Doğan AKIN

T24.Com



Bookmark and Share

Uzun bir Milliyet hikâyesi: Demirören Köşk'e neden gitti?


12.08.2013 - Bu Yazı 1934 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 

“Milliyet’in sahibine devletin başka zirvelerinden de 'Yapma' diye özetlenebilecek telkinler geldiğine ise eminim...”

Bu sözler, 3 Ağustos Cumartesi günü Star'da yayımlanan yazısında Can Dündar'ın Milliyet'teki köşesinin kapatılmasını değerlendiren Fehmi Koru'ya ait. Koru, yazısında, Dündar ve öncesinde Hasan Cemal'in Milliyet'ten ayrılış sürecini değerlendirirken, “sorunu yukarılarda aramak yerine gazete yöneticileri ve medya patronları üzerinde aramaya yoğunlaşmak gerektiği” mesajını veriyordu.

Medyaya yapılan siyasi baskıyı rasyonalize etmeye çabalayan çok yazar oldu, ancak tecrübeli bir gazeteci olarak Fehmi Koru gerçeğin önemli, ihmal edilmemesi gereken bir boyutuna işaret ediyor. Milliyet olayında devreye girdiğine dikkat çektiği “zirve”lerden önce Koru'nun, Hasan Cemal'in T24'te yayımlanan yazısına atıfla başlayan 3 Ağustos'taki yazısından bazı satırları hatırlayalım:

“Hasan Cemal gazetesinden ayrılmak zorunda bırakılan Can Dündar’ın ardından yazdığı yazıya, ‘Beyefendi rahatsız olmasın gazeteciliği’ başlığını münasip görmüş. 'Beyefendi elbette Tayyip Erdoğan’dan başkası değil' demeyi de ihmal etmeyerek...

Ben yazısından ne anladığımı paylaşayım: ‘Beyefendi’ yani Tayyip Erdoğan rahatsız olduğu için, Milliyet, yazarı Can Dündar’ın işine son vermiş...

Acaba?

O zaman ben de bildiklerimi yazarım.

Konu henüz bu noktaya gelmeden bir aracı vasıtasıyla Başbakan Erdoğan’a iletildiğinde 'Ne münasebet efendim, ben gazetelerin içişlerine karışmam' cevabı alındığını, cevabın ilgilisi tarafından gazetenin patronuna iletildiğini biliyorum.

İşte Derya Sazak orada, kendisinden sorulabilir.

Milliyet’in sahibine devletin başka zirvelerinden de 'Yapma' diye özetlenebilecek telkinler geldiğine ise eminim.

(...)

Gazetesinden ayrılmasıyla sonuçlanan süreçte, Hasan Cemal’in kendisi de, Cine-5’te katıldığı Avni Özgürel’in programında, 'Milliyet gazetesinden ayrılmam aşamasında Başbakan Erdoğan'ın etkisi olmadığını düşünüyorum' demişti.

(...)

Siz bu işte bir tuhaflık görmüyor musunuz? Ben şahsen görüyorum. Faturanın yanlış kişilere kesildiğini düşündürecek kadar hem de...

Kimdir bu ‘Beyefendi’? Başbakan Erdoğan da onu merak etmiyor mu?”

 

Hasan Cemal'in eksik sözleri 

Önce, Hasan Cemal'in Avni Özgürel'e söyledikleri için bir tamamlama kaydı düşelim. Özgürel, programda Milliyet olayını sorunca, Cemal bu konuya girmek istemediğini söyledi. Ancak Özgürel, “Başbakan gerçekten senin adını vererek mi atılmanı istedi” mealinde üsteleyince Cemal “bilmediğini, ancak buna ihtimal vermediğini” dile getirdi. Hasan Cemal, aynı programda başka bir şey daha söyledi ki, yapılan alıntılarda bu kısım genellikle eksik bırakılıyor. Cemal, Özgürel'e, 2 Mart Cumartesi günü yayımlanan yazısında “Gazete yapmak ayrıdır, devlet yönetmek ayrıdır. İkisi birbirine karıştırılmasın. Kimse de kimsenin işine öyle karışmasın” satırlarına Başbakan'ın aynı gün, kendi ifadesine de gönderme yaparak“Batsın senin gazeteciliğin” diye tepki gösterdiğini hatırlattı ve Milliyet'in patronu Erdoğan Demirören'in bu sözler üzerine “durumdan vazife çıkarmış olabileceğini” vurguladı.

İyi haber alan bir gazeteci olarak Fehmi Koru'nun, Başbakan'ın yeri geldiğinde, hangi köşe yazarının hangi gazetede yazacağı konusunda bile arzularını dile getirdiğini bildiğini tahmin etmek zor değil.

 

Demirören: Başbakan ağır konuştu, ağladım

Bu hatırlatmadan sonra, asıl meseleye gelebiliriz. Zira bu noktada, ben de Fehmi Koru gibi, en az siyasi baskı kadar medya patronları ve gazete yöneticilerinin tavırları üzerinde de durmanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Filmi biraz geri saracağım. Milliyet'in 28 Şubat'ta yayımladığı “İmralı tutanakları” haberine gelen tepkiler üzerine Hasan Cemal gazetenin manşetini savundu ve 2 Mart'taki yazısında “herkes kendi işini yapsın” mesajını içeren yazıyı yazdı. İşte bu yazının ardından, Erdoğan Demirören, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından arandığını ve bu görüşmenin ardından“hayatında hiç kimsenin kendisine bu kadar ağır laf etmediğini, telefonu kapattıktan sonra ağladığını” çevresindeki bazı isimlerle ve o sırada Genel Yayın Yönetmeni olan Derya Sazak ile paylaştı.

Başbakan gerçekten Demirören'i aradı mı, aradıysa “Hasan Cemal'i at” dedi mi bilmiyorum. Ancak Demirören'in meseleyi böyle koyarak Sazak'tan “Hasan Cemal ve Can Dündar'ın işine son vermesini istediğini” biliyorum. Bu noktada Başbakan'ın, Milliyet ve Vatan gazetelerini satın aldıktan sonra Erdoğan Demirören'in kendisini aradığını ve medya grubunun başına kimi getireceğini sorduğunu, kendisinin de Akif Beki'yi tavsiye ettiğini gazetecilere açıkladığını hatırlatayım.

Sazak'ın, Demirören'in Hasan Cemal'in işine son verilmesi talebini hemen kabul etmediğini, gazetenin en etkili yazarını bir süre korumaya çalıştığını biliyoruz. Ancak bu duruma rağmen, Sazak'ın, Hasan Cemal'in gazetedeki 15 yıllık köşesi kapatıldıktan sonra 25 Mart'ta yayımlanan editoryal yazısında, patrondan kaynaklı bir sorun olmadığını iddia edebildiğini de biliyoruz. Gerçekten de Sazak, “Masum değiliz hiçbirimiz” ifadesini de kullandığı o yazıda şunları diyebildi:

“Hasan Cemal, salı günü yazılarına başlayacaktı. Başbakan’a yanıt ve ‘medyadaki sermaye yapısını’ sorgulama konusundaki ısrarı nedeniyle, yayımlamadım. Erdoğan’a yanıtını zaten 2 Mart’ta vermiştik. Erdoğan Demirören’le ilgili tercihimizi ise aylar öncesinde topluca yapmıştık. Kürt meselesinin çözüm süreciyle medyada yüzyıllık kavram olan ‘sermaye yapısı’ tartışmasının herhalde zamanı değildi! Yazıyı basmadığımdan sayın Demirören’in sonradan haberi oldu!..”

Sazak'a göre “Hasan Cemal, o yazıda ısrarın gazeteyle ‘vedalaşmak’ olacağını biliyordu. Çünkü gazetecilikte mesleki etik kadar, gazeteci-yayıncı ilişkilerini tanımlayan ‘iş etiği’ de geçerliydi.”

 

Demirören Sazak'tan habersiz anons koymak istedi

Gazetenin manşetini savunduğu için gazetedeki köşesi kapatılan Hasan Cemal'den sonra sıra Can Dündar'a geldi. Sazak, yaklaşık dört ay sonra, aynı Hasan Cemal olayında olduğu gibi yazıları zaten bir süredir “izin formülüyle durdurulmuş” olan Dündar için “Onu da at” talebine muhatap oldu. Dündar krizi sürerken, Sazak'ın genel yayın yönetmenliğine son verildi.

Sazak 30 Temmuz Salı günü Milliyet Genel Yayın Yönetmenliği görevinden alındı. Ertesi gün, hakkındaki karar çoktan verilmiş olan Can Dündar'a tebligat da Erdoğan Demirören tarafından telefonla yapıldı. Sonrası malum, Milliyet Genel Yayın Yönetmenliği görevine, Ankara Temsilcisi Fikret Bila getirildi.

Aslında, Erdoğan Demirören ile oğulları Yıldırım ve Tayfun Demirören, Sazak'la yollarını daha önce ayırmaya karar verdiler. Sazak'ı hem “masraflı” buluyorlardı, hem de ısrarla gazeteden atılmasını istedikleri Can Dündar ile birlikte protestolar sırasında Gezi Parkı'na gitmesi gibi nedenlerle “dikkatsiz” buluyorlardı. Hatta, resmen görevden almadan önce Derya Sazak ve Can Dündar ile yollarını ayırdıklarını gazeteden anons ettirmek istediler. Ancak bunun şık olmayacağı kendilerine anlatıldı.

Bu "masraf" meselesi Demirören ailesi tarafından sık telaffuz ediliyor, mesela Sazak'ın bir süre önce satın aldığı yat için gazeteden bir ekibi Napoli'de görevlendirdiği konuşuluyor.

 

Demirörenler Köşk'te, Sazak bekleyişte 

Demirörenlerin, Dündar ve Sazak ile yolların ayrıldığını, kendilerine de haber vermeden duyurmak istemelerindeki ısrarının nedeni çok kısa bir süre sonra anlaşılacaktı. Artık, yazının başında alıntıladığım Fehmi Koru'nun sözlerine dönebiliriz. Koru, “Milliyet’in sahibine devletin başka zirvelerinden de 'Yapma' diye özetlenebilecek telkinler geldiğine eminim” diyordu.

Koru'nun yazısında geçen “zirve” tarifi, elbette akıllara Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü getirdi. Nitekim Gül, Letonya gezisi sırasında (2 Nisan) Hasan Cemal olayına ilişkin olarak yöneltilen soru üzerine; baskı varsa da, yoksa da, her durumda Milliyet'i ayıplayan bir açıklama yapmıştı. Gül'ün sözlerini hatırlayalım:

“Açıkçası Hasan Cemal’e karşı yapılan çok büyük bir ayıptır. Yani fikirlerini tutarsınız, tutmazsınız o ayrı, ama bunları samimiyetle yazıyor. (...) Ben gazetesini söylüyorum açıkçası... Yani eğer gazetesine varsa bir empoze, gazetesi de orada direnecek kardeşim... İşte Başbakan da söyledi, diğerleri de söyledi, ‘Böyle bir şey bizden yok’ diye.”

Velhasıl Fehmi Koru haklıydı. Zira Demirörenler yaz dönemi çalışmaları için İstanbul'da, Huber Köşkü'nde bulunan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den davet almışlardı. Ve Köşk'te görüşmeye gitmeden önce, olası bir rica karşısında Cumhurbaşkanı'nı kırmamış olmak için Derya Sazak'la yollarını ayırdıklarını resmen duyurmuş bulunmayı arzu ediyorlardı.

Her neyse, bu anons yapılmadı ve Demirörenler Huber Köşkü'ne gittiler. O sırada Milliyet'te gergin bir bekleyiş vardı. Zira Derya Sazak, kendisiyle defteri kapatmış olan Demirören'lerin Köşk'te karar değiştirmek zorunda kalacaklarını umuyordu. O kadar ki, gazetede, tanıkların da bulunduğu bekleyiş sırasında birkaç kez Huber Köşkü'nü arattı:

“Cumhurbaşkanı ile görüşme başladı mı?”

Nihayet “Başladı” cevabı gelince Sazak'ın, kendisinin genel yayın yönetmenliğinden alınması konusunda “bakalım o kadar kolay olacak mı” mealinde umut belli ettiği anlatılıyor.

Köşk'teki görüşmede ne konuşuldu bilmiyorum. Fehmi Koru, medyaya karşı tahammülsüzlük meselesini dert ettiği bilinen Cumhurbaşkanı'nın Demirören'lere “Yapma” dediğini yazıyor.

Ancak sonuç değişmemişti. Huber Köşkü'nden dönünce Milliyet binasının, patronların odasının bulunduğu 8. katına çağrılan isim Derya Sazak değil, Fikret Bila oldu. Ve Demirören'ler Sazak'la yollarını kesin olarak ayırdıklarını duyurdular.

Bu arada Sazak'ın Milliyet'te köşe yazarı olarak kalma formülü gazete kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Belki Köşk görüşmesi Sazak için “inadına Genel Yayın Yönetmenliği”ne devam etme imkânı sağlamasa da, köşe yazarı olarak kalma arzusunu geçerli kılmıştı. Bunu bir bilgiye dayanarak değil, sadece tahmin olarak dile getiriyorum.

 

Medyanın tek sorunu baskı değil 

Evet, bugün Türkiye'de siyasi baskı nedeniyle işsiz bırakılmış, köşesi kapatılmış, programı kaldırılmış onlarca gazeteci var. Ancak bir demokrasi sorunu haline gelmiş Türkiye medyasını sadece siyasi baskıya mercek tutarak anlayamayız.

Ana akım medyanın haberciliği öteleyen sermaye yapısı, medya sahibi grupların diğer çıkarları nedeniyle gazeteciliği örseliyor, siyasi baskının menziline çok daha kolay sokuyor. Ve medya elitleri bile yeri geldiğinde siyasi baskıyı kullanmak isteyebiliyor!

Diğer yandan baskı mekanizmasının iktidarların zayıf olduğu dönemlerde tersine işlediğini, medyaya girmiş sermaye gruplarının siyaset üzerinde nasıl baskı kurduklarını da biliyoruz.

Nerede olursa olsun “gazeteci” olarak kalmayı başaran meslektaşları tenzih edelim. Ancak grup medyalarında, siyasi baskıdan sermaye yapısına ve medya elitlerine kadar uzanan bütün ihtimaller gazeteciliğin doğasına aykırı sonuçlar üretiyor.

Konfüçyüs der ki...

En zor şey, karanlık bir odada bir kara kediyi bulmaktır, özellikle odada kedi yoksa!

.

Facebook Yorumları

Emlak8
2.7.2018
Hazal Özvarış söyleşileri ve şüphenin yararı; önümüze konanın ardına bakmak...
20.6.2018
20 soruda Tansu Çiller Türkiye'sinin karanlığında işlenen o cinayetler
1.6.2018
Mavi en sevdiğimiz renkti...
5.5.2018
Kılıçdaroğlu'nun 'geniş ittifak' çağrısının hedefi Akşener, İnce'nin adaylığı İyi Parti'de beklentileri değiştirdi
24.4.2018
Dört muhalefet partisi uzlaşmaya yakın; Erdoğan'a karşı Gül'ün 'ortak adaylığı' konusunda son gelişmeler neler?
19.2.2018
Bizim 'eğer'li yalnızlığımız...
24.1.2018
Tek başına bir güçtü; gazetecilik can çekişirken Uğur Mumcu 25 yıldır yaşıyor!
29.9.2017
'Gazeteci' Alev Coşkun, 'Fethullahçı' Cumhuriyet'e karşı!
17.6.2017
CHP'ye 'sokak' ihtarları çeken iktidara bir okuma tavsiyesi: Erdoğan biyografisi
8.6.2015
25 maddede azınlık hükümeti, erken seçim, koalisyon ihtimalleri ne, Erdoğan ne yapabilir?
30.5.2015
'Kitleler güruhlaştırılıyor, toplum polisleştiriliyor, artık yarı totaliter bir rejim var!..'
13.4.2015
Bir zavallı yanaşma!..
21.03.2015
Yepyeni Türkiye: Arınç, Erdoğan'ın 'anayasa suçu' işlediği mesajını veriyor!
20.02.2015
Tacize, tecavüze, şiddete ilk taşı günahsız olan atsın!
11.02.2015
Erdoğan'a rağmen, Erdoğan'ın hoşlanmadığı, Erdoğan'ı tedirgin eden şeyler oluyor...
12.12.2014
Çekin ellerinizi gazetecilerin üzerinden!
20.11.2014
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan'ı 'bedelli askerliği kaşımak'la suçluyor!
10.11.2014
'Ezilme Mustafa Karaalioğlu' diyesim var ama...
06.11.2014
40 soruda Balyoz davasında neler oldu, ne oluyor, ne olabilir?
30.10.2014
Zaman gazetesi, ÇYDD'nin burs verdiği 'fahişeleri' ve 'teröristleri' hatırlıyor mu?
27.10.2014
Erdoğan, neden 'Hrant Dink cinayeti paralel yapının işi' diyemez?
02.10.2014
Bir AİHM, iki Erdoğan; zorunlu din dersi, sorunlu matematik
25.09.2014
Doğan grubuna vergi cezasıyla kaç kuş vuruldu, yeni medya düzeni nasıl kuruldu?
12.09.2014
İnternette büyük gözaltı ve Erdoğan'ın Gül'e attığı çizik
19.08.2014
Gazeteler nüfuz kâğıdı olunca editoryal denetim ile sansür birbirine karışır
11.07.2014
20 soruda Tansu Çiller Türkiye'sinin karanlığında işlenen o cinayetler
05.06.2014
TÜSİAD-hükümet hattında ne oluyor, Sütaş'ta da vergi incelemesi mi var?
01.06.2014
Ne yaparsanız yapın, İstanbul artık Gezi Parkı'nın etrafındaki şehrin de adıdır!
11.05.2014
Tarihten güncelliğe bir soru: Başbakan 'edepli' davrandı mı?
02.05.2014
Grev gözcülüğünden devlet sözcülüğüne Erdoğan'ın hikâyesi
19.04.2014
Başbakanlık ve Köşk için iki anayasası olan Erdoğan ile Gül yol ayrımında
07.04.2014
25 soruda Cumhurbaşkanlığı seçimi; neden tartışmalı, nasıl yapılacak?
03.04.2014
TİB Başkanı'na bugünler için yargı dokunulmazlığı sağlandı!
30.03.2014
Halk aldanmaz, inandığı aydınlar aldanırsa aldanır!
28.03.2014
TİB, hangi yasal yetkiyle YouTube'u kapatabildi?
10.03.2014
Demirören'in sıvı hâli ve gözyaşının kirlenmesi
19.02.2014
İnternet yasası değişiyor, 'beyefendi gazeteciliği' ağır yaralı!
18.02.2014
Markar Esayan ve 'kepaze olmadan yaşlanmanın imkânsızlığı...'
05.02.2014
Mahkeme kararında TİB'in yayından çıkarmak istediği CHP önergesi yok!
04.02.2014
25 soruda mevcut internet yasası ve getirilmek istenen yeni düzen
01.02.2014
Yolsuzluk sorularını TBMM'nin sitesinden de kaldıracak mısınız
27.01.2014
Yasadışı kayıtlar Erdoğan'ın dilinde, yasal dinlemelerin yayını ise yasak!
20.01.2014
AKP'nin 'cemaat savcıları'na karşı vefasızlığına dair üç hikâye
30.12.2013
Şemdinli Savcısı'ndan İstanbul Savcısı'na bir memleket hikâyesi...
27.12.2013
Kabine revizyonu neler diyor, hangi bakan Erdoğan'a sürpriz yapabilir?
25.12.2013
Erdoğan 'yargıya hakaret' ve 'adil yargılamayı etkileme' suçu işliyor!
25.12.2013
Erdoğan, AKP Programı'nda yolsuzluk için hangi sözleri vermişti?
23.12.2013
Tutuklanan Halkbank Genel Müdürü için sürpriz tanıklar mı geliyor?
22.12.2013
Gazeteci sorgusunda çekilen tespih, rüşvet baskınında niye sorun oldu?
18.12.2013
18 maddede hükümet ne mesaj verdi, cemaate örgüt operasyonu yolda mı?
18.12.2013
Penguence konuşan medya ve operasyonda cemaatin rolü üzerine...
10.12.2013
Erdoğan'ın 'möbleli zindanı'ndan Erdoğan Türkiyesi'nin cezaevlerine
02.12.2013
Şırnak katliamı ve sonrasında Ankara'da neler oluyordu?
28.11.2013
'1982 Anayasası'nda özel hayat hükmü mükemmel, ama pratikte çiğneniyor!'
26.11.2013
'1982 Anayasası'nda özel hayat hükmü mükemmel, ama pratikte çiğneniyor!'
25.11.2013
'Ağzı olmayan bir çığlık' olarak Türkiye'de gazetecilik!
20.11.2013
Erdoğan-Arınç barışı, kız-erkek evlerinin denetimini rafa mı kaldırdı?
13.11.2013
Erdoğan-Arınç krizinde hangi noktadayız, istifa gündeme gelir mi?
11.11.2013
Gül: Türkiye'nin yolu bellidir, sorun çıkarsa lokomotif değiştirilir!
09.11.2013
25 maddede Arınç'ın Erdoğan'a resti ne anlama geliyor, neler olabilir?
02.10.2013
Gül'ün hatırlattığı; 2014'te başbakan seçimi de yapılacak
17.09.2013
Devlet ayağa kalk; Hrant Dink davası yeniden başlıyor!
04.09.2013
MGK'nın ‘28 Şubat tutanakları’ açıklaması neden önemli?
16.08.2013
Demirtaş: Paketin alternatifi savaş, Öcalan'a göre başka fırsat olmayabilir
12.08.2013
Uzun bir Milliyet hikâyesi: Demirören Köşk'e neden gitti?
09.08.2013
Hüseyin Çelik için bir utanç hikâyesi
05.08.2013
Ergenekon ve Amistad: Hikâye ne?
01.08.2013
35. madde değişikliği darbe girişimi ve 28 Şubat davalarını etkileyebilir mi?
25.06.2013
Erdoğan'ın bir 'marjinal' olarak portresi...
18.06.2013
Gezi Parkı eylemleri suçsa, AK Parti Programı o suçun delili sayılır!
15.06.2013
Gezi Parkı direnişi Erdoğan'ı beş noktada değiştirdi
12.06.2013
Dolmabahçe Camisi'ne asıl sığınan kim, kim hukuku ayaklar altına aldı?
03.06.2013
Neymiş; ekonomi iyiyse, habercilik kötüymüş!
02.06.2013
Bir Gezi Parkı, üç AKP!
01.06.2013
Medya da suskun, bu halkı kim kandırıyor?
31.05.2013
Gezi Parkı'ndaki ağaçlar, kendini gazeteci sanır!
27.05.2013
'Siyasi faaliyet yapanı çok şiddetle cezalandıracağım!..'
22.05.2013
Erdoğan Cumhurbaşkanlığı'na aday olduğunu dolaylı olarak duyurdu
20.05.2013
‘Hasan Cemal’ deyip iki noktayı üst üste koyunca…
10.05.2013
Fethullah Gülen 'Türkiye'de yine darbe olur mu' sorusuna ne cevap verdi?
06.05.2013
15 soruda 1 Mayıs olayları, 1 Mayıs açıklamaları, hukuk ve devlet
02.05.2013
Aktivizm değil, jurnalizm
25.04.2013
Mustafa Kemal ‘light’ bir paşa mıydı
22.04.2013
Cumhuriyet gazetesinde neler oluyor?
18.04.2013
Cemaat’in ‘özgürlük’ çıkışı ne anlama geliyor
11.04.2013
Anadil yasağı Anayasa’ya ne zaman girdi
08.04.2013
Yeni Şafak ve İlhan Cihaner'in yaptırdığı telefon dinlemeleri üzerine
28.03.2013
Her insan kendi heykelini yontar
25.03.2013
Gazeteler sizinse, gazetecilik bizimdir!
22.03.2013
15 maddede Öcalan'ın mektubu
21.03.2013
Evvel zaman içinde Milliyet
14.03.2013
Mâbeyn kâtibi
09.03.2013
Hasan Cemal sansürü Hürriyet'te de yürürlükte!
07.03.2013
Türk basın kuvvetleri işbaşında
28.02.2013
Berfo Ana ile Yaşar Büyükanıt
21.02.2013
Dikkat et, başın öne eğilmesin
19.02.2013
Devletimiz Hollanda'da lezbiyen çifti takipteyken...
14.02.2013
‘Türkiye devleti’ nasıl kuruldu
07.02.2013
Başbakan, Haberal için ne düşünüyor
31.01.2013
‘Önyargı’ örgütünün ‘yasadışı’ eylemleri
24.01.2013
Gazetecilikten ‘şovmenliğe’ Birand
17.01.2013
Dünyadan Türkiye’ye barış için dokuz madde
10.01.2013
Tansu Çiller ve Nimet Baş; tarihselliğin talihsizliği
03.01.2013
Yavaşlamazsan anlayamazsın
27.12.2012
Erdoğan gizli dinleme ve izlemeleri nasıl meşrulaştırdı
20.12.2012
Beklenmedik bir hadise
13.12.2012
Koç ve Sabancı’ya reklam tebligatı
06.12.2012
Evet Hrant, Türklük aşağılandı
29.11.2012
Kanlı liste için 18 yıl sonra gelen açıklama
22.11.2012
Darbe Komisyonu’nda Çiller hayranlığı
15.11.2012
Tansu Hanım, siz zaten bitmiştiniz
08.11.2012
Gazetecileri de konuşalım mı
01.11.2012
Darbelerin ömrü ne kadar
25.10.2012
‘Terör örgütünün önemli açıklamaları…’
18.10.2012
Ve AB raporuna medya patronları da girdi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Emlak8.Net