Cem SEY



Bookmark and Share

Kırmızı çizgiler


20.07.2013 - Bu Yazı 2016 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Sıcak bir gece.

İnsanın, üzerini örttüğünde fırına girdiği hissine kapıldığı gecelerden biri.

Zaten uyumak zor, şimdi bir de bu sinek çıktı.

Tam dalacak olduğumda, bedenimin bir tarafına konuyor.

Kurtulmak mümkün değil.

Kafamı yastıktan kaldırıp, pencereden bakıyorum.

Daha zifiri karanlık.

Sabah üç ya da dört civarı olsa gerek.

Sinek yine omuzumda.

Elimle kovuyorum ama biliyorum, yine gelecek.

Anlaşılan savaşacağız onunla.

***

Savaş nasıl çıkar?

İki ülkede yaşayan insanlar biribirinin tipini sevmeyince mi?

Sinek ve ben birbirimizi sevmiyor muyuz?

Yok öyle birşey.

Normalde ne ben onunla, ne de o benimle uğraşır, birbirimizi tanımayız bile.

Ama savaşacağız.

Bütün dünyanın 20. yüzyılda iki defa birbirinin boğazına sarıldığı gibi...

Okul kitapları 1. Dünya Savaşı’nın, Saraybosna’da Gavrilo Princip’in Avusturya-Macaristan Arşidük’ü Franz Ferdinand’ı öldürmesinden çıktığını yazardı.

Princip kimdi, Franz Ferdinand’ın Saraybosna’da ne işi vardı, Princip onu neden öldürdü gibi sorular sorulmazdı.

2. Dünya Savaşı da Hitler deli olduğu için çıkmıştı zaten.

Daha akla yatkın bir açıklama daha var.

“Savaşlara çıkar çatışmaları meydan olur” der bu açıklamayı yapanlar.

En klâsik örneklerden biri, çıkan her savaşı petrole bağlamak.

İyi de, petrolün çok değerli bir sınaî ürün olduğu 19. yüzyılın ortalarında keşfedilmeden önce niye savaşıyordu insanlar?

Ya iç savaşlar neden çıkar?

Veya sokak kavgaları?

İnsanların birbirinin tipini sevmemesinden mi, yoksa çıkar çatışmalarından mı?

Birbirini sevmeyen insanların yolunu değiştirmesi, çıkar çatışmaları yaşayanların çeşitli yöntemlerle uzlaşmalara varması mümkün değil mi?

***

Bu sineğin ise yolunu değiştirmeye hiç niyeti yok.

Ben de otelde olduğumdan, uyuyabileceğim bir tek bu yatak var.

***

Çıkar çatışmaları, kavgaların neden çıktığını açıklamaya tek başına yetmiyor.

Çünkü çıkar uyuşmazlıklarını çözmenin başka yolları da var.

Bir savaşın, bir iç savaşın, bir sokak kavgasının çıkması için başka ne gerektiğini herhalde siyasal bilimciler açıklamıştır ama biz dünyevî insanlarla bu bilgiyi paylaştıklarını, en azından ben duymadım.

Ama yavaş yavaş gün ağarırken bu Fransız sineğine karşı verdiğim mücadele, kavgaların neden çıktığı konusunda bir fikir vermeye başlıyor.

Sinek, belli ki benim tenimde, herhalde terden oluşan birşeylerden beslenmeye çalışıyor.

Bense uyumak istiyorum ki, bu da beslenme gibi çok vazgeçilemez bir ihtiyaç.

İkimizin de taviz vermesi mümkün değil.

Daha doğrusu, ikimiz de öyle algılıyoruz.

“Savaşlar, kavgalar da bundan çıkıyor herhalde”, diyeceğim ama aklıma takılan birşey var.

Bazı durumlarda neden taviz verilemediğinin anlaşılması çok güç hatta olanaksız oluyor.

Mesela ABD’nin eski başkanı Bush Irak’ı öyle anlaşılmaz şekilde kana boğmuştu.

***

Galiba, savaşların, iç savaşların ve hatta sokak kavgalarının neden patlak verdiğini açıklayan kavram, “güzel Türkçe”mize “Amerikanca”dan tercüme edilerek kazandırıldığını tahmin ettiğim bir kavram:

Kırmızı çizgiler!

Nedir bunlar?

Kırmızı çizgiler hep bir yorumla ortaya çıkmıyor mu?

Şimdiki ABD Başkanı Obama, kimyasal silahın öldürüşü Kalaşnikof’unkinden daha kötüymüş gibi, Suriye’de kimyasal silah kullanılmasını kırmızı çizgi ilân etti.

Bir ülkede demokrasi olmaması, başka bir ülkenin bir liderinin kırmızı çizgisi olabilir mi mesela?

Obama’nın selefi George W. Bush Irak’ta demokrasi olmamasını kendi kırmızı çizgisi yapmıştı.

Bush da Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı olan kişi gibi, değerler temelinde dış politika yapardı.

Bush bunun için savaş çıkarmıştı.

Hem bir kere de değil.

Diğeri daha öyle bir savaş çıkarmadı.

Gidiş pek de iyi değil ama inşallah bundan sonra da çıkarmaz.

Çünkü değerler temelinde hareket edip, kendi değerlerini dayatmak yanıltıcı olabiliyor.

