İmanın giriş kapısının şifresi iki kelimeden oluşur. User: İlah yoktur. (La ilahe)


Password: Allahtan başka. (İllallah)

Yani imanın ilk şartı ateist olmaktır. Bağıra bağıra Tanrı yoktur demektir. İkinci adımı ise daha yüksek sesle Allah’ın tek olduğuna inandığını beyan etmektir.

Sevgili Peygamberimize peygamberlik geldiğinde, Allah’ın mesajlarını tebliğ etmesi gereken kitle ateist değildi. Hepsi koyu dindardı. Dinlerinin tonlarca tanrısı vardı. Hazreti Muhammed’in önce onları varolduklarına inandıkları onlarca tanrının olmadığına inandırması ve “La ilahe” demeye ikna etmesi gerekiyordu. Putlarını kıran, adeta mıntıka temizliği yapan bir kafa ancak “illallah” diyebilirdi.

Namazdan önce, oruçtan önce, hacdan önce, zekâttan önce, içki yasağından önce ilk Müslümanlar ateist oldular. Önce Tanrılarını inkâr ettiler.

Bu durumda; Sevan Nişanyan gibi bir ateist, cahiliye döneminin kudretli savaşçısı, aslan avcısı Hamza’dan imana daha yakındır. Mıntıka temizdir. İman şifresinin yarısını kendi çabasıyla hâlihazırda bulmuş ve beyan etmiştir. Geriye yarısı kalmıştır.

Bugünlerde Hazreti Muhammed’e (SAV) daha önce de Allah’a (CC) hakaret eden yazılarından dolayı sert tepkilere maruz kalan Nişanyan aslında iman konusunda yolu yarıladığının farkında. Nişanyan’ın yazdıklarını okurken; Türk filmlerinde daha önceden yaşadığı travmalardan dolayı aşktan korkan ve deli gibi âşık olduğu adamı kendisinden uzaklaştırmak isteyen, isterken de ipin ucunu kaçıran Türkan Şoray’ın Hale Soygazi’nin ünlü klişe repliğini hatırladım. “Seni sevmiyorum Adnan. Sen benim için bir gönül eğlencesiydin. Fikret’i kıskandırmak için yaptım. Ben bu şaşalı dünyaya aidim, sen ise bir hiçsin, beni taşıyamazsın, dümbelek” deyip bir de üstüne kahkaha patlattığı o meşhur sahne hani.

Adnan ise malum tepkiyi gösterir ve “Kahpe” diye bağırıp Osmanlı tokadını gözleri aşkla dolu kadının yüzüne aşkedip sahneyi terk eder. Bu kritik bir hatadır. Hâlbuki Adnan sabretse, kadının gözlerinin içine baksa, “bize bir şans ver” dese. “Sen sevmesen de ben seni seviyorum, seni aşka ikna etmek istiyorum” dese herşey bambaşka olabilirdi. Tabii filmin hiçbir ticari başarısı olmazdı o ayrı. 

Nişanyan’ın mahalleye girmiş sarhoş narası misali bağıra bağıra yaşamak istediği ateizmi pek centilmence değil, evet. Pipisini herkese göstermek isteyen erkek çocuk heyecanında bir özgürlük kullanımı bu. Hele bunu Yanlış Cumhuriyetin endişeli modernleri gibi “Özgürlüklerimizi elimizden alacaklar, yetişin” diye yapması da pek bir tuhaf. “Aptallar inandığınız peygambere bak”ın, “Pis kâfirler cehennemde cayır cayır yanacaksınız”dan da pek farkı yok. Böyle konuşulan bir toplumda ne demokrasi olur, ne diyalog, ne kapı önü, ne market sırası, ne asansör sohbeti...

Ama yahu bir düşünelim: biz Müslümanların da ateistlerle birlikte yaşama kültürü var mı? Her şeyi düşünen atalarımız, gayrımüslimlerle birlikte yaşayacağımızı hesaba katmışlar ama gün gelecek birileri de ateist olacak diye hiç düşünememişler. Ateist bir adam da bütün hayatını dininize saygım sonsuz samimiyetsizliğinde geçiremez herhalde.

Haydi, şimdi sınav vakti geldi.

Ben diyorum ki Nişanyan gibi memleketteki siyasi putlarından birkaçını devirmiş zeki bir adam “La İlahe” diye bağırınca, bir Müslüman’a düşen, an gelir belki “İllallah” der diye sabırla beklemektir. En azından bizim Allah’ımız böyle davranmamızı ister.

Nişanyanlara da düşenler var ama artık onları da kendi Evrendeki Enerjileri söylesin.


[email protected]

  • Abone ol