İnsanlar, en masum bir yere/şeye/söze Allah'ın, vicdanın 'bak' dediği yerden bakmayınca onu şeytanın gösterdiği gibi görürler. Neticede tabiat boşluk kaldırmayacağı gibi bakış açısındaki 'boşluğu' da birileri doldurur.

Geçen hafta Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven “çocuklarımızın dağa çıkmalarını engellemeliydik, engelle(ye)mediklerimizin ölümüne de ‘görevimizi tam olarak yapamadığımız için öldüler’ diye üzülmeliyiz” mealinde bir konuşma yaptı. Bu insani konuşmayı özellikle CHP-MHP liderleri art niyetli olarak cımbızlayıp “ölen teröriste ağlamayan insan olamaz” lafzından dolayı Bahçeli İHANET, Kılıçdaroğlu da BÖLÜCÜLÜK olarak değerlendirdiler. Oysa konuşmanın bütününden bu art ve kirli niyetli mana ve maksat çıkarılamazdı.

Niyet okuyuculuğunu reddeden biri olarak niye mi ‘art niyet’ diyorum? Çünkü hatırlıyorum; kimileri insanlığı, kardeşliği yerin dibine batıran öyle açıklamalar yapmışlardı da iki Sayın genel başkan GIK bile dememişlerdi.

Hatırlayalım mı?

Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli,

Tolga Işık sadece “çanak anten sayısına bakıp” köşesinde insanımtrakların bile söyleyemeyeceği (Kürtleri kast ederek) “bu bölge insanının ensest ilişkiye meyyal olduğu ve bu çarpık ilişkinin bölgede yaygın olduğu” hezeyanında bulunmuştu. Bırakın vatandaşlığı, yazar kılıklı herifin biri insanlığı ve haysiyetini kundaklayan bu yazısı yayınlanınca biz tepkimizi koymuştuk ya siz neredeydiniz? Buna yalandan da olsa sık sık dile getirdiğiniz o ‘bin yıllık kardeşliğiniz hatırına’ bir çift söz söylemeniz gerekmez miydi? T. Işık’a ne tepki verdiniz bilmek hakkım.

Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli,

Mümtaz Soysal "Kürtlere mübadele uygulayalım' derken çok mu insani ve yasal bir laf söylemişti? Hiçbir şey söyleyemez idiyseniz “hoca hoca insaf, bin yıldır kardeşiz be hoca” da mı diyemiyordunuz? Yoksa söylediniz de ben mi duymadım!?

Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli,

Anıl Çeçen çıkıp herkesin gözünün içine baka baka hemi de TBMM çatısı altında "Kürt göstericilerini uydudan takip edelim ve bunların üzerine FÜZE ATALIM" önerisinde bulunmuştu. Ayrıca “bu bir savaşmış ve insan hakları bir kenara bırakılmalı”ymış diyordu. Orada CHP’nin de MHP’nin de vekilleri vardı, bu insanlık dışı sözden dolayı “çıx” dahi ettiniz mi? Sizin çıkıp “bre akademisyen kılıklı, kime füze uygulaması, faşist misin yoksa bilmem ne misin” demeniz gerekmez miydi?

Sayın Bahçeli, Sayın Kılıçdaroğlu,

Sizin partililerinizden, milletvekili ve bakan olanlardan Kürtlerle ilgili ağza alınmayacak küfürler, hakaretler, açıklamalar olmadı mı? Mesela A. Haluk Çay “Kürtler şeytan soyundan türeyen topluluktur’ derken ‘her kim ki kardeşlerimize şeytan soyundan türemiş derse bilimsellikte yalancı, insanlıkta müfteri, dinde fasık, vatandaşlıkta HAİNdir” dediğinizi hatırlamıyoruz. (Dikkat ettiyseniz biz de size ‘şeytan soyundan gelen A.Haluk Çay’dır’ diye çıkışmamıştık, edep farkı.)

Diyeceksiniz ki bunlar memur/amir değiller. El hak doğrudur, bunlar devletin memuru müdürü değildi. Tamam, ama kardeşliğimizi hiçleyen, beraberliğimizi kundaklayan, vatandaşlığımızı aşağılayan, insanlığımızı yerin dibine batıran bu açıklamaları yapan zevata "HAİN" diyemiyor idiyseniz "HİN" de mi diyemiyordunuz? Ya da dönüp "yapmayın dostlar" diyemez miydiniz? Halbuki siz istediğiniz zaman siyasilere de, yazarlara da çok çattınız ve çatıyorsunuz?

Diyelim ki prensipleriniz var! Ve diyelim ki bu prensipler gereği memurların beyanatları dışında yapılan beyanatlara tepki vermiyorsunuz. Bu ‘prensibe’ hiçbir zaman uyulmasa da bir an için uyulduğunu kabul edelim.

