Doğan AKIN

T24.Com



Bookmark and Share

15 soruda 1 Mayıs olayları, 1 Mayıs açıklamaları, hukuk ve devlet


06.05.2013 - Bu Yazı 2861 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 1 Mayıs'ta yaşanan olaylar, Türkiye'nin çok alışık olduğu bir devlet anlayışının fotokopisini de bir kez daha karşımıza koydu. Sadece askeri vesayetin geriletilmesiyle demokratikleşmediği anlaşılan, peşin kabulle vatandaşını suçlu olarak görürken memurunun şiddetini savunan çok tanıdık bir devletin fotokopisinden söz ediyorum.

Emek Bayramı için Taksim'de toplanmak isteyenlere karşı sergilenen tavır ve sonra yapılan açıklamalar hangi açılardan sorunlu, soru ve cevaplarla anlamaya çalışalım:

 

1- Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının dayanağı ne?

Anayasa.  Anayasa uyarınca, herkes önceden izin almaksızın toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip bulunuyor. Anayasa'nın Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı”başlığını taşıyan 34. maddesi şu hükmü taşıyor:

“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,  millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması  amacıyla ve kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

 

2- Anayasa önce izinsiz gösteri hakkını, ama hemen ardından da bu hakkın sınırlanabileceğini hükme bağladığına göre, İstanbul Valiliği'nin yasaklama kararı Anayasa'ya uygun mu?

İki nedenle hayır. Birincisi; Taksim'de toplanmanın yasaklanması “milli güvenliği, kamu düzenini, suç işlenmesinin önlenmesini, genel sağlığı, genel ahlakı ve başkalarının hak ve özgürlüklerini korumayı” kendiliğinden sağlamıyor. Aksine; valiliğin, hükümetin talimatı doğrultusundaki yasaklama kararını orantısız güç kullanarak uygulama çabasının kamu düzenini bozduğuna, suç işlenmesine (polis şiddeti) neden olduğuna tanık olduk.

Yasaklama kararını Anayasa'ya aykırı kılan diğer nedenlere gelince... Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlığını taşıyan 13. maddesi şu hükmü taşıyor:

Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın, yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Madde metni, hak ve hürriyetlerin sınırlanmasına iki temel sınır getiriyor. Birincisi; “sınırlanacak hak ve hürriyetin özüne dokunulmaması.” İkincisi de, “sınırlamanın demokratik toplum düzeninine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması.”

Türkiye'de 1 Mayıs ile ile özdeşleşmiş olan Taksim'de miting yasağı, hem “demokratik toplum düzeninin gereklerine, hem de izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özüne” aykırı görünüyor.

Diğer yandan; “toplantı ve gösteri yapma hakkı”, bu hakkı kullanacakların “toplantı ve gösterinin nerede yapılacağını belirleme hakkını” da kapsıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM), bu konuda bir içtihat geliştirmiş bulunuyor.

 

3- Anayasa'nın dili, yasaklama yorumuna da olanak vermiyor mu?

Özünde, devletin temel örgütlenişinin yanı sıra devlete karşı temel hakları güvence altına alan anayasaların yasaklayıcı bir anlayışla yorumlanmaması gerekir. Güncel tartışma; temel hakların sınırlanmasında “öze dokunma yasağı” ve “demokratik toplum düzeninin gerekleri” gibi kısıtlamalar getiren kriterlere rağmen yapılan uygulamaların, anayasaların yanı sıra anayasaların nasıl yorumlandığının da ülkedeki demokrasi anlayışı hakkında fikir verdiğini gösteriyor.

 

4- Taksim yasağının Anayasa hükümleri karşısındaki durumu bu maddelerden mi ibaret?

Hayır. 12 Eylül 1980'de darbe yapan generallerin son biçimini verdiği 1982 Anayasası'nda gerçekleştirilen önemli reformlardan biri, 90. madde üzerinde yapıldı. 90. maddeye 2004 yılında eklenen hükümle, temel haklara ilişkin uluslararası sözleşmeler iç hukukun üzerinde sayıldı. 2004'te 90. maddeye eklenen hükmü hatırlayalım:

Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.

 

5- Bu ne anlama geliyor?

Türkiye'nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin hükümleri ile bu sözleşmeye dayanarak yargılama yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının, iç hukuktan üstün olduğu anlamına geliyor. Taksim yasağı, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra kapatılan parlamentonun tekrar açılmasına kadar geçen sürede ülkeyi yöneten Milli Güvenlik Konseyi döneminde çıkan ve hâlâ yürürlükte olan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na dayanarak uygulansa da, Anayasa'nın 90. maddesi ile çelişiyor. Zira AİHM, yargılama yetkisini tanıyan Türkiye için DİSK ve KESK'in açtığı dava üzerine verdiği kararda, 2008 yılında 1 Mayıs'ın  Taksim'de kutlanmasının gaz ve su sıkılarak engellenmesini mahkûm etti. AİHM, polisin biber gazı kullanmasının da gösteri yapmak isteyenlere karşı “orantılı bir güç” olarak kabul edilemeyeceğine hükmetti. Mahkeme, gösteri hakkının, gösterinin nerede yapılacağını seçebilmeyi de kapsadığını hükme bağladı.

AİHM'nin, Anayasa'nın 90. maddesi kapsamına giren ve iç hukuktan daha öncelikli bir statü tanınan AİHS'ye dayanarak aldığı kararların Türkiye'de yargıyı da, idareyi de bağlaması gerekir. Ancak İstanbul Valiliği, AİHM'nin hukuksuz saydığı Taksim yasağını biber gazlarıyla, tazyikli sular ve coplarla bir kez daha uyguladı.

 

6- Taksim yasağının Anayasa'ya aykırı başka boyutu var mı?

Var. Taksim, 1 Mayıs günü, sadece burada miting yapmkak isteyenlere değil, bütün İstanbullulara yasaklandı. Otobüs ve metro seferleri durduruldu, deniz ulaşımı engellendi, bölgeye yaya olarak girmek isteyenlere de akşama kadar izin verilmedi. Bu uygulama, 1 Mayıs'ta İstanbul'u felç etti. İstanbul Valiliği, bu kararıyla Anayasa'nın 23. maddesinde güvence altına alınan “Seyahat Özgürlüğü”nü ihlal etmiş oldu.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu'nun, uyarılarını dinleyerek gelmeyenlere teşekkür ettiği Taksim'e ulaşım, 1 Mayıs'ta sadece uçarak mümkündü! Zira Mutlu yer altından, yer üstünden, denizden ve yaya olarak Taksim'e ulaşımı yasaklamıştı.

Anayasa'nın 23. maddesi, seyahet özgürlüğünün ancak suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek” için sınırlanabileceğini hükme bağlıyor. Ancak 1 Mayıs'ta Taksim'e seyahat özgürlükleri çiğnenen insanlar için ortada ne bir soruşturma ve kovuşturma, ne de önlenecek bir suç vardı. 1 Mayıs'ta devlet Taksim'de suç öngördü ve bu öngörüsünü haklı çıkarmak için aşağıda örnekleyeceğimiz hukuk dışı gayretler sergiledi.

 

7- Peki sendikalar Taksim'de öne sürülen kazı gerekçesini dikkate alarak sembolik anmayla yetinebilirler miydi?

Elbette bu da mümkündü. Ancak, Taksim Meydanı kazılmış haliyle bile binlerce kişiyi alabilecek durumda olmasına karşın, buradaki “sembolik anma” sayıları valilik tarafından alabildiğine abartıldı. DİSK Genel Başkanı Kani Beko, emniyetin her konfederasyondan sadece “30 kişiye” izin verdiğini açıkladı. Yani, Taksim'de yapılan kazı nedeniyle işçi konfederasyonları için toplam 100-150 kişiye izin veren valilik, aynı Taksim'e binlerce polisi sığdırdı. Valiliğin her konfederasyon için meydanın alabileceği ölçüde bir kontenjan teklif etmesi anlaşmayla sonuçlanabilirdi.

Nitekim dün akşam, binlerce Galatasaray taraftarı, takımının şampiyonluğunu kutlamak üzere flama ve meşalelerle kutlamak üzere Taksim'e geldi ve hiçbir özel güvenlik önlemi bulunmamasına rağmen önemli bir sorun yaşanmadı.

Bu durum devletin ve siyasetin kriterlerinin, gösteri hakkını kimin kullandığına göre değişebildiğini de gösreriyor. Türkiye'ye ilişkin olarak bu yönde bir gözlem,  ABD Dışişleri Bakanlığı'nın son insan hakları raporuna da yansımış durumda. Raporda, "Yasalar toplanma özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Bununla birlikte hükümet, seçici bir şekilde, belli tarihler ya da mekanlarla sınırlamış ve özellikle hükümeti eleştiren bir nitelik taşıyorsa ya da hassas konularla ilgiliyse gösterileri peşinen yasaklama yoluna gitmiştir" deniyor. (Sedat Ergin, Hürriyet, 2 Mayıs 2013)

 

8- Taksim'de 1 Mayıs 2013'ün sembolleri kim oldu?

Polisin sıktığı biber gazının kapsülünün isabet etmesi üzerine ağır yaralanan 17 yaşındaki Dilan Alp ve onu suçlu göstermek için ısrarla yanıltıcı açıklamalar yapan İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu.

Rizeli olan ve 1 Mayıs olaylarına kadar özenli bir dil kullanmaya çalıştığı izlenimini veren Mutlu, İstanbul Üniversitesi'nde hukuk eğitimi aldıktan sonra mülki idare amirliği kariyerine başlamış bir isim. Mutlu'nun 1 Mayıs olaylarındaki tavrı, Türkiye'de en önemli valilik makamı olan İstanbul'a atanmadan önce sadece iki ilde (Siirt ve Diyarbakır) valilik yapmış olmasının bir tecrübe açığı yarattığı sorusunu da zihinlere taşıdı.

 

9- Vali Mutlu hangi yanıltıcı açıklamaları yaptı?

Birincisi; olayların ardından yaptığı ilk açıklamada, yaralı polis ve sivilleri anlatırken sivil yaralının “biber gazı kapsülüyle değil, göstericilerin attığı taşla yaralandığını” öne sürdü. Mutlu burada isim vermedi, ancak bu sözlerini dinleyen herkes, Taksim İlk Yardım Hastanesi'nde kafatası ameliyatına alınan Dilan Alp'i anladı. Nitekim, hastanede Dilan'ın durumunu izleyen BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel telefonla aradığında, Vali Mutlu'nun kendisine, “Dilan Alp'i kastetmediğini söylediğini” açıkladı.

Sivil yaralılar için “Üçü de militandır” diyen Mutlu, “Dilan adlı kızımız da yaralıdır. Dilan örgüt üyesidir, marjinal grup üyesidir. Bizde kayıtları vardır. Çatışma içindedir. Tam bir radikal mensuptur” ifadelerini kullandı.

 

10- Örgüt üyesi olmak suç mu?

Değil. İhtimal İstanbul Valisi Mutlu da birçok örgüte üye. Ancak Mutlu, Dilan'ı suçlarken “Örgüt üyesidir” vurgusu yaparak  “yasadışı örgüt ve / veya yasadışı silahlı örgüt üyeliği üyesidir” demek istiyor.

 

11- Peki öyle mi?

Hayır, bugüne kadar polisten gelen bilgiler Dilan'ın yasadışı bir örgüte üyeliğini kanıtlamadı. Mutlu neyi kast ediyor bilmiyoruz, ancak yasalarda “marjinal ve radikal olmak” gibi bir suç da bulunmuyor.

