Cem SEY



Bookmark and Share

Afganistan’ın geleceğini tasarlamak


25.11.2013 - Bu Yazı 1795 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İki gün üstüste çıkan haberlerle T24 İstanbul’da yapılan ve Afganistan’ın geleceğini masaya yatıran bir konferansı haber verdi.

Türkiye’nin bir türlü “çok sıcak”tan “sıcak”a dönüşemeyen siyasi havası birçoklarının dünyada neler olup bittiğiyle ilgilenmesine fırsat bırakmıyor.

Fırsat bulanlar da, son iki günde dünya basınının ve onu izleyen Türk medyasının, Kabil’de toplanan Loya Cirga’nın Kabil ile Washington arasında yapılacak İkili Güvenlik Anlaşması’na ağırlık verdiğini gördü.

T24 ise Loya Cirga toplantısında şimdi olanları iki hafta önceden vermişti, üstelik de orada neler olacağının belli olduğunu da anlatarak.

Dolayısıyla Loya Cirga haberleri yerine İstanbul’daki toplantıya ağırlık vermeyi tercih etti.

İstanbul toplantısına Afganistan’ın sadece iki resmi temsilcisi katıldı.

Daha çok bölgesel politikaların ele alındığı bir toplantıydı.

Yani üst düzeyli resmi bir katılım olmadı.

Buna rağmen, Almanya’nın Afganistan-Pakistan Özel Temsilcisi Michael Koch ve ABD’nin Özel Temsilci Yardımcısı David Rank Loya Cirga’yı değil, İstanbul’daki toplantıyı izlemeyi tercih etti.

Çünkü Afganistan’daki yabancı askerlerin büyük kısmı 2014 yılı sonunda ülkeyi terk edecek, bir kısmı kalacak.

2014 ile 2024 yılları arası “geçiş süreci” olarak tanımlanıyor.

Ama neye geçiş?

İşte şimdi bu tartışma başlıyor.

İstanbul’daki toplantıyı Kabil’deki Loya Cirga’dan daha ilginç kılan, Kabil toplantısının sonucunun önceden belli olmasının ötesinde, İstanbul Konferansı’nın Afganistan sorunu konusundaki tartışmalara dört yenilik getirmesiydi.

Birincisi, toplantıda kamuoyuna sunulan “2014 Sonrası Afganistan’ı Tasarlamak” başlıklı belgeyle ilk kez Afganistan ve bu ülkenin de içinde yeraldığı Güney Asya-Orta Asya bölgesinde 2014 yılından sonrasına yönelik bir vizyon ortaya atıldı; yabancı askerlerin bölgeyi tamamen terk etmesiyle sonuçlanacak yeni bir tartışmanın önü açıldı.

İkincisi, böyle bir perspektif ilk kez Batı veya dünyanın önde gelen güçleri katılmadan, sadece bölge ülkelerinin katkısıyla geliştirildi.

Üçüncüsü, İstanbul Konferansı’yla kamuoyuna duyurulan ve tartışmaya açılan yeni perspektifin ortaya çıkmasını sağlayan birbuçuk yıllık süreçte Afganlar, Pakistanlılar, Hintliler, Orta Asya cumhuriyetlerinden politikacı ve uzmanlar ve hatta en son aşamada İranlılar ilk kez ciddi şekilde birbirleriyle konuşmaya başladı ve bu diyaloğa katılanlar, bundan sonra bu tartışmaları kendi kamuoylarıyla paylaşma ve bu şekilde tartışmayı kendi halklarına da mal etme taahhüdü altına girdi.

Dördüncüsü, ilk kez Afganistan’ın geleceğine yönelik somut bir öneri ortaya atıldı: Bağlantısızlık statüsü.

Toplantının İstanbul’da yapılması da tesadüf değil.

Her ne kadar yapılan çalışmanın teknik zeminini Alman Friedrich Ebert Vakfı hazırladıysa da, bu çalışmanın düşünce babasının Türkiye olduğunu vurgulamak gerek.

2011 yılında İstanbul’da yapılan bir uluslararası konferansla temeli atılan İstanbul Süreci, Afganistan sorunun çözülmesinin ancak bölge ülkelerinin çıkarlarının dengelenmesi ve hepsinin bu sürece sahip çıkmasıyla olanaklı olacağı düşüncesini temel aldı.

İstanbul Konferansı’yla ilk aşaması tamamlanan çalışma da işte bu temel üzerinde gelişen az sayıda somut projeden biri.

Akla, hükümetlerin doğrudan katılmadığı bir çalışmanın beyin jimnastiğinden öte nasıl bir etkisi olabileceği sorusu gelebilir.

Bu etkinin oldukça büyük olması beklenebilir.

Çünkü mesela Afganistan’da çalışmaya katılanlar arasında başkanlığa adaylığını koyanlar, eski bakanlar, eski meclis başkanları, milletvekilleri, devlette önemli görevler yapmış ve hâlâ devlet içinde etkisi büyük olan politikacı ve bürokratlar var.

Daha da önemlisi, bu çalışmada neler yapıldığını, neler tartışıldığını ve ne sonuçlara nasıl ve neden varıldığını Afgan hükümeti de yakından biliyor.

