekte olduğumuzu anlamış bulunuyorsak, aile denen o medeniyet yuvasına, kıyamete kadar buyruğu yürüyecek klasik nizam ve disiplini temin etmek yoluna gitmeyi düşünmekten gayrı ne yapabiliriz?”

Bu soruyla Samiha Ayverdi, yalnızca kültürel muhafazakarlık değil politik muhafazakarlık için de aileyi ilk hedef olarak göstermişti. Aileyi medeniyetin yuvası kabul ettiğinde Batı kopyacılığı sayarak ötekileştirdiği devlet ideolojisinin aileyi, ulusun temeli sayan anlayışın arasındaki aynılığın yarattığı çelişki nasıl izah edilir?

Ayverdi’nin klasik nizam ve disiplinine kavuşturmak istediği aile, kadının evde olduğu, eğitim ve iş hayatından dışlandığı aile midir? Ulusun temeli olan devletin ailesinde bazı kadınlar, örtülü olmayan kadınlar, toplum hayatına dahil olabildiğine göre, iki aile arasındaki en büyük farkın kadının konumunda yattığı açık. Birisinde kadın tümüyle evdeyken diğerinde devletin çağdaş bulduğu kılıkla giyinen kadın toplum hayatının her safhasında yer alabiliyor. Bu durumda Samiha Ayverdi’nin örtülü kadına da kamusal alanların açılmasını istemesi beklenirdi.

Muhafazakar düşüncenin önde gelen entelektüellerinden biri kabul edilip günümüzde de yere göğe sığdırılamayan Ayverdi, örtülü kamusalı savunmaz. Kendisi de örtülü değildir ve başörtüsünün dinin gereği olmadığını da söyler. Hal böyleyken kadını ve aileyi kavuşturmak istediği nizam, klasik dediği halde bir de ezelden ebede sürecek bir düzen olarak tanımlayıp mutlaklaştırdığı aileye, içindeki kadına ait ve bozulmasında ıstırap duyduğu şeyin ne olduğunu anlamak pek zor değil. Toplumsal cinsiyet rollerinin değişmesinden şikâyetçi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Mesele din değil. İnanç değil. Kuran değil. Politik muhafazakârlık için kadının aileye zimmetlenmesine yol açan anlayışın kökeni ataerki. Kurgulanmış toplumsal cinsiyet rollerinin devamı, temel ilkeye dönüşmüş halde.

Karma eğitimi ortadan kaldırmaya dönük çabalar son yönetmelik değişikliğine gelinceye kadar tedricen uygulanmıştı zaten. İlahiyat fakültelerinin çoğunda karma eğitimden vazgeçilmişti son yıllarda. İmam-hatip liselerinde keza kız imam-hatipler ayrımı uzun zamandır mevcut. Muhafazakâr aydınların gösterdiği hedefler doğrultusunda açıkça değil ama sinsice, yavaş yavaş, alt yapısını kurarak, ileride eve yollamaya niyetlendikleri kız çocuklarını ve genç kadınları, erkeklerle eşit olmadıklarını gözlerine sokmak için ayrı dersliklere, ayrı binalara, ayrı zaman dilimine gönderiyorlar. Cinsiyet ayrımcılığını, kendi din algılarının bir parçası yapmış halde topluma dayatan iktidar çevrelerinin tek hedefi cinsiyet eşitliğinin savunulmasını önlemek.

Karma eğitimi ortadan kaldırmaya yönelirken kendi dindarlıklarını tek gerçekmiş gibi dayatanlar, İslam’ın ilk yüz yılında kadınların camilerdeki konumunu hiç hatırlamıyor. Cami sadece namaz kılınan yer değil o dönemde. Ortaçağ’ın diğer dinlerinde ve toplumlarında da görüldüğü gibi ibadethaneler aynı zamanda hem okul hem kütüphane işlevini de üstleniyor. Hıristiyanlık’ın kilise ve manastırları gibi İslam’ın cami ve mescitleri de eğitim kurumu. Bir fark varsa o da kadınlarla ilgili.

İslamın camilerinde (ilk yüzyıl) kadın, hem yetişkin çağında hem de çocukluk çağında erkeklerle birlikte aynı ders halkasında eğitim görebiliyordu. Hatta kadın erkek, kız çocuğu, oğlan çocuğu karma ders görürken bu karma gruplara ders veren kadın alimler de pek çoktu. Günümüzde muhafazakârların bayıla bayıla izlediği Diriliş Ertuğrul dizisinin en sevilen karakterlerinden “Arabî Hazretleri” tarihi şahsiyet Muhyiddin Arabi’nin hadis hocası Bağdat Camii’nde ders halkasına oturduğu bir kadındı mesela. Ve aynı Arabî, yasaklayıcı açık bir hükmün Kuran’da yer almadığını delil göstererek kadınların imam olabileceğini söyleyen alimdir de.