 

12- Vali'nin açıklamalarındaki yanıtlmalar “Dilan'ın örgüt üyesi olduğu”ndan mı ibaret?

Hayır, ne yazık ki bununla sınırlı kalmadı. Mutlu, kamera görüntülerine dayanarak, kameralar önünde, Dilan'ın, gaz bombası kapsülüyle ağır yaralanmadan önce elinde “molotof kokteyli” taşıdığını da iddia etti. Ancak Dilan'ın elindeki şişede “molotof kokteyli” değil, biber gazı etkisine karşı önlem olarak düşünülen sirke olduğu anlaşıldı.

Kendisine “faşist” denmemesini isteyen, “yufka yürekli bir vali” olduğunu öne süren Mutlu, kelimelendirme konusunda kendisi için talep ettiği hassasiyeti 17 yaşındaki bir çocuk için göstermek bir yana, gerçeğe aykırı iddialar dile getirebildi.

 

13- Vali Mutlu'nun açıklamaları hangi hukuki sorunları içeriyor?

Birincisi; Vali, 1 Mayıs olaylarının hemen ardından, daha hiçbir inceleme ve soruşturma yaptırmadan, polisin halka karşı “fevkalade orantılı güç kullandığını” öne sürdü. Ancak, binlerce polise aynı anda ve bir savunma refleksiyle kefil olmadan önce, polis müdahalesiyle Dilan gibi ölümün eşiğine getirilmiş, şiddet görmüş insanlar olup olmadığını, yetkisini kötüye kullanan polis ve polis şefleri bulunup bulunmadığını araştırması gerekirdi.

Hüseyin Avni Mutlu, emrindeki polisler hakkında idari soruşturma yapılması izni verme yetkisini “vali” olarak elinde bulunduran bir isim olmasına rağmen, bu statüsünü de ihmal ettiğini gösteren bir tutum sergiledi. Böylece, olayların hemen ardından, hiçbir inceleme ve soruşturma yaptırmadan, ihtimal Türkiye'nin AİHM'de bir kez daha mahkûm edileceği kötü muameleler konusunda topyekûn bir savunma yaparak bu kadar tartışmalı bir süreç için gündeme gelmesi gereken idari soruşturmayı daha baştan gölgeledi.

Aynı hatayı, Mutlu'nun selefi İçişleri Bakanı Muammer Güler de, polise nedensiz bir şekilde yapılan saldırıları tasvip eden varmış gibi bir varsayımı öne sürerek yaptı. Güler, polise yöneltilen eleştirilere “Bu eleştirileri yapanlar önce polise yapılan saldırıları soruştursunlar bakalım''  cevabını vererek, hakkında idari soruşturma yaptırması gereken valilik ve emniyeti baştan savunan bir tavır sergiledi.  

Vali Mutlu'nun açıklamalarında hukuki açıdan sorunlu ikinci nokta, yasaların bile reşit saymadığı 17 yaşındaki bir çocuğa karşı, gerçek olmayan bilgilerle aleyhte bir kamuoyu oluşturmaya çalışmasıydı. Dilan'ı “terörist” gibi göstermeye çalışan Mutlu'nun açıklamaları gösterdi ki, İstanbul polisinin elinde, yargıya iletilmeyen, ama valinin eline tutuşturulan “fişleme bilgileri” vardı. “Yasadışı bir örgüt üyesi” hakkında savcılığı harekete geçirmesi gereken valilik ve polis böyle bir şey yap(a)mamış, ancak ölümün eşiğine getirilmiş bir çocuk hakkında hiçbir hukuki değeri bulunmayan fişleme bilgilerini kamuoyunun önüne sürmüştü. O bilgilere göre, Dilan “TKP’den ayrılan Türkiye Devrim Partisi üyesi ve Söz adlı dergiyi dağıtan” bir tehlikeli vatandaştı. Hey Tekstil işçisi olan babası Ali Ekber Alp aylardır ücret alamayan, üniversite sınavlarına hazırlanan, “suçlu” değil ama “tehlikeli” bir vatandaş!

Vali Mutlu'nun açıklamalarında hukuki olarak kabul edilemeyecek üçüncü nokta, yine Anayasa'nın ve hukuk devleti olmanın temel ilkelerinden birini ihlal etmesi. Anayasa'nın 15. maddesi “Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz” hükmünü taşıyor. Mutlu, Dilan ve diğer göstericileri suçlu ilan ederek, Anayasa'nın bu hükmünü de açıkça ihlal etti.

 

14- Hükümet ve valiliğin, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı konusundaki yaklaşımı hukuki açıdan ne sorunlar taşıyor?

Bu seneki yasaklayıcı tutuma ilişkin talimatın, 1 Mayıs öncesinde konfederasyon liderleriyle de bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan'dan geldiğini biliyoruz. Erdoğan, olaylardan sonra, 4 Mayıs Cumartesi günü, “Bu medyaya göre taş atan, molotof atanlar çiçek çocuk; polis faşist! Belki yarın Taksim miting alanı olmaktan çıkarılacak, sana neresi gösterilirse orada miting yapacaksın. Yenikapı'da miting alanı yapılıyor. İnşaat bitince Kadıköy'de mitinge izin vermeyeceğiz" dedi.

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da, birinci tekil şahıs kipi kullanarak, “Asıl sıkıntı yaşatanlar benim verdiğim karara riayet etmeyenlerdir. İhtiyaç olmasaydı vatandaşımıza sıkıntı yaşamazdık. Benim verdiğim karara uymazsınız çıkıp meydanlara çağrı yaparsanız bu yaralanmalar ortaya çıkar. Hukuken benim kararımı uygulamak zorundalar” dedi. Mutlu, seneye ne karar vereceğini henüz bilmediğini, ancak kişisel olarak Taksim'de mitinge karşı olduğunu da söyledi. İstanbul Valisi Mutlu'nun, Anayasa'nın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını “önceden izin almaya bağlamayan” hükmü ile “sınırlamaların hakkın özüne ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı” kriterlerini dikkate almayan, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımını kişisel takdirine bağlıymış gibi söz konusu eden tutumu sorunlu. Diğer yandan, Mutlu'nun yaklaşımı, “toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, toplantı ve gösterinin yapılacağı yeri belirleme hakkını da içerdiğini karara bağlayan” AİHM içtihadına da aykırı.

 

15- Bu tabloda ne eksik?

Atamayla gelmiş bir valinin, gerek göstericilere karşı, gerekse o gün ulaşım olanakları felç edilmiş herkese karşı tavrı tartışılıyor. Tabloda, İstanbulluları ve İstanbul meydanlarını bu kadar ilgilendiren bir konuda İstanbul'da yaşayanların oylarıyla seçilmiş belediye başkanı eksik. Burada, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'tan değil, Türkiye'nin yönetim alışkanlıklarından söz ediyorum. Düşünün; İstanbul'da meydanları düzenleyen, Taksim Meydanı'ndaki kazıyı yapan, toplu ulaşımı idare eden ve halkın oyuyla seçilen belediye yönetiminin, kentin kullanımına ilişkin olarak çıkan bu kadar büyük bir ihtilafta tek kelime edememesi normal mi?

İstanbulluların oylarıyla seçilen bir kişi, İstanbul'da ulaşım olanaklarını felç edecek bir kararı bu kadar kolay alabilir mi, insanların gaz ve su sıkılarak püskürtülmesini, yaralanmasını bu kadar kolay savunabilir mi?

1 Mayıs olaylarından sonra çıkan tabloya iyi bakın; yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, sadece Kürt sorunu ile sınırlı olarak tartışmamız gereken bir mesele midir? Yoksa, Tarhan Erdem'in yıllardır vurguladığı gibi, bütün Türkiye'nin çok daha iyi yönetilmesi için düşünülmesi gereken bir mesele mi?

