Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?


20.11.2018 - Bu Yazı 126 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Kadir Mısıroğlu gibi siyasi bir kişiliğe resmi nitelikli ziyaret hakkında görüşlerini de bildirdiği bu konuşmada Cumhurbaşkanı'nca “gençlik üzerinde yapacağımız çalışmalar bizi geleceğe taşıyacaktır” ifadesiyle birlikte gençlere dönük mesajlar vermesi de ayrıca tevafuk olmuş.

Yakın tarihimizin çokça tartışılan belli başlı konuları herkes tarafından bilinir. Lozan başta gelmek üzere Bandırma Vapuru’nun niteliği, Vahdettin’in Mustafa Kemal’e emaneti dahil bu spekülatif tartışmaların bir ucunda hep Kadir Mısıroğlu’nu görürüz. Resmi tarih görüşünün de nesnellikten uzak, doktriner bilgi sunuşuyla çocuk zihinlerini şekillendirme aracı kılınması; spekülasyonların diğer ucunda da tarih tasarımı yapılıyor olması ve anılan bu tartışmalı konuların nesnel ve belgelere dayalı, sebep-sonuç ilintisiyle değerlendirilmesi bahsi, diğer başka yazıların konusu olmak üzere, bugün meşhur ziyarete dair yapılan açıklamanın düşündürdüklerini yazmak istiyorum.

Resmi tarih görüşlerine alternatif bilgi üretirmiş gibi sunduğu tarihi dayanaktan yoksun, delillendiremediği iddialarıyla hak ettiğinin çok ötesinde şöhrete kavuşmuş insanlardan birisi, Kadir Mısıroğlu. Şöhreti kendisinin olsun kimsenin gözü yok. Ancak geniş muhafazakar-dindar kesimin tarih algısını ve bu algıya dayalı siyasi pozisyon alışını etkileyen isimlerden. Ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın resmi kıyafetiyle ziyarete, kurumsal temsiliyet niteliği kazandıran, cübbesi ve sarığıyla gitmesi de önemli.

İlk çok partili hayat denemesi günlerinde, o günün siyasi pozisyon alışlarıyla ilişkili olsa dahi Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’in asker kişilerin meclise (BMM- zira henüz başına Türkiye ismi konmamıştı ve bence parlamentonun en güzel isimlendirmesiydi) üniformalarıyla girmesini yasaklayışını hatırlattı bu üniformalı ziyaret. Günün şartları gereği burada bir parantez açıp tarihçi deformasyonuyla, soyadı kanunu öncesinde geçen olaylardan bahsederken soyadlarını kullanmayışım nedeniyle Atatürk yazmadığımı belirteyim. Bugünkü garip politik tutuma benzetilmesin. Neyse çok dağıtmadan konuya devam edeyim. Kemal Karpat’ın devleti “yarı askeri, cumhuri, diktatorya” olarak tanımladığı bu yıllarda işte o tanımdaki askeri niteliği “yarı”ya indiren kıymetli uygulamayı hatırlattı. Darbeler döneminde -ki güya Atatürkçülük adına yapılmıştı bu darbeler- ilk kaldırılan Atatürk politikalarından birisi oldu ne yazık ki. Askerin sivil siyaset üzerindeki baskısını kırmaya vesile olmuştu, generallerin üniformayla meclise girişinin yasaklanması. Kısa sürdü maalesef ve malum -artık ne iktidar ne muhalefet hoşlanmasa da bu kelimeyi duymaktan, inatla söylemeye devam edeceğim- askeri vesayet sürecini yaşamıştık..

Benzer politik yaklaşım izlenimi verdi, Diyanet İşleri Başkanı’nca üniforma niteliğindeki, kurumsal kimliğin gereği cübbesiyle özel olduğunu iddia ettiği ziyaret. 9 Kasım’a rastlatılması da etken bu algıda. Kıyafeti de… Diyanet İşleri Başkanı, dost meclisinde kurumsal kıyafetini kullanmıyordur herhalde. Dolayısıyla bu konuda bir boşluk varsa mevzuattaki eksiklik giderilip başkan sıfatıyla yaptığı görüşmeler dışında cübbesini kullanması engellenmeli. Zira şimdi din devleti görünümü verilmesine sebep oluyor. Laiklikle sorunlu, Medeni Kanun’a muhalif kesimlerin devletin niteliklerini değiştirme hevesi teşvik edilmiş gibi görünüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Diyanet İsleri Başkanlığımızı siyasi tartışmaların malzemesi yapma girişimlerini tasvip etmediğimi belirtmek istiyorum” sözleriyle geçiştirilemeyecek kadar önemli yani. Cumhurbaşkanı, yeni yönetim şemasında artık doğrudan kendisine bağlı, Diyanet İşleri Başkanı’nca yapılan ziyareti kınamak yerine kamuoyunun verdiği tepkileri, tasvip etmediği siyasi tartışmalar olarak sunmuş bu cümleyle. Oysa siyasi tartışma yaratan bu ziyaretin kurumsal niteliği. Tepkiler ve tartışmalar değil Ali Erbaş’ın sivil giysiler yerine kurumsal temsiliyet kıyafetiyle ziyaret etmesi, Diyanet İsleri Başkanlığı’nı siyasi malzeme yapmaktı.

Kadir Mısıroğlu gibi siyasi bir kişiliğe resmi nitelikli ziyaret hakkında görüşlerini de bildirdiği bu konuşmada Cumhurbaşkanı’nca “gençlik üzerinde yapacağımız çalışmalar bizi geleceğe taşıyacaktır” ifadesiyle birlikte gençlere dönük mesajlar vermesi de ayrıca tevafuk olmuş. Ki bu uygunluk, denk düşme hali, Mısıroğlu’nca yıllardır zihinleri biçimlendirilerek, gerçeklikten kopuk, tarihi olay ve şahsiyetleri ya düşman ya dost algısıyla tanıyan günün karar vericilerinin aynı işlemi günün gençliği üzerinde planladığını açıkça göstermiş. Gençlerle birlikte, gençleri dinleyip anlayarak, gençler için vb. değil “gençlerimiz üzerinde” diyor zira yapılan/yapılacak çalışmalar için.

Ebeveynliği, çocuğun sahibi olmak zannedenlerin ürettiği gençlik politikalarından ne kadar ürksek yeridir. Halk arasında, bu zihniyetteki insanların sıklıkla kullandığı “çocuğunu mümin yetiştirme” saplantısı, dini akideye de, bilimsel gerçeklere de aykırı ve doğrudan varoluşsal soruna işaret ettiği halde karar vericilerin politik tavrının bu yönde olduğu belli, maalesef. Dini akide, imanın öznelliğini işaret eder. Kişinin özgür iradesiyle iman ilişkisini açığa çıkarır. Ancak muhafazakar-dindar kendisini, çocuğunun kalbine ve zihnine imanı, bilgisayara paket program yükler, akıllı telefonuna uygulama indirir gibi yerleştirebilecek kudrette zanneder. Aciz yani “kul” olduğu bilincini unutturan bir kibir yükler dinin muhafazakar yorumu, inananlara. Siyasi karar vericiler de bu hastalıktan sıyrılmış değil. Oysa yapamazlar çünkü sadece sıradan insanlardır. Çocukları da onlardan bağımsız bireyler olarak, ayrı birer insan olduğu için paket programla yetiştiremezler. Ancak başarısızlıklarının sebebini araştırıp nedenlerini idrak etmek de eleştirel düşünmeyi gerektirdiğinden planlarını gerçekleştiremediklerinde çevreyi suçlama kolaycılığına yönelirler.

Çocuğunu mümin olarak yetiştirme gayreti aslında çocukları, gençleri “taklidî imana” yöneltmek hatta inanıyormuş gibi yapmaya sevk etmekten başka bir şey değil. Makbul olan “tahkikî iman” ise düşünmeyi, sorgulamayı eleştirel bakmayı yani ilkin itirazı gerektirir. Fakat bunun için de ait olduğu camianın yönlendirmelerine itiraz edebilecek özgür iradeye ihtiyaç var. Mustafa Öztürk’ün, doğu toplumlarında birey olamama sorununu dile getirdiği köşe yazısı, bu açıdan karar vericilere ilham olmalı. Ancak Cumhurbaşkanı’nın demecinden anladığım kadarıyla hâlâ çocukları ve gençleri, özgür iradeye sahip bağımsız bireyler olarak görmekten uzak, oyun hamuru gibi şekillendirebileceğini zanneden zihniyetin, gençlik politikaları ürettiğini söyleyebilirim.

Sorunun en kötü yanı da AKP iktidarına muhalif duran muhafazakar-dindar kesimin de bireysel özgürlük kavramını duymaya bile tahammül edemeyişi. Bireyin özgür iradesi kavramını “bireycilik” akımıyla karıştırıp onların da gençleri sürüye dahil olmaya yöneltmeleri. İktidar olduğunda muktedir mütekebbire dönüşüyor bu haliyle dindar. Muhalif olduğunda ise muktediri, firavun ilan etmesine rağmen mütekebbir yönü çocuk ve gençlerin iradesini satın alan sürü psikolojisini, din gibi siyasi tercihleri de araçsallaştırarak, sürdürmeye devam ediyor.

Tuhaf şekilde iddia da büyük… Geçmiş medeniyetin sürdürülmesi için gençleri şekillendirme iddiası hakim, iktidarında da muhalifinde de. Taklidî iman gibi bir medeniyet taklidiyle insanı, iradeden soyutlayarak köleleşmeye sevk ettiklerini bilmemeleri mümkün mü?

.