Sonraki zamanlarda kadınlar camilerden uzaklaştırıldıklarında eğitimin de dışına itilmiş oldular. Ancak Osmanlı’nın son yüzyılına kadar aynı zamanda sıbyan mektebi olan camilerde kız çocukları ile oğlan çocukları on iki yaşına kadar bir arada eğitim görmeye devam etmişti. Dini çarpıtan alim olur da modernleşmeyi çarpık anlayıp anlatan aydın olmaz mı? Biz onun da eksikliğini çekmedik şükür. Abdülmecit döneminde modernleşmenin gereği olarak (?) kız okulları ile erkek okulları, İngiliz kolejlerine özenerek ayrı ayrı düzenlenmişti. Cumhuriyet, karma eğitim mecburiyetini getirdikten sonra değişti bu çarpık modernlik de.

Ancak muhafazakar düşünce değişmedi. Kuran’ın hilafına olan cinsiyet eşitsizliğini dinin gereği gibi anlayıp anlatma ve bu doğrultuda politika üretmeye devam ediyor. Irkçı sosyoloji teorileriyle pek örtüşen fikirler üretmeye de. Ayverdi, siyasi ve sosyal politikalarla zorunlu kılınan kültürel dönüşümü, hayatın döngüsü içinde kendi doğallığıyla gelişen kültürel değişimden ayırt etmeksizin tedavisi zorunlu bir hastalık olarak görür: “Zaman zaman vücutlar gibi cemiyetler de hastalanır. Uzviyetin hasta düşmesi, terkibimizi dokuyan unsurlardan birinin hakkını ve haddini tecavüz etmesi değil midir? Şu halde aynı kanunun tesirlerini cemiyet bünyesinde de aramamız lazımdır. Her cereyan, her hamle, her inkılap dalaletten kurtulamaz. Binaenaleyh mesele, dalaletin teşhisi ve tedavisi zaruretidir.” Muhafazakâr Düşünce Dergisi sayı 41-42 Kadın dosyası olarak kitaplaştırılmıştı. İçerik bütünüyle klasik aile nizamının yeniden kurulması, bunda kadına düşen rol ve kadının bu yönde eğitimi için alınması gereken politik tedbirler önerisi taşır. Biz ve diğerleri farklılığı muhafazakar aydının düşünce temelinde Batı medeniyetini ve bu medeniyeti gerçekleştirme hedefine sahip devlet ideolojisini ötekileştirmek üzerine kurulmuş savunmacı bir yaklaşıma sahiptir. Dergi içeriğini kaleme alan kadınlar da her biri entelektüel faaliyet sürdüren, eğitimli, meslek sahibi kişiler olmalarına rağmen kadının yerinin evi ve kariyerinin annelik olduğu söyleyebilmekteler. Politik muhafazakârlık, mensuplarını riyakâr dindarlığa sürükleyen bir zehir…

Dinin devrimci özünden uzaklaştığı ölçüde dindarın, politik çıkarını din gibi sunması eski hastalık. Hayatın gerçeklerinden de tümüyle kopuk yaşanabileceği hülyasında. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişin ve bilgi çağına ulaşmış olmanın kadın hayatına da yansıyacağı hiç düşünülmüyor. İbn-i Rüşt’ün Platon’un Devlet’ine yazdığı şerhinde “toplumun yarısı (kadınlar), iktisadi hayatın dışına itilirse toplum, fakirleşir” demesi de bizim bugünün muhafazakârlarının, muhafaza etmek istediği kültürün bir parçası olamamıştır. Tıpkı Arabî’nin “kadın imam olabilir” açıklaması gibi. Çünkü korunmak istenen şey din değil, kültür değil; ataerkinin cinsiyet rollerini muhafaza etmek istiyorlar. Karma eğitim karşıtlığının temeli de bu nedenle cinsiyetçilik ve tam da sosyo-biyoloji teorilerinin yeniden gündeme gelişiyle, ırkçılığın, faşizan yönetim anlayışlarının yükselmesiyle örtüşme halinde.

.

Facebook Yorumları

Kod8
11.12.2018
Fişlemenin resmileştiği ülkenin değerler eğitimi
6.12.2018
Hak verilmez teslim edilir
4.12.2018
Engel biziz
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8