Tıpkı bir rengin olmamasını istemeye benziyor, kimilerinin özlemleri. Yahut ne bileyim, bir çiçek türünün yeryüzünden silinip gitmesini dilemeye, meselâ.

Mavi ya da kırmızı veya yeşil... keşke hiç olmasaydı bunlardan biri. Yahut gül örneğin, belki papatya, belki de lâle... ne iyi olurdu açmasaydı aralarından bir tanesi, der gibiler bu tutumlarıyla âdetâ.

Şu Taraf çıkmasa, çıkamasa, ah bir yok olup gidebilse; bayram edecek ne çok adam vardır, kimbilir.

Boyuna e-mailler geliyor bana da. Sövmekten alabilmişlerse kendilerini, bu sefer de diyorlar ki: “Hâlâ ne duruyorsun orada”, son dönemdeki ayrılmaları fırsat bilerek. “Bak, falanca falanca gittiler, şimdi de fişmekânca bıraktı, sen ne zaman gidicisin?”

Bütün bunları, sürdürdükleri bir siyasal fikrin, bir dünya görüşünün sözde önü açılsın diye yapıyorlar. Varolabilmelerini, muhalif gördüklerinin yok olmasında arıyorlar.

Kırmızı olmadan, bir başına mavi kalmak gibi. Sarı olmadan yeşille yetinmek gibi. Lâlesiz ya da papatyasız bir dünyada, yalnızlığa mahkûm bir çiçek gibi. Ne yapacaksınız, böyle seçeneksiz ve o yüzden de özgürlüksüz “birörnek” bir hayatı, bilmem ki?

Ne kadar da Erdoğan’a benziyorsunuz bu yanınızla. O da tahammül edemiyor muhalefete, sizin gibi. Pakistan Parlamentosu’nda çıktı, ne dedi? “Muhalefetin amacı iktidarı sınırsız eleştirmek ve onu bir an önce iktidardan uzaklaştırmak değildir.” Vay canına! Ya neymiş pekiyi? “Muhalefetin esas işlevi, halk yararına icraatlara destek olmak, yanlış yapılıyorsa doğrusunu söylemektir.” Ba ba ba ba! Nereden nereye, görüyor musunuz?

Dün de uluslararası reyting kuruluşu S&P’ye attı postasını, “Ankara Kriterleri”ne ricat edeceğini söyleyerek. Bir zamanlar kamuda, özel sektörde, şurada, burada üstüne vazife olmayan teftişlere kalkışmış Cemal Tural adında bir Genelkurmay başkanı vardı. Böyle giderse baktılar ki başa belâ olacak, bir punduna getirip dürüvermişlerdi defterini siyasiler. Galiba Erdoğan da, onun küresel ölçekteki bir versiyonu olacağa benziyor, bu gidişle. Ama yeri gelmişken anımsatalım ki, Ankara Kriterlerinin tecrübe edilmiş, sınanmış en derli toplusu, “Kemalist ilkeler”dir; bilmem anlatabiliyor muyum?

Yani görünen o ki Başbakan, kendi kurup tüzük gereği bir dönem daha seçilemeyecek olduğu partisini, bu üçüncü döneminin sonuna kadar, yine kendisi bitirmeyi iyice kafaya koymuş anlaşılan. AKP’lilerse, patronlarının iki dudağı ucunda olarak, âdetâ bir işletmenin asgari ücretli işçilerininki gibi yetkisiz ve etkisiz eğretilikleriyle; n’apsın garibanlar, bön bön seyretmekle yetiniyorlar, olup biteni sadece.

Gene size dönersek, bre ey Muhteremler! Bu hükümetin gelmesini gitmesini bu gazeteye bağlayacak kadar, kavrayamadınız mı gerçekten dünyanın ve ülkenin sosyo-politik değişimlerinin kaç bucak olduğunu?

AKP’yi ortaya çıkarıp vareden faktör, sizin köhnemiş hurda yapınıza yeni yaklaşımlarla seçenek olmasıydı. Şimdi ise artık o da, söyleyeceğini söylemiş yapacağını bir yere kadar yapmış olarak, tıpkı sizin gibi eskimeye yüztutmuş görünüyor.

Ancak açmazınız odur ki, onlara politikalarını aşan bir başka “yeni” ile değil, karşılarına daha önceki enkazlarınızla çıkmaktasınız ki, bu da geleceğe dönük bir umut oluşturmuyor kimsede.

İşte o nedenle, değişimleri desteklemek ile, hem sizin ve artık hem de hükümetin yanlışlarını görüp söylemek, bu defa da bizim varlık sebebimiz oluyor.

Belli ki, Taraf’ın nerede durduğunu da konumlandıramıyorsunuz bir türlü. Ben kendimi yetkili görmediğim için gazetenin değil, ama kendi köşemdeki alan kadarlık olanını anlatırsam, derim ki; geçmişiyle istisnasız her konuda yüzleşebilmesi için bütün bildik değer yargılarını yeryüzünün yeni verileri ışığında yeniden ele almasını önererek, değişimini sürdürmesini istiyorum, Türkiye’nin. Bu değişimin Liberal-Sol bir alaşım çizgisinde biçimlenmesinin yerinde olacağını düşleyerek, bundan sonra böylesi bir siyasanın galebe çalmasını ümit ediyorum. Lâkin bu sol, sizin sözde öyle görünen, ama aslında “Kızıl Elma Koalisyonu”nun bir parçası olan faşizan anlayışlarınıza bilesiniz ki hiç uymuyor.

Siz muhtemelen o liberallikleri de küçümsüyor ve yadırgıyorsunuz, ama “Şair Baba”nın

     “Bir ağaç gibi tek ve hür

                 Ve bir orman gibi kardeşçesine”

diyerek şakıdığı hasretini, Cyrano’varî tiratlara teşne retoriklerle mangalda kül bırakmadan okuyorsunuz; amma velâkin, gri hücrelerinizi kapalı tutarak nedense.

Oysa, bir ağaç gibi tek ve hür olmak, liberal değerlerle hem-hâl bir bireyin harcı olabilir ancak. Ve bir orman gibi kardeşçesine ortam da, işte özgür olmanın bilincine ve hazzına varmış o bireyin, toplumun diğer özgür bireyleriyle eşit, adil ve hakkaniyetle üleşeceği toplumsal bir hayatı; sınırları, bireyselliğini asla yitirmeyecek olduğu ilkelerle çizilmiş, sosyalist, yani demokratik sol değerlerin de devreye girmesiyle mümkün olabileceğinin sentezine varmakla gerçekleşebilecektir.

Kellim kellim layenfa!

Örneğin geceleri seyrine kapıldığımız gökyüzündeki yıldızlar var ya, aslında kâinatın bir muzipliği olarak, sönmüş olup artık orada olmadıkları hâlde, bize ulaşan ışıklarının gelmeyi sürdürmesi sayesinde varmış gibi görünürler. Bitiş çizgisini çoktan geçip sermayesini tüketmiş köhne siyasetlerin bu hırçın çocukları da, tıpa tıp işte bu yitik yıldızlara benzerler.

Onlara sorarsan vardırlar. Hayata ve doğaya sorarsan yokturlar.


[email protected]

  • Abone ol