Çünkü değerler herkese göre değişebiliyor.

Ya da aynı değerleri herkes başka türlü algılayabiliyor.

Ama bir kitabın yazdığını “Allah’ın emridir, harfiyen uyulmalıdır” şeklinde yorumlayarak büyüyenlerde bu yorumun bir siyasi kültüre dönüştüğüne sıkça rastlıyoruz.

Onlar ikna yönteminin her zaman başarıya götürmemesinden, yani kendilerinin Allah’ın emri olarak gördüklerini başkalarının da öyle görmesini sağlayamamaktan rahatsız olup, daha kestirmeden, zorla kendi doğrularını kabul ettirmeye yöneliyor.

Onlar bir yudum alkol içmenin “günah” olduğunu söyleyen kitaptan yola çıkıp, bir yudum alkol içenin bile “alkolik” olduğu sonucuna varmayı başarıyor.

Oysa o “günah” meselesinde insanların birbirini boğazlamadan birarada yaşaması mümkün.

“Alkoliklik” meselesinde ise işi Sağlık Bakanlığı yetki alanına çekmek ve yasalarla vatandaşları itip kakmak gündeme geldiğinden, en azından kavgasız yaşamak mümkün olmuyor.

İşte kavgaları, iç savaşları, savaşları çıkaran böyle bir kafa oluyor.

Kendi doğrusunu zorla kabul ettirmeye çalışmaktan çıkıyor.

Bu Irak, Suriye ve Mısır’da da böyle, Kürdistan’da da böyle, Gezi Parkı’nda da...

***

Neyse ki, ben böyle sapkın düşüncelerle başbakanı eleştirmeye yönelirken sabah oldu da fazla ileri gitmekten kurtuldum.

Hafif hafif yağmur çiseliyor, sıcağı kırıyor.

Sinek de, doydu anlaşılan, gitti.

Ben uykumdan oldum, ama önemli değil, bu gece daha uzun uyur, telâfi ederim.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
01.10.2014
Seçim mi, atama mı?
28.09.2014
Afganistan'da IŞİD'li Türk militanlar görüldü
21.09.2014
Özgürlükle gelen fırsat
07.09.2014
“Bundan sonra herşey olabilir”
29.08.2014
Almanya dinliyor, ya Türkiye?
26.07.2014
Demografi ve 'Gitsin Gezi, gelsin Gazze!'
06.07.2014
Yalanlardan medet umanlar
15.06.2014
"Türkiye giderek batıyor!"
08.06.2014
Soğuk savaşa koşar adım
18.05.2014
Öfkeli başbakanın Almanya'daki piyonları
14.05.2014
Rusya’yla zorunlu nikâh
04.05.2014
1 Mayıs’ı özgürce kutladım
28.04.2014
Haddimizi bilelim
21.04.2014
Berlusconi ve Erdoğan
13.04.2014
Suriye, Ukrayna, Mısır… Ya Türkiye?
06.04.2014
Şamar
30.03.2014
Beyaz Müslümanlar
23.03.2014
'Yasadışı' deliller bal gibi kullanılıyor
16.03.2014
Bir Hint masalı
09.03.2014
Kutuplaşma, Ankara ve Kırım
02.03.2014
Rus askeri müdahalesi artık kaçınılmaz
23.02.2014
Heyecana gerek yok
16.02.2014
Hava desteği, Batı yardımı ve petrol
09.02.2014
Değişen roller
09.12.2013
Kardeşin durumu içler acısı
25.11.2013
Afganistan’ın geleceğini tasarlamak
05.11.2013
Bir seçim ve bir anlaşma
24.09.2013
Seçmenin bilmecesi
22.09.2013
Çok bilinmeyenli seçim
08.09.2013
Dilenci düşmanlığı
01.09.2013
Demokrasi ithali
25.08.2013
Demokrasi krizi değil, demokrasinin krizi
11.08.2013
Gürcistan izlenimleri
20.07.2013
Kırmızı çizgiler
06.07.2013
Mısır'ın darbesi Türkiye'nin derdi
29.06.2013
Batı’nın kötü taklitçisi AKP
22.06.2013
Gezi, Türkiye’nin imajını düzeltiyor
16.06.2013
Bayrağı kim taşıyacak?
08.06.2013
El Kaide kışkırttı
01.06.2013
İş ve aş kavgası
26.05.2013
Dedikodu için ölmek
19.05.2013
Su savaşlarının yoksul kurbanları
11.05.2013
Kanlı fakat tarihi bir adım
08.05.2013
Unutulmuş savaş
17.12.2012
Taraf’la başlamadı, Taraf’la bitmez
03.12.2012
Madalyonun bir yüzü
26.11.2012
Konu sıkıntısı
12.11.2012
Güreş yasağı
05.11.2012
Model ülke
29.10.2012
Maymana Katliamı
22.10.2012
Korektif basın
15.10.2012
AKP’nin Maocu dostları
08.10.2012
Vatanseverlik
24.09.2012
Tuzak
10.09.2012
Çaresizlikten isyan
16.07.2012
Küfür
09.07.2012
Enternasyonalizm
02.07.2012
Etnik savaş
18.06.2012
‘Asya’nın Kalbi’
11.06.2012
Riskli seçenek
04.06.2012
Tokyo mekanizması
28.05.2012
İnsan odaklı çözüm
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive