Cem SANCAR

Sabah GAZTESİ



Bookmark and Share

Ben varoştayken usta


6.8.2017 - Bu Yazı 766 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Yurtdışından dönen Batı'ya leyli meccani solcularda, Euro-laiklerde filan çok rastlarım; "Ben Avrupa'dayken" diye başlarlar hep. "Bizim Paris, bizim Londra" gibi laflar.

Şehri beğenmezler, bizi beğenmezler. Biri bana "Siz peynir nedir bilmiyorsunuz" demişti de Eminönü'ne götürmüş, peynircilere itmiştim. Dili tutulmuştu varyemezin...

İstanbul'u sevmek zaaflarıyla birlikte sevmektir bence. Aşka benzer, iyi günde kötü günde!

Doğduğum yerler Küçük Langa, Aksaray, Yenikapı, Samatya bir masal gibiydi. Evlerde akşamüstleri kadınlar yemek tarifi verirlerdi. Bir sürü zor tatlı mutfaklarda pişerdi. Her şey yerli yerindeydi: Sabah kahvesi, sanat müziği, iskambil falı ve mevlitlerde beyaz örtüler içinde ağlardı kadınlar.

O kadınlardan hayallerimde ne filozoflar çıktı...

Kapıda lakerdacı, yoğurtçu, beyaz kolluklarıyla midye dolmacı.

İstanbul her zaman midesine düşkündü, o da var.

Kimse zengin değildi fakat ya da belli değildi. Bir keresteci İbrahim Bey vardı, ona varlıklı denirdi. Mahalledeki koleje giderdi oğlu kızı. Bizse parmaklıkların ardından avluda basketbol oynayan çocukları seyrederdik. Bir de periye benzettiğimiz lacivert üniformalı kızları.

Elimizde ekmek içi patates kızartması. Gazoz dersen bir lüks, gazoz kapaklarıyla oynamak itibar belirtisi. Misketin varsa karizma binbeşyüz...

Sonra varoşlarda bir ev hatırlıyorum. Anam, kıvrık kaşlı babamın işine yakın olsun diye, bir de kiradan kurtulmak, tavuk çiftliği ve kreş kurmayı düşleyerek getirmişti bizi oraya. Bitmez bir gecekondu-villa inşaatına!

Sel bastı mı evlerde mahpustuk. Elektrik zor, su kuyudan. Kanalizasyon diye bir şey yok. Herkese bir foseptik çukuru.

Okullar fecaat, taşmış tuvaletler, bezgin öğretmenler, paçalar daima çamurlu.

Uzak, nemrut hastanelerde kırılan kollarımız yanlış kaynardı, çıkıp dururdu aynı yerden.

Fakat etraf çayır çimen. Dereler, korular, mısır tarlaları ve meyve bahçeleri. Bir cennet gibi gelirdi biz apartman çocuklarına.

Çevrede yıkık eski çiftlikler. Domuz çiftlikleriymiş, öyle anlatılırdı. Her taraf rengârenk cam kırıkları. Neyin kırıklarıdır bilmezdim, dolaşırdım üstünde. Orta birde ilk öykümü o 'Cam kırıkları' üstüne yazdım.

Sonra güvercinler vardı.

Kuşlar, Feridüddin Attar'dan beri güzel varlıklar.

Tulumbadan su çekerek doldurduğum damdaki su deposunun altındaki kümeste 250 güvercin! Taklacılar, yüksek uçuşlular, kanadı kınalılar.

Uçsuz bucaksız çayırlar ve bir linyit sisinin ortasında dikilir, o latif varlıkları seyrederdim. Şimdi düşünüyorum da tuhaf bir çocukmuşum, bütün arkadaşlarım bin türlü haylazlık peşinde. Benim elimde pırtık bir kitap ve kuşlar...

İstanbul'da değil de sanki unutulmuş bir 'yok ülkede' yaşardık. Kış çamur, yaz kolera dedikodusu. Siyavuşpaşa kasrı mı desem, çilehanesi mi desem, terk edilmiş bir yapı. Biri Osmanlı mı dedi?

Sanki eski hikâyelerin can sıkıcı timsali. Cumhuriyet ideolojisi. Bir mezbelelik. Şimdi ne oldu orası bilmiyorum, bildiğim bir kız kendini asmıştı önündeki ağaca! Aylarca kâbuslarımda...

Sonra inşaat varilleri, sıcaklarda bize havuz.

Yazlık sinemalar, yoksul aç çocuk sürülerinin neredeyse yağmaya çıkması. Onları görünce kaçardık kardeşimle ve kendimizi zengin sanırdık, bayramda bize gömlek alındı diye.

Çok değişik bir şehirdir bu hatıramda yaşayan. Hem cennet hem koca bir cehennem. Taksim'e çıkmak ancak lisede bilebildiğimiz, ilk defa gittiğimiz Çiçek Pasajı'nda rehin kalışımız falan. Kızlarla tanışmak için tiyatroya yazılırdık, evde roman okuyoruz diye anamızdan fırça.

Nasıl sağ çıktık oralardan, nasıl geldik bugünlere? Bazen düşünür de şaşırırım.

Fakat geçmişe değil bugüne bakarım. Geçmişe takılıp kalmak bitkinleştirir bedeni bilirim. "Dem bu demdir, dem bu dem" nasihatini alıp başıma koyarım, bugüne bakarım.

Yine de içimde bir hüzünlü çocuk, bazen varoşta bir çatıda, 'İstanbul' diye hapşırır da... Ona "çok yaşa" derim anında...

.

