Kürt sorununa çözüm çabalarının tavan yaptığı dönemde, 2010’un sonlarında PKK seçimlere kadar ateşkes ilan etmişti. Kamuoyunda bir umut belirmiş, hatta Öcalan ile devlet arasındaki ilişkilerden haberdar olduğunu iddia edenler ortaya çıkmış ve artık Barış için sona yaklaşıyoruz nevinden haberler fısıldıyordu. Ben o dönemde Güneydoğu’da konuştuğum kaynaklarıma dayanarak PKK’nın Mart ayı itibariyle şiddeti yeniden başlatacağını, en azından PKK’nın bir kanadının şiddeti yeniden başlatacağını yazmıştım. Bunları yazdım diye önemsediğim kişilerden eleştiriler de almıştım. Sonuçta Mart geldi çattı ve PKK eylemsizlik kararını askıya aldı. Çatışmalar yeniden başladı. Bölgede bir gerginliğin olduğu muhakkak.

Tam bu ortamda umutlu olmak ve buna ilişkin yazı yazmak biraz riskli bile olsa bunu deneyeceğim. Çeşitli kaynaklarımdan aldığım bilgiler, umumi manzaraya bakarak çıkardığım sonuçlar, aktörlerin beyanlarına bakınca ben seçimden sonra Kürt sorunu konusunda ciddi ve somut bir ilerleme olacağını düşünüyorum.

Bu noktada Erdoğan’ın Güneydoğu’daki milletvekili adayları siyaseten ona oy getiremeyecek adaylar olabilir. Sanırım Erdoğan bunu bilerek yaptı. Çünkü Kürt sorununu bir an önce çözmek istiyor ve bu konuda orkestrada akort bozukluğu istemiyor. Bölgede AKP’ye oy getirebilecek adaylar aynı zamanda Kürt sorunu konusunda sözü ve farklı görüşleri olan da insanlar. Farklı görüşlerin havada uçuştuğu bir ortamda pratik çözüme gitmenin çok zor olduğunu bizzat yaşayarak anladı Erdoğan açılım sürecinde.

Sanırım Erdoğan hükümetlerinin en başarısız politikası Açılım politikasıydı ve bu nedenle en başarısız bakanı da Beşir Atalay’dı. Atalay, eline aldığı bir işi bitirememiş başarısız bir bakan olarak koltuğunu devretti. Hatta başarısızlığını da “yol kazası” olarak tanımlayarak gitti. Erdoğan bu başarısızlığın ardında Atalay’ın çok kesimle konuşma ve patinaj yapma stratejisinin olduğunu düşünüyor olabilir. Bu nedenle Açılım koordinatörlüğü son dönemlerde fiilen Beşir Atalay’dan alınmış ve MİT’e geçmişti. Anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan MİT başkanı Hakan Fidan’ın sonuç endeksli yaklaşımını kendisine daha uygun bir yaklaşım olarak buluyor ve Fidan ile uyumunu daha önemsiyor.

Bu nedenle de önümüzdeki dönemde Açılım sürecini mecliste ve kamuoyunda çok sesli koro olarak tartışmak yerine daha pragmatik ve hızlı bir şekilde çözmek istiyor.

Bu noktada Öcalan’da kafası karışık olsa da ilginç mesajlar veriyor son haftalarda. Örneğin geçen hafta “Ben devletle görüşüyorum. Burada yürüttüğümüz görüşmelerle Kürt sorununun demokratik anayasal çözümünü amaçlıyoruz. Görüşmelerin nasıl sonuçlanacağı belli değildir. Türk halkı şunu iyi bilmeli, Demokratik anayasal çözümün gelişmesi demek, şiddet ortamının ortadan kalkması ve demokratik birlik-bütünlüğün demokratik kanallarla sağlanması demektir. (…) Ben burada yürüttüğüm görüşmeleri önemsiyorum. Olumlu sonuçları olabilir olmayabilir de. Pratik öneriler aşamasındayız. Gerçekleşirse olumlu gelişmeler yaşanabilir” demişti. Öcalan’dan gelen bu değerlendirmelerden sonra Başbakan Erdoğan’da Öcalan’la devletin yaptığı görüşmelerin iktidarın inisiyatifiyle gerçekleştiğini açıklayarak bir adım daha atmış oldu. Yani sürecin siyasi sorumluluğunu kamuoyuna paylaşarak da deklare etti.

Dün kamuoyuna açıklanan avukat görüşmelerindeyse Öcalan yine tuhaf senaryolar yazmış ama arada ilginç mesajlar da vermeyi ihmal etmemiş. Örneğin Emniyet Genel Müdürlüğü’nü kıyasıya eleştirirken “MİT’i, yani istihbaratı ve genelkurmayı buna katmıyorum” diyerek kendisiyle görüşen kurumları buna katmadığını ısrara altını çiziyor.

Bu çerçevede ben eğer Hakan Fidan kendi kurumuna sahip çıkar ve görüşmelerde kazık yemezse –ki bu her zaman bir olasılıktır- Kürt sorununun şiddete bakan yönü itibariyle sonuç alıcı bir sürecin başladığını söyleyebilirim. Bu arada İsak Alaton’un geçenlerde gündeme getirdiği “Öcalan’a ev hapsi konusunun da “pratik öneriler” bağlamında değerlendirildiğini ve ilerlemeler de kaydedilmiş olabileceği analizi de yapılabilir sanırım. Bu nedenle ben seçim sonrasına ilişkin umutluyum.

Bu arada Öcalan bu hafta da, örtülü bir şekilde, beni tehdit etmeyi sürdürmüş. Artık bu tehditlerin sadece Öcalan’ın kafasının altından çıkmadığını düşünmeye başladım. Nitekim bir yandan MİT ve Genelkurmay ile görüşüyorum diyor bir yandan da beni tehdit etmeye devam ediyor. Burada temel soru şu, Öcalan’ın beni tehdit eden beyanları MİT ve Genelkurmay’dan görüştüğü yetkililerin bilgisi ve hatta yönlendirmesi dahilinde mi yapılıyor, yoksa Öcalan bunu kendiliğinden mi yapıyor? Velev ki kendiliğinden yapıyor. Bu kurumların yetkilileri bana yönelik bu tehditleri önleme konusunda bir girişim ve telkinde bulunuyorlar mı? Bu konuda en azından Mehmet Metiner konusundaki duyarlılığı Hakan Fidan’dan ben de bekliyorum. Bu tehditler ne kadar ciddi ve devletin kurumları bunun neresinde?

[email protected]

  • Abone ol