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.7.2018
Hazal Özvarış söyleşileri ve şüphenin yararı; önümüze konanın ardına bakmak...
20.6.2018
20 soruda Tansu Çiller Türkiye'sinin karanlığında işlenen o cinayetler
1.6.2018
Mavi en sevdiğimiz renkti...
5.5.2018
Kılıçdaroğlu'nun 'geniş ittifak' çağrısının hedefi Akşener, İnce'nin adaylığı İyi Parti'de beklentileri değiştirdi
24.4.2018
Dört muhalefet partisi uzlaşmaya yakın; Erdoğan'a karşı Gül'ün 'ortak adaylığı' konusunda son gelişmeler neler?
19.2.2018
Bizim 'eğer'li yalnızlığımız...
24.1.2018
Tek başına bir güçtü; gazetecilik can çekişirken Uğur Mumcu 25 yıldır yaşıyor!
29.9.2017
'Gazeteci' Alev Coşkun, 'Fethullahçı' Cumhuriyet'e karşı!
17.6.2017
CHP'ye 'sokak' ihtarları çeken iktidara bir okuma tavsiyesi: Erdoğan biyografisi
8.6.2015
25 maddede azınlık hükümeti, erken seçim, koalisyon ihtimalleri ne, Erdoğan ne yapabilir?
30.5.2015
'Kitleler güruhlaştırılıyor, toplum polisleştiriliyor, artık yarı totaliter bir rejim var!..'
13.4.2015
Bir zavallı yanaşma!..
21.03.2015
Yepyeni Türkiye: Arınç, Erdoğan'ın 'anayasa suçu' işlediği mesajını veriyor!
20.02.2015
Tacize, tecavüze, şiddete ilk taşı günahsız olan atsın!
11.02.2015
Erdoğan'a rağmen, Erdoğan'ın hoşlanmadığı, Erdoğan'ı tedirgin eden şeyler oluyor...
12.12.2014
Çekin ellerinizi gazetecilerin üzerinden!
20.11.2014
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan'ı 'bedelli askerliği kaşımak'la suçluyor!
10.11.2014
'Ezilme Mustafa Karaalioğlu' diyesim var ama...
06.11.2014
40 soruda Balyoz davasında neler oldu, ne oluyor, ne olabilir?
30.10.2014
Zaman gazetesi, ÇYDD'nin burs verdiği 'fahişeleri' ve 'teröristleri' hatırlıyor mu?
27.10.2014
Erdoğan, neden 'Hrant Dink cinayeti paralel yapının işi' diyemez?
02.10.2014
Bir AİHM, iki Erdoğan; zorunlu din dersi, sorunlu matematik
25.09.2014
Doğan grubuna vergi cezasıyla kaç kuş vuruldu, yeni medya düzeni nasıl kuruldu?
12.09.2014
İnternette büyük gözaltı ve Erdoğan'ın Gül'e attığı çizik
19.08.2014
Gazeteler nüfuz kâğıdı olunca editoryal denetim ile sansür birbirine karışır
11.07.2014
20 soruda Tansu Çiller Türkiye'sinin karanlığında işlenen o cinayetler
05.06.2014
TÜSİAD-hükümet hattında ne oluyor, Sütaş'ta da vergi incelemesi mi var?
01.06.2014
Ne yaparsanız yapın, İstanbul artık Gezi Parkı'nın etrafındaki şehrin de adıdır!
11.05.2014
Tarihten güncelliğe bir soru: Başbakan 'edepli' davrandı mı?
02.05.2014
Grev gözcülüğünden devlet sözcülüğüne Erdoğan'ın hikâyesi
19.04.2014
Başbakanlık ve Köşk için iki anayasası olan Erdoğan ile Gül yol ayrımında
07.04.2014
25 soruda Cumhurbaşkanlığı seçimi; neden tartışmalı, nasıl yapılacak?
03.04.2014
TİB Başkanı'na bugünler için yargı dokunulmazlığı sağlandı!
30.03.2014
Halk aldanmaz, inandığı aydınlar aldanırsa aldanır!
28.03.2014
TİB, hangi yasal yetkiyle YouTube'u kapatabildi?
10.03.2014
Demirören'in sıvı hâli ve gözyaşının kirlenmesi
19.02.2014
İnternet yasası değişiyor, 'beyefendi gazeteciliği' ağır yaralı!
18.02.2014
Markar Esayan ve 'kepaze olmadan yaşlanmanın imkânsızlığı...'
05.02.2014
Mahkeme kararında TİB'in yayından çıkarmak istediği CHP önergesi yok!
04.02.2014
25 soruda mevcut internet yasası ve getirilmek istenen yeni düzen
01.02.2014
Yolsuzluk sorularını TBMM'nin sitesinden de kaldıracak mısınız
27.01.2014
Yasadışı kayıtlar Erdoğan'ın dilinde, yasal dinlemelerin yayını ise yasak!
20.01.2014
AKP'nin 'cemaat savcıları'na karşı vefasızlığına dair üç hikâye
30.12.2013
Şemdinli Savcısı'ndan İstanbul Savcısı'na bir memleket hikâyesi...
27.12.2013
Kabine revizyonu neler diyor, hangi bakan Erdoğan'a sürpriz yapabilir?
25.12.2013
Erdoğan 'yargıya hakaret' ve 'adil yargılamayı etkileme' suçu işliyor!
25.12.2013
Erdoğan, AKP Programı'nda yolsuzluk için hangi sözleri vermişti?
23.12.2013
Tutuklanan Halkbank Genel Müdürü için sürpriz tanıklar mı geliyor?
22.12.2013
Gazeteci sorgusunda çekilen tespih, rüşvet baskınında niye sorun oldu?
18.12.2013
18 maddede hükümet ne mesaj verdi, cemaate örgüt operasyonu yolda mı?
18.12.2013
Penguence konuşan medya ve operasyonda cemaatin rolü üzerine...
10.12.2013
Erdoğan'ın 'möbleli zindanı'ndan Erdoğan Türkiyesi'nin cezaevlerine
02.12.2013
Şırnak katliamı ve sonrasında Ankara'da neler oluyordu?
28.11.2013
'1982 Anayasası'nda özel hayat hükmü mükemmel, ama pratikte çiğneniyor!'
26.11.2013
'1982 Anayasası'nda özel hayat hükmü mükemmel, ama pratikte çiğneniyor!'
25.11.2013
'Ağzı olmayan bir çığlık' olarak Türkiye'de gazetecilik!
20.11.2013
Erdoğan-Arınç barışı, kız-erkek evlerinin denetimini rafa mı kaldırdı?
13.11.2013
Erdoğan-Arınç krizinde hangi noktadayız, istifa gündeme gelir mi?
11.11.2013
Gül: Türkiye'nin yolu bellidir, sorun çıkarsa lokomotif değiştirilir!
09.11.2013
25 maddede Arınç'ın Erdoğan'a resti ne anlama geliyor, neler olabilir?
02.10.2013
Gül'ün hatırlattığı; 2014'te başbakan seçimi de yapılacak
17.09.2013
Devlet ayağa kalk; Hrant Dink davası yeniden başlıyor!
04.09.2013
MGK'nın ‘28 Şubat tutanakları’ açıklaması neden önemli?
16.08.2013
Demirtaş: Paketin alternatifi savaş, Öcalan'a göre başka fırsat olmayabilir
12.08.2013
Uzun bir Milliyet hikâyesi: Demirören Köşk'e neden gitti?
09.08.2013
Hüseyin Çelik için bir utanç hikâyesi
05.08.2013
Ergenekon ve Amistad: Hikâye ne?
01.08.2013
35. madde değişikliği darbe girişimi ve 28 Şubat davalarını etkileyebilir mi?
25.06.2013
Erdoğan'ın bir 'marjinal' olarak portresi...
18.06.2013
Gezi Parkı eylemleri suçsa, AK Parti Programı o suçun delili sayılır!
15.06.2013
Gezi Parkı direnişi Erdoğan'ı beş noktada değiştirdi
12.06.2013
Dolmabahçe Camisi'ne asıl sığınan kim, kim hukuku ayaklar altına aldı?
03.06.2013
Neymiş; ekonomi iyiyse, habercilik kötüymüş!
02.06.2013
Bir Gezi Parkı, üç AKP!
01.06.2013
Medya da suskun, bu halkı kim kandırıyor?
31.05.2013
Gezi Parkı'ndaki ağaçlar, kendini gazeteci sanır!
27.05.2013
'Siyasi faaliyet yapanı çok şiddetle cezalandıracağım!..'
22.05.2013
Erdoğan Cumhurbaşkanlığı'na aday olduğunu dolaylı olarak duyurdu
20.05.2013
‘Hasan Cemal’ deyip iki noktayı üst üste koyunca…
10.05.2013
Fethullah Gülen 'Türkiye'de yine darbe olur mu' sorusuna ne cevap verdi?
06.05.2013
15 soruda 1 Mayıs olayları, 1 Mayıs açıklamaları, hukuk ve devlet
02.05.2013
Aktivizm değil, jurnalizm
25.04.2013
Mustafa Kemal ‘light’ bir paşa mıydı
22.04.2013
Cumhuriyet gazetesinde neler oluyor?
18.04.2013
Cemaat’in ‘özgürlük’ çıkışı ne anlama geliyor
11.04.2013
Anadil yasağı Anayasa’ya ne zaman girdi
08.04.2013
Yeni Şafak ve İlhan Cihaner'in yaptırdığı telefon dinlemeleri üzerine
28.03.2013
Her insan kendi heykelini yontar
25.03.2013
Gazeteler sizinse, gazetecilik bizimdir!
22.03.2013
15 maddede Öcalan'ın mektubu
21.03.2013
Evvel zaman içinde Milliyet
14.03.2013
Mâbeyn kâtibi
09.03.2013
Hasan Cemal sansürü Hürriyet'te de yürürlükte!
07.03.2013
Türk basın kuvvetleri işbaşında
28.02.2013
Berfo Ana ile Yaşar Büyükanıt
21.02.2013
Dikkat et, başın öne eğilmesin
19.02.2013
Devletimiz Hollanda'da lezbiyen çifti takipteyken...
14.02.2013
‘Türkiye devleti’ nasıl kuruldu
07.02.2013
Başbakan, Haberal için ne düşünüyor
31.01.2013
‘Önyargı’ örgütünün ‘yasadışı’ eylemleri
24.01.2013
Gazetecilikten ‘şovmenliğe’ Birand
17.01.2013
Dünyadan Türkiye’ye barış için dokuz madde
10.01.2013
Tansu Çiller ve Nimet Baş; tarihselliğin talihsizliği
03.01.2013
Yavaşlamazsan anlayamazsın
27.12.2012
Erdoğan gizli dinleme ve izlemeleri nasıl meşrulaştırdı
20.12.2012
Beklenmedik bir hadise
13.12.2012
Koç ve Sabancı’ya reklam tebligatı
06.12.2012
Evet Hrant, Türklük aşağılandı
29.11.2012
Kanlı liste için 18 yıl sonra gelen açıklama
22.11.2012
Darbe Komisyonu’nda Çiller hayranlığı
15.11.2012
Tansu Hanım, siz zaten bitmiştiniz
08.11.2012
Gazetecileri de konuşalım mı
01.11.2012
Darbelerin ömrü ne kadar
25.10.2012
‘Terör örgütünün önemli açıklamaları…’
18.10.2012
Ve AB raporuna medya patronları da girdi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Emlak8

Aradığın Evi Bul. Emlak8.Net

Dijital Reklam Ajansı Serbay Interactive