Facebook Yorumları

Kod8
6.12.2018
Hak verilmez teslim edilir
4.12.2018
Engel biziz
29.11.2018
‘Şehrin anası, analar’ devrini açma zamanı
27.11.2018
Sosyo-klinik arıza olarak eşitlik ve adalet karşıtlığı
22.11.2018
Kendimizi emanet edemediğimiz hukuk
20.11.2018
Basit bir ziyaret mi misyon-vizyon sorunu mu?
16.11.2018
Avrupa Ordusu, kime yarar?
15.11.2018
Yeni mücadele alanı uzlaştırmaya direnmek
13.11.2018
İktidarın kadınlara uyguladığı psikolojik şiddet
8.11.2018
Ya saymayı bilmiyorsunuz…
6.11.2018
Hanife’nin katilleri saymakla bitmez!
1.11.2018
İstihdam, ekonomik eşitlik, nafaka
30.10.2018
Yasama maratonu ve nafaka karşıtlarının ikna turları
25.10.2018
Ret edilen EYT önergesinin düşündürdükleri
23.10.2018
Hanımlar beyleri ikna edecek, marş marş!
18.10.2018
Kürtler muhtar bile mi olamayacak?
16.10.2018
İki tabut
12.10.2018
Nafakada yeni politika: Boşanmayın barışın!
9.10.2018
Nafaka çalıştayı, sistem, demokrasi
4.10.2018
Nafakayı 217 yıl sonra konuşalım!
2.10.2018
McKinsey danışmanlığı ve eril şiddet aynı aklın ürünü
25.9.2018
Çakıcı affı ya da siyasetin açmazı
23.9.2018
Aşure mesajı ne yana Alevi açılımı ne yana düşer?
19.9.2018
Siyasetin sağı solu
15.9.2018
Karma eğitim, cinsiyetçilik ve sosyo-biyoloji
12.9.2018
İnsanın primat yanı
8.9.2018
Dünya malı erkeğe ahlak kadına mülk!
5.9.2018
Devleti, otoriteyi put edinen dindarlık
1.9.2018
Çocuk feryadıyla yürütülen kampanya
29.8.2018
Nafaka 'sorun' değil, sorumluluk mecburiyeti
25.8.2018
Sektörde ve dizide taciz
22.8.2018
Gözü yaşlı bayram
4.8.2018
Keşke yürüselerdi, keşke herkes yürüse
1.8.2018
İktidarın kadın haklarıyla imtihanı
28.7.2018
Din-Devlet çatışmasında turnusol: Kadın Hakları
25.7.2018
Devşirilen Din: Milli Görüşten Ulusalcı İslama Evriliş
21.7.2018
İdeoloji ve akçeli işler
18.7.2018
Soykırımın ayak sesi: Assam yeni Arakan mı?
14.7.2018
Patronları ve eril zihniyeti koruma bakanlığı
11.7.2018
Bindiğimiz alamet gittiğimiz…
7.7.2018
Yazar onur için değilse ne için yazar?
4.7.2018
İdam, hadım, kayıplar ve deli sorula
30.6.2018
Rant ekonomisinin düsturu: Çıkınca merdiveni çek!
27.6.2018
Galip sayılır bu yolda mağlup
23.6.2018
Kadınların sandık motivasyonu
20.6.2018
Seçimden önce yardımcısını, ekibini tanıtan kazansın
16.6.2018
Nefisle imtihan sonrası şükür bayramı
13.6.2018
Vesayetin İnce ayarı
9.6.2018
Erdoğan Demirtaş'ı neden desteklemeliydi?
6.6.2018
Cumhur İttifakının seçim vaadi: FETÖ’ye, tacizciye af; Kürde inkâr
2.6.2018
İYİ Parti ve 2K sorunu
31.5.2018
HDP'de organizasyon değil ama moral, motivasyon yerinde
30.5.2018
Seçim beyannamelerinde kadın ve eşitlik -2 - CHP
23.5.2018
Kadınların alkışını sadece HDP hak ediyor
16.5.2018
Bitmeyen şarkı: Adalet arayışı ve seçim ilişki
12.5.2018
Ey siyaset! Kadın hakları tali mesele değil...
9.5.2018
Münafıktan tövbeye arka bahçe seçim yatırımları
5.5.2018
Akşener, milliyetçilik ve HDP karşıtlığı
25.4.2018
Erdoğan neden seçilmemeli?
21.4.2018
Baskın, her zaman basanın olmayabilir
18.4.2018
Nafaka, istismar, kadın düşmanlığı
14.4.2018
'Çocuk kabul edilen' cinsel istismarın fail tarafı
11.4.2018
Ceza yüz kırk yıl olsa ne!
7.4.2018
Dillerin altında ne baklalar gizli
4.4.2018
Deizm sanılan belli ki riyakar dindarlığa itiraz
31.3.2018
Beş yıl kaçana iyi hal indirimi
28.3.2018
'Ankara kriterleri'nin ilki suskun başkent
24.3.2018
Kadın düştüğü yerden kalkarken
21.3.2018
Güncellemeden önce lazım olan hukuk
18.3.2018
Güncelleme 'mihne' olmasın
14.3.2018
Babasız çocuklar diyarı
10.3.2018
New York tekstil grevinden bugüne değişenler, değişmeyenler
7.3.2018
İstismarda hukuki boşluk: Akran şiddeti ve akran deneyimi kavramları
4.3.2018
Komisyon cinsellikle istismarı karıştırıyor
24.2.2018
İstismarın istismarı: Kastrasyon ve zina
21.2.2018
Sapık değil o beyler! İçinizden biri!
14.2.2018
Cinsel şiddeti meşrulaştıran devlet
10.2.2018
İnsana kıymak gibi çocuk hevesini söndürmek
7.2.2018
CHP kurultayından çıkan sonuç: Demokrasinin taşıyıcısı hâlâ sadece HDP
3.2.2018
Bunlar suçsa ört ki ölem
31.1.2018
Acil durumda eril şiddete nasıl müdahale etmeli?
27.1.2018
'Zeytin Dalı' gerçekten memleket meselesi mi?
24.1.2018
‘Kardeşim Esad’a zeytin dalı
17.1.2018
Bir kadın seçildiğinde...
10.1.2018
Diyanete sorular
6.1.2018
Sizin 'kutsal aile'nizdi, o minicik tabutlarla defnedilen
3.1.2018
Hijap baskısı gevşerken ikna odalarıyla İran
30.12.2017
Artık ben bir sosyal vebalıyım
27.12.2017
Sorunlar torunlara havale
24.12.2017
Şeklen Ceditçi zihnen Selefî
20.12.2017
Erkek SMS ile 'boş ol' dediğinde
13.12.2017
Boş ol çirkinliği size ismet hakkı bize
2.12.2017
Bir daha ‘can’ımız yanmasın
29.11.2017
Türkiye'de 137 sığınma evi var, en az 8 bin olmalı
25.11.2017
Eril Şiddetle Mücadele Günü
22.11.2017
Fişlenme değil sevgi gerek çocuklara
18.11.2017
Eril şiddeti kutsuyorsunuz aile bahane
8.11.2017
Örümcek ağı adaletine de hayır
1.11.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-4
28.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - III
25.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar-2
21.10.2017
Kadın karşıtı kardeşlik: Din, bilim ve iktidar - 1
18.10.2017
Kerkük yeni Halep olmasın
14.10.2017
Büyükada iddianamesi ve hukukun olağan işleyişi
11.10.2017
Müftülük nikah yetkisi kimin yararına?
7.10.2017
Acillere acil müdahale ihtiyacı
4.10.2017
Dindarın dinden çıkaran kibri
1.10.2017
Neden o, M.A.A? Ya da kimse masum değil!
27.9.2017
Kürt bağımsızlığında Kerkük düğümü
20.9.2017
Viral eğitimle sürdürülebilir insansızlık mümkün
16.9.2017
Nevin: Hiçbir şeyi gönüllü yaşamadım
13.9.2017
Bizim kahraman savcımız
9.9.2017
Siyasetin ensestle imtihanı
6.9.2017
Ensest magazin veya şöhret aracı mı?
3.9.2017
Doğu'dan yükselen çığlık
30.8.2017
Yıldırım Kemal Şehitliği
26.8.2017
Çekilsin o tuğla yıkılsın duvarlar
23.8.2017
Adını ağzınıza alın artık
19.8.2017
Ey AK Partili! Hayal ettiğin toplum bu muydu?
16.8.2017
Tecridî tedrisat
12.8.2017
Yanlış iliklenen düğme
9.8.2017
Size bu hakkı kim veriyor?
5.8.2017
Edep! Ya! Hu!
2.8.2017
Sözlü beyan eski hastalık
29.7.2017
Müftülüklere nikah yetkisi
26.7.2017
İtaat değil itizal gerek
22.7.2017
Karanlığın rengi
19.7.2017
Bitmeyen 28 Şubat yapmışlar
15.7.2017
Korku dengesi
12.7.2017
Canparemizi İlknur’umuzu bize geri verin
5.7.2017
Nuriye ve Semih 119'uncu günde
1.7.2017
Şeytanı bol olsun
24.6.2017
Ramazandan bayrama kalanlar
21.6.2017
Etik ve demokratik açıdan sivil toplum ve 'Adalet Yürüyüşü'
17.6.2017
Tecavüzcünün ekmeğine yağ sürme!
14.6.2017
Peki ya sosyal kalkınma?
7.6.2017
Kadına yönelik şiddet, dayanışma zorunluluğu ve engeller
3.6.2017
Usule ilişkin sorular
31.5.2017
Demokrasi ve kadına yönelik şiddetle mücadele
27.5.2017
Üzerinde her canın hakkı var
24.5.2017
Ve terörün kazandığı an!
17.5.2017
Savaşın haini barışın mimarı: Siyah Giyen Kadınlar
10.5.2017
Kaza değil, kader değil, cinayet bu
26.4.2017
Yine denetim ve yeni demokrasi arayışı
22.4.2017
Büyük resim ya da asıl komplo
19.4.2017
Ekmek, aş niyetine payımıza düşen çile
5.4.2017
Kerkük, çilesi bitmeyen şehir
1.4.2017
'Hayır'dan sonra yeni anayasadan önce
29.3.2017
Beş yıllığına “anahtar teslim ülke” referandumu
26.3.2017
Değişiklik paketindeki 'iyi şeyler', ne kadar iyi?
22.3.2017
Hak, Adalet ve Vicdan için 'Hayır'
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8