O zaman Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli;

Hatırlar mısınız, kardeşliğimizi bombalayan bu zihniyet Hrant diye birisini de vurmuştu. Derin mahfillerde alınan karar gereği Ak Parti hükümetini içerde ve dışarıda zor durumda bırakmak için farklı dinlerdeki vatandaşlarımıza yönelik suikastlerin yapılacağını 7 düvel duymuştu. Ama Hrant’ı koruyamayan devletin müdürü Hrant'ın katil zanlısı yakalandıktan saniyeler sonra henüz sorgusu yapılmadan, iddianame süreci başlamadan dolayısıyla dava açılmadan, yargılama yapılmadan, yargı karar vermeden o müdür çıkıp "yok canım, önemli bir şey yok" demeye getirmişti. Keşke bu minvalde söyleseydi. O gün adaleti, yargıyı, yasaları, hukuku ayaklar altına alan devletin müdürü canlı yayında 72 milyon insanımızın gözlerinin içine burma bıyıklarını sokarak bakın ne buyurmuştu:

"Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş. Arkadaşı Yasin Hayal'le de bu konuda görüşmelerde bulunmuş" diyen birileri olmuştu. Şimdi soruyorum;

Sizler; adalete, hukuka, insanlığa, bürokratlığa, yargıya, maktule ve ailesine saygıyla hiçbir şekilde uyuşmayan bu sözlerin sahibinin dönemin İstanbul Emniyet müdürü Celalettin Cerrah olduğunu hatırladınız mı? Ya o müdüre ağzınızı açıp tek kelime söylemediğinizi hatırladınız mı? Peki, o müdüre hiçbir şey söylemeyişinizin bizim aklımızın ermediği! bir gerekçesi var mı? Peki, müdürün müdürlükten nereye terfi edildiğini hatırladınız mı? Son bir peki, Sayın C. Cerrah'ın suskunluğunuzun vermiş olduğu rahatlıktan dolayı Y. Sultan Selim Han'ı gölgede bırakan bıyıklarıyla hala vali olduğunu hatırladınız mı?

Sayın Bahçeli ve Sayın Kılıçdaroğlu; Cerrah sizin işinize yarayan skandal açıklamalar yapınca, dolayısıyla Hant'ın katillerinin örgütü de saklanınca yurtsever oluyor. Ama Diyarbakır Emniyet Müdürünün (literal/lâfzî olarak söyledikleri sıkıntılı bile olsa) kardeşliği pekiştiren ifadeleri HAİNce öyle mi?

Şimdi,

Cerrah'ın -söyledikleri asla doğru değilse de, bir an için doğru olduğunu kabul edelim ve- söylediklerinin insani, hukuki boyutuna bakalım:

Sayın Cerrah cinayetten hemen sonra Ogün Samast yakalanınca "Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş. Arkadaşı Yasin Hayal'le de bu konuda görüşmelerde bulunmuş" demişti. Allah aşkına bu kadar kolay mı? Cumhurbaşkanının, başbakanın ve bu aşamada Yargıtay'ın dahi söyleyemeyeceği bu sözü, bu kararı-tespiti bir müdürün söylemesi mümkün olabilir mi?

Bu söz direkt olarak soruşturmayı yürüten polise, jandarmaya bir mesaj, hatta yargıya peşinen müdahale, gözdağı değil mi?

Bu sözden sonra hangi polis soruşturmayı tam tarafsız ve enine-boyuna bütün yönleriyle soruşturabilirdi? Hatta soruşturabildiler mi? Bu açıklamadan sonra emniyetin hangi alt birim müdürü, şefi her türlü şüphe ve belgeyi ortaya koyabilirdi? Sizin bu hukuksuz, kanunsuz ve acı duruma tepkinizin olduğunu duyan oldu mu?

Sayın Cerah'ın ‘katilleri kurtarmaya yönelik’ olduğu iddia edilen bu yargısından! sonra hangi savcı hakkını vererek bir iddianame hazırlayabilir ve hangi hakim davanın en adiline sonuçlanmasını üstlenebilirdi? Unutmayın ki Ergenekon'un en aktif olduğu, HYSK'nın bir nevi ETÖ'nün emrinde olduğu yıllardan söz ediyoruz. ETÖ'nün propagandasıyla "bugün yarın hükümet istifa etmek zorunda kalacak, yoksa Ak Parti hükümeti darbeyle devrilecek" haberlerinin en makbul olduğu 2006-2007 yıllarından bahsediyoruz. İşte bu atmosferde memurlar-şefler-müdürler-bürokratlar kendilerini yasaların ve hukukun değil ETÖ'nün istediklerini yapmak zorunda hissediyorlardı. Bu atmosferde saydığım hangi görevli C. Cerrah'ın 'tespitinden' sonra Dink soruşturmasını sağlıklı yürütebilirdi? Yargıdaki “örgüt var-yok” kavgasını kimler çıkardı? Neden ve nereden çıktı bu kavga?

Şimdi, Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Bahçeli;

Diyarbakır Emniyet Müdürüne "ihanet"e varan sözlerinizin çeyreğini Cerrah için söyleyebildiniz mi? Söyleyin demiyorum ama “ona sus pus, buna zehir kus” adil mi?

Ne olur, kardeşliğin tesisine yardımcı olmuyorsanız bari köstek olmayın;

Biliyor musunuz?

Yüreğimiz çok yandı. Ocaklarımız söndü, gelinlerimiz kınalı elleriyle kaldılar.

Biliyor musunuz?

Askeriyle, polisiyle, siviliyle Kürt çocuklarıyla insanlarımız, evet, bizim çocuklarımız ölüyor.

Biliyor musunuz?

Bu yaklaşımınız Allah'ın adaletine dokunur, bu adaletsizliğiniz yüzünden Allah size dünyada da azap eder, bari bunu fark edin.

 

Twitter: @ahmetay_

  • Abone ol