Facebook Yorumları

Kod8
21.10.2018
Kaynamayan kazlar
14.10.2018
Merâsim aydınları
7.10.2018
Gösteri dini
30.9.2018
İndir sırtındakini
23.9.2018
Az yağmur bir İstanbul
16.9.2018
Yıkılma sakın
9.9.2018
Deli olmak belki de en iyisi
2.9.2018
Öldün sen
26.8.2018
My Lord Vedat Milor
19.8.2018
Kaç paralık adamsın
12.8.2018
Linda’nın utancı
5.8.2018
Öfke ve sükûnet
29.7.2018
Hatta Necati Tahta
22.7.2018
Adnancılar Kemalist projenin prostatı
15.7.2018
15 Temmuz: Yalan bitti
8.7.2018
Akrebi teşhir etmek
1.7.2018
Kadınların Türkiye devrimi
24.6.2018
Hâkim Senai her şeyin başı
17.6.2018
Boyacı küpüne düşen çakal
10.6.2018
Poşetli Hızır
3.6.2018
Keçiboynuzu
27.5.2018
Dinle Çekirge
20.5.2018
Beyaz Adam Filistin’de
13.5.2018
İstanbulluluk martıyla konuşmaktır
6.5.2018
Karl Marks’ın foyası
29.4.2018
SABAH için gece müziği
22.4.2018
Derken sabah erken
15.4.2018
‘Yeni Moğollar’a karşı rotalar
8.4.2018
Sosyal medya nikahı
1.4.2018
Yeni Moğollara karşı birlikte
25.3.2018
Kadınlar güncelliyor
19.3.2018
Sansür
11.3.2018
Kadınlar
4.3.2018
Darbesi yenilmiş bir yazarın homurtusu
11.2.2018
Pertevniyal Valide Sultan’ın çağrısı
4.2.2018
Sürgündeydik geri dönüyoruz
28.1.2018
Batı cephesinde değişen bir şey yok
21.1.2018
İstanbul, illa ki
7.1.2018
Rengârenk işaretler
24.12.2017
İnsan bitkin bir hayvan değildir
17.12.2017
Tavus kuşunun ayakları
10.12.2017
Nihayet dünyaya konuşan bir sanat buğday
3.12.2017
Mahmutpaşa medeniyeti
26.11.2017
Üstad
12.11.2017
İstanbul tokadı atar ki atmıştır
5.11.2017
Meditasyon lunaparkı ve buzdan ermişler
29.10.2017
İnsan sevgiye açsa, aldanır
22.10.2017
Bir Âsaf Halet olsam, kaybolsam
8.10.2017
Modern ve medeniyetsiz ‘Jale’
1.10.2017
Usta ve Çekirge
17.9.2017
Dal gibi bir kızdı Eylül
3.9.2017
Aşk ve kıskançlık
27.8.2017
Delilik çağına hoş geldik
20.8.2017
Aynı gemide ufka birlikte baksak
13.8.2017
Bal kavanozunu dışından yalamak
6.8.2017
Ben varoştayken usta
30.7.2017
Kızgınlık, kendini kesen bıçak
23.7.2017
Dinle Çekirge
25.6.2017
Kalbin şehirleri
18.6.2017
GEZİ meselesi ve büyük yarılma
11.6.2017
Akşemseddin düşsün içimize
5.6.2017
Kontrolsüz utanmazlık
28.5.2017
Gölge Adam ve Hayalet Yazar
21.5.2017
Bütün kabahat sende Jale
14.5.2017
Sevdalinka
7.5.2017
İstanbul’un kaderi kültür başkenti
30.4.2017
Zencisin sen, Zenci kal
23.4.2017
Yeni Türkiye
16.4.2017
Aklıma geldi de
9.4.2017
Evet, bahar kapıyı çalmakta
2.4.2017
Ben yaşarken koptu tufan
26.3.2017
Onlar vesveseyle, biz umutla besleniriz Çekirge
20.3.2017
Faşizmin mirasçıları ve Müslüman bilgeler
12.3.2017
Hayat denen o nükte
26.7.2015
IŞİD'in dininden değiliz elhamdülillah
21.6.2015
Vahşi bir köpektir EGO
14.6.2015
Cuma'ya gittim geliyorum
7.6.2015
Yüksek dağın kuşu olmak
31.5.2015
Kriptonlu enteller rahatsız
24.5.2015
Özgür basın ömrümüzü nasıl yedi
17.5.2015
Bir İBLİS yanmaya gitti
10.5.2015
Bir eşek şakası olarak mizah
3.5.2015
Kalpsiz bir Cumhuriyet'ten çıkış bileti
26.4.2015
Cankurtaran'da bir Nubar Terziyan
19.4.2015
Nazım Hikmet: Laik bir hayal kırıklığı
05.04.2015
Siz TÖVBE etmesini bilir misiniz bayım?
29.03.2015
İnsan baktığı şeydir Çekirge
22.03.2015
Türk sinemasının bitmeyen KIŞ UYKUSU
15.03.2015
Eski köprünün altındaki KABATAŞ
08.03.2015
Tek Yol Devrim Tablosu
01.03.2015
Neo faşist KUTSAL öğretmenler
22.02.2015
İçimizdeki tecavüzcü
15.02.2015
Heidi'nin ayakları neden çıplaktı?
09.02.2015
Rüyalarıyla konuşur insan
01.02.2015
İnsan ancak KENDİSİYLE temizlenir
25.01.2015
Hrant Dink: Yeni Türkiye'nin şifresi
22.01.2015
İslamofobik soytarılar
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8