Çünkü doğrudan üst düzeyde çalışmaya katılmasa da, Afganistan Dışişleri Bakanlığı’nın bölgesel işbirliğinden sorumlu müdürü başından beri tartışma ve pazarlıkların içindeydi.

Bu durum, İstanbul Konferansı’na katılan bütün ülke heyetlerinde de aynı.

Bundan öte, 2008 yılından beri ilk kez çeşitli ülkelerden politikacı ve uzmanlar biraraya gelerek, bölge ülkelerinin çatıştığı değil, işbirliği yaptığı bir modeli tartıştı.

Alınan yolun ne kadar büyük olduğunu anlatmak için bir anekdot aktarayım.

Afganistan’daki grubun oluşturulduğu ilk toplantıda yapılan bir sunumda, Pakistan’la konuşmanın bir yararının olmadığı anlatıldıktan sonra, bir çatışmada hangi askeri hedeflerin vurulması gerektiği tartışılmıştı.

Birbuçuk yıl sonra, İstanbul’da, kendi deyimleriyle Pakistanlı kardeşlerinin yanında oturan aynı Afgan delegeler, konuşmadan anlaşılamayacağını ve iki komşu ülke arasındaki sorunların çözülmesinin ancak her iki ülkenin de çözümü içine sindirmesi ve sahiplenmesi halinde olanaklı olabileceğini vurguladı.

İşte sonuçta İran’ı ve Çin’i masaya çeken, Rusya’nın ve büyük olasılıkla Türkiye’nin de bundan sonra bu sürece katılma ilgisi göstermesinin arkasında yatan da, işte bu somut ilerlemeler.

Yani İstanbul’da sessizce gündeme getirilen düşünceler, 2014 sonunda yabancı askerlerin büyük kısmının geri çekilmesinden, o sürecin tamamlanacağı 2024 sonrasına yönelik tartışmaları zamanında başlattı.

O yüzden önemli.

.

Facebook Yorumları

Emlak8
01.10.2014
Seçim mi, atama mı?
28.09.2014
Afganistan'da IŞİD'li Türk militanlar görüldü
21.09.2014
Özgürlükle gelen fırsat
07.09.2014
“Bundan sonra herşey olabilir”
29.08.2014
Almanya dinliyor, ya Türkiye?
26.07.2014
Demografi ve 'Gitsin Gezi, gelsin Gazze!'
06.07.2014
Yalanlardan medet umanlar
15.06.2014
"Türkiye giderek batıyor!"
08.06.2014
Soğuk savaşa koşar adım
18.05.2014
Öfkeli başbakanın Almanya'daki piyonları
14.05.2014
Rusya’yla zorunlu nikâh
04.05.2014
1 Mayıs’ı özgürce kutladım
28.04.2014
Haddimizi bilelim
21.04.2014
Berlusconi ve Erdoğan
13.04.2014
Suriye, Ukrayna, Mısır… Ya Türkiye?
06.04.2014
Şamar
30.03.2014
Beyaz Müslümanlar
23.03.2014
'Yasadışı' deliller bal gibi kullanılıyor
16.03.2014
Bir Hint masalı
09.03.2014
Kutuplaşma, Ankara ve Kırım
02.03.2014
Rus askeri müdahalesi artık kaçınılmaz
23.02.2014
Heyecana gerek yok
16.02.2014
Hava desteği, Batı yardımı ve petrol
09.02.2014
Değişen roller
09.12.2013
Kardeşin durumu içler acısı
25.11.2013
Afganistan’ın geleceğini tasarlamak
05.11.2013
Bir seçim ve bir anlaşma
24.09.2013
Seçmenin bilmecesi
22.09.2013
Çok bilinmeyenli seçim
08.09.2013
Dilenci düşmanlığı
01.09.2013
Demokrasi ithali
25.08.2013
Demokrasi krizi değil, demokrasinin krizi
11.08.2013
Gürcistan izlenimleri
20.07.2013
Kırmızı çizgiler
06.07.2013
Mısır'ın darbesi Türkiye'nin derdi
29.06.2013
Batı’nın kötü taklitçisi AKP
22.06.2013
Gezi, Türkiye’nin imajını düzeltiyor
16.06.2013
Bayrağı kim taşıyacak?
08.06.2013
El Kaide kışkırttı
01.06.2013
İş ve aş kavgası
26.05.2013
Dedikodu için ölmek
19.05.2013
Su savaşlarının yoksul kurbanları
11.05.2013
Kanlı fakat tarihi bir adım
08.05.2013
Unutulmuş savaş
17.12.2012
Taraf’la başlamadı, Taraf’la bitmez
03.12.2012
Madalyonun bir yüzü
26.11.2012
Konu sıkıntısı
12.11.2012
Güreş yasağı
05.11.2012
Model ülke
29.10.2012
Maymana Katliamı
22.10.2012
Korektif basın
15.10.2012
AKP’nin Maocu dostları
08.10.2012
Vatanseverlik
24.09.2012
Tuzak
10.09.2012
Çaresizlikten isyan
16.07.2012
Küfür
09.07.2012
Enternasyonalizm
02.07.2012
Etnik savaş
18.06.2012
‘Asya’nın Kalbi’
11.06.2012
Riskli seçenek
04.06.2012
Tokyo mekanizması
28.05.2012
İnsan odaklı çözüm
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive