Doğan AKIN

T24.Com



Bookmark and Share

Bir zavallı yanaşma!..


13.4.2015 - Bu Yazı 1723 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Prof. Engin Geçtan, beynin katmanlarını anlatırken literatürden "bodrum" benzetmesini de aktarır.

İnsanın bodrum katlarındaki yaşı, nüfus kayıtlarında yazmaz. İki ayağımız üzerine dikilişimizin binlerce yıllık tarihi, imkânları ve sorunlarıyla her doğumda o bodrum katta bir kez daha doğar, her insana bir kez daha devrolur.

Hayattan öğrendiklerimizle o bodrumun üzerinde inşa ederiz kendimizi. O bodrumun bilinmezliğine, yer yer karanlığına mesafemiz ne öğrendiğimize ve nasıl bir hayat inşa ettiğimize, sonuçta nelere tenezzül edip etmediğimize bağlı.

Markar Esayan'ın, bir divana uzanmış sayıklar gibi Yeni Şafak'ta yazdığı yazıları, ama özellikle T24 hakkındaki yazısını okurken düşündüm bunları. Uzunca bir süredir yazıdan ziyade dilekçe kaleme alan bir "yanaşma"dan söz ediyorum. Bir zavallı yanaşmadan.

Esayan, Taraf'ta yazar ve yöneticiyken "diktatör, otoriter, aşağılık kompleksli, kibirli" ifadeleriyle de andığı Tayyip Erdoğan'a ve AKP'ye Yeni Şafak'ta yazdığı pişmanlık dilekçelerine yalvar yakar aradığı cevabı nihayet aldı. Başvurusunu kabul eden AKP, Esayan'ı İstanbul 2. Bölge 12. sıradan milletvekili adayı gösterdi.

Uzunca bir süredir ihale usulü bir "yazarlık", sipariş usulü bir "gazetecilik" yürürlükte. Büyük savrulmalarla icra edilen acıklı bir gazetecilik.

Misal, Taraf'ta Erdoğan'ın otoriterliğinden dem vuran Esayan'lar, hükümete yakın yayınlara geçince bir de ne görsünler; Erdoğan aslında büyük bir devrimci değil miymiş!

Aksi de oluyor tabii. İktidara yakın gazetelerde çöplendikten sonra muhalif yayınlara geçen/geçmek zorunda kalan gazeteciler ve yazarlar eşliğinde de acıklı manzaralara tanık oluyoruz. Misal, bir de bakıyorsunuz Türkiye ekonomisi, o muvafık yazar muhalif olduğu anda krize giriyor!

'Taciz edilen, güdümlü, zavallı muhabir!..'

İnsan düştüğü yerde, başkalarının felaketinde de teselli arar. O kadar ki, bazıları teselli bulmak için başkalarına felaket hayal eder, inşa etmeye çalışır.

Esayan da, geçtiğimiz günlerdeki bir yazısında, böyle bir inşaat faaliyetinde T24 tesellisi hayal etti. Güldük, biraz da ona iyi gelsin T24, deyip geçtik. Ancak izleyen dilekçelerinin birinde tekrar döndü konuya.

Mesele şu: Murat Şevki Çoban, T24'ün kitap bölümü K24 için, bir süre önce Dünyayı Politik Düşünmek kitabı İletişim Yayınları'nca Türkçeye çevrilen Belçikalı siyaset kuramcısı Chantal Mouffe ile zihin açıcı bir söyleşi yaptı.

Çoban, "Demokrasi, çatışmayı toptan yok edecek otoriter bir yola başvurmadan bu çatışmalarla nasıl baş edeceğimizi ve böylelikle benim agonistik yüzleşme diye tarif ettiğim duruma ulaşmamızı sağlayacak yöntemdir. Agonistik yüzleşmede, karşıt taraflar birbirini yok edilmesi gereken bir düşman olarak değil, rakip veya hasım olarak görürler" görüşünü dile getiren Mouffe'a şu soruyu da yöneltti:

- Dost/düşman ayrımını Türkiye üzerinden konuşmak istiyorum. Biz Türkiye’de ne zamandır “biz ve onlar” şeklinde ayrışmış bir toplumda yaşıyoruz. Fakat bu kutuplaşma, rakipler arası bir çatışma değil, sizin demokrasiyle bağdaşmayacağını söylediğiniz “dost/ düşman” karşıtlığı şeklinde kurgulandı. Olgular ve fikirler de, içeriklerine göre değil, failin hangi gruptan olduğuna göre değerlendiriliyor. Böylesi bölünmüş toplumlar için agonistik bir çözüm mümkün mü sizce?

"Evet, bu agonistik değil" diyerek başladığı cevabında Mouffe, özetle, "muhalefetin de demokratik süreci kabul etmediğini, mücadelenin tarafına rakip gözüyle değil, düşman gözüyle baktığını" belirtiyor ve örnek olarak Venezuela'da muhalefetin Chavez'i askeri darbeyle indirmeye çalışmasını da veriyor.

Esayan, 1 Nisan Çarşamba günü Yeni Şafak'ta yayımlanan "Chantal Mouffe’u Orhan Pamuk mu sandın T24?" başlıklı yazısında bu soru ve cevap üzerinde odaklanıyor. Olabilir. Ancak bunu şöyle kirli bir lisanla yapıyor:

"Bir süre önce Türkiye’de bulunan ve Radikal Demokrasi çalışmalarıyla tanınan Belçikalı siyaset bilimci Chantal Mouffe, şu bizim kendine jilet atan sol liberaller ve cemaatçilerin toplaştığı T24’ün kültür bölümüne (K24) bir röportaj vermişti. Taraf’tan tanıdığım yetenekli bir muhabir (Murat Şevki Çoban) maalesef T24’ün ağlarına düşmüş, gerçekten üzüldüm."

"Tüm röportajın Erdoğan’a prestijli bir isme “çaktırmak” için planlandığını anlıyorsunuz."

"Bu cenah AB fonları ve mesleki bağlantılarıyla hem piyasaya sürekli insan yetiştirip sürüyor, hem de varolanları istihdam ediyor. Amaç politik iklim yaratmak. Bu gençlere demokratik/özgür, kendilerini kullandırtmayacakları istihdam alanları yaratmak lazım. Özellikle de medyada. Bu başlı başına çocuk/genç tacizine giren bir durum."

"Neyse, işte bu mekanizma böyle çalışıyor. Mahalle baskısı ile bunalttığınız yerli ünlülerle işiniz kolaydır. Orhan Pamuk’u en sonunda teslim aldılar mesela. Pamuk Gezi ve 17/25 Aralık’ın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Ama Erdoğan’a dönük darbenin arkasındaki küresel ittifakın haşmetini de biliyor ve önünde sonunda Erdoğan’ın bu sürek avında tekleyeceğini hesap ederek vaziyet alıyor. Ahlaki olmadığı kesin, ama bir rasyonalitesi var."

(…)

"Mouffe’u hazırlık sorularıyla epey bir kızıştırdığını düşünen güdümlü muhabir, aniden o soruyu soruyor…"

"Tercüme edelim: Güdümlü muhabir Erdoğan’ın siyasi rakiplerine Mouffe’un savunduğu 'hasım' anlayışıyla değil, 'düşman' anlayışıyla yaklaştığını benimsetmeye, böylelikle kutuplaşma üzerinden Erdoğan’a 'çaktırmaya' çalışıyor. Böylelikle birkaç milyon dolara yapamayacağınız reklamı Mouffe sayesinde yapabileceksiniz. Orhan Pamuk-Çınar Oskay (Hürriyet) röportajında olduğu gibi... Ama Mouffe, Pamuk’tan daha özgün biri…"

"Güdümlü muhabiri en son 'Günümüz Türkiye’sine benzediğini söylemek zor aslında' diye debelenirken görüyoruz. İnşallah Doğan Akın veya kimse sitenin asıl sorumlusu, zavallı çocuğu işten atmamışlardır." 

İnternet yasaklarını yalanlarla savunmak

AKP'ye dilekçe yazmaya başlamadığı, milletvekili adayı olmadığı, Erdoğan'a "diktatör" de dediği yıllarda T24'e hayranlığını defalarca dile getirmiş olan Esayan'ın, yukarıda aynen aktardığım Çoban'ın sorusu üzerine uzanıp sayıkladığı divandaki seviyesi bu.

- T24'ün ağlarına düşmüş…

- Zavallı çocuk…

- Güdümlü muhabir...

- Başlı başına çocuk/genç tacizi!..

O sorudan, ancak kendisini bir yerlere göstermeye çalışan bir zavallı bu ifadeleri türetebilirdi.

Yayın Koordinatörü de olduğu Taraf'ta birlikte çalıştığı gençleri hiçbir anlamda taciz ettiğini bu iktidar yanaşması arzuhalciye bile yakıştırmadığım bir lisan bu.

İnternet yayınlarındaki yasaklara karşı çıkanların taleplerini "Pornoma dokunma" diye tercüme edecek kadar kendisini kaybeden Esayan'ın, yeni internet düzenlemelerini okumaya bile gerek görmeden kaleme alabildiği o yazıda ne hâllere düştüğünü daha önce yazmıştım:

Markar Esayan ve 'kepaze olmadan yaşlanmanın imkânsızlığı…'

Esayan, porno üzerinden inşa etmeye çalıştığı o ahlakçı ama ahlaksız yazısında, bırakın pornoyu, "müstehcen" bulunan yayınların bile yıllardır yargı kararına bile gerek görülmeden idare tarafından doğrudan engellendiğini saklayarak öne sürüyordu bu yalanı:

Ortalık 'pornoma dokunma'cılardan geçilmiyor!

Sonuç malum; o internet yasaklarıyla yolsuzluk haberleri uçuruluyor internet sitelerinden.

Velhasıl sayıklarken, bir fiskeye bile gerek bırakmayan kendi ağırlığıyla yuvarlandıkça yuvarlanıyor Esayan; genç/çocuk tacizi, porno, zavallı, güdümlü…

Esayan'ın eski AKP'si: Kibirli, totaliter, mezhepçi, akçeli işlere bulaşmış

Aşağılara, daha aşağılara doğru tırmanırken, misal Taraf'ta yönetici ve yazar olduğu yıllarda inşa ettiği maziden utanmıyor:

- AK Parti’nin (yeni anayasa sürecinde / D.A) yoktan yarattığı “başkanlık kartı” çok işlevsel olacak. Hükümetin birbirine göbeğinden bağlı olan anayasa ve çözüm sürecini başkanlık ısrarı ile riske atmayacağını öngörüyorum. Ancak başkanlık kartından vazgeçmek, bir kaldıraç vazifesi görerek muhalefeti ve endişeli kesimlerin itirazlarını havada asılı bırakacak. (Taraf / 11 Nisan 2013)

- Başkanlık sistemi hikayenin mutlu sonu... Başkanlık Sistemi tartışmasını Erdoğan’ın kişiliğine indirgeme ısrarı bir bönlüğün sonucu değil; bilinçli bir tercih... Gerici ittifakın yıllardır özenle inşa ettiği Erdoğan nefreti aslında o dönem hangi reform yapılıyorsa onun dönüştürücü, devrimci etkisini maskelemek üzere işlev gördü. Bir algı mühendisliği olduğu için de insanların düşünceleri üzerinde hakimiyet kurabileceğine dair bir kibri ima etti. (Yeni Şafak / 18 Mart 2015)

- AK Parti fabrika ayarlarına döner mi… Birkaç şey olabilirdi. Sanırım olabileceklerin en kötüsünü yaşıyoruz. Vesayet akıllandı. AK Parti’yi ortak ahlaktan yakaladı. Belli oranda güç kaybetmiş olsa da, vesayet asla bu ülkeyi tekrar ele geçirme gücünden aşağı düşmüş değil. Çünkü gücünü artık AK Parti’nin yanlışlarından ve paylaştığı ahlakından tahkim ediyor: Kibir, totaliterlik, muhafazakâr kemalizm, devletçilik, teklik, mezhepçilik, akçeli işler... (Taraf / 26 Temmuz 2012)

- AK Parti, kemalizmden neşet eden “ahlakın” muhafazakâr bir türünü ustalık dönemi diye bizlere sunuyor. Bunu 80 milyon liralık dev camilerle bir süre daha gizleyebilirler… CHP’nin laiklik sömürüsü siyasetini terk etmek zorunda kalması ve Kürt sorununda her kıvama uyabilir hâle gelişi, halkın ciddi anayasa ve reform talebi, dış konjonktür, Sayın Erdoğan’a “yürü ya kulum” der gibi. Ancak o bunu yapmak yerine, kendisi ve partisinin geleceği ile meşgul oluyor. Enerjisini buna verdiği için Uludere gibi sürekli gol yiyor. Siyaseten rakipsizliği, demokratik sermayesinin yetersizliği, kadim kibir, onu üreten aşağılık kompleksi ve aşırı güç birleştiğinde, bugünkü resim ortaya çıkıyor. Ne yazık! (Taraf / 26 Temmuz 2012)

'AK Parti siyahları aştı,
siyahlar da zenginleşiyor'

- Türkiye’de beyazlık tarihi, hem etik, hem de hukuki olarak bir suç bagajına tekabül eder. AK Parti ve belli orandaki bir taban kesiminde, Siyahlıkları ile ilgili linç ve tehlikeden kurtuldukları, devletle de zımni bir barış imzaladıktan beridir Beyazlarla bir yakınlaşma, melezleşme kendini gösteriyor. Başbakan’ın (Erdoğan / D.A), beyazların adını vermeden, “Biz onların iktidarı değiliz, onların istediklerini değil, halkımızın taleplerini yerine getiriyoruz” dediği pek çok konuşmasını hatırlarım. Ama ne Başbakan, ne de tabanının bir kısmı öyledir artık. Bu da kaçınılmaz sosyolojik gelişimlerden biridir aslında. AK Parti Siyah ve siyasete tekabül eden hâliyle, reformcu kalamadığı için, devleti yönetirken de Uludere gibi olaylarda Beyazları fersah fersah aştı. Siyahlar da artık zenginleşiyor, iktidarı kullanıyor ve iyi yaşamak, kazandıkları para ve gücü keyif almak için kullanmak istiyorlar. Ama bunun için rol modelleri yok. Darbe tehlikesi de geçtiğine, Beyazlar “pes” dediğine göre, neden onların kadim Beyazlıklarını alıp üstlerine başlarına sürmesinler ki? Hep Siyah, hep Siyah, nereye kadar! (Taraf / 23 Temmuz 2012)

'Aslında Kemalistlerin yaptığından farklı değil'

- AK Parti’deki savrulma ve Milli Görüş’e dönüş işaretleri benim bu partinin “eski Türkiye’nin yeni partisi” tesbitime uygun şekilde ilerliyor. Toplum mühendisliği doğal süreci kestiği için, mütedeyyinlerin gündelik hayata tesirleri de donmuş bir kalıptan çözülerek büyük bir güçle geri döndü… Çamlıca’ya dev cami, Diyanet’in bir Sünni fetva makamına dönüştürülmesi ve kürtaj yasağı gibi konularda bunları deneyimliyoruz. Bu aslında Kemalistlerin yaptığından pek farklı değil. Tepede üretiliyor çünkü. Bunun toplumun bir ihtiyacından kaynaklanıp kaynaklanmadığı çok önemli değil. Toplumun öncelikli talebi özgürlükçü bir sivil anayasa iken, kürtajı aylarca tartışmamızın başka bir izahı var mı? (Taraf / 19 Temmuz 2012)

- Açıkçası, ne operada mescide ne de Çamlıca’da camiye karşıyım. Ama bu, dindarlık değil, muhafazakârlık üreten bir popülizmle yapılınca, halkı geriye götüren, arazlarını istismar eden bir mühendisliğe dönüşüyor… Dindarlık kibir üretmez. Dindar şaşaadan kaçınır, sağ elinin verdiğini sol eli bilsin istemez. (…)

'Erdoğan tabanı okuyamıyor veya...'

- Bize özgü iki ciddi zorluğumuz var. İlki, acaba Erdoğan tabanının taleplerini gerçekten doğru okuyor mu, yoksa bunlar artık onun şahsi talepleri mi? Bence artık tam da okuyamadığı veya okuduğu şeyi yapmayı tercih etmediği için popülizm yapıyor.  (…) Bu ülke hepimizin. Millet-i hâkime değilsiniz. Kemalistlere bu yüzden karşı çıktık ve çıkıyorsak, bunu kim yaparsa elbette yine karşı çıkacağız. Ama bir kemalistin, dindarın, eşcinselin, kadının bana eşit olduğunu hissetmezsem, eleştirilerimin hiçbir değeri olmaz.

Zaten muhafazakârların kompleksleri üzerine de bir yazı yazmayı düşünüyorum. Şu “beyaz” kesimlere affedersiniz “yaranmalar” türünden bir kompleksin eleştirisi olacak bu. (Taraf / 19 Temmuz 2012)

'Bu ülkeden özlediğimiz
demokratik hareket çıkamaz'

- AK Parti kendinden menkul, ortaya birdenbire çıkmış bir mucize değil. Dindar orta sınıfın yarattığı, yaratmak zorunda olduğu bir güç taşmasının siyasi sonucu. Bunun siyasi zemini de Erbakan Hoca’nın Milli Nizam’ı, Milli Görüş’ü ve Adil Düzen’inden geliyor. Erdoğan-Gül ve Arınç, bu talebin ne kadar güçlü olduğunu fark ettiler. Bu talebi göğüslemek için değişmek gerektiğini anlayıp özeleştiri yaptılar. Erbakan Hoca limitini 28 Şubat’taki tutumuyla doldurmuştu. Fazla devletçiydi. Taban kabına sığmıyordu. Hiçbir parti kurulduktan üç gün sonra iktidar olmaz. Bu durum onların evrensel anlamda demokrat olduğu anlamına gelmiyordu. Şöyle söyleyeyim: Bu ülkeden özlediğimiz türden demokratik bir hareket henüz çıkamaz. Tarihimiz buna uygun değil. Demokrasi damıtılarak elde edilen bir bakiyedir. Demokratik tecrübelerimiz yeterli oranda birikmiş değil. (Taraf / 9 Temmuz 2012)

'Gerçek AK Parti bu'

- Şimdi daha normalleştiğimiz günlerdeyiz. Vesayet geriledi. AK Parti devleti devraldı. Bu iyi bir şey. Aktörler artık kendilerini olduğu gibi göstermek durumundalar. Bu da zamanın daha optimal kullanılması demek. CHP “laiklik tehlikede”, AK Parti de “darbe tehlikesi” zırhlarından kurtulmuş durumda. O nedenle, Uludere sonrası Genelkurmay Başkanı’nı, Hava Kuvvetleri Komutanı’nı görevden almayan, ÖYM’leri kendi hesabına göre değiştiren ve gelecek soruşturmaları öngörüp 1913’ten beri en büyük dokunulmazlık yasasını çıkaran, Samsun selinden sonra yıkılan duvarı savunup “Samsun’u kurtardık” diyen, kürtaj ve Ruhban Okulu için aslında kaldırılması gereken Diyanet’i dolaşıma sokan AK Parti’ye kızmayın. Kızmayın derken sükûtu hayale uğramayın demek istiyorum. Gerçek AK Parti bu. (…) Ben çoğunlukla Erdoğan’ın bizim eleştirilerimize değer verdiğini, ama tam da bu sermaye azlığından dolayı komplolara sarıldığını düşünüyorum. (Taraf / 9 Temmuz 2012)

'İçlerine sızmış vesayet ve totaliterlik'

- Askeri kışlasına soktuktan sonra, bugün de bizim içinde bulunduğumuz asıl demokrasi sınavı başlayacak. Ortak düşmandan kurtulduktan sonra Müslüman Kardeşler demokrasiyi toplumun tüm kesimleriyle paylaşacak mı, yoksa “benim başarım, benim ustalık dönemim ve benim devletim” mi diyecek? Yani onların da karşısına, kendi içlerine sızmış vesayet ve totaliterlikler çıkacak ve bölünecekler. Burada belki vesayetle baş ettikleri dönemden daha çok zorlanacaklar. (Taraf / 2 Temmuz 2012)

'Ses kaydı yayınına yasak koyma açık sansür'

- (Yeni Şafak'taki Esayan'ın "darbe girişimi" dediği 17-25 Aralık soruşturmalarındaki tapeleri hatırlatarak / D.A) Asıl sorunu yaratan TMK’nın hükümetin gündeminde olmaması tepki çekiyor. Üstelik üstünlerin hukukuna son veren savcıların herkese dokunabilme yetkisinin tersyüz edilmek istenmesi, yani yargılamaların başbakan, bakan ve valilerin iznine tabi kılınması tek bir AK Parti’li seçmenin isteyebileceği bir şey değil. Hele hele kamu yararı istisnası olmadan, Avrupa Konseyi’nin talebine ters olarak ses kayıtlarının suç içerse bile yayımlanmasına getirilecek beş yıllık ceza ve gazetecilerin ertelenen cezaların tümünden mesul olması, açık bir sansür koyma. (Taraf / 14 Haziran 2012)

- Sayın Başbakan (Erdoğan), Birinci Şike Yasası’nın kuşa çevrilmesinde ve gitgide artan tansiyondaki payı konusunda hiç düşündü mü acaba? (17 Mayıs 2012 / Taraf)

'Vesayet, Erdoğan'ı
otoriterliğini kontrolde tutuyordu'

- Gül, Erdoğan’ın ustalık döneminden hiç memnun değil. Kibirli ve özgüven patlaması hâlindeki totaliter tavır ve tercihleriyle, AK Parti’nin reformcu misyonunu kaybettiğini, pek çok fırsatın kaçırıldığını, özellikle şike, Uludere, kürtaj vs. gibi konularda ciddi hatalar yapıldığını düşünüyor. Erdoğan’a içten içe çok kızdığına eminim doğrusu. (…) Vesayet baskısı Erdoğan’ın totaliter yönünü kontrol altında tutan bir emniyet supabıydı. O dönem ile bu dönem arasında vefanın yorumlanmasını sağlayacak şartlar da tamamen farklı. (Taraf / 6 Ağustos 2012)

'Ülkeye çöken totaliter hava'

- Doğrusu ülkeye dört koldan çöken bu totaliter hava fena halde can sıkıcı. (…) Başbakan’ın (Erdoğan / D.A) sürdürdüğü “Tiyatro” ve “Tek din” tartışması da aynı tahammülsüzlük ve kategorik bakışla devam ediyor. Millet-i hâkime tavrı ile, ülkeyi tarif ediyor Başbakan. Kızdığında farklı sesleri de hedefine koyuyor. “Artık sıra bizde” mantığı ile kendi tabanının hoşuna gidecek sözleri sarf etmenin onu güçlendireceğini düşünüyor. “Tek dil”den vazgeçerken, onu dengelemek için “tek din” argümanına sarılıyor. Oysa, bu da bir tür toplum mühendisliğidir ve her mühendislik gibi totaliterdir. Halkı tarif etmek, o tarife girmeyenleri dışlamak demektir. (Taraf / 7 Mayıs 2012)

- Kültür Bakanlığı’nın devlet tiyatrolarının sayısını arttırmaya yönelik siyasetinden, (Doğan Akın’ın dünkü yazısını okuyun mutlaka) Başbakan’ın masaya yumruk vurmasıyla 180 derece dönüldü, Bakanlar Kurulu’nda o yumruk formüle edildi. Trajikomik bir durum. İlkeli değil öfkeli olunca bu böyle olur hep. Umarım Türk Tarih Kurumu, Askeri Danıştay, YÖK ve Diyanet İşleri’nden de birileri Başbakan’ı öfkelendirir ve bu kurumlar tarih olurlar. Başka türlü olmuyor sanırım. (Taraf / 4 Mayıs 2012)

'Balyoz, derin devletten kurtulma imânı'

- Bugün Taraf’ta Baykal operasyonu ile vitrin düzeltirken, partiye yeni yüz olarak katılan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve PM üyesi Umut Oran’ın Balyoz davası için Avrupa Parlamentosu üyelerine tek tek gönderdiği bir propaganda metnini okuyacaksınız. Bu ibretlik belgenin başlığı “Balyoz, Uydurma Bir Darbe Planı’nın Özeti” adını taşıyor. 2012 İlerleme Raporu’nu doğrudan etkilemeyi amaçlayan, dava hakkında çarpıtılmış, tamamen yargıya müdahale anlamında bir PR çalışması yapmış CHP’nin bu “genç ve yeni” yüzü. Yargının yaptığı Ahmet Şık, Nedim Şener gibi hataların yarattığı çatlağı, tüm yüzleşme ve derin devletten kurtulma sürecini baltalama imkânı olarak büyütmeyi amaçlayan bir iktidar üretme çabası. Aslında bu açık bir intihar. Ama CHP zaten böyle bir parti ve hastalığı ile yüzleşmesini beklemek saflık olur. (Taraf / 19 Nisan 2012)

- Bu şüphesiz Tuncay Özkan özelinde bir karar, başka sanıkların durumları farklı olabilir. Ama (AİHM / D.A) genel bir hüküm kurarak Ergenekon örgütünü, suç tanımını ve Ergenekon mahkemelerinin hukuksallığının altını çiziyor. Hadi bizde bir kutuplaşmadır, bir savaştır, bir ahlaksızlıktır gidiyor, işte AİHM açıkça “Ergenekon var” diyor. Bu Ergenekon, Balyoz gibi davaları hedef haline getiren lobiye ağır bir darbe. (Taraf / 16 Şubat 2012)

'Balyoz davasına yeniden
dönmek vicdani sorumluluk'

Ergenekon ve Balyoz davaları... 17 Aralık'tan sonra ortaya çıkan sarsıcı derecede şüpheli tabloda, bu davalara yeniden dönmek vicdani ve ilkesel bir sorumluluk. Bu davalarda bir kişi bile yaratılmış delil veya siyasi tarafgirlik ile zarar görmüşse, hayata olduğu gibi devam edemeyiz. Somut deliller kayıtlı olduğuna ve buharlaşıp uçmayacağına göre, hüküm giyen kişiler bazında neden yeniden yargılama bu kadar rahatsız edici olsun? (Yeni Şafak / 28 Ocak 2014)

2012: Balyoz sanıklarında liyakat mi vardı!
2015: Sanıkların hakkı iade edilmeli

- Sedat Ergin Balyoz ve Ergenekon sanığı askerlerin emekli edilmesinin TSK'da liyakat sistemini bozduğunu iddia ederek içerlenmis. Liyakat? (Twitter hesabından / Ağustos 2012)

- Balyoz Davası'ndaki beraatlerden sonra sicilleri bozulan, emekli ettirilen veya terfilerinden olan kişilerin hakları iade edilmelidir. (Twitter hesabından / Nisan 2015)

- Mehmet Baransu dün kendisini takip eden iki MİT mensubunu emniyete yakalattı. Taraf’tan Ahmet Altan, Yasemin Çongar, ben ve o zaman Taraf yazarı olan arkadaşımız Amberin Zaman ile birlikte Mehmet Altan da kod isimlerle, yani isimlerimiz saklanarak çıkartılan mahkeme kararlarıyla MİT tarafından dinlenmiş. 2008 ve 2009 yıllarına ait dinleme kararları 11. ve 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilmiş. Benim kod ismim Vahan ve Hossain Seyfullah... MİT bizleri yabancı casuslar gibi gösterip yasadışı dinleme yapmış, bu dinlemeler daha sonra da devam etmiş olmalı. Mahkeme aşamasında dinlemeleri kimin talep ettiği, müsebbipleri ve ayrıntıları ortaya çıkar nasıl olsa. Reformlar konusunda patinaj yapan, devletin sadece asker değil, her kurumuyla temizlenmesi, derinlerinden boşanması konusunda tereddütlü davranan ve böyle bir devlete sahip çıkan hükümet de, umarım, yaptığımız eleştirilerin haklılığını kabul eder ve gereklerini yapar. (Taraf / 9 Şubat 2012)

Her insan, kendi heykelini yontar

Bugüne kadar yapamadı Esayan, yine de bir ihtimal. Yeni Şafak ve AKP'den sonraki durağında belki de, "Bizi sahte isimlerle dinleyerek suç işleyen MİT'çiler hakkında neden savcılığın talep ettiği soruşturma iznini vermediniz" sorusunu yöneltebilir Erdoğan'a!

Uzattım, daha da uzatmayayım. Son derece makul bir sorudan, "taciz edilen çocuk, zavallı, güdümlü muhabir" ifadeleri eşliğinde "Erdoğan'a kasıtlı olarak çaktırma" sayıklaması üreten Esayan'ın vaziyeti bu.

"Kullanışlı bir aptal" olarak mı, yoksa "ağına düştüğü güçlerin tacizi altında güdümlü bir yazar" olarak mı kullandı Taraf yıllarındaki ifadeleri, bilmiyorum.

Velhasıl, iktidardan onaylı TV programlarıyla da maaşa bağlanan, gazeteciliği şahsi çıkarları için araçsallaştıran, ihale usulü gazetecilik peşinde acıklı hâllere düşen, her türlü iktidara müptela yanaşmaların yanaşacağı bir yer değil T24.

İlhan Selçuk ne güzel söylemiş; her insan yaşamı boyunca kendi heykelini yontar. Esayan da, bir ucube yontmuş işte kendine…

AKP adayı olduktan sonra, "Allah nasip ederse gideceğiz ve Meclis'te halkımızın bize verdiği görevleri yerine getirmeye çalışacağız" demiş Esayan.

Neden olmasın? Meclis'e de girer. O kadar dert değil, sadece bir prosedür, milletvekili sıralarına oturmak için "namusu ve şerefi" üzerine yemin de eder.

Konfüçyüs der ki; en zor şey, karanlık bir odada bir kara kediyi bulmaktır, özellikle odada kedi yoksa...

.

Facebook Yorumları

Kod8
2.7.2018
Hazal Özvarış söyleşileri ve şüphenin yararı; önümüze konanın ardına bakmak...
20.6.2018
20 soruda Tansu Çiller Türkiye'sinin karanlığında işlenen o cinayetler
1.6.2018
Mavi en sevdiğimiz renkti...
5.5.2018
Kılıçdaroğlu'nun 'geniş ittifak' çağrısının hedefi Akşener, İnce'nin adaylığı İyi Parti'de beklentileri değiştirdi
24.4.2018
Dört muhalefet partisi uzlaşmaya yakın; Erdoğan'a karşı Gül'ün 'ortak adaylığı' konusunda son gelişmeler neler?
19.2.2018
Bizim 'eğer'li yalnızlığımız...
24.1.2018
Tek başına bir güçtü; gazetecilik can çekişirken Uğur Mumcu 25 yıldır yaşıyor!
29.9.2017
'Gazeteci' Alev Coşkun, 'Fethullahçı' Cumhuriyet'e karşı!
17.6.2017
CHP'ye 'sokak' ihtarları çeken iktidara bir okuma tavsiyesi: Erdoğan biyografisi
8.6.2015
25 maddede azınlık hükümeti, erken seçim, koalisyon ihtimalleri ne, Erdoğan ne yapabilir?
30.5.2015
'Kitleler güruhlaştırılıyor, toplum polisleştiriliyor, artık yarı totaliter bir rejim var!..'
13.4.2015
Bir zavallı yanaşma!..
21.03.2015
Yepyeni Türkiye: Arınç, Erdoğan'ın 'anayasa suçu' işlediği mesajını veriyor!
20.02.2015
Tacize, tecavüze, şiddete ilk taşı günahsız olan atsın!
11.02.2015
Erdoğan'a rağmen, Erdoğan'ın hoşlanmadığı, Erdoğan'ı tedirgin eden şeyler oluyor...
12.12.2014
Çekin ellerinizi gazetecilerin üzerinden!
20.11.2014
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan'ı 'bedelli askerliği kaşımak'la suçluyor!
10.11.2014
'Ezilme Mustafa Karaalioğlu' diyesim var ama...
06.11.2014
40 soruda Balyoz davasında neler oldu, ne oluyor, ne olabilir?
30.10.2014
Zaman gazetesi, ÇYDD'nin burs verdiği 'fahişeleri' ve 'teröristleri' hatırlıyor mu?
27.10.2014
Erdoğan, neden 'Hrant Dink cinayeti paralel yapının işi' diyemez?
02.10.2014
Bir AİHM, iki Erdoğan; zorunlu din dersi, sorunlu matematik
25.09.2014
Doğan grubuna vergi cezasıyla kaç kuş vuruldu, yeni medya düzeni nasıl kuruldu?
12.09.2014
İnternette büyük gözaltı ve Erdoğan'ın Gül'e attığı çizik
19.08.2014
Gazeteler nüfuz kâğıdı olunca editoryal denetim ile sansür birbirine karışır
11.07.2014
20 soruda Tansu Çiller Türkiye'sinin karanlığında işlenen o cinayetler
05.06.2014
TÜSİAD-hükümet hattında ne oluyor, Sütaş'ta da vergi incelemesi mi var?
01.06.2014
Ne yaparsanız yapın, İstanbul artık Gezi Parkı'nın etrafındaki şehrin de adıdır!
11.05.2014
Tarihten güncelliğe bir soru: Başbakan 'edepli' davrandı mı?
02.05.2014
Grev gözcülüğünden devlet sözcülüğüne Erdoğan'ın hikâyesi
19.04.2014
Başbakanlık ve Köşk için iki anayasası olan Erdoğan ile Gül yol ayrımında
07.04.2014
25 soruda Cumhurbaşkanlığı seçimi; neden tartışmalı, nasıl yapılacak?
03.04.2014
TİB Başkanı'na bugünler için yargı dokunulmazlığı sağlandı!
30.03.2014
Halk aldanmaz, inandığı aydınlar aldanırsa aldanır!
28.03.2014
TİB, hangi yasal yetkiyle YouTube'u kapatabildi?
10.03.2014
Demirören'in sıvı hâli ve gözyaşının kirlenmesi
19.02.2014
İnternet yasası değişiyor, 'beyefendi gazeteciliği' ağır yaralı!
18.02.2014
Markar Esayan ve 'kepaze olmadan yaşlanmanın imkânsızlığı...'
05.02.2014
Mahkeme kararında TİB'in yayından çıkarmak istediği CHP önergesi yok!
04.02.2014
25 soruda mevcut internet yasası ve getirilmek istenen yeni düzen
01.02.2014
Yolsuzluk sorularını TBMM'nin sitesinden de kaldıracak mısınız
27.01.2014
Yasadışı kayıtlar Erdoğan'ın dilinde, yasal dinlemelerin yayını ise yasak!
20.01.2014
AKP'nin 'cemaat savcıları'na karşı vefasızlığına dair üç hikâye
30.12.2013
Şemdinli Savcısı'ndan İstanbul Savcısı'na bir memleket hikâyesi...
27.12.2013
Kabine revizyonu neler diyor, hangi bakan Erdoğan'a sürpriz yapabilir?
25.12.2013
Erdoğan 'yargıya hakaret' ve 'adil yargılamayı etkileme' suçu işliyor!
25.12.2013
Erdoğan, AKP Programı'nda yolsuzluk için hangi sözleri vermişti?
23.12.2013
Tutuklanan Halkbank Genel Müdürü için sürpriz tanıklar mı geliyor?
22.12.2013
Gazeteci sorgusunda çekilen tespih, rüşvet baskınında niye sorun oldu?
18.12.2013
18 maddede hükümet ne mesaj verdi, cemaate örgüt operasyonu yolda mı?
18.12.2013
Penguence konuşan medya ve operasyonda cemaatin rolü üzerine...
10.12.2013
Erdoğan'ın 'möbleli zindanı'ndan Erdoğan Türkiyesi'nin cezaevlerine
02.12.2013
Şırnak katliamı ve sonrasında Ankara'da neler oluyordu?
28.11.2013
'1982 Anayasası'nda özel hayat hükmü mükemmel, ama pratikte çiğneniyor!'
26.11.2013
'1982 Anayasası'nda özel hayat hükmü mükemmel, ama pratikte çiğneniyor!'
25.11.2013
'Ağzı olmayan bir çığlık' olarak Türkiye'de gazetecilik!
20.11.2013
Erdoğan-Arınç barışı, kız-erkek evlerinin denetimini rafa mı kaldırdı?
13.11.2013
Erdoğan-Arınç krizinde hangi noktadayız, istifa gündeme gelir mi?
11.11.2013
Gül: Türkiye'nin yolu bellidir, sorun çıkarsa lokomotif değiştirilir!
09.11.2013
25 maddede Arınç'ın Erdoğan'a resti ne anlama geliyor, neler olabilir?
02.10.2013
Gül'ün hatırlattığı; 2014'te başbakan seçimi de yapılacak
17.09.2013
Devlet ayağa kalk; Hrant Dink davası yeniden başlıyor!
04.09.2013
MGK'nın ‘28 Şubat tutanakları’ açıklaması neden önemli?
16.08.2013
Demirtaş: Paketin alternatifi savaş, Öcalan'a göre başka fırsat olmayabilir
12.08.2013
Uzun bir Milliyet hikâyesi: Demirören Köşk'e neden gitti?
09.08.2013
Hüseyin Çelik için bir utanç hikâyesi
05.08.2013
Ergenekon ve Amistad: Hikâye ne?
01.08.2013
35. madde değişikliği darbe girişimi ve 28 Şubat davalarını etkileyebilir mi?
25.06.2013
Erdoğan'ın bir 'marjinal' olarak portresi...
18.06.2013
Gezi Parkı eylemleri suçsa, AK Parti Programı o suçun delili sayılır!
15.06.2013
Gezi Parkı direnişi Erdoğan'ı beş noktada değiştirdi
12.06.2013
Dolmabahçe Camisi'ne asıl sığınan kim, kim hukuku ayaklar altına aldı?
03.06.2013
Neymiş; ekonomi iyiyse, habercilik kötüymüş!
02.06.2013
Bir Gezi Parkı, üç AKP!
01.06.2013
Medya da suskun, bu halkı kim kandırıyor?
31.05.2013
Gezi Parkı'ndaki ağaçlar, kendini gazeteci sanır!
27.05.2013
'Siyasi faaliyet yapanı çok şiddetle cezalandıracağım!..'
22.05.2013
Erdoğan Cumhurbaşkanlığı'na aday olduğunu dolaylı olarak duyurdu
20.05.2013
‘Hasan Cemal’ deyip iki noktayı üst üste koyunca…
10.05.2013
Fethullah Gülen 'Türkiye'de yine darbe olur mu' sorusuna ne cevap verdi?
06.05.2013
15 soruda 1 Mayıs olayları, 1 Mayıs açıklamaları, hukuk ve devlet
02.05.2013
Aktivizm değil, jurnalizm
25.04.2013
Mustafa Kemal ‘light’ bir paşa mıydı
22.04.2013
Cumhuriyet gazetesinde neler oluyor?
18.04.2013
Cemaat’in ‘özgürlük’ çıkışı ne anlama geliyor
11.04.2013
Anadil yasağı Anayasa’ya ne zaman girdi
08.04.2013
Yeni Şafak ve İlhan Cihaner'in yaptırdığı telefon dinlemeleri üzerine
28.03.2013
Her insan kendi heykelini yontar
25.03.2013
Gazeteler sizinse, gazetecilik bizimdir!
22.03.2013
15 maddede Öcalan'ın mektubu
21.03.2013
Evvel zaman içinde Milliyet
14.03.2013
Mâbeyn kâtibi
09.03.2013
Hasan Cemal sansürü Hürriyet'te de yürürlükte!
07.03.2013
Türk basın kuvvetleri işbaşında
28.02.2013
Berfo Ana ile Yaşar Büyükanıt
21.02.2013
Dikkat et, başın öne eğilmesin
19.02.2013
Devletimiz Hollanda'da lezbiyen çifti takipteyken...
14.02.2013
‘Türkiye devleti’ nasıl kuruldu
07.02.2013
Başbakan, Haberal için ne düşünüyor
31.01.2013
‘Önyargı’ örgütünün ‘yasadışı’ eylemleri
24.01.2013
Gazetecilikten ‘şovmenliğe’ Birand
17.01.2013
Dünyadan Türkiye’ye barış için dokuz madde
10.01.2013
Tansu Çiller ve Nimet Baş; tarihselliğin talihsizliği
03.01.2013
Yavaşlamazsan anlayamazsın
27.12.2012
Erdoğan gizli dinleme ve izlemeleri nasıl meşrulaştırdı
20.12.2012
Beklenmedik bir hadise
13.12.2012
Koç ve Sabancı’ya reklam tebligatı
06.12.2012
Evet Hrant, Türklük aşağılandı
29.11.2012
Kanlı liste için 18 yıl sonra gelen açıklama
22.11.2012
Darbe Komisyonu’nda Çiller hayranlığı
15.11.2012
Tansu Hanım, siz zaten bitmiştiniz
08.11.2012
Gazetecileri de konuşalım mı
01.11.2012
Darbelerin ömrü ne kadar
25.10.2012
‘Terör örgütünün önemli açıklamaları…’
18.10.2012
Ve AB raporuna medya patronları da girdi
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